|
"Penelope olmadı hiç
Gece gündüz aç susuz dokudu da
Yanıp kurtulacaktı Jean Dark olsa
Yirminci yüzyılda
Orta çağa doğan
Karcı dağın karlı yamaçlarından
Bütün eve odun çeken
Gelin
Şirinköylü
Kar çatlağı ayaklarını
Bastırırdı duvara her gece
Niobe değildi
Kibele'in dişiliğine değmemişti eli
Muskacıdan muskacıya umut
Yatır dallarında çaput
Hiç doğurmadı
Yılan olsa emzirecek göğsü
Sızlayarak
Her gece
Her gece kardan soğuk söze yenik
Andromake hiç olmadı hiç
Seyretmedi erkeğini surlardan
Savaşı birlikte tarlada
Ağayla ve devletli
Açlığı omuz omuza
Akmaz arıkları ortaçağın
Yirminci yüzyılda bile
Şirinköy'den gelinlerden gelinle de
Paylaşmaya gelmişti
Acıyı ve sevgiyi
Antigone değildi
Sonuna dek
Kendi öldürmedi kendini
Yatıyor odanın ortasında
Çıplak tabanları örtünün dışında
Yarık yarık
Gömülmeğe bile gün dönünce
Kalkıp kendi gidecek gibi"
|
A.Bahçekapılı:Cengiz
Bektaş'ın bir şiiri bu. "Adsız" başlığını taşıyor. Cengiz
Bektaş, şair, yazar ve Yüksek Mimar. Şiir, deneme, inceleme, çeviri
dallarında birçok kitabı var. Mimarlıkla, kültürle, yazınla ilgili
sayısız seminere, konferansa katılan, bildirilen veren, denemeler,
incelemeler yayımlayan Cengiz Bektaş'ın birçok da ödülü var. Halk
yapı sanatını yakından inceleyen ve bu konudaki çalışmalarıyla pek
çok genç mimarı etkileyen bir aydın Cengiz Bektaş.
Cengiz Bey. Hoşgeldiniz. Bugün sizinle
Denizli'nin güzel yerleşimleri Babadağ ilçesi ile Şirinköy evlerini
konuşacağız. Öncelikle bu evlerin genel özelliklerinden birbirleri
ile karılaştırmalı olarak ele alalım.
Bektaş : Aslında birisi ilçe,
öbürü köy. Birbirlerinden sayısal yönlerinde ayrıcalık var. Ama
dediğiniz gibi aynı ilkelerle oluşmuş evler. Türk evi kavramı içinde
Batı Anadolu bölümüne alabildiğimiz. Ama oluşmalarında ilginç bir
takım ayrıntıları var. Onun için her iki yerde de ayrı ayrı çalışma
yaptık. Dokumacılıkla geçinen, yeni bütün yaşamın dokuma olduğu
bir yerleşme. Ve onların bu uğraşlarının konutlarına nasıl yansıdığını
da görüyoruz, biliyoruz. Türk evinin özelliği de bu zaten. İnsandan
yola çıkıyor. Evinin ölçüsü, büyüklüğü, dirseğinden parmak ucuna,
omuzundan parmak ucuna arşın nasıl yansıyor ise vücudunun ölçüleri
uğraşıda yaşama biçimide yansıyor. Bu zaten Türk evinin özelliklerinden
birisi. Yaşamdan gelmesi, yaşamdan doğması. Şirinköy gene bu ilkelerle
bir kere çağ içindeki üretim ilişkilerinin değişmesi, üretim türlerinin
değişmeside izlenebiliyor. Yani bir zamanlar mutafcılık yapan insanlar,
sonra bakıyorsunuz sadece sebzecilikle geçinmek zorunda kalıyorlar.
Bunun gibi sebzecilikte yetişir değil çünkü şu önemli bir sorun,
çok suuyn bol olduğu yerde bulunmasına karşın bu defa Almanya göçü
başlıyor. Ve önemli bir sayı zaten Almanya'da bir tarihte Denizli
ilinden göçenler en büyük çoğunlukta idi. Ve Almanya'dan sonra geriye
dönüpte gene Şirinköy'de yapı yaptıranlar var. Giderken bir evi
vardı. Onları o zamanki yaşama biçiminden doğan, oluşan bir ev vardı.
Döndüklerinde yaptırdıklarıda apartman yerden kaldırılmış Türk evinin
ilkelerine göre iki katlı ahşap çatılı bir evin yerine birden bire
oyun duvarına bitişik olarak 4-5 katlı bir apartman yükseliyor.
