BODRUM, MARMARİS EVLERİ
ÜSTÜNE OKTAY EKİNCİ İLE SÖYLEŞİ

Söyleşen: Alâettin Bahçekapılı:

       “Ne güzel İlhan`ın evi

Yarısı beyaz, yarısı mavi

Ne güzel geçti Ağustos

O beyaz avluda

Bir yanım asmada

Çalkalanır

Bir yanım suda

Ne güzel geçti Ağustos

O güzel avluda

Beyazın üstünde, mavinin gülü

Morların telaşı yeşilin dili

Teke süzüyormuş gavurun dölü

Ne güzel geçti Ağustos

O güzel avluda

Bir yanım asmada şimdi çilli çilli

Bir yanım suda”

 

İster Ağustos olsun aylardan, ister Eylül, isterse Mayıs. Bir başka güzeldir zamanı yaşamak şiire tutunarak. Bir başka güzeldir günün, ayın, yılın tadını çıkarmak… Eğer Bodrum`daysanız Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi bir yanınız asmada, bir yanınız sudaysa, yarısı beyaz, yarısı mavi bir evdeyseniz güzelliği anlatmak için, mutluluğu tanımlamak için başka söze gerek var mı diye düşünebilirsiniz.

      Halikarnas Balıkçısı`nın “başımı bir sağa, bir sola çevirip baktıkça bir âlemden bir âleme, bir uygarlıktan bir başka uygarlığa, bir devirden bir başka devire, bugünden eski çağa, eski çağdan ortaya geçiyor olduğumuzu görüyorum” diyerek tanımladığı Muğla`nın bir başka yöresine çevirirsek gözümüzü Can Yücel`in betimlemeleriyle karşılaşırız.

          “ çekmiş üstüne denizi /Yatmış kasaba

süngürecisi tefecisi tuvaletçisi

uyku diye bir pinanın içinde

açılıp/açılıp/kapanıyorlar

Belki de evde kaldığı için sevgiler

Gökyüzü bir kenarda duruyor

Aynalı bir çeyiz sandığı gibi/Marmaris

Körfez değil bu gece/suya çövmüş ağaçları

Bükrü kayalarıyla/hantal bir şey/kocaman bir kulak

Binbirinci gecedeyiz sanki/masal bitmiş

Ve öyle sessiz ki ortalık.”

Evet, bugün “yarısı beyaz, yarısı mavi” evleriyle Bodrum röportajımızın konusu; “aynalı bir çeyiz sandığı gibi” Marmaris. Ve Muğla`nın öteki yörelerinin evleriyle , insanlarıyla. Bu yöreyi Yüksek Mimar Sayın Oktay EKİNCİ anlatacak bizlere. Sayın Ekinci’ye önce, Bodrum diyoruz.

