|
Nazım'a
yapılan haksızlık
25 Temmuz
1951'de komünist düşüncelere sahip olduğu gerekçesiyle yurttaşlıktan
çıkarıldı
Nâzım Hikmet yurttaşlıktan çıkarılırken
Türkiye'de Demokrat Parti iktidarı kurulmuş, tek parti dönemi sona
ermiştir. Ama özgürlük gelmemiştir. Baskıcı uygulamalar sürmektedir.
Amerika'nın isteklerine uygun bir politik çizgi izlenmeye başlanmıştır.
Nâzım Hikmet, Türk yurttaşlığından
hangi nedenlerle ve niçin çıkarıldı?
Önce, o günlerin politik havasını
şöyle bir hatırlayalım.
Nâzım Hikmet Türk yurttaşlığından
1951 yılında çıkarıldı.
O yıllarda, Amerika ve Sovyetler
Birliği arasında son derece ciddi bir gerilim yaşanmaktadır.
Soğuk savaş politikalarının gündeme
geldiği bir dönemdir bu yıllar.
Dünya ölçeğinde etkin güç ABD'dir.
Türkiye Amerika'nın ittifaklar sistemi içerisinde yer almaktadır.
Sovyetler Birliği'ne ve Moskova'ya karşı son derece duyarlı bir
politika izlemektedir. Amerikan Kongresi'nin Soruşturma Komisyonu
uygulamaları, Amerikan ittifaklar sistemi içerisindeki tüm ülkelerde
ve doğal olarak Türkiye'de örnek alınmakta ve taklit edilmektedir.
Yani, McCarthy'cilik tüm ağırlığı ile egemendir.
Türkiye'de Demokrat Parti iktidarı
kurulmuş, tek parti dönemi sona ermiştir. Ama özgürlük gelmemiştir.
Baskıcı uygulamalar sürmektedir. Amerika'nın isteklerine uygun bir
politik çizgi izlenmeye başlanmıştır. Demokrat Parti iktidarına
karşı olan herkesin komünistlikle ve Moskova'nın ya da Sovyet hükümetinin
hizmetine girmekle suçlaması yaygın bir uygulama olarak yaşanmaktadır.
Dünyanın ve Türkiye'nin böylesine
baskıcı ve puslu bir ortamı yaşadığı sırada, Nâzım Hikmet Moskova'dadır.
DP hükümetine karşı yoğun bir faaliyet içerisindedir.
Nâzım'ın yurttaşlıktan çıkarılması
Bakanlar Kurulu, 25 Temmuz 1951 gün
ve 3/13401 Sayılı Kararı ile, Nâzım Hikmet'in, komünist düşüncelere
sahip olduğu ve bu amaçla Türkiye'deki hükümet biçimini ve hükümet
edenleri eleştirmesi nedeniyle yurttaşlıktan çıkarılmasına karar
vermiştir.
Bu karar, 15 Ağustos 1951 tarihli
Resmi Gazete'de yayımlandı:
''Pasaportsuz olarak İstanbul'dan
Romanya'ya kaçan ve oradan da Moskova'ya giderek havaalanında memleketi
aleyhinde beyanatta bulunduğu ve müteakiben radyo yayınlarında Türkiye'nin
hükümet şekli ve hükümeti idare edenler aleyhinde geniş propaganda
kampanyasına girişerek komünizmi yaymak maksadını güden neşriyatıyla
Sovyet hükümetinin verdiği hizmeti ifa etmekte olan maruf komünist
Nâzım Hikmet Ran'ın kendisine bu hizmeti terk etmesi hususunda yapılacak
tebligatın bir fayda vermeyeceği mülahaza edildiğinden Türk vatandaşlığından
çıkarılması; İçişleri Bakanlığı'nın 25.7.1951 tarihli ve 40945 sayılı
yazısı üzerine, 1312 sayılı kanunun 10. maddesine göre Bakanlar
Kurulunca 25.7.1951 tarihinde kararlaştırılmıştır.''
Görüldüğü gibi, Bakanlar Kurulu'nca
Nâzım Hikmet'in davranışı ''memleketi aleyhine beyanatta bulunmak''
, ''hükümet şekli ve hükümeti idare edenler aleyhinde propaganda
yapmak'' ve nihayet, ''komünizmi yaymak maksadını güden neşriyatı''
, ''Sovyet Hükümetinin verdiği hizmeti ifa etmek'' olarak yorumlanmış
ve yurttaşlıktan çıkarılma gerekçesi sayılmıştır.Nâzım Hikmet'in
kararnameye konu konuşma ve açıklamaları ya da yayın faaliyeti,
düşünce açıklama özgürlüğünün kapsamı içerisindedir. Nâzım Hikmet'in
salt düşünceleri nedeniyle suçlanarak yurttaşlıktan çıkarılmış olduğu
anlaşılmaktadır.
Hukuk kabul etmez
Böyle bir uygulamayı, hukukun kabul
edebilmesi elbette ki mümkün değildir.
