|

ERDAL ATABEK
Bugünlerde
yeni bir çocuk oyunu neredeyse salgın düzeyinde her tarafa yayılıyor:
''Poke-mon.'' ''Pocket Monster'' (cep canavarı) sözcüklerinden kısaltılmış
bu oyuncak simgesi, artık küreselleşen çocuk oyunlarının yeni gözdesi.
''Küresel Çocuk Tüketim Endüstrisi'' tarafından bulunup üretilmiş, bütün
dağıtım yollarıyla çocuklara iletilen yeni oyuncak. Ninja Kaplumbağaları
ile başlayıp Power Ranger's'larla sürdürülen, Action-Man tipiyle yenilenen
savaşçı karakterlerin -şimdilik- sonuncusu. Bir süre sonra doyum noktasına
ulaşılınca çöpe atılıp yerini yeni birisine bırakacak olan bir ''savaş
fedaisi'' . Bunların eğitilip yetiştirilebildiği, yeni özellikler kazandırılabildiği
söyleniyor. Tamagoşi de kız çocuklarına yapay bebek olarak sunulan bir
oyuncaktı. ''Pokemon'' un kartları var, açıklama kitapçıkları var, televizyon
filmi, bilgisayar oyunları var, herhalde tişörtleri, bardakları, tabakları
da olacaktır. Endüstri hiçbir alanı ihmal etmeden çocukları tüketmeye
alıştırıyor. Peki, ya etkileri?
Çocuk oyunlarının çocukları etkilediği biliniyor.
Öyle ki oyun yoluyla eğitim, kendi başına bir sistem; belki de geleceğin
eğitimi her bilgi dalına uygulanan oyunlar biçiminde olacak. Ancak bütün
dünyaya yayılan bu oyunların bir ideolojisi var, bu tiplerin ifade ettiği
bir anlam var. Bu ideoloji, açıkça görüldüğü gibi savaş ideolojisidir.
Bu oyunların örtük ve açık mesajı, her yerde iyilerin ve kötülerin bulunduğu,
''bizim iyiler olarak kötülerle savaşacağımız ve onları öldürerek yok
edeceğimizdir''. Anahtar sözcükler, ''biz'', ''düşmanlar'', ''savaş'',
''yok etmek'' ve ''kurtarmak'' tır. Bu mesajın yansıttığı ideoloji, Amerika'nın
her savaşı için öne sürdüğü ideolojidir. ''Biz uygarlık için, demokrasi
için, özgürlükler için savaşıyoruz. Düşmanları yeniyoruz ve halkları kurtarıyoruz.''
Uygarlığı da, demokrasiyi de, özgürlüğü de Amerika ve onun yandaşı olan
Batı ülkeleri temsil etmektedir ve yaptıkları her savaş ''iyilerle kötülerin
savaşıdır''. ''İyiler'' her zaman kendileridir, ''kötüler'' ise öbürleri.
Çocukların bilinçdışına da bilincine de bu mesaj iletilmektedir: Dünyada
iyiler ve kötüler vardır. İyilerin savaşarak dünyayı kötülerden kurtarması
gerekmektedir. Kötüler savaş yoluyla ve yok edilerek yenilir, dünya da
kurtulur.
Şöyle bir olasılık hiç ortada yoktur; ''karşılıklı
görüşerek birbirini anlamak, barış yoluyla sorunları çözmek denenmelidir,
başarılı olabilir''. Şöyle bir oyun hiç görülmemektedir: Bir yerdeki sel
baskınına karşı çeşitli ülkelerin kurtarma ekipleri birbiriyle yarışmaktadır.
Kimin önce geleceği merak edilmektedir, böyle bir yarışın sonu ne olabilir?
Bunlar hiç sunulmamakta, böyle ya da buna benzer konular oyunların içeriğinde
yer almamaktadır. İyiliğe, yardımlaşmaya, insanca dayanışmaya yer veren
hiçbir konu bir çocuk oyununun özünü oluşturmamaktadır.
Küreselleşen kapitalizmin mantığı, şirketler arasında
da ''savaş stratejileri'' ni ve ''savaşçı'' tipini olumladığına göre,
çocuk oyunları da çocukları yarının şirketlerinin piranhaları olmaya mı
hazırlamaktadır? Anne-babalar da bu ezici rekabet dünyasında başarılı
olmak başkalarını ezmeye dayandığına göre çocuklarının şimdiden bu dünyanın
kurallarını öğrenmelerini içlerinden onaylıyor olabilirler mi? Yoksa hiç
kimsenin üzerinde durmadığı, çocuk oyunu olarak görüp bir oyuncak almak
olarak değerlendirdiği, bu nedenlerle kayıtsız kaldığı bir durumu mu yaşıyoruz?
Bütün bunlar büyük yanılgılardır. Çocuk oyunları
da, oyuncaklar da küresel ekonominin mantığı içinde düşünülen, üretilen,
tanıtılan, yaygınlaştırılan kültür araçlarıdır. Yerel kültürün, hatta
ulusal kültürün oyunları da oyuncakları da ortadan kalkmaktadır. Çocukluğumuzun
''sokak oyunları'' bitmiştir, çünkü sokak yok olmuştur. Çelik çomak gibi,
saklambaç gibi, mile gibi, topaç çevirmek gibi oyunlar unutulmuştur. Sokak
oyunları, sokak kavgaları, erik hırsızlığı, mahalle grupları olayları
da ortadan kalkmıştır. Bütün bunların yerini ''Çocuk Tüketim Endüstrisi''
nin uluslararası pazara yönelik oyunları, oyuncakları, karakterleri almıştır.
Geçmişin gemilerde miçoluk yapan, serüven arayan çocuk-gençleri, yerini
savaşçı-dövüşçü-vurucu karakterlere bırakmıştır. Şiddete dayalı bir ideoloji,
çocuk kültürünü istediği gibi biçimlendirmekte, günümüzün öyle düşünmeyen
anne-babalarını bile çaresiz bırakarak katkılarını almaktadır. İletişim
araçlarının yenilikleri, etkinlikleri, yaygınlaşması bu ideolojinin gücüne
hizmet etmektedir.
Bütün bunları tartışmak için ne beklendiğini sormak
acaba yanlış mıdır?
Cumhuriyet/14.8.2000

|