Ve apartmanın 5. katında oturuyor geriye dönen. Alttaki katlar boş
ama beşinci kattan inip yerde, ocakta yine saç ekmeğini yapıyor.Enteresan
bir sentez. Bununda vurgulamak istediğim yaşama biçiminin değişmesinin
üst etkenler altında nasıl çarpıklaşabileceğidir. Çünkü onun özlemini
duyduğu o çevrenin, o doğanın ona verdiği etkilenmelerle oluşturabileceği
yaşama biçimi yerine, gerek kendi izlenmimleri başka dünyalardan
birde ona bir anlamda pompalanan yaşama biçimi onu ne kadar ters
bir noktaya getirebiliyor. Eski evleri Şirinköy'ün o kadar ilginç
ki yani firiklerden başlayarak bütün yaşam kültürlerini bulabiliyorsunuz.
Ve doğayal olan ilişkisinde öteki yaratıklarla ilişkisinde tam bir
dengede. Türk evinin genel tezinin yerleşme açısından sayabileceğimiz,
güne dönüklük, yaşama dönüklük, doğaya, çevreye saygı, içten dışa
davranış yani önce işlemi çözüp, o işlemin sonucunu biçiminde oluşması
gibi. Türk evinin gerçekten bugünde çağdaş sayabileceğimiz ilkelerine
dayalı bir evden, birden bire kendisine hiçte alışık olmadığı beton
duvarlarla bir anlamda hapishane kuran insanlar. Sonra bir başka
olayda var. Şirinköy yalnızca 6-7 km. uzaklıkta Denizli'ye. Ama
örneğin, hastalıklar açısından baktığımız zaman daha hala orta çağı
yaşıyor. Yani diyelim ki bir çocuk hastalığı yahutta kadın hastalığı
öyle iyileştirilmeye çalışılıyor.
A.Bahçekapılı: Geleneklere
aşırı bir bağlılık mı var ?
Bektaş : Aşırı bağlılık değil
gelişmemişlik var. Yani başlılık başka seçenekleriniz olur onların
içinden siz onu değiştirmek istemezsiniz. Eski alışkanlıklarııza
bağlı kalırsınız. Bu öyle değil. Başka seçenekleri olsa, diyelim
ki doktora rahat rahat getirecek bir sosyal güvencesi olsa tabii
ki gidecek. Ama hala daha işte çocuğu soyup, üzerine bir testi suyu
boşaltıp, ağaca çaput bağlayaraktan hastalık iyileştirmeye çalışıyor.
A.Bahçekapılı: Denizli'ye
bu kadar yakın olmasına karşın bu durumun sebebi nedir?
Bektaş : Biz burada tabi
kendi öz eleştirimizi yapıyoruz. Gidememek gibi temeldeki öz eleştirimizi
buluyoruz. Aslında bu Batı Anadolu'nun pek çok yerinde söz konusu.
Yani o Ege kıyılarından gidiyorsunuz pırıl pırıl işte ikinci konutlar,
turistik tesisler 15 km içeriye girdiğiniz zaman gerçekten tam 1000-2000
yıl öncesinde yaşayan insanları, köyleri buluyorsunuz.
A.Bahçekapılı: Biz yine evlerin
mimari özelliklerine dönelim. Hangi özellikleri benziyor Babadağ
ile Şirinköy'ün evlerinin?
Bektaş : Biraz önce söylediğim
gibi Babadağ'ın evleri yamaca yerleşmiş. Şirinköyde öyle. Yani Bütün
Anadolu'da yerleşmeler hiçbir zaman alüvyonun üzerine yapılmaz.
Yani ekmek yiyeceği toprağı insanoğlu 3000 yıldır anadoluda yaptığı
yerleşmelerde ilk izlediği ilkesiyle kirletmez, onu boşa harcamaz.
Yamaca yerleşir. Yamaca yerleştiği zaman kimse kimsenin güneşini
kezmez, göz hakkını kesmez. Ve birbirlerine atık sularla kötülük
etmezler. Bu tabi çok önemli bir ilke. Kapısının gündoğusuna bakması.
Sonra bunlar yerden biraz kaldırırlar. Nem ve toprak gelip geçsin
altından diyerekten ve anakat yukarıdadır. Sokaklar dar, yarısı
gölgeli. Ondan sonra yukarıda da mekanları. O kemanlarda oda çok
önemli Odaya Babadağ'da ev derler. Gerçekten bir ev gibi. Bir çekirdek
ailenin neredeyse evden hiç çıkmadan. Diyelim ki bir hafta evden
çıkmasa gereksinimlerini karşılayan bir oylum ocağı var. Kerevitleri
var. Seki altı var. Yani bütük hizmetlerin görüldüğü bir orada yüklük
var, yunmalık var, fincanlık var. Bunların hepsi bir odanın içinde.
