|
Hayyam adlı bir Garipoğlu tarafından.
Bu zata Sümerbank'ın satışını da yine sizin kurduğunuz Cumhuriyet'in
hükümeti yapmış idi. Sizin, Anadolu'da yaşamış, bu topraklara medeniyet
sunmuş uluslardan esinlenerek Sümerbank'ın yanı sıra kurduğunuz
Etibank da soyuldu! Hani memleketin bağımsızlığı için öncelikle
yeraltı zenginliklerine sahip çıkılması, Türkiye'nin müstemleke
olmaması için, yabancıların kanımızı, canımızı emmemesi için kurduğunuz
Etibank vardı ya? İşte o Etibank! Çocukluğumdan itibaren sizin traktör
üzerindeki fotoğrafınız, hafızama nakşolmuştur. Ellerinizle kurup,
memleketin köylüsüne çiftçilik öğrettiğiniz Atatürk Orman Çiftliği'nde
çekilen fotoğraf. Evet efendim. İşte o çiftlik yok olmak üzere.
Arazileri peşkeş çekilip, parsellenip elden çıkartıldı. Bizzat şahsınızın,
yapılışına refakat ettiği Başkent Ankara Planını ellerimizle hep
birlikte yok ettik efendim. Şehr - i Emin, Melih Beyefendi, her
köşe başına bir demir yığını köprü yaptırıp, en büyük eserim dediğiniz
Meclis - i Mebusan'ın da altını oyup, trafiği düzeltme gayretine
düştü. Şehri berbat etti. İstanbul'u anlatmak ne mümkün? Sizin sandala
binip kürek çektiğiniz denizden eser kalmadı. Boğaz, mafya ve takım
elbiseli - kravatlı soyguncular tarafından parsellenip 'lüp' edildi.
'Yükselen nesil sizlerin eseri olacaktır!' dediğiniz öğretmenlerimizin
halini, beni anlatmaya, sizin de dinlemeye yüreğiniz dayanmaz. Yolda
bir simit ya da limon satıcısını çeviriniz büyük ihtimalle öğretmen
çıkacaktır.
Pek çoğunun kuruluşuna önderlik ettiğiniz
iktisadi devlet teşekkülleri satılıyor efendim. Sizin direktifleriniz
(!) doğrultusunda, İzmir İktisat Kongresi'nde izhar ettiğiniz gayeniz
gerekçesiyle 'teşebbüs - ü şahsi'ye satılıyorlar. Çok sevdiğiniz
rakınız da maalesef hususi sektöre satılma safhasında.
İnhisar idaresinin inhisarı kaldırılıp,
Amerikan kumpanyalarına müsaade edilerek, memleket pazarı enternasyonal
tütüncülere açıldı, alnımız göğe erdi Sayın Cumhurreisim.
Devletten, 'hususileştirme' siyaseti
muvacehesinde tesisleri satın alanlar 'içini boşaltıp' tekrar devlete
devrediyorlar efendim. EBK, SEK, Çimento Fabrikaları tarihe mal
oldu. Artık hususi sektör elinde. Ama, alanlar memlekette gıda endüstrisini
büyütmek gayesinin dışında, bilakis arazileri parselleyip, sattılar.
Üzerine de alışveriş merkezleri kurdular. Hepimizi daha çok istihlake
tahrik ediyorlar Gazi Paşam. Memleket insanlarının ekseriyeti aç
efendim. Et yiyemiyorlar, süt de içemiyorlar.
Sizin ehemmiyet verdiğiniz, devlet
memuru kesiminin halini soracak olursanız, bitap ve biçare durumdalar.
Katsayıya, temel aylığa, yüzdeliğe bağlandılar sayın Paşam. Sizden
sonra gelen bazı muktedirlerin teşviki ile de bir kısım memurin,
'işini bilir - köşeyi döner' hale geldiler. Bununla teselli buluyoruz
hiç değilse efendim. Yerli malı haftaları tedrisatta var, fiiliyatta
yok Paşam. O nedenle çoluk, çocuk, yaşlı, genç, Amerikan ve Avrupalı
malı hayranı olduk. Zaten, sizin çok ehemmiyet verdiğiniz Türkçe
lisanını da unuttuk. 'Memlekette hiç mi ilerleme olmadı?' diye sual
edecek olursanız, Dükkana, şop, bakkala market diyoruz efendim.
