|
Son günlerde piyasalar
yavaş yavaş hareketlenmeye başladı. Ancak üretici firmalar ve
toptancı piyasalarında hemen hemen tüm alışverişlerin nakit olarak
yapılarak, vade ve çek olayının adeta unutulduğu dikkat çekiyor.
Krizin yarattığı en önemli tahribatlardan birini piyasaların birbirine
olan güvenini kaybetmesi olarak gösterebiliriz. İki üç ay sonrasını
göremeyen piyasalar günlük olarak çalışmayı tercih ediyor. Türkiye
gibi vadeli çalışmaya alışmış piyasalarda bu nedenle iş hacmi
de düşüyor. Az miktarda satışlarla tekerlek döndürülmeye çalışılıyor.
Görünen o ki güven ortamının yeniden sağlanması da epey zaman
alacak. Uzakdoğu krizi sonrasında tarihinin en büyük durgunluklarından
birine giren Japon ekonomisi hala istediği büyümeyi sağlayabilmiş
değil. Hiç beklemediği bir zamanda krize yakalanan Japon halkı
işsiz, parasız kalırım endişesiyle müthiş bir tasarrufa yönelip
para harcamaktan korkar olunca ekonomi bir türlü istenilen büyümeye
ulaşamadı. Öyle ki Japon hükümeti yaklaşık 250 milyar dolarlık
hediye çeki vererek halkı alışverişe teşvik etmek gibi ilginç
projeler bile uygulamak zorunda kaldı.
Türk halkı ile Japon halkı arasında hiç şüphesiz büyük farklar
var. Her şeyden önce Japonya'da yaş ortalaması çok yüksek. Yaşlı
kesimin nüfus içindeki oranının yüksek olması, ekonomik durgunluğun
tahminlerden fazla uzamasının önemli nedenlerden biri. Kendilerini
güvende hissetmeyip geleceklerinden endişe eden yaşlı Japonlar
hükümetin tüm çabalarına karşın para harcamaya yanaşmadılar.
Türkiye'de ise nüfusun önemli bir bölümünü gençler oluşturuyor.
Gelecek kaygısını yaşlılar kadar yoğun hissetmeyen genç kesim,
olayların akışına kendilerini bırakarak Türkiye'nin krizden çıkışını
hızlandıracak önemli bir potansiyel yaratıyor. Ancak gençlerin
harcamaya başlayabilmesi için para kazanmaları ve iş bulmaları
lazım. Şu anda Türkiye'nin yaşadığı en önemli sorun bu. Bir yanda
piyasalarda hala güven ortamı sağlanamadığı için başta tüketici
kredileri olmak üzere bir çok kaynak kapatılmış durumda. Diğer
yanda sayıları 13 - 14 milyona ulaşan işsizler ordusuna her gün
yeni yeni kişilerin katılması ve ' Yarın ben de işsiz kalır mıyım?'
korkusu piyasaları önemli bir açmaza sokuyor.
Bu durumun ne kadar süreceğini ise önümüzdeki 1- 1.5 aydaki gelişmelerin
göstereceğini tahmin ediyoruz. Haziran ve temmuz ayındaki yoğun
iç borç geri ödemeleri büyük bir test niteliği taşıyor. Haziran
ayında yaklaşık 8.5 milyar dolar, Temmuz ayında ise 7.8 milyar
dolar iç borç geri ödemesi var. Eğer Hazine hedeflediği gibi hem
faizleri düşürüp hem de yeniden borçlanmayı başarırsa, piyasalarda
arzu edilen güven ortamı yeniden sağlanabilecek. Bunun ardından
yeniden büyümeye geçilebilir. Ancak bu önemli borç eşiğinde iç
borçlanmada tökezlenecek olursa bir hayli sıkıntı çekilmeye başlanır.
Yeniden borçlanabilmenin de şartı önemli ölçüde siyasi güven ortamına
bağlı. Halkın, bankaların, kurumların hükümetin programı uygulamadaki
kararlılığını somut olarak görmesi gerekiyor. Sık sık birbirine
düşen koalisyon ortakları, hemen her gün ortaya atılan yeni bir
hükümet senaryosuyla güven ortamını ciddi bir şekilde sarsıyor.
Örneğin son bir kaç gündür MHP'ye transfer edilecek milletvekilleri
ve Başbakanlığı Devlet Bakanı Bahçeli'nin isteyeceği söylentileri
bir hayli zihinleri karıştırmış durumda. Zaten IMF'yle yapılan
anlaşmaları imzalamış olmasına rağmen uygulamada sık sık sorunlar
çıkaran MHP'nin, Başbakanlığı ele geçirmesi durumunda neler olabileceğini
kimse düşünmek bile istemiyor.
Siyasi istikrar ortamına her zamankinden fazla ihtiyaç duyulan
bu dönemi aşıp aşamayacağımızı hep birlikte göreceğiz. Umarım
korktuklarımız başımıza gelmez.
Selim TÜRSEN / Finansal
Forum 28.05.2001
|