|
SİS BÜYÜSÜ/AL GÖZLÜM SEYREYLE
Ona Sis Dağı diyorlar,
sanki çok maharetli biri, 2000 metrelik bir yükseklikte ve
yüzlerce kilometrelik bir alanda muhteşem bir gösteri
düzenlemiş. Siyah beyaz bir gösteri bu. Tam ortada duruyorsunuz
ve bir anda dağın doğu yakası bulutların usul usul yaklaştığı,
her şeyin sis perdesine büründüğü sihirli bir alan oluyor,
ardından doğu yakasındaki sis gene usul usul biz gariban
insanoğullarının duymadığı bir müzik eşliğinde kuzeye kayıyor,
bu kez dağın en yüksekleri sihirli bir oyunla kapanıyor,
ardından sis gene aynı ritimde kuzeyden uzaklaşıp bu kez batı
yakasını esir alıyor.
Sanki
her an değişen, her an yepyeni sözler, şarkılar söyleyen, tuhaf
hikâyeler anlatan bir filmin içindeyiz. Öyle, siyah beyaz bir
film bu. Her ne kadar dağın her yanı yemyeşil olsa da binlerce
araba yeşilin üstünde rengârenk benekler kondursa da bu film
siyah beyaz. Sevdiklerim den biri demişti: “Karadeniz’e
gidiyorsun, en renkli fotoğrafların bile siyah beyaz çıktığı
yere, yolun açık olsun.”
Ona Sis Dağı
diyorlar, az önce anlattığım siyah beyaz filmin kesintisiz
sürdüğü başına buyruk bir dağ bu. Bu dağda tam 185 yıldır
temmuz ayının üçüncü cumartesi günü Sis Dağı Yayla Şenlikleri
yapılıyor. Zaten tüm Karadeniz’de temmuz ayının ilk haftasıyla
ağustos ayının sonuna kadar her cumartesi pazar, bir yaylanın
şenliği var. Yayla şenliği demek, tüm Karadeniz’de işlerin
bittiği ve şenliğin başladığı zaman demek. Otlar kesilip
kurutulmuş, çayın ilk ürünü alınmış. Artık cümle canlılar;
kuşlar, böcekler için bile aşk zamanı. Seksenlik delikanlılarla,
ak saçlı ninelerin, ilk kınasını yakmış genç kızların, saçına
jölesini çekip çapkınlığa çıkmış delikanlıların bir şenlikte
buluşması gerek. Bu şenlikte kemençe hiç susmamalı ve horon
çekmeyenin bir güzel kulağı çekilmeli.
Derler
ki, o yıl herhangi bir yayla şenliğinde dilek tutmayanın işleri
arapsaçına döner, bir türlü düze çıkamazmış. Vallahi ben
söyleyenlerin yalancısıyım ve bu yıl arka arkaya iki yayla
şenliğine (birincisi Sis Dağı, ikincisi Akkese Köyü Yayla
Şenliği) katıldım. Bakalım aşk ve iş meselelerim nasıl
gelişecek? Hani olur ya, her ikisinde de durum parlak giderse,
vallahi ben artık bundan böyle bütün yazlarımı yayla yayla
dolaşıp, yolumu bulurum.
Tamam
Karadeniz’de her şey bir mizah konusu, her şey, ölüm bile bir
oyuna dönüşüyor ama Sis Dağı’nda hissettim ki bu neşenin ardında
insanı yaralayan, acıtan bir hüzün, bir içe dönüklük, bir acı
var. Bunun nedenlerini bilemem. Ama öyle bir olayla karşılaştım
ki, sanki Sis Dağı’ndaki siyah beyaz filmin bir parçası olmak bu
hüznün, bu içedönüklüğün asıl nedeni.
Bir
uçurumun kenarında duruyorum, aşağı bakmam olanaksız. Ve sis
usul usul bulunduğum yeri kuşatıyor, az sonra her şey
grileşecek, hatta kararacak ve ben kendimi sonsuz bir boşlukta
yapayalnız hissedeceğim. Korkuyorum, ağır ağır uçurumun
kenarından uzaklaşıp kendimi güvene alıyorum. Ama tam karşımda
gökyüzüne doğru sipsivri uzanmış bir kaya parçası var. Evet,
onun en ucunda, bütün uçurumların ortasında, orada bir kadın
oturuyor. Tüm dağa sırtını dönmüş ve az sonra onu da içine
alacak sisin gelmesini bekliyor. Hiç kımıldamadan, hiçbir korku,
hiçbir endişe duymadan, adeta deniz kıyısında bir parkta
otururmuş gibi sakin, bekliyor.
Bir an
içimden ona bağırmak, o kayadan kalkmasını istemek, hatta rica
etmek geçiyor ama sis benden hızlı, onu bir çocuk gibi
kucaklayıp yok ediyor. Ve ben donup kalıyorum. Neredeyse
saniyeleri sayarak sisin açılmasını, başka bir yöne kaymasını
bekliyorum. Ter içindeyim, bana çok uzun gelen bir zaman
geçiyor, sis açılıyor ve kadın aynı yerde hiç kıpırdamadan
duruyor. Derin bir soluk alıyorum ve hızla oradan uzaklaşıyorum.
Bu
dağlarda, bu siyah beyaz filmde çok acı, çok ölüm var, tek
hissettiğim bu. Bu arada yanıma gelen ve film çekim ekibinin
gönüllü yardımcısı Kerem, sevgilisinin adının Aslı değil
Süreyya olduğunu özellikle belirtip “Biliyor musun”
diyor, “bu kayadan yedi kız saçlarını birbirine bağlayıp
uçuruma atlamışlar. Bu nedenle, bu kayaya ‘Kanlı Kaya’
denir.” “Tam yedi kız mı” diye saçma bir soru
soruyorum, “iki ya da bir olmasın!” “Hayır,” diye ısrar
ediyor Kerem, “tam yedi kız, çünkü onları alan, onlarla
evlenen kimse olmamış.”
Artık
hiçbir soru sormadan, kayaya son bir kez bakıp sisin içinde
kayboluyorum.
IŞIL ÖZGENTÜRK/ CUMHURİYET.
27.07.2004
İsilozgenturk@superonline.com |