|
Tabelalardaki
Kirlenme ve Ayşe Özyağcılar
Bazen tek bir okur mektubu
gününüzü aydınlatıyor, yüreğinizi ısıtıyor.
"işte böyle insanlar
olduça Türkiye batmaz" diyorsunuz.
Ayşe Özyağcılar bir
Türkçe tutkunu.
Bilinçli bir vatandaş,
gerçek bir aydın.
Geçenlerde gazetedeki
arkadaşlar, "Türkçe Tabelalarda Kirleniyor" diye bir
haber yapmışlardı.
Dükkân tabelalarındaki
yabancı dil özentisine ve dil yanlışlarına dikkati çeken çok güzel
bir haberdir bu.
Özyağcılar da bu haberden
esinlenerek, gözüne çarpan "garip Türkçe" örneklerini
yollamış.
Sadece tabelalardaki
"yabancı sözcük" kirlenmesine değil, bunun ardındaki
nedenlere de değinen Özyağcılar, "örnek bir vatandaş"
davranışını sergilediği mektubunda şöyle diyor:
"7 Şubat tarihli
Cumhuriyet gazetesinin arka sayfasındaki 'Türkçe Tabelalarda Kirleniyor'
başlıklı yazıyı ilgiyle okudum.
Bizi her cepheden
kuşatmakta olan 'yabancı' sözcüklerin giderek artmasından duyduğum
büyük rahatsızlıkla bir süredir bu konuda bazı notlar alıyorum.
Tepkilerimi not etmeye, yaşadığım Acıbadem semtinde yürüyüş yaparken
sıklıkla rastladığım 'yabancı' tabelaları bir kenara kaydederek
başlamıştım. Önce 'CAFE2 bolluğu dikkatimi çekti. Cafe Park, Cafe
Sohbet, hep 'Cafe' bir şey. Neden Park Kafe,, Sohbet Kafe olamıyor
diye düşündüm. (Hatta vişne yerine wishne diye tabela asıp 'pes
doğrusu!' dedirtenler bile var.) Aynı şekilde neredeyse bütün
kuaförler, Kuaför Ahmet, Kuaför Mehmet değil de Coiffeur Ahmet,
Coiffeur Mehmet tabelaları asmış. Gözlemlerime göre 'yabancı'
tabela asan işletmeler listesinde ilginç olarak birinci sayı güzellik
ve spor salonları alıyor: Mr.Muscle Form Center, Acıbadem Form
Center, Eurogym Form Center, Lina Solarium, Sun A Day Solarium
ve Nouvelle, In Style, Lindy, Antesis, Primadonna, Alice, Typhoon,
Slender You, Frottee güzellik salonları (değil, beauty center'lar,
daha da kötüsü güzellik center'lar)...
Kimin tamamında,
kimin başında, kimin sonunda, ama mutlaka bir yerinde bir 'yabancı'
dokunuş var. 'Acaba neden?' diye sorgulamadan edemiyorum. Güzel
olmak, formda kalmak isteyen ülkemiz insanlarını bu salonlara,
merkezlere kendi dilimizde davet etsek gelmezler mi? Belki de
bu hizmetlerden yararlanabilmenin önkoşulu en az bir yabancı dil
bilmektir!
Yoksa asıl neden,
bu merkezlerden yararlanabilmek oldukça pahalıya mal olduğundan
bu işletmelerin halka değil de belli bir kesime hitap etmesi ve
bu kesimin de nedense büyük çoğunlukla 'yabancı olsun da ne olursa
olsun' tarzında bir özenti içerisinde olması, dolayısıyla da 'yabancı'
tabelalarla daha kolay cezbedilebilmeleri olabilir mi?
Bu kompleks neden?
Neden böyle bir özenti içerisindeyiz?
27 Aralık 2001 tarihli
Milliyet gazetesinde okuduğum bir haberi aktarmak istiyorum: Ankara'nın
Sincan ilçesinde Kaymakam Şener Sarıçiftçi'nin önderliğiyle ilçedeki
kadınların üreterek geçinebilmeleri için kurulan merkezde Erçem
adıyla üretilen botlar çok beğenilmiş ve üst düzey bürokratlardan
sipariş gelmiş. Ancak, piyasa beklenen ilgiyi göstermeyince, Kaymakam
Sarıçiftçi ilgi çekecek bir bot markası araştırmış ve İngilizce
olan Hunter yani Türkçesiyle Avcı adını marka olarak botlara vermiş.
Botlar da adları Hunter olunca kapışmaya başlamış, sipariş yetiştiremez
olmuşlar. Erçem dediler olmadı, Avcı deseler olmazdı, Hunter deyince
tuttu işte! Bot aynı bot ama imaj başka imaj. Bilmem yoruma gerek
var mı?.. (Hunter botlar misali şimdi televizyonlarda sürekli
izlemek zorunda kaldığımız Trendy and Friendy koltuk takımlarımıza
ne demeli? 'Farklı, çağdaş, sıcak, sevimli vb. tasarımlar' dense
bu çok 'banal' kaçar tabii, öyle değil mi?)"
Özyağcılar'ın mektubu
uzun.
Belki ilerdeki günlerde
öteki örneklerine de değinirim. Ama bugün bu özel mektubu sizlerle
paylaşırken, Türkçe öğretmenlerine de seslenmek, "Acaba,
öğrencilerine, evden okula, okuldan eve gidip gelirken, gözlerine
çarpan yabancı tabela ve ilanları not etmeleri konusunda ödev
verseler, sonra da bu örnekleri sınıfta tartışsalar, Türkçe bilincinin
yerleşmesine katkıda bulunmuş olmazlar mı" diye sormak istiyorum.
Emre KONGAR / Cumhuriyet
- 14 Mart 2002
|