|

BAHÇEKAPILI- Sayın Rady Fish, Sovyetler Birliği'nin ünlü gazetecilerden
ve Türkologlardan birisiniz; Çağdaş yazınımızın belli başlı yapıtlarından
birkaçını üstün bir başarıyla Rusçaya çevirdiğinizi, ünlü ozanımız Nazım
Hikmet' in Moskova'ya ayak basışından ölümünden az önceye değin yanında
bulunduğunuzu, O'nun için biri Nâzım'ın Çilesi adıyla ülkemizde de basılan
üç kitap yazdığınızı biliyoruz. Nâzım'ın Çilesi'ni 'Büyük insan Nâzım
Hikmet'e olan saygı ve vefa borcunuzu ödemek ' düşüncesiyle yazdığınızı
belirttiniz bir yazınında. Bu yapıt için iki kez ülkemize geldiğinizi
de biliyoruz. Şimdi aradan 13 yıl geçtikten sonra üçüncü kez Türkiye'
ye geliyorsunuz. Yeni bir çalışmamı, bir etkinliğe katılma mı yoksa başka
bir şey mi şimdiki geliş nedeniniz ?
FISH- Öncelikle Türkiye'yi özlediğimi söyleyebilirim: Arkadaşlarımı,
dostlarımı, Türkçeyi konuşanları... Bir Türkolog için 13 yıl Türkiye'yi
görmemek katlanılması zor bir iştir... Sonra Uluslar arası Nasreddin Hoca
Şenliği var biliyorsunuz...
BAHÇEKAPILI- Var, 5-10 Temmuz tarihleri arasında Akşehir' de yapılacak
her yıl olduğu gibi...
FISH- Bu şenliğe arkadaşım Dimitri Nikolaef'le katılacağız, Türkiye
Yazarlar Sendikası'nın çağrılısı olarak. Arkadaşım Dimitri Nikolaef Sovyet
Mizah Tarihi Profesörüdür üniversitede. Güldürü ve yergi üzerine yapıtları
var. Biri, "Gülme Yerginin Silahıdır" adını taşıyor. Arkadaşım için Nasreddin
Hoca ilginç bir kişi. Benim için de... Çünkü çocukluğumdan beri Hoca'nın
fıkralarını okuyorum. Babam yazar olduğunu ve güldürü yazını ürünlerini
toplamaya meraklı olduğu için okumaya başlar başlamaz Hoca' nın Rusçaya
çevrilmiş birçok fıkrasıyla karşılaştım, okudum, çok beğendim, çok güldüm.
İkinci Dünya Savaşı'na katıldım belki biliyorsunuz, yaralandım. Bunun
üzerine Moskova Üniversitesi Doğu Dilleri Enstitüsü'ne öğrenci olarak
girdim. Orada, çocukluğumda okuduğum, çok beğendiğim, çok güldüğüm Nasreddin
Hoca fıkralarını Rusçaya çeviren uzman Rdvdevski'nin kürsüsünde okudum.
Ve bitirdikten sonra doktora tezimi de onun kürsüsünde savundum. Bütün
bunlardan dolayı Nasreddin Hoca ve fıkralarıyla bir yakınlığım oldu. Ancak
biliyorsunuz işin aslı, sorun burada değil. Sovyetler Birliği'nde Nasreddin
Hoca çok ünlü bir kişidir. Önce bütün Türk dillerinde konuşan halklar
için Hoca Nasreddin ortak, efsanevi bir kahramandır, Türkiye'deki gibi...
Örnek olarak Türkmenistan'da - Molla Nasreddin derler ona - ve Azerbaycan'
da Türkiye'deki gibi ünlüdür Nasreddin Hoca. Ayrıca ünlü yazarımız Siloviyof
Hoca Nasreddin hakkında iki ciltlik bir roman yazdı. Bu roman çok ilgi
gördü. Birkaç film çevrildi. Özetle Nasreddin Hoca Sovyetler Birliği'nde
çok tanınmış, efsanevi bir kişidir. Bunun için Uluslar arası Nasreddin
Hoca Şenliği halkımızı, okuyucularımızı yakından ilgilendirir, onlar için
ilginç olabilir. Döndükten sonra Moskova'da yayınlanan Edebiyat Gazetesi'nde
burada gördüklerimizi, Şenlik'te geçen olayları anlatacağız, yazacağız.
