|
FP'li başkan, bu kaynağın artık Eminönü'ndeki
fakirlere harcanacağını, sağlık ve spor hizmeti vereceklerini söylüyor.
Ama... Ortada bir durum var:
Eminönü Belediyesi'nde 'resmi' başkan
danışmanı diye bilinen İbrahim Ayçiçek var. Aslında FP'nin İl Genel
Meclisi üyesi. En önemlisi de, RP'nin 'gizli kasası' diye bilinen
Süleyman Mercümek'in gizli ortağı.
Eminönü Belediyesi'ni iyi tanıyan
bir dostumuz diyor ki:
‘‘Ayçiçek, belediyeci olacaksa neden
İl Genel Meclisi'ne seçildi? Burada oturma yetkisi yok. Kamuda görev
yapıyorsa ücret bordrosu var mı? Maaşını hangi 'kasa'dan alıyor?
FP'li belediye büyük paralarla bir firmadan kiraladığı 7 arabadan
kendisine tahsis ettiği aracı, özel aracı gibi kullanabilir mi?’’
İlginç değil mi? Eminönü'nde değişen
bir şey yok; otoparkın gelirini eskiden Çetinsaya kullanıyordu;
şimdi de Kibiroğlu ve yandaşları harcayacak.
Ha Ali Veli; ha Veli Ali..
(Ahmet Çetinsaya'yı soracak olursanız;
vakfının başkanlığını emin ellere bıraktı, emekliliğini sağlayabilmek
için İstanbul Üniversitesi'ne döndü. ANAP döneminde vakfına devraldığı
Sepetçiler Kasrı'nın müştemilatını kiraya verdiği Hammam'ın kapatılmasına
yol açan yasadışı işlemleri ise giderdi)
Çevre Bakanı korkmasın ama küfür de
etmesin
TEKİRDAĞ'dan B.K. adlı okurumuz, ‘‘Çevre
Bakanı Fevzi Aytekin hálá Çevre Bakanı olup olmadığının farkında
değil. Garip hareketlerine bir anlam veremiyoruz’’ diyor.
‘‘Hürriyet'ten Bekir Çoşkun geçen
pazar günü ‘Çöp Kamyonları' yazısında Çevre Bakanı Fevzi Aytekin'i
ağır şekilde eleştirirken, ‘‘Türkiye'de en çok çalınan şey doğadır’’
diye yazıyordu. Yazdıkları karşısında bir hemşerisi olarak utandım.
Gelin bizim köylerde traktörleri sayın; kimlere verilmiş diye. Halbuki
Ergene'nin temizlenmesine özen göstermez, Trakya Üniversitesi'ne
söz verdiği halde ilgili parayı aktarmaz; plansız programsız Tekirdağ
sahillerine elektrik üretimi için doğalgaz santralları yapılmasına
göz yumar, SİT alanlarına LPG deposu inşa edilmesine hiç sesini
çıkartmaz. Trakya onun zamanında daha çok yağmalanır oldu. Peki
bu bakan ne yapmıştır şimdiye kadar? Bir de dün Milliyet'ten Yalçın
Doğan'a da ‘‘Hakkımda laf çıkaranların sülalesini s....!’’ demesine
karşı isyan ediyorum.’’
Bunları yazarken bir dostumuz da,
Bakan’ın duyarsızlığına bir örnek aktardı: İstanbul Çimento; Marmara
Ereğli'ye bir km. uzaklıkta çimento ögütme-paketleme ve depolama
tesisi kurmak istiyor.
Kim, nasıl izin verebiliyor?
Yıllardır Marmara Ereğli'nin doğasının
canına okunuyor.
Ereğli eski Belediye Başkanı, ANAP
Tekirdağ Milletvekili Enis Sülün, günümüzün 'Foça'sı olabilecek
bu tarihi kente gereken özeni göstermedi. Yağmacılara geniş olanaklar
sundu. Şimdi de, bazı güçler bu bölgenin sanayiye açılması için
çeşitli girişimler yapıyor. Buna Ankara'daki bürokratlar da alet
oluyor.