-Oktay Ekinci:  Bodrum dediğimizde akla gelen yapılaşmanın ufkuna maruz Bodrum mimarisi olarak bilinen evlerdir. Ve bir başka önemi bordum evlerinin küçük evler içine sığınılan evler olması. Ama aynı anda kültürel zenginliği çok büyük evler. Yani denebilir ki boyut olarak, oran olarak bu denli küçük ama insanın sunduğu olanakları bakımından büyük mimari çözüm dünya üzerinde gerçekten azdır. Bunu abartmış olmamak için söylemiyorum. Eski Bodrum evlerinden bahsederek açmaya çalışıyım. Örneğin, kalın taş duvarlardan söz etmek gerekir. Günümüzde yapılar küçüldükçe duvarların olabildiğince incelmesi bir ihtiyaç bildiğimiz gibi. Eskidende bu böyleydi, tam tersi değildi. Örneğin, konuştuğumuz Muğla evlerinde katlar arsındaki duvarların tutulması, o mekânın mümkün olduğunca fazla kullanılmasına imkan sağlıyor. Bodrum`daki evlerde taş duvarlar. Eski bodrum evlerinde kalın taş duvarlardır: Ne bunlardan çok küçük pencere ve kapılar açılmıştı. Ama bu böyle bir özellik getirmiştir ki o zaman son derece Modern bir klima var zannedersiniz. Mükemmel izolasyon sağlar. Şunu da ekleyeyim beyaz çok önemli bir ek malzeme ek çözüm güneşi yansıtması bakımından Bodrum evlerinin beyazı o nedenle pek çok insan Bodruma gittiğinde yazın denize girmenin ötesinde evin içerisinde yaşamayı da keyifle haz eder özlerler. Bir başka yine önemli iklimden gelen özellik Bodrum evlerinin avluları. Sokaktan avluya girdiğiniz de eve girmiş olursunuz. Yani evin dışında bir mekân görmüş olmazsınız. Evin kendisine girmiş olursunuz. Çünkü o ev.asma çardaklarıyla, gölgelikleriyle ve hemen kenarında duran bir parçası olarak insana huzur verir. O iklime, kültüre uygun son derece rahat bir yaşam tarzı. Bir başka Bodrum evlerinden yola çıkarak altını çizmemiz gereken noktada bu evlerin kente kimlik vermiş olmasıdır. Yani Bodrumun o gördüğümüz kartpostallarda hemen herkesin hayranlıkla seyrettiği yeni kent dokusunu o evlerin kimliklerini, kültürlerini katmış olmasıdır. Yani evlerin yan yana gelişi bir sokak oluşturmaları, ilişkileri, kent dokusu içerisinde mimari plancıların deyimiyle söyleyecek olursak, kentin yerleşme dokusu içerisindeki konumlarıyla Bodrum evi denebilir ki Bodrum`u yaratmıştır. Bodrum kenti de evinin kendisine olan saygısı karşılığını vermişlerdir. Bütünleşmişlerdir. Şimdi şunun üzerinde durmak istiyorum Bodrum diyince bir başka açıdan laboratuar artık eski mimarinin geleneksel mimarinin nasıl yaşatılacağı konusunda çünkü çok yaygın bir yapılaşma özellikle son 4-5 yıl içerisinde Bodrum yarım adasında çok yaygın bir yapılaşma ortaya çıktı. Ancak gözlenen bu yapılaşmadaki seçilen mimarinin Bodrum mimarisi olarak tanınan mimari ile bir uyum içerisinde olmasıdır. Yani baktığımız zaman Bodrum`un hem kendi merkez ve çevresindeki yapılaşmalarda hem de Bodrum yarımadasındaki diğer yerleşmelerde köylerde sitelerin yaygın yapılaşma, Bodrum mimarisini yansıtma gibi bir yapılaşma içerisinde olduğu görülüyor. Ama iki sorun ortaya çıkardı bu açıkçası, birincisi doku bozuldu, yani Bodrumda doku dediğimiz zaman işte o biraz önce sözünü ettiğim derin bir kent kültürü, kent yaşamıyla birlikte yan yana gelişleri kentsel mekânlar yaratmaları bir sosyal kültürel  ortam yaratmaları esprisi yani eski Bodrum`da var olan ortam ortadan kalktı. Deyimi yerinde ise dağlar taşlar Bodrum evleriyle doldu. Geçen yılda galiba bir İngiliz turizm yazarının Bodrum`daki gözlemlerini okumuştum. Şöyle bir cümleydi, ki çok beğendim,  diyor ki Bodrum yarımadası Bodrum evleriyle doldu doğrudur. Başka evler buraya yapılmadı ama sanki gökyüzünden Bodrum yarımadasına kesme şeker atılmış, bu kesme şekerler dağlarda bir şekilde yan yana duruyorlar. Tabii bu bodrum değil. Buradan belki şuna geçmek gerekir Anadolu yapı sanatında geleneksel mimari dediğimiz alanda evlerle, kentler bütünleşmişlerdir. Yani bu ilişkinin evlerle, eski kentleri birbirinden ayırmak mümkün değildir. Örneğin bugün İstanbul evini ahşap evi bir cumbalı evi Sinekli Bakkal Sokağı’nın evini götürüp çamlıca tepesine tek başına yapamazsınız o orada İstanbul evi değildir. Benzer şekilde Bodrum`daki diyelim Kumbahçe Mahallesi’ndeki o güzelim sokaklarda görünen herhangi bir evi çevresinden koparıp bütün özellikleriyle Bodrum yarımadasında dağın başına inşa ettiğiniz zaman o artık Bodrum evi değildir. Çünkü evi yaratan kentin kültürüdür, kente kimliğini katan da tek tek  evlerdir. Kucaklaşmışlardır. Bu kucaklaşmayı koparan bir koruma anlayışı bu kucaklaşmayı birbirinden ayıran eski mimari yapı anlayışı aslında bu mimarinin yok olmasına neden oluyor. Yani bodrumun o gördüğümüz kartpostallarda hemen herkesin hayranlıkla seyrettiği yeni kent dokusuna o evlerin kimliklerini, kültürlerini katmış olmasıdır. Yeni evlerin yan yana gelişi bir sokak oluşturmalarıdır.