Edebiyat Gazetesi bizim haftalık bir dergimizdir. Burada Nasreddin Hoca'ya
gösterilen ilginin, bizim okuyucularca da gösterileceğini umuyorum.
BAHÇEKAPILI- Peki sizce Nasreddin Hoca' yı bu denli ünlü yapan
özellikler nelerdir?
FISH-
Hoca Nasreddin en çok Türkiye'de ve Sovyetler Birliği'nde ünlüdür, bilinir,
okunur, anlatılır. Öteki ülkelerde bu denli ünlü değil. Belki size tuhaf
gelecek söyleyeceğim: Biz birbirimize çok benzeriz. Yani Ruslar benim
ummadığım kadar Türklere, Türkler Ruslara benzer. Türk halklarıyla Slav
halkları birlikte yaşıyorlar bölgede. Ve esprinin kuruluşu, karakteri,
psikolojisi çok benziyor bu halklarda. Bunun için Hoca Nasreddin esprisiyle,
nükteleriyle, psikolojisiyle Sovyetler Birliği'nde de yaşıyor: Yalnız
Türk dillerinde, konuşan halklar için değil, Slav halklara da - Sovyetler
Birliği'nde yaşayan Slav halklar da- çok yakın görüyorlar. Ayrıca biliyorsunuz,
şimdi gelişmiş bir ülke olan Sovyetler Birliği, Ekim Devrimi'nden önce
"Asya tipi üretim tarzı" ya da "az gelişmiş" ya da "gelişmekte olan" bir
ülkeydi. Şimdi çok gelişti, bu başka. Toplumların psikolojisi ekonomileri
kadar çabuk gelişmiyor, değişmiyor. Bu nedenle bürokratizme karşı, gericiliğe
karşı nükteler yapan Hoca Nasreddin Ruslar için psikolojikman çok anlaşılan,
çok sevilen bir kişidir. Ben hem Türkiye' de hem de Sovyetler Birliği'nde
Nasreddin Hoca'nın çok ünlü oluşunu bu nedenlere bağlıyorum.
BAHÇEKAPILI- Hem Sovyetler Birliği'nde hem de ülkemizde ünlü olan,
sevilen yalnızca Nasreddin Hoca değil kuşkusuz?
FISH- Doğal olarak Nâzım Hikmet en başta sayılmalı. En sevilen,
en tanınan Türk yazarı Nâzım' dır Sovyetler Birliği'nde. Ben Nâzım' ın
ölümünden iki yıl sonra Türkiye'ye geldim. İlk gelişimdi bu. Bu ilk gelişimde
müthiş bir hüzün duydum. Nâzım Moskova' da oturduğu sürece onunla sık
sık görüşürdük, çalışırdık. Ben yazılarını, şiirlerini Rusçaya çevirirdim.
Ayrıca Nâzım hakkında araştırma yapardım. O yaşıyorken Sovyetler Birliği'nde
onun hakkında ilik kitabı yazan benim. 1960' da " Nâzım Hikmet " adıyla.
Bu kitabımı Nâzım okudu, beğendi, kimi şeyleri eleştirdi, bu başka. Ha,
hüzün üzerinde durdum. Nâzım' ın ölümünden sonra Türkiye'ye gelişimde
müthiş bir hüzün duydum. Şunun için: Biliyorsunuz Nâzım büyük bir sıla
özlemi içindeydi Moskova'da. "Burası benim ikinci vatanımdır bu başka,
ama birinci vatanıma duyduğum özlem müthiştir" derdi. Ve hep Türkiye'den
konuşurdu. Sovyetler Birliği'nde herkese Türkiye'yi anlatıyordu. Ne güzel
bir ülke olduğunu, neresinde ne olduğunu anlatıyordu, anlatıyordu, anlatıyordu.