Mesela ocağın önünde ilginçtir başka yerde çok rastlanmayan Babadağ'da
bir sürme kapak ocak kapatılır, yok olur. Ve güzel ahşap işlemeler,
yaygılar, kilimler maketlerin üzerindeki örtülerle gerçekten yaşantısı
bir oylumdur. Ve ustalarla ilişkilerde aynı. Babadağ'ın ustaları
kendi içinden, şirinköy'ün işçileride Yarangüme'den. Yarangüme,
Tavas oda Denizlinin bir ilçesi. Ustalarıyla ünlüdür. Burada ustalar
aletlerini omuzlarına vurdularmı nerede iş oraya kalıyorlar. Ve
her biride çok onur düzeyinde yaptığı işe bağlılar. Şirin köy'ün
evlerinin üzerinde ustaların adları yazılıdır. Aslında çoğu zaman
bu evlerin anonim olduğunu, herkesin böyle yaptığnı, mimarları olmadığını
söylerler. Bunuda birazcık şirinköy'de örneğiyle yalanlayabiliriz.
Yahutta karşı çıkabiliriz. Herbiri yaptığı işin bilincindedir. Ama
başka bir yerden geliyor ustalar. Peki nasıl oluyorda başka bir
yerden gelen usta? orada onların kalacakları yerleri var. Sanki
oralı gibi yaşıyorlar. Yani Caminin yanına yapılmış ayrı bir ev
diyelim bu şirinköy'de sözkonusuydu. Ve içli dışlı yani gerçekten
onların yaşama biçimini iyi bilerekten ve onların bütün özelliklerini
tanıyarak işlerini yapıyorlar. Babadağ'daki ustalar, oda ilginç
katılımı çok iyi ortaya koyan yöntem. Bir ev yaptıracağınız zaman.
Babadağ'ın içinde 3-4 tane usta var. Bunların yaşayan temsilcilerinden
görüşebildiğim, sevdiğim, hatta bugün bir tanesi halen belediyeye
danışmanlık yapıyor idi. Yani o diplomasız şusuz, busuz dediğimiz
usta ama o usta, ahşap üzerine toprak boyası ile süsleme yapılmasından
tutun, taş duvar işçiliğine... Tabii asıl belirleyici olan konu
gülgerdik konusu, ahşap standarda ve modüle göre yapılır evler.
O belirler evin ölçülerini. Bütün bunları kendi başına yapabilen
bir ustaydı. Ama, yine de bir insan ömrü yakınlığında Babadağ'da
olsun Şirinköy'de olsun evler yapılmış ve bu evler geçmişin kültüründen
bir kapma göstermemiş. Bu ayrı bir özellik. Hemde bir kuşak öncesine
kadar diyebilirm. Hadi bilemediniz iki kuşak. Ondan sonra birden
bire elinde proje biçmimizden hiç ilgisi olmayan bir yaşama biçiminden
yapılmış olan örneklerden kopyalarla apartman daireleri.
Ve onlar belgelerin bağrına hançer gibi saplanmış görünüyor.
A.Bahçekapılı: Koruma konusuna
geleceğim konusuna geleceğin buradan haliyle. Korumadan pek de söz
edilmeyecek herhalde Şirinköy'de?
Bektaş : Ayrıcada tartışılabilir.
O bir yaşama biçiminin ürettiği ve çağlarıyla çağdaş bir ürün. Ve
bugün onu zorla korumaya kalkışmak sözkonusu değil. Çünkü öyle yaşamak
istemiyorlar artık insanlar. Ve o yaşamın koşullarıda yok.
A.Bahçekapılı: Koşıllar ortadan
kaktı mı? Mühim olan o.
Bektaş : O tabiiki. Kalkmalı
da yani. 400 yıl önceki koşullarla yani 200 yıl önceki koşullarla
bugünkü koşullar aynı olursa işte o bizim özeleştirimiz yani utanılması
gereken olay. Ama gelecek kuşaklara bakın bu insanlar kendileriyle
ne kadar koşuttular. Ne kadar doğanın içinde ben merkezli yaşamayı
bildiler. Yani yaprağı çat diye yahutta dalı kırıp suyu kirletip,
oraya tükürüp düşmanca davranmadılar doğaya. Ve o doğanın içinde
dengede olmayı bildiler. Diyebileceğimiz örnekler. Çünkü çocuklarımız
limonun ağaçta yetiştiğini unuttular. Yani başka ülkelerde. Ben
yugoslavya'da gördüm. Sarayı oda bunları duvarlara resmetmişler,
kocaman bir müze kurmuşlar. Ve çocuklarına diyorlar ki bakın "kimse
kimsenin güneşini kesmezdi. Kimse kimsenin yelini kesmezdi "
diyerekten bugünkü kuşaklara mesaj iletiyorlar. Biz bunu yapamayacağız
diye korkuyoruz. Çünkü çok hızlı yok ediliyor.Ama korunsun diye
sen müze gibi bunun içerisinde yaşa, hatta 150 yıl öncesi gibi,
buda çağdaşlığa sığmaz.
Diliyoruz bu tarihi güzellikler,
bu kültür mirasları hiç yok olmasınlar. En azından belgeleyelim
diye uğraşıyoruz.
A.Bahçekapılı: Verdiğiniz
bilgiler için teşekkürler.
|