|
Uçsuz bucaksız, sınırsız bir insan
sevgisi!
Düşmanına bile anlayışla yaklaşan
ulu bir hoşgörü!
Yaradılanın her kusurunu, yaradandan
ötürü bağışlayabilen bir insancıllık deryası.
13'üncü yüzyıl Anadolu mucizesini
Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, Şeyh Edebali, Ahi Evran'la birlikte
yaratan bir yüce kişilik.
Adını anarken içimizi titreten, aynı
kültüre mensub olmanın gururunu yaşatan büyük bilgemiz: Mevlana
Celaleddin Rumi.
Kendisinin "vuslat" yani kavuşma olarak
adlandırdığı ölüm gününden 727 yıl sonra bütün dünyanın saygıyla
andığı büyük mutasavvıf ve şair.
İşte biz böyle bir insanı yangın yerine
dönmüş bir Türkiye'de anıyoruz.
Demek ki aradan geçen yüzyıllar bize
bir şey öğretememiş.
13'üncü yüzyılın ulu kişilikleri,
bize insan sevgisi denen kavramı aktaramamışlar.
Biz bugün insancıllıktan nasibini
alamamış yaratıklar olarak, ölüm üzerine oyunlar oynuyoruz.
"Gebersinler!" diyebiliyoruz.
"Yokolsunlar, kahrolsunlar!"
diye haykırabiliyoruz.
Kadınları, genç kızları ölesiye coplayıp,
insanın insana yaptığı zulmün en ağır örneklerini sergiliyoruz.
Göreve giden genç polisleri kurşunlayıp,
insan canına kıyma denilen lanetli suçu işliyoruz.
Bizim gibi düşünmeyen insanlara yaşam
hakkı tanımıyoruz.
Katilleri yüceltip, onlara saygı gösteriyoruz.
Sonra da her aralık ayında törenlerle
Mevlana'yı anıp, onun ne kadar insancıl bir kişilik olduğundan sözediyoruz.
Ne yazık ki 13'üncü yüzyıl Anadolu'sunda
parlayan insancıllık ışığı, yüreklerimizi aydınlatamıyor.
Ölümün ölüm, şiddetin şiddet doğurduğunu
henüz kavrayamamışız.
Bugün başkasını öldüren şiddetin yarın
bize yönelebileceğini anlamıyoruz.
Bu ülkeyi kırk yıldır kana bulayan
intikam duygularının hiç bir şeyi çözmediği gerçeği kafamıza dank
etmemiş daha.
Şiddetin her türüne karşı çıkmak gibi
yalın bir ilkeyi benimseyemiyoruz.
Bu yüzden biz Mevlana'yı anmaya layık
değiliz.
O belki, bu kadar nefret dolu ve ölüm
çığlıkları atan insanları da bağışlayabilirdi.
Ama biz kendimizi bağışlayamayız.
Türkiye ne zaman, gerçekten ılımlı,
barışsever, insan canına değer veren bir ülke olursa, Mevlana o
zaman tam anlamıyla anılacak.
Şimdi yaptığımız şey; ölümseverlik
çığlıklarının yükseldiği kan tutmuş bir ortamda, bir kaç biçimsel
törenden ibaret!
|