    A. Bahçekapılı : Bodrum evlerinin beyazlığının yanı sıra çatılarının olmayışı da bir özellik değil mi  Sayın Ekinci.

    O. Ekinci : Biraz önce tanımladığım o taş duvarları, küçük pencereli ama kültürü çok büyük o eski Bodrum evinin  -ki bunlar daha da eskiden Halikarnas Balıkçısı’nın da söz ettiği yıllardan da eskidir-  o bölgedeki (kıyı bölgelerde) balıkçıların kullandığı evlerdi ve bunlar “erişte” dediğimiz  -Bodrum bölgesinde deniz kenarındaki bir nevi yosundur.Böyle uzun uzun, yeşil bitkilerdir. Buna erişte denir o yörede-  onların kurutulması ile elde edilen bir örtü malzemesinin ahşap çatkılar üzerine serilmesi, killi toprakla bunun örtülmesi ve sıkıştırılması, tekrar üstüne toprak örtülmesi, tekrar killi toprak örtülmesi gibi geleneksel bir yöntemle o içeriye sıcak koymayan, kış mevsimi soğuğu sokmayan son derece uygun damlar. Şimdi günümüzde yapılan ise mimariye uyması için yani sadece görünüme uyması için, sadece düz dam elde edilmesi için demirli betondur. Şimdi demirli beton o evleri fırın haline getiriyor. Ondan söz edeyim.Ayrıca yine mimari uyması için taş duvar yerine , tuğla duvar veya benzeri malzemeler kullanarak mimari elde etmekte ama, duvarları taş olan işte damı erişte ile kurutulmuş olan bir Bodrum evine girdiğimizde rahatlıkla karşılaşıyorsanız,.görünümü aynı ama; bugünün malzemesiyle yapılmış yine  Bodrum evi dediğimiz yeni bir binaya girdiğinizde kavruluyorsunuz.Şimdi bunun karşılığını elbette bulmak lazım .Çünkü geleneksel mimari insana saygılı mimaridir.Esasında özünde bu vardır. İster İstanbul’da, ister Bodrum’da, Safranbolu’da bizim Anadolu mimarisi ve bütün dünyada geleneksel mimari insana saygılıdır. Bodrum yarımadasında bu saygı bir miktar terk edilmiş.Yani görünüm olarak mimariye saygı var ama; insanın o yapılarda yaşamasının ortamı sağlanmadığı da açık..Bu, son aylarda şöyle bir tartışmayı da gündeme getirdi. Acaba Bodrum’da çatı mı kullanmak gerekir? Benim de içerisinde bulunduğum bir grup mimar kullanılabileceğini söylüyor. Çünkü esasen Akdeniz mimarisi vardır, fonksiyoneldir. İşte sözgelimi Güney Fransa’daki, İtalya’daki ve hatta Ege’deki bazı adaları baktığınızda beyaz duvarlar, o duvarlar üzerinden bahçe duvarlarından bahçeye uzanan yeşillikler ve Arnavut kaldırımı sokaklar ve peyzacede kırmızı çatıların tamamlandığını görüyoruz ki Bodrum’da da esasen hem Bodrum merkezinde, hem de yarımadadaki birçok köyde eski, hatta eski eser olarak tescil edilmiş pek çok yapı var.  O zaman düz dam yapıp fırına sokmaktansa, çatı da uygulanabilir diye düşünüyoruz. Aslında bu son günlerde bir tartışma konusu .

   A. Bahçekapılı : Sayın  Ekinci Bodrum evleriyle, Marmaris evlerini karşılaştırır mısınız?

   O. Ekinci : Marmaris’te ev kalmadı bence. Marmaris Kalesi’nin etrafında, o kalelerin tarihsel zenginliğine sığınmış ve ayakta kalabilmek için mücadele veren çok az sayıda bir ev topluluğu kaldı.Zaten SİT alanı, Marmaris’in ortasıdır. Marmaris Bodrum’dan çok farklı gelişti, çok hızlı gelişti.Özellikle 7-8 yılda gündem de bulunan yüksek nitelikli turizm yapılaşmasına açıldı.Çok yıldızlı otel yapılaşmasına açıldı ve o nedenle de Marmaris’teki güzellikler Marmaris’in kendi  yöresel mimarisinin getirdiği kültürel zenginlik büyük ölçüde tahrip oldu. Ama her şeye rağmen Marmaris öylesine mükemmel bir doğal çevre içerisindeki kimliğini şu anda bir miktar da olsun koruyabilmekte. Hiç değilse Marmaris’ten bakıldığı zaman ufuk itibari ile, manzara itibari ile ve bir de elbette kalenin etrafına yapılan yapıları itibari ile… Bu yapılar Muğla’nın bir başka yöresindeki yapılara da çok benzer.

