YAŞAMI

Nâzım Hikmet, 15 Ocak 1902'de Selânik'te doğar. Babası Hikmet Nâzım Bey o sırada Kalem-i Ecnebiye memurudur. Babası iyi Fransızca bilir , özgürlükçü düşüncelere bağlı bir paşa çocuğudur. Annesi Ayşe Celile Hanım özel eğitim görmüş,Fransızca konuşan, Baudelaire ile Lamartine'i aslından okuyan, piyano çalan resim yapan nitelikli bir kadındır. Ayşe Celile Hanımın soyu Polonya'ya dayanır.

Hikmet Bey , görevinden istifa eder ve ailesini babasının yanına, Halep'e, götürür. Dedesi Nâzım Paşa Nâzım Hikmet'e aşırı ilgi ve sevgi gösterir. Nâzım Paşa namuslu, kültürlü , Mevleviliğe bağlı, şair yaratılışlı sevecen bir kişidir. Çevirileri ve kitapları vardır. Hikmet Bey orada çok kalamaz ve yaşam kavgasını İstanbul'da sürdürür. Birkaç yıl sonrada Nâzım Paşa'da emekli olarak İstanbul'a gelir.

Nâzım Hikmet, bir yıl kadar , Fransızca eğitim veren bir okula , ardından Göztepe'deki Numune Mektebine gider. İlkokul bitince Galatasaray Sultanisi'ne yazılır , bu okul masraflı olduğundan bir yıl sonra Nişantaşı Sultanisi'ne geçer. Nâzım Hikmet , Sultani'de örnek bir öğrencidir. İlk şiirini bu yıllarda yazar. "Feryâd-ı Vatan " başlıklı ve 1913 tarihli bu şiir, Balkan savaşında Osmanlının yenik düşmesi ve düşmanların Çatalca'ya kadar gelmesi üzerine kaleme alınmış ve şairin bundan duyduğu derin üzüntü ile yurdunu kurtarma istek ve umudu yansımaktadır.

Nâzım Hikmet, ilk şiir dersini ve zevkini dedesinden alır. Dedesinin ve arkadaşlarının tasavvuf ve edebiyata ilişkin konuşmalarını can kulağıyla dinler. Nâzım Hikmet 1914'te "Bir Bahriyelinin Ağzından " başlıklı şiirini yazar ve bu şiiri aile dostu Bahriye Nazırının önünde okuyunca çocuğun Bahriyeye verilmesini önerir. Ve Nâzım Heybeliada Mektebine girer. Şair Yahya Kemal de orada öğretmendir.

Yahya Kemal'in , Nâzım Hikmet'in şiir sanatını öğrenmesinde payı vardır. Örneğin 1918'de Yeni Mecmua'da yayınlanan "Hâlâ Servilerde Ağlıyorlar mı"(bu şiir Nâzım'ın yayınlanan ilk şiiridir) şiirini gözden geçirmiş ve birçok yerini düzeltmiştir. Yahya Kemal, Nâzım'ın "Samiye'nin Kedisi "şiirini okuyunca "Sen bu pis kediyi,uyuz kediyi böyle övmesini biliyorsun , şair olacaksın!"der.

Nâzım Hikmet , Bahriye'yi bitirince ,Hamidiye kruvazöründe stajyer güverte subaylığına verilir. Fakat bir süre sonra 1919 kışında gece nöbetinde zatülcenpe yakalanır . Sağlık Kurulu düzenlediği raporda onu askerlikten çürüğe ayrılır.

Nâzım Hikmet,1920'de Alemdar gazetesinin açtığı yarışmada "Bir Dakika şiiriyle birincilik kazanır. Halit Fahri, Yusuf Ziya gibi şairler ondan özgüyle söz eder.

OTOBİYOGRAFİ

1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış Madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırag'dan Havana'ya

Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'de
961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim
951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana
başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filan olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir

Nazım Hikmet - 1961

1921'de arkadaşlarıyla Anadolu'daki milli mücadeleye katılmak amacıyla evden kaçar. İnebolu , halkın çileli yaşayışını yakından görünce sarsılır. Sonra Bolu'ya varırlar (Vâlâ Nurettin'le) ve orada öğretmenlik yapmaya başlarlar. Çevre çok tutucu olduğundan sıkıntı çekerler ve kendilerini şiir denemelerine verirler. Bolu ' da tanıştıkları Ziya Hilmi'yle (genç bir yargıç) öğrenimlerini ilerletmek amacıyla Rusya'ya giderler ve 1921'de Batum'a ulaşırlar. Orada Şevket Süreyya'ya rastlarlar ve dört arkadaş 1922'de Moskova'ya varırlar. Bir süre sonra da KUTV üniversitesine yazılırlar.

Nâzım , burada avant-garde (öncü) Rus şiirini inceler , Bagritski'yi, Mayakovski'yi tanır. Şiirini geliştirir. İstanbul'a dergilere yazılar ve şiirler gönderir. Bir sürü şiir ve oyun yazar. Nüzhet hanımla evlenir ve ayrılır.

