
|
||
|
Bu gelişim cici demokrasinin
doğal sonucudur. Türkiye tam bir iflasın içindedir. Yöneticiler Türkiye'yi
yönetemez duruma düşmüşlerdir. İşçiler, köylüler, öğrenciler, memurlar
bu iflasın bilincine varmaya başlamışlardır. Toplumun her kesiminde bugünkü
düzene karşı bir güvensizlik belirtileri tomurcuklanmaktadır. Devrimci
düşünüş ve eylem, toplumda yankılanmakta ve devrimci örgütlenme aşamasına
geçilmektedir. Devrimcilik, sanatçı duygusallığından ve aydın gevezeliğinden
çıkıp egemen sınıfların yakın çıkarlarını tehdit etmeye başlamıştır. Cici
demokrasi, ancak bir mali oligarşinin demokrasisidir. Demokratik düzen,
işadamlarının, toprak ağalarının, yabancı sermayenin ve büyük bürokratların
düzeni demek değildir. İşçinin, köylünün, memurun yani tüm çalışanların
egemen olmadığı bir düzene, kim ne derse desin, Batı siyasal bilimcileri
ne ad takarsa taksın, bir demokratik düzen demiyoruz. Egemen sınıflar, kendi düzenlerine demokratik düzen demekte ve bu düzene karşı çıkan tüm devrimcileri ''demokrasi düşmanlığı'' ile suçlamaktadır. Devrimcileri kamuoyu önünde yıpratabilmek için devletin bütün olanakları kullanılmıştır. Bu yol sonuç vermeyince, devrimcileri bölüp aralarında metafizik tartışmalar çıkartarak uzlaşmaz bir çatışma yolu denendi. Bir yanda da devrimci hedefler ve kavramlar yozlaştırılmaya başlandı. Acıdır ki, birçok devrimci arkadaşımız bu oyunları kavrayamadı ve devrimciler birbirlerine hücum etmekle toplumculuklarını ispat edeceklerini sandılar. Bu da yetmedi: ''Teoride hoşgörü'' ancak ''eylemde birlik'' ilkesini savunanlar yine arkadaşlarınca en sert biçimde eleştirildiler. Fakat bütün bunlara rağmen devrimci düşünceler gelişiyordu. Millileştirme kampanyaları, ulusal ordu özlemleri çığ gibi büyüyor, devrimci eylemlerin etki alanları genişliyordu. Ordu yüksek kademelerine kadar sıçrayan huzursuzluğu gidermek için yeni çareler arandı. Karanlıklarda çevrilen dolapları, kredi yolsuzluklarını, devleti milyonlarca lira zarara sokan suiistimalleri belgeleri ile bir bir ortaya koyanlara suikastlar düzenlenecekti. Şimdi kamuoyu şu soruların cevaplarını araştıracak: Kendilerine suikastlar düzenlenen devrimciler şimdiye kadar hangi yolsuzlukları ortaya çıkarmışlardır?.. Bu yolsuzluklara adları karışanlar kimlerdir ve bunlar devletin hangi görevlerinde bulunmaktadırlar?.. Devletin sırtından milyonlar kazananları kimler himaye etmektedirler?.. Şimdiye kadar bu yolsuzluklar karşısında neden susulmuştur?.. İnsanlara can güvenliği sağlayamamış bir düzene hukuk devleti denilemez. Devrimcilerin faili meçhul cinayetlere kurban gittiği bir düzene demokrasi denilemez. Yolsuzlukların devlet yetkililerini sardığı bir düzene anayasa düzeni denilemez. Bu, katiller demokrasisidir. Bu, hırsızlar düzenidir. Biz devrimciler hangi kavganın içinde olduğumuzu biliyoruz. Amacımız Türk halkına insanca yaşama olanağı sağlamak ve bağımsız Türkiye 'yi kurmaktır. Kardeşimiz, damadımız, oğlumuz, halkın sırtından milyonlar kazanmadı ki korkalım! Mustafa Kemal İzmir'de emperyalizmi denize döktüğü gün, İstanbul hükümetinin idam fermanını boynunda taşıyordu. Bugün de Mustafa Kemalcilerin Damat Ferit 'lerden ne korkuları olabilir?!.. Devrimciler ölür; devrimler
sürer. Hodri meydan!.. |
||