       Fethiye’nin Kale Köyü’nden de söz etmek isterim. Çünkü aşağı, yukarı eş kültürlere sahip bir yapılaşma gibi görünmekte. Kale Köyü de üzerinde son yıllarda çok durulan bizim kurtarılması, yaşatılması için çok çaba gösterdiğimiz yerlerden bir tanesi. Bir SİT alanı, kentsel SİT alanı. Fethiye’nin yaklaşık 15 km. kadar yakınında Kaya Çukuru denilen, son derece  zengin bir bağın, bağlık bahçelik bir oba’nın hemen yamacında kurulmuş eski bir yerleşme.1924’te Rum halkın bu bölgeyi terk etmesinden sonra Kaya Köyü metruk bir kent haline geliyor…  Ancak şu özelliği var: Bütün yapıları, evleri, sokakları ve oradaki o kenti tamamlayan öğeleriyle birlikte bugün zamanın bütün  yıpratmasına rağmen kendisini koruyabiliyor .Bu konuda bir gelişme var. Söz etmek istiyorum.Önemli bir gelişmedir: Geçen hafta Kültür Bakanı Sayın Fikri Sağlar bölgeye geldi ve Kapadokya’daki Avanoz’dan sonra Güney Ege’deki Kaya Köyü’nün de bir kültür köyü olarak restore edeceğini ve yaşatılacağının müjdesini verdi. Bunu çok sevinçle karşıladık çünkü; Kaya Köyünü yaratan kültürün, gelecek kuşaklara aktarılmasının ötesinde kültürün zenginleştirilerek yaşatılmasında büyük yarar vardır.

    Kentlerimiz giderek kimliklerini kaybediyorlar. Buna karşın kentlerin milli kültürlerinin, kentsel mimarilerinin koruyarak yaşayabilmelerinde bu tür örnekler çok önem kazanıyor.O nedenle Kaya Köyü’nün de bir kültür köyü olarak ele alınması, restore edilmesi projesini biz sevinçle karşıladık.

    A. Bahçekapılı : Kaya Köyü’ndeki evlerin özellikleri nelerdir?

    O. Ekinci : Bunlar da taş ağırlıklı evler, ama ayrıca taş mükemmel bir estetikle kullanılmıştır Kaya Köyü’nde.Sokaktaki kaldırımda, evin duvarında başka estetikler kullanılmıştır. Motifler geliştirilmiştir. Kumilne denilen saçaklar geliştirilmiştir.Ve ayrıca Kaya Köyü’ndeki evlere baktığımızda o taş yığınıyla karşı karşıya olmazsınız.Bu da bir beceridir. Bugün deniliyor ki, beton yığınları, ama beton estetik bir anlatışla uygulandığında öyle yığınla karşılaşmaz insan. Bu taşta da böyledir. Bir taş yığınıyla karşılaşmıyorsunuz. Örneğin her evin ayrıca bir sarnıcı vardır. Bölgede yazın susuzluk çekilmesine karşın Kaya Köyü’nde susuzluk çekmek mümkün değildir. Bu da geçmiş kültürün önemli kazanlarından birisidir.

    A. Bahçekapılı : Büyüklükleri nasıl evlerin?

    O. Ekinci : Çok büyük değil. Ama Bodrum evleri gibi çok zengin olanaklar sunan evlerdir. İşlevi büyüktür. Yaşamın bütün fonksiyonlarını o evde yerine getirmek mümkündür.

    A. Bahçekapılı : Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz Sayın Ekinci.

    O. Ekinci : Ben teşekkür ederim.

Kaynak; EVLER EVLER, 29 Mayıs 1992,

 10.20-10.40, TRT  RADYO II ,

Yapımcı: Alâettin Bahçekapılı

 

geri dönüş