Birçok dükkan bir arada kesafet etmiş ise, o takdirde 'Şoping sentır'
diye çağırıyoruz. Gazetelerimiz medya sentırlarda hazırlanıyor,
pirinting sentırlarda basılıyor. Sizin kurduğunuz Türk Dil Kurumu'nu,
sizden sonra gelen muktedir bir Paşa lağvetti maalesef efendim.
Hayrettir ki, bu Paşa'yı takdir edenler kendisine yüzlerce plaket
takdim ettiler. O da, bunları götürüp denize attı!
Şimdi denizseverlerle davalık oldu.
Bu paşa, aynı zamanda sanatkar ruhlu, mukallit resimler de yapıyor,
münzevi bir hayat sürüyor. Ama niye plaketleri denize attı anlayamadık
efendim.
İmtiyazsız - kaynaşmış bir kitle olmayı
maalesef beceremedik muhterem Paşam. Memleket ahalisinin cüzi bir
kesimi 'konaklarda, sitelerde' ikamet ediyor. Bu mertebeye gelemeyenler,
'gecekondu' veyahut 'varoş' nam yerlerde yaşıyor.
'Memleketin efendisidir' dediğiniz
köylünün halini hiç sormayınız efendim. Perperişanlar. Bu sebepten
çoğu göç etti. Tarlayı, tabanı bıraktılar.
Tekaüt yaşlılarımız üç aylık kuyruğunda
vefat ediyorlar.
Cumhuriyet'i emanet ettiğiniz gençlerimizi
sorarsanız, iyiler Paşam. Bazıları baş bağlıyor. Bazıları da polis
copu altında mütemadiyen ağlıyor. Emniyet kuvvetlerimiz, gençlerimizi
haklarını ararken yakınen koruyup - kolluyor. Çok müşfik bir tutum
içinde, dokunmaya bile kıyamadığı için, şefkatle saçlarından ya
da bacaklarından sürüyor. Zaman, zaman da kafa kol çekip, boyunduruğa
alıyor.
Parasızlıktan yunup, yıkanamayanları
nahoş kokmasınlar diye 'tazyikli su' ile sokak ortasında dahi banyo
ediyor. Yani çok çok iyiler Paşam. Ne üniversite dertleri var, ne
yurt, ne hoca, ne para, ne kitap. Senede bir kez topluca memleket
çapında imtihan edilip, zekavet yarışmasına giriyorlar.
'En büyük eserimdir' dediğiniz meclisimiz
gün 24 saat mesai halinde efendim. İş takibi, ihale, kredi, tayin,
nakil, murahhas azalık, holding direktörlüğü, vesair yoğun vazifeler
arasında dahi fırsat yaratıp, memleket meselelerine kafa ve vücud
yoruyorlar.
Vücud yorgunluğu, münazara ve münakaşadan,
fiziki müdahaleden, taşıdıkları silahın ağırlığından muhterem efendim.
Kafa yorgunluğu ise para hesabından
efendim. Sizin lüks lambasında riyaset ettiğiniz oturumlar, şimdi
çok inkişaf etti. Kristal avizeler altında, 'oranj' ceylan derisi
iskemlelerde, parmak iz'li rahlelerde mesai yapıyorlar Paşam.
Tevkif evlerimiz enternasyonal standartta.
Hedef gösterdiğiniz batı uygarlığını da aştık. Orada, yıllarca insanları
içeride tutuyorlar. Bizde istedikleri zaman girip, istedikleri zaman
çıkıyorlar. Cep telefonları, lahmacun servisleri her bir şeyleri
var. Münafıklar, bunca izzet, hizmet ve ikrama rağmen, mes'ud değiller
efendim. Durup, durup sudan bahanelerle hır - gür çıkartıyorlar,
memleketin huzurunu da bozuyorlar. Hakikatte, söylemek istediğim,
çok şey var Paşam. Fakat yerim dar. Sizi yitireli memleket ahvali
kısmen böyle.
Arz ederim.
|