|
Puşkin ve Nâzım...
Ataol BEHRAMOĞLU
Nâzım Hikmet 'in Aleksandr
Puşkin üzerine bir yazısını E. Babayev 'in yayına hazırladığı ''Bütün
Eserleri'' nin 8. cildinde bulabilirsiniz. 1962 tarihli bu yazının
bir bölümü, sevgili dostum, kardeşim Aziz Çalışlar 'ın, ''Nâzım
Hikmet, Sanat ve Edebiyat Üstüne'' başlıklı önemli çalışmasında
da yer alıyor: ''Ömrüm boyunca bir tek şiir çevirdim Türkçeye, Puşkin'in
bir şiirini. Puşkin'i sinemada, tiyatroda seyrettim, Puşkin üstüne
yazılmış kitaplar, biyografiler okudum ve her seferinde yüreğim
ağzıma geldi, aman kendini öldürtecek diye ve her seferinde dehşetli
bir keder duydum, Puşkin öldü diye. Yeryüzünde batısı, doğusu, kuzeyi,
güneyi içinde, sevdiğin dört şair say deseler, bu dörtten biri Puşkin'dir.
Puşkin'i on dokuzumdan altmışıma kadar artsız arasız sevdim, çünkü
artsız arasız sevdalandım halkıma, bütün halklara, memleketime,
bütün memleketlere ve dostlara, kadınlara. Puşkin'den birçok şey
öğrendim, ama öğrendiklerimin başında: kocalmamak sanatı gelir.''
Nâzım Hikmet'in Aleksandr
Puşkin'e büyük sevgisi Vera Tulyakova 'nın anılarında da sayfalar
boyunca anlatılır. Peki, 20. yüzyıl Türk şairinin 19. yüzyıl Rus
şairine bu sevgisi nereden geliyor? Nâzım'ın 20. yüzyıl Rus modernistlerinden,
özellikle de Mayakovski 'den etkilendiğine (bir ölçüde doğru olarak)
inanılır. Puşkin'in şiiriyle ilişkisi konusunda ise herhangi bir
yazı ya da değiniye rastlamadım. Nâzım'ın Puşkin'e duyduğu hayranlık
bir şairin bir başka şaire duyduğu olağan yakınlık mı, yoksa daha
derin kökleri olan bir duygu mudur? Bu sorumun yanıtını, kısa süre
önce Puşkin üzerine yaptığım ayrıntılı bir çalışma sırasında buldum.
Puşkin şiirinin Nâzım Hikmet şiiri üzerinde etkisinin, XX. yüzyıl
Rus modernizmi ve özellikle de Mayakovski şiirinden çok daha açık
ve belirgin olduğunu gördüm. Ciddi, ayrıntılı bir çalışma gerektiren
ve başka örneklerle de desteklenmesi gereken bu saptamamı burada
özetleyecek olursam, Puşkin'in ''Poltava'' adlı tarihsel konulu
destanında bir idam günü öncesindeki gecenin betimlendiği son bölümle
''Şeyh Bedrettin Destanı'' nın ünlü son bölümü arasında dikkat çekici
bir benzerlik görülüyor. Yine ''Poltava'' daki Büyük Petro ve savaş
sahneleri betimleriyle ''Kuvayı Milliye'' deki Mustafa Kemal ve
savaş sahnesi betimlemeleri arasındaki yöntem ve kurgu benzerliklerinden
söz edilebilir. Bu benzerlikler Nâzım Hikmet'in (anadili Rusça olmayan
biri için okunup anlaşılması Mayakovski'ye göre daha az güç olan)
Puşkin'i derinlemesine okuduğunu ve ondan etkilendiğini gösteriyor.
Puşkin'den etkilenen
sadece Nâzım Hikmet mi? Eğer ''Poltava'' ve özellikle de ''Yevgeni
Onegin'' olmasaydı, Tolstoy 'un ''Savaş ve Barış'' ı kuşkusuz ki
yazılamayacaktı. Puşkin'in Rus şiir ve anlatı diline eşsiz bir yalınlık
ve akıcılık kazandıran çok yönlü yapıtının Rus edebiyatının modernleşmesindeki
rolü, günümüze kadar süren ve süreceği kuşkusuz olan etkileri inanılmaz
büyüklüktedir. Dünya edebiyatı üstündeki etkilerine bir başka örnek
olarak ise, daha 1847'de Prosper Merim´ee 'nin kendi ''Carmen''
iyle Puşkin'den çevirdiği ''Çingeneler'' i bir arada yayımlamasını
gösterebiliriz.