Üniversiteyi bitirince yurda döner ve babasının çıkardığı bir derginin teknik işleriyle ilgilenir. Bunun yanında Aydınlık,Orak-Çekiç gibi gazete ve dergilerde yazı ve şiirleri çıkar. Polis, onu izlenmeye başlar.1925'te çıkan Takrir-i Sükun kanunu nedeniyle 15 yıl küreğe mahkum edilir. Baskılar onu yurt dışına kaçmaya iter ve Moskova'ya gider. Türkiye'de hakkında bir sürü mahkeme açıladursun, o Moskova'da iki yıl daha öğrenim görür ve özellikle sanat, tiyatro, edebiyat alanında bilgisini arttırır.

Türk Ceza Kanunu'nun kabul edilmesiyle cezaları hafifler ve yurduna dönmek için başvurular yapar . Kabul edilmeyince başka birinin pasaportuyla geçmeye çalışır ve Hopa'da tutuklanır. İstanbul'a götürülür ve hakkında açılan tüm davalardan beraat eder.

Nâzım Hikmet, bir yandan Resimli Ay dergisinde düzeltici olarak çalışır , bir yandan da şiirlerini yayımlar(takma adlada olsa). Birkaç kitabı çıkar, şiirlerini plağa alır(sonra bu plaklar toplatılır). Babası ölür 1932'de. Bu arada kovuşturmalar devam etmektedir. Çoğundan aklanır fakat 1934'te dört yıllık mahkumiyeti onaylanır , çıkan afla cezası hafifler ve 'alacaklı olarak ' dışarı çıkar. Gazetelerde takma adlarla yazı yayımlar,Akşam gazetesinde teknik yazıcılık yapar,senaryo yazar, dublaj yapar, oyun ve operet yazar. Sessizce Piraye Altınoğlu ile evlenir. Fakat kovuşturmalar devam etmektedir...

Harb Okulu olayı yüzünden 15 yıl ağır hapse ve ölünceye değin kamu hizmetlerinden yoksun bırakılmasına karar verilir. Suçu , askeri kişileri üstlerine karşı kışkırtmaktır.( Nâzım Hikmet, bir tertibe kurban gitmiştir. Bu kararı o zamanın hukukçuları bile haksız bulmuştur. Fakat kimse bu haksızlığa karşı sesini çıkarmaz çünkü söz konusu olan askeriyedir). Bir de 'Donanma Davası' yüzünden 20 yıl hapis yer.

Nâzım Hikmet , hapiste boş durmaz. Bir yandan şiir yazarken bir yandan da genç yetenekleri (A. Kadir , Kemal Tahir,Orhan Kemal,İbrahim Balaban) yetiştirmekte ve geliştirmektedir. Bursa'da Tolstoy'un 'Harp ve Sulh' unu çevirmeye başlar ve hapishaneye getirttiği üç dokuma tezgahıyla kumaş dokumaktadır. Aynı zamanda 'Memleketimden İnsan Manzaraları'nı yazmaya başlar. La Fontaine'in 'Masallar'ını çevirir.

Bu arada karşılaştığı 'adli hataya' tepkiler artmaktadır. Yazarlar imza kampanyası başlatır,Uluslar arası Barış Sevenler Komitesi, Uluslar arası Öğrenciler Birliği, Dünya Demokratik Gençlik Federasyonu, İleri Jöntürkler Birliği, UNESCO'nun organlarından Uluslar arası Hukukçular Cemiyeti Türk Hükümetine yaptıkları onca başvurulara rağmen bu girişimler bir sonuç getirmez. Bunun üzerine Nâzım Hikmet açlık grevine başlar. Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet'te açlık grevine başlayarak destek olurlar,yine fayda etmez.

Nâzım Hikmet , 1950'de yürürlüğe giren af kanunuyla on üç buçuk yıl sonra özgürlüğüne kavuşur. 1951'de biricik oğlu Mehmet doğar. Eşinden ayrılır ve Münevver Hanım'la evlenir.

1950'de Dünya Barış Sevenler Kongresi'nin kararıyla Uluslar arası Barış Ödülü İspanya'dan Picasso'ya, Amerika'dan Paul Robenson'a , Polonya'dan Wanda Jakubowska'ya , Şili'den Pablo Neruda'ya , Türkiye'den Nâzım Hikmet'e verilir(fakat o sırada hapiste olduğundan ödülü almaya gidemez).

Nâzım Hikmet 'i hapisten çıkar çıkmaz askerliğini yapmaya çağırırlar(çürük raporu olduğu halde). Sabahattin Ali gibi öldürülmekten çekindiği için kaçar.20 Haziran 1951'de Bükreş'te bakanlar ve halk tarafından sevgi gösterileriyle karşılanır. Oradan Moskova'ya geçer. Dünya Barış Konseyi'ne üye seçilir, kendisine pasaport verilir ve çeşitli ülkelere yolculuklar yapar.25 Temmuz 1951'de Bakanlar Kurulu kararıyla yurttaşlıktan çıkarılır.

Nâzım Hikmet , bir gezisi sırasında hastalanır ve uzun süre hastanede kalır.1959'da yüreğine yeni bir sevda düşer ,Vera Tulyakova ile evlenir.Bu arada şiirler, oyunlar,yazılar yazmaya devam eder. Son günlerinde eski dostları ona teker teker ihanet etmeye başlar. Kalbi daha fazla dayanamaz ve 2 Haziran 1963 günü hayata gözlerini yumar. Moskova'da Kızlar Manastırı Mezarlığında (burası Çehov,Gogol,Mayakovski gibi ünlülerin toprağa verildiği bir yerdir) gömülüdür.

Kaynak : Archimed Web Site

<Geri Dönüş