Ama bu, yaşanmış bir gerçektir. Hükümete
ve rejime yönelik her düşünceyi ve eleştiriyi, Sovyetler Birliği
hükümetine bağlamak, o günlerin moda tutumudur. Nâzım Hikmet işte
bu ruh haliyle suçlanmış ve yurttaşlıktan çıkarılmıştır.
Nâzım Hikmet'in düşünceleri nedeniyle
yurttaşlıktan çıkarıldığı gün, Türkiye, Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın
üyesidir; 1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'ni de imzalamıştır(1).
İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin
imzacı bulunan her devlet, bildirinin içerdiği hak ve özgürlükleri
ayırımsız tüm yurttaşlarına tanımakla yükümlüdür. Bildiri, herkesin
düşünce ve inançlarını ülke sınırları içinde ve dışında özgürce
açıklama hakkını kabul etmektedir (Md. 18, 19). Öte yandan, herkesin
yurttaşlık hakkı bulunduğunu ve hiçbir zaman ''keyfi olarak'' yurttaşlıktan
çıkarılmayacağını da öngörmektedir (Md. 15).
İlkelerin anlamı
Anlaşılan o ki o günün Türkiye'si
için, bu ilkelerin pek de bir anlamı yoktur.
Bu anormallik içerisinde bir başka
boyut daha bulunmaktadır.
Nâzım'ın, yurttaşlıktan çıkarılmasının
kanıtı olarak gösterilen ''memleketi aleyhine beyanatta bulunmak''
, ''hükümet şekli ve hükümeti idare edenler aleyhine propaganda
yapmak'' ve nihayet, ''komünizmi yaymak maksadıyla neşriyatı'' yönündeki
faaliyetinin suç niteliğinde olup olmadığı da belirsizdir.
Kararname bu eylemlerin içeriğini
tartışma konusu yapmamaktadır; bu yönde herhangi bir değerlendirmeye
yer vermemektedir.
Nâzım Hikmet'in bu düşünce ve faaliyetinin
yasalar karşısında ''suç'' sayıldığı belirtilmemektedir.
Bu anlamda bir iddia bile söz konusu
edilmemektedir. Gerçekten de, kararnamede sözü geçen bu eylemler
nedeniyle 1951 yılında ve daha sonraki yıllarda, Nâzım Hikmet hakkında
ne bir soruşturma yapılmış, ne de bir dava açılmıştır.
Kanıtlar
Nâzım Hikmet, beyanat vermek, yayın
yapmak gibi nedenlere dayanılarak yurttaşlıktan çıkartılmıştır.
Bu eylemler, Nâzım'ın Sovyet hükümetinin hizmetine girdiğinin kanıtı
kabul edilmektedir. Yurttaşlıktan çıkarmayı gerektirici olduğu ileri
sürülen söz konusu beyanat ve yayının ne zaman, nasıl ve ne şekilde
gerçekleştiği, içeriğinin ne olduğu, Sovyet hükümeti ile ilişkisinin
bulunup bulunmadığı, hiçbir metinde, hiçbir belgede veya kararnamede
tartışılmış bile değildir.
Bu beyanat ya da yayın faaliyetinin,
yurttaşlıktan çıkarılmayı gerektirici nitelikte veya bu anlama gelecek
bir biçimde kullanıldığına ya da gerçekleştiğine ilişkin de ciddi
bir kanıt ve değerlendirme bulunmamaktadır. Öne sürülmüş değildir.
Dikkatlice okunduğunda görüleceği
gibi, kararnamede, tek satırla olsun, bu yönde bir anlatım ve değerlendirme,
hatta tek bir sözcük bile bulunmamaktadır.
Gözü kara hükümet
Bu iddialar, hukuka uygun ve ciddi
kanıtlar olmaksızın ileriye sürülmektedir. O nedenle iddia hukuki
bir dayanaktan yoksundur, soyut suçlamadan ibarettir.
Oysa, hukuk, suçlamaların kanıtlanması
yükümlülüğünü öngörmektedir. Her iddianın, onu ileri süren tarafından
kanıtlanması gerekir. Bu, hukukun temel ilkesidir. Hükümetin daha
ilk adımda, hukukun bu ilkesini görmezden geldiği anlaşılmaktadır.
Nâzım Hikmet'in yurttaşlıktan çıkarılmasına ilişkin kararnameyi
bu yönüyle hukuki saymak olanaksızdır. Kararname yasaya aykırıdır,
keyfi bir uygulamayı ifade etmektedir.
Ne ki, hükümet, gözünü karartabilmiş
ve böylesine bir kararı alabilmiştir. O nedenle bu karar, Türk tarihinin
yüz karasıdır, utanılası bir ayıbıdır.
(1) Türkiye, İnsan Hakları Evrensel
Bildirisini, 6 Nisan 1949 tarih ve 3/9119 Sayılı Bakanlar Kurulu
Kararı ile 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 No'lu Resmi Gazete'de yayımlamıştır.
Atilla Coşkun- Cumhuriyet - 21.02.2001
<Geri
Dönüş
|