|
İçinde bulunduğumuz yıllara ve olaylara, her türlü siyasi tercihinizden
sıyrılıp şöyle bir baktığınızda Osmanlı' nın 1740-50'li yılların
neredeyse aynen yaşanmakta olduğunu göreceksiniz, ve niçin bu
gün her zamankinden daha fazla birlik ve dayanışmaya geresinimimiz
oldğunumuz tek komşumuz Gürcistan. Ama onun da geleceği pek net
değil. Böylesi güzel bir doğa ve türlü zenginliğe sahip bir ulus
bir an önce kendini toparlamazsa nasıl oyunlara alet edilir bilinemez.
Onun dışındaki tüm sınırlarda hep tetikte olmak zorundayız. En
büyük düşmanını ise bu gün Brüksel kararları olarak karışımıza
çıkıyor.
Avrupa birliğine girme çabalarının bana iyi görünen tek yanı yasal
ortamımızı uygarlaştırmak ve çağdaşlaştırmak zorunda kalmamız.
Yasal ortam koşullarının iyileştirilmesi tüm güzellikleri yakın
klar. Ama hiçbir zaman bu birliğe üye olamayacağımızı da biliyorum.
Bu kadar heterojen bir birlik içsel bütünlüğünü nasıl sağlar?
Bir dış tayin ederek. O dış biziz. Biz ise her geçen gün buradan
uzatılan buyunduruğa kendi elimizle boynumuzu uzatıyoruz. Sürekli
alınan ve belli kesimlere peşkeş çekilen dş borçlar bizim kendi
ayaklarımız üstünde durmamızı engelliyor.
Ağaçlardan ormanı göremeyenlere, duyurulur ki, bu gün yapılacak
en önemli şey, bireylerin, sivil toplum örgütlerinin ve tüm toplum
kesimlerinin, ulusal ve yerel tedbirleri, ayağı yere basan projeleri,kendi
yağıyla kavrulma stratejilerini, kaynakları üretime yönelten taktikleri
oluşturmaları ve savunmalarıdır.
Bunu anlamak bir şey, bu uğurda birleşmek ikinci bir şeydir. Bunları
söylerken millete rağmen "milliyetçi kesilen", dine
rağmen "dinci kesilen", toplama rağmen "idealist
kesilen" sapkınlara, bu tavırlarını böyle davranışların değiştirmelerini
tavsiye ediyorum. Zaman sağduyu etrafında birleşme zamanıdır,
ve halkımız 50 yıl önceki halk değildir. Artık bu sapkınlıkların
doğrudan kendilerinin bölücü anlam taşıdığını anlamıştır. Sen
milliyetçiysen bu vatanın evladı olan ben neyim? Sen başı örtük
dindarsan, ben başı açık neyim? İçinden bölücülük kokuları gelen
ideolojilerin hiç mi hiç zamanı değil.
Bu ciddi durum ve karam sar gelecekten nasıl sıyrılabiliriz konusunda
şu öykü çok öğretici:
Bir gün bir kozada küçük bir delik açıldı ve bir adam bedenini
bu küçük delikten çıkarmaya çalışan kelebeği saatlerce seyretti.
Sonra, kelebek sanki daha fazla ilerlemek istemiyormuş gibi durdu.
Ve adam kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Eline bir makas aldı
ve kozayı keserek deliği büyüttü. Kelebek kolayca dışarı çıktı.
Fakat bedeni kocaman ve kanatları kuru ve buruşuktu. Adam, kelebeği
izlemeye devam etti, çünkü zamanla kanatlarının büyüyüp bedenini
taşıyabilecek kadar genişleyebileceğini umut ediyordu. Fakat bu
olmadı. Gerçekte, kelebek ömrünün geri kalanını o kocaman bedeni
ve kuru, buruşuk kanatları ile etrafta sürünerek geçirdi. Uçmayı
hiç başaramadı.
Adamın anlayamadığı, kelebeğin o küçücük delikten dışarı çıkmak
için verdiği müçadelenin kelebek için gerekli olduğuydu, çünkü
bu, Tanrının, yaşam sıvısının kelebeğin bedeninden kanatlarına
doğru akmasını sağlamak için bulduğu yoldu, böylece kelebek kozadan
kurtulduğu anda uçmaya hazır olabilecekti. Bazen mücadeleler,
hayatımızda tam olarak gerek duyduğumuz şeylerdir. Eğer tanrı,
hayatımıza hiç bir engelle karşılaşmadan devam etmemize izin verseydi,
şimdi ve daha sonra olabileceğimiz kadar güçlü olamazdık. Asla
uçamazdık. Uluslar da böyledir...
Prof. Dr. Şengül
Öymen Gür - Karadeniz - 6.06.2001
|