
|
||
|
..VAZGEÇTİ, radyoyu açtı, spiker bağıra bağıra
anlatıyordu: ..ERKAN Tığlı, radyoyu da kapadı, başı ağrıyordu, evdeki ilaç dolabını açtı, ilaçlara baktı: "Biri depresif sendromların tedavisinde endikedir" yazıyordu, diğeri ise "anti depresan, moklebemidlak tablet"miş... ..ÇIKTI evden, Sultanahmet'e yürüdü, adliyenin kapısında avukat arkadaşına rastladı, arkadaşı "senin canın sıkılmış, gel bir davamı izle, değişiklik olur" dedi. Avukatın ağzından bal dökülüyordu: "Müşteki, netice - i talep, butlan, kuvve - i cebriye, darbetmek, adem - i ehliyet, mehbe - i gayret, subut vasıtası, ihzaren celbi, muhammen bedeli..." ..ERHAN Tığlı, kendisini adliyeden dışarı attı, o saate kadar karnı da acıkmıştı, acaba nerede yese? "Lokantaya mı gitse, restorana mı, yoksa fast food'a mı? Steak hause mı yese, Mc Donalds mı? Hamburger mi, pizza mı? spaghetti mi, tost mu? ..KARNININ acıktığını unuttu, okuduklarından midesine sancı girdi, dükkan yazılarına baka baka yürüdü: "Çarli, Dallas, Mimoza, Mega super, Ultra..." ..ONDAN sonrasını pek hatırlamıyor. Galiba hastaneye götürmüşler, sırasıyla bevliye, intaniye, dahiliye, hariciye, nisaiye servislerini geçtiğini ve asabiye servisine geldiklerini, doktorun ilaç yazdığını, şöyle böyle, kopuk kopuk anımsıyor. ..Kendisini nasıl dışarıya attığını, dışarıdaki kalabalığı "kara kara basanlar / karayazı yazanlar / cennet yüzü görmesin / dilimizi bozanlar" diye bağırdığını ve eşekarılarını kovaladığını görenler anlatıyor. ..ERHAN Tığlı'nın başına gelenlerin tamamını "Papirüs" dergisini Aralık 2000 / 46. sayısında "Eşek Arısı" başlığı altında okuyabilirsiniz. Zaten derginin kapağı da buna uygun: "Türkçenin burnuna takılan mandal!"
|
||