Puşkin'in birbirlerine
kopmazca bağlı, kişilik ve dünya görüşünün özelliklerini bir çırpıda
özetleyebilmek kolay değil. Bu kişilik ve dünya görüşünün oluşumunda
başta Voltaire 'in yapıtları olmak üzere Batı aydınlanmacılığı ürünlerinin;
köklerini mitolojide, eski Yunan-Latin klasiklerinde bulan hümanist
ve özgürlükçü geleneklerin; Rus halk yaratıcılığının ve 18. yüzyıl
klasikçi Rus edebiyatındaki aydınlanmacı geleneklerin; Byron romantizminin,
W. Scott tarihsel romanının, rönesans edebiyatı ve özellikle de
Shakespeare 'in belirleyiciliğini ilk sırada anmak gerekir. Hümanist,
halkçı, özgürlükçü yapıtlarıyla Rus monarşisinin korkulu düşü olan
Aleksandr Puşkin (1799 - 1837) kendisinden yaklaşık yüz yıl sonra
doğacak Türk şairi Nâzım Hikmet gibi yaşamı boyunca siyasal yönetimin
baskısı altında kaldı. Yapıtlarının yayınına sansürce engel olundu.
Her davranışı polisçe izlendi. Bütün yazışmaları polis denetiminden
geçti. Cezaevine girmediyse de yıllarca sürgünde, gözetim altında
tutuldu. Nâzım Hikmet gibi ülkesinden gizlice ayrılmak zorunda kalıp
bir başka ülkede ölmediyse de ülke sınırları dışına çıkmasına siyasal
yönetimce hiçbir zaman izin verilmedi. Ömrünün son birkaç yılında
çevresindeki baskı çemberi gittikçe daraldı ve sonuçta da, daha
çok planlanmış bir cinayete benzeyen bir düelloda yaşamını yitirdi.
Puşkin yaşamaktayken
de dâhi bir sanatçı olduğu çağdaşlarınca bilinmekteydi. Bugün ise
sadece Rus edebiyatını değil Rusya'nın son birkaç yüzyıllık kültürel,
siyasal tarihine ilişkin hiçbir şeyi Puşkin'siz anlamak olanaklı
değildir. Nâzım Hikmet'in büyük sanatçı kişiliği de daha ilk yapıtlarıyla
kendini dost düşman herkese kabul ettirmişken 40'lı ve 50'li yıllarda
yapıtı ve adı kendi ülkesinin kültürel yaşamından neredeyse tümüyle
çıkarılıp atılmak istendi. Buna karşılık ünü dünya ölçüsünde giderek
yaygınlaştı ve 60'lı yıllarda da kendi ülkesine yapıtlarıyla görkemli
dönüşü gerçekleşti... Fakat yine de, son günlerde bir kez daha görüldüğü
gibi, ilkel saldırıların hedefi olmaktan büsbütün kurtulmuş değil...
Aynı şey Puşkin için
söz konusu olmasa da, bir olay bana bir yazgı benzerliğini bir kez
daha düşündürdü: Puşkin'le ilişkisi olmayan ve bu konuda zaten (elyazması,
belge vb. türünden) herhangi bir kanıt bulunmayan ve bulunması mümkün
olmayan, tiksinti verici, düzmece bir kitabın ''Puşkin'in Gizli
Güncesi'' adıyla ilk kez on yıl kadar önce Amerika'da yayımlanışından
sonra geçtiğimiz günlerde de Türkiye'de yayımlanması. Puşkin'i ahlâksız,
kişiliksiz bir sapık olarak gösteren ve bu yolla da olsa onun büyük
adından yararlanarak para kazandırmak amacına yönelik bu sahte ''günce''
, içeriğiyle de, tarzıyla da, üzerinde ciddi olarak durmaya değmeyecek
kadar düşük düzeyde bir bayağılık örneği. Amerika'daki, Türkiye'deki,
herhangi bir başka yerdeki yayımcı ve kotarıcıları için söylenebilecek
şey ise, sadece Puşkin'e karşı değil, onun kişiliği ve yapıtında
en seçkin örneklerinden birini bulan insanca değerlere, inceliklere
karşı, ahlâkça ve hukukça bağışlanamaz bir suç işledikleridir.
Cumhuriyet - 24 Şubat
2001
<Geri
Dönüş
|