Nâzım' ın Türkiye'yi temsil ettiği, tanıttığı gibi hiçbir büyükelçi temsil
edemez, tanıtamaz diyebilirim. Ve Nâzım Türkiyem Türkiyem memleketim memleketim
diye diye öldü gitti. O' nun ölümünden sonra Türkiye'ye gelince, hüzün
duydum, şundan: Ben geldim, Türkiye'yi gördüm, döneceğim Nâzım yok, O'
na Türkiye'yi anlatamam. Türkiye için O' na bir şey anlatabilecekken O
yok. Bundan büyük hüzün duydum. "Üstadım Nâzım ağabey, siz büyük bir şairsiniz"
derdim ona. "Hayır" derdi, "atma. Ben büyük bir şair değilim, olabilirdim,
fakat politik işlerle gereğinden çok uğraştım. Onun için büyük bir şair
olamadım. İyi bir şair oldum. Öyle diyebilirsin." Derdi.
BAHÇEKAPILI- Bu sözleriyle sanatla politikanın birbirinden ayrılması
gerektiğini söylemiyordu kuşkusuz?
FISH- Hayır hayır başka bir şey.
BAHÇEKAPILI- Zamansızlık !
FISH- Evet, Benim anladığıma göre zamansızlığı dile getirmek istiyordu.
Yani "politik çalışmalar çok zaman aldı, büyük sanatçı olmak için hayatın
büyük zamanını sanata vermek gerekir, hem politikayla hem de sanatla uğraşmaya
zaman yetmez" anlamında söylüyordu bunları. Politikasız bir sanat olmadığını
kendisi de söylüyordu, ama doğrudan doğruya örgüt işleriyle uğraştığı
için zaman yetmiyor demek isterdi bence,
BAHÇEKAPILI- Sayın Fish, Nâzım' ın yaşadığı mahallede 3 kitaplık
varmış, bunlardan birinde 200 bin kitap varmış. Bu kitaplıkta Nâzım okurlarıyla
ilişki kurar, onlarla tartışır, söyleşirmiş. Bu kitaplığa Nâzım Hikmet'in
adının verileceğini 28 Ağustos 1979 günü aramızdan ayrılan büyük yazar
Konstantin Simonof, 1976 Eylülünde ülkemize geldiğinde söylemişti. (1)
Acaba gerçekleşti mi?
FISH- Daha gerçekleşmedi. Yalnız O' nun oturduğu evin kapısına
bir anıt-levha çakıldı: "Burada büyük Türk Şairi Nâzım Hikmet yaşadı"
diye yazıldı.
BAHÇEKAPILI- Evinin müze durumuna getirileceği de söylenmişti.
FISH- Daha müze yapılmadı evi. Orada Nâzım' ın son karısı Vera
hanım oturuyor.
BAHÇEKAPILI- Siz " Nâzım Hikmet" adlı yapıtınızdan sonar, Güneş
Bozkaya-Kolontay'ın Türkçeye çevirdiği " Nâzım' ın Çilesi'ni yazdınız.
Bir üçüncü yapıtınız daha var Nâzım hakkında, yanılmıyorsak.
FISH- Evet. "Gönül Aklı: Nâzım' ın Lirizmi" adıyla Sovyetler Birliği'
nde yayınlanan bu yapıtım Türkçeye çevrilince kâğıt bulunabilirse burada
da basılacak. Bu yapıtımda Nâzım' ın dünya şiirindeki yerini saptamaya
çalıştım. O' nu etkileyen ve ondan etkilenen şairleri saptamak istedim.
BAHÇEKAPILI- Nâzım'ın etkisinde kimler kalmıştır?
FISH- Sovyetler Birliği'nde bütün genç şairler, diyebilirim. Başkalarının
da etkisinde kalan bu şairler üzerinde Nâzım' ın etkisini görüyoruz. Örnek
vermek gerekirse; Yevtuşenko: kendisi bana Nazım' dan çok etkilendiğini
söyledi birkaç kez. Vuyzozenski: bilinmiş bir şair, o da Nazım' dan etkilenmiş.
Nâzım yalnızca şiiriyle değil, kişiliğiyle, davranışlarıyla da genç şairleri
etkilemiştir.
BAHÇEKAPILI- Sayın Fish, konuşulacak daha çok konu var, ancak siz
13 yıl aradan sonra ülkemize üçüncü kez yarım saat önce geldiniz. Sizi
daha fazla yormayalım. Ülkemize hoşgeldiniz. İyi günler.
FISH- Hoş bulduk. Dostlara merhaba
(1)
Simonof' la Söyleşi. A. Bahçekapılı Edebiyat Cephesi s:13 1-15 Eylül 1979
Edebiyat Cephesi/16-31.8.1980

|