Masalların Masalı
Su başında durmuşuz
/ çınarla ben. / Suda suretimiz çıkıyor / çınarla benim. / Suyun
şavkı vuruyor bize, / çınarla bana.
Su başında durmuşuz
/ çınarla ben, bir de kedi. / Suda suretimiz çıkıyor / çınarla
benim , bir de kedinin. / Suyun şavkı vuruyor bize / çınara, bana,
bir de kediye.
Su başında durmuşuz
/ çınar, ben, kedi, bir de güneş. / Suda suretimiz çıkıyor / çınarın,
benim , kedinin, bir de güneşin. / Suyun şavkı vuruyor bize /
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.
Su başında durmuşuz
/ çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz. / Suda suretimiz çıkıyor
/ çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün. / Suyun
şavkı vuruyor bize / çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.
Su başında durmuşuz.
/ Önce kedi gidecek / kaybolacak suda sureti. / Sonra ben gideceğim
/ kaybolacak suda suretim. / Sonra çınar gidecek / kaybolacak
suda sureti. / Sonra su gidecek / güneş kalacak, / sonra o da
gidecek.
Su başında durmuşuz
/ çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz. / Su serin, / çınar
ulu, / ben şiir yazıyorum, / kedi uyukluyor, / güneş çok sıcak,
/çok şükür yaşıyoruz. / Suyun şavkı vuruyor bize /çınara, bana,
kediye, güneşe, bir de ömrümüze.
Varşova, 7 Mart 1958
Nâzım Hikmet'in
bu ölümsüz şiirini bugün sizlerle paylaşmamın nedeni, Ayşegül'ün
geçen cumartesi gittiğim "okul müsameresinde" (!), bebelerimizin
bu şiiri koro olarak seslendirmeleri ve beni "tarifsiz heyecanlara"
taşımaları oldu.
Başta Tarık Akan ve
Bülent Dağdeviren olmak üzere, TAŞ İlköğretim Okulu'nun tüm idareci
ve öğretmenlerini yürekten kutluyorum. Ve bu türden şeyleri yaşadığım
zaman, Türkiye'nin geleceğine umudum ve inancım artıyor.
***
Bazı şeyleri anlayabilmek
için "bazı şeyleri" yaşamış olmak gerekiyor. Gerçekten
"bazı şeyleri" yaşamış olanlar, "kazanımların"
önem ve değerini bilemiyorlar. Binbir mücadeleyle ve sırasında
büyün acılar çekilerek kazanılanları, yaşamın doğal bir sonucu
sayıyorlar. Bu kazanımları "yüceltenlere" de acıyarak
bakıyorlar.
Örneğin bir okul müsameresinde
Nâzım Hikmet'in bir şiirinin öğrenci korosu tarafından seslendirilmesinden
ötürü heyecan duyan ve hatta gözleri dolan "yaşlı bir adama",
bazen kızarak, bazen acıyarak bakıyorlar. Ama asla anlamıyorlar...
Daha önce de defalarca
kaleme aldım. Nâzım Hikmet adında bir şairimizin olduğunu
ve öldürülmekten korkan bu uluslararası ünlü şairimizin yurtdışında
yaşadığını, çoğumuz duymamıştık bile. Kimilerinin "demokrasi
vardı" dediği bir dönemde, adam canlı canlı mezara sokulmuştu.
Zaten öyle bir dönemde yaşıyoruz ki, DP'nin dış politikasındaki
"uydu zihniyeti" bağımsızlık adına yüceltiyor ve bunu
dile getiren bilim insanları, bu "saptırmayı" bilim
adına yapıyorlar. Ne diyelim, bunlar da geçer...
***
Nâzım Hikmet'in
pelür kağıtlara çoğaltılmış şiirlerini elden ele nasıl dolaştırdığımızı
ve kimi zaman tehlikeli olan bu siyasal eylemden (!) ötürü ne
heyecanlar çektiğimizi, geçenlerde yazmıştım.
Nâzım'ın elime
geçen ilk kitabını, rahmetli dostum Altan Küçükyalçın Bulgaristan'dan
getirmişti. Zaten yukarıdaki şiiri de, bu 1967 Sofya baskılı kitaptan
aldım. O zamanlar böyle bir kitap edindiğimiz zaman, öpüp başımıza
götürmek eksik kalırdı.
Hey gidi günler hey...
***
Geldiğimiz noktanın
değerini anlayabilmek için, bu noktaya nerelerden gelindiğini
bilmek gerekiyor.
Bilmeyenler boşuna
konuşuyor.
Toktamış ATEŞ / Cumhuriyet
- 9.06.2001