Çevre Müdürlüğü, yazlıkların ve verimli
tarım alanlarının bulunduğu bölgenin sanayiye açılmasına izin verilmemesini
istiyor. Bir tek olumlu görüş bildiren de; maalesef Köy Hizmetleri
Genel Müdürlüğü...
Rantçı kafalarla Türkiye'nin geleceği
böyle korunamaz.
Çevre Bakanı Aytekin, bu tür raporları
elinin tersiyle iterek ‘‘Hadi hadi buradan gidin’’ dese ilk önce
kendisini, sonra Trakya'yı, en sonunda da Türkiye'yi kurtarmış olacak.
Nerede bölgesel planlar, nerede nazım
planlar...
Kimse düşünmüyor, kafa yormuyor.
HESAP SORULMUYOR
'Köylü' kafasıyla bu işler yürümüyor.
Halbuki çevre için yapacağı şey gayet
basit..
Yeraltı sularını bilinçsizce kullananlara
savaş açacak... Fabrikaların arıtma tesisleri kurup kurmadıklarını
takip edecek, çöp fabrikaları için sık sık yurtdışına giden belediye
başkanlarını ne proje getirdin diye takip edecek, kirli sanayilerin
yanına Coca Cola ve Pepsi Cola fabrikalarını kurdurmayacak (Tekstil,
deri, yağ, káğıt fabrikaları yeraltından çektiği suyu kirletip derelere
salınca, biz de bu sularla imal edilmiş colalar içiyoruz); ÇET raporlarının
peşinde olacak; bunlara karşı korkmadan savaşım verecek, kamuoyuna
karşı şeffaf olacak; ne demek istediğini küfür etmeden anlatacak
ve en önemlisi de; erkek kardeşini bakanlıkla ilişkili işlerinden
uzak tutacak.
Tabii bütün bunları yapabilmek için
de doğa ve çevreyi çok sevecek.
Allah bile affetmiyor
BUGÜN yaşamımızın bir nedeni olan
biricik oğlumuzu elim bir trafik kazası ile (sarhoş bir kişinin
arabası ile çarpması sonucu) toprağa verişimizin 3. yılını yaşamaktayız.
Bu olay hayatımızın bütün akışını değiştirdi. Her gün derin acılar
içerisinde Allah'a sığınarak ayakta kalmaya çalışıyoruz. Eşim olay
sonucu tedavi edilemez bir tansiyon hastası oldu. Ben ise artık
akademik fonksiyonlarımı yerine getirememekteyim. Akrabalarımız
ve yakın dostlarımız da bu acıyı farklı boyutlarda yaşamaktadır.
Trafik kazalarında dünyada ilk sıraları
alan ülkemizde her gün birçok ocaklar sönmektedir. Suçlular ya kanunlardaki
boşluklardan yararlanarak cezasız kalmakta, ya da çok hafif cezalarla
kısa sürede serbest kalmaktadır. Bugün bu suçların da af kapsamına
alınması hayatımızın sonuna kadar yas ve kederimizi daha da artıracak,
yüz binleri bulan bizleri derinden yaralayacaktır. Özellikle mahkemelerde
karar aşamasında bulunan bu davaların (bizim davamız gibi) suçluları
hiçbir ceza çekmeden affedileceklerdir.
Sayın Rahşan Hanımefendi, eşiniz size
af müjdesi verdiğinde mutlu olmuşsunuz. Ne kadar mutlu olsanız yeridir.
Ama, çocuğunu 20 yaşına kadar birçok kazanımlarla topluma hazırlayan,
üniversiteye gönderen ve hayatımızın sonuna kadar acılar ve ümitsizlik
içerisinde olan bizlerin (Allah kimseye evlat acısı vermesin. Bunu
ancak analar ve babalar bilir) durumunu ve çiğnenecek olan haklarımızı
hiç düşündünüz mü? Allah bile kul hakkını affetmemektedir.
Yaralı olan bizleri hiç düşünmediniz.
Zaten yaralı olan bizleri bir de siz mi yaralayacaksınız?
|