|
Yazarın
çilesi
ZAMAN zaman yazarları
kendi iç dünyalarının yalnızlığı sarıverir. Kapıldıkları o hüzünlü
ortamlarda kalemlerinden gönül kırıklıklarının sesleri yükseliverir.
Çetin Altan'ın geçen günkü yazısındaki
şu tümce gibi:
- Ben yazmasam ne olur? Hiçbir şeycik
olmaz.
Ünlü yazar da çok iyi bilir ki, o
yazmazsa yazın dünyamızın en lezzetli pınarlarından biri kurur.
Ben hep söylerim; Çetin Altan şanssız
bir zamanda, şanssız bir mekánda gelmiş dünyaya.
Okuma yoksunu bir toplumun yazarı
olmuş.
Ömrünü yazıya harcamış bir kalem
adamı için dayanılmaz bir talihsizliktir bu...
Çetin Altan ve onun jenerasyonu yine
çok iyi dayanmışlar bu vefasızlığa.
Geçenlerde bir yazar arkadaşım, bilim
adamı bir dostuna rastlamış.
Profesör arkadaşı sormuş yazara:
- Bir gün benim öğrencilerime bir
konferans verir misin?
- Tabii... Büyük bir zevkle... Ara
beni.
Profesör, yazar arkadaşımın yıllar
önce çalıştığı gazetenin adını söylemiş ve ‘‘Oradan değil mi?’’
diye sormuş.
Yazar şaşkın, ‘‘Yahu, ben 20 yıl
önce ayrıldım o gazeteden’’.
Ve anlamış ki profesör hiç gazete
okumuyor.
* * *
Bir ilginç olay da benim başımdan
geçti.
Bir yazar arkadaşla bir dostumuzu
ziyarete gittik. Büyük binadan içeri girince bizi iki güzel genç
kız karşıladı.
Şirketin sahibiyle görüşeceğimizi,
randevumuz olduğunu söyledik. Telefon ettiler ve kızlardan biri
‘‘Sizi ben çıkaracağım. Buyurun’’ dedi.
Genç kız önde biz arkada asansöre
bindik. Arkadaşıma güleç bir yüzle sordu:
- Siz ne iş yapıyorsunuz?
- İhracat.
- A bakın, o da güzel iş.
Arkadaş dayanamadı, önce bana dönüp
muzip muzip güldü, sonra genç kıza ‘‘Ama ben hayalisini yapıyorum’’
dedi.
Genç kız birkaç saniye duraladı,
sonra gülmeye başladı.
Asansörden inince dayanamayıp sordum:
- Siz hangi okulu bitirdiniz.
- İletişim fakültesini.
- Sizi kutlarım.
Ve ikimiz de anladık ki, bu iletişim
fakültesi mezunu genç kız eline gazete almamış.
* * *
Yıllar önce sosyal ve toplumsal röportajlarıyla
döneminin en ünlü gazetecisi olan bir arkadaşım anlatmıştı.
Anadolu'da bir kente gitmiş. Akşam
yemekte o kentin ileri gelenleriyle birlikte olmuş.
Bir genç hanım, bizim arkadaşa şöyle
demiş:
‘‘Sizin Fenerbahçe-Kaşımpaşa maçıyla
ilgili yazınız çok güzeldi.
Arkadaşın başından aşağı kaynar sular
dökülmüş.
Nedenini şöyle anlatmıştı:
- Düşün, toplumda ses getiren sosyal
röportajlarımdan birini bile hatırlamayan bu hanım, gidiyor laf
olsun diye kırk yılda bir spordaki çocukların ısrarıyla yazdığım
kısacık bir maç yorumunu anımsıyor. Belli ki bu hanım gazetenin
sadece ve sadece spor sayfasını okuyor. O gece inan bana yıkıldım.
Çetin Altan haklı; okuma yoksunu
bir toplumun yazarı olmak inanın dayanılacak bir işkence değildir.
Tufan TÜRENÇ/ Hürriyet
- 16.03.2002
|