Cengiz Bektaş'a
göre planlama, tasarımlama gelecek için yapılır, bugün veya
geçmiş için değil.
8.Dönem
Ağa Han Mimarlık ödülleri Suriye'deki tarihi Halep Kalesi'nde
yapılan törenle sahiplerini buldu. Ödül verilen dokuz projeden
biri de Cengiz Bektaş'ın Akdeniz Üniversitesi öğrenci kültür
merkezi olarak tasarladığı "Olbia Sosyal Merkezi"
oldu.
Bektaş, "Olbia
Kültür Merkezi"nde geçmişin agora, forum ve çarşılarındaki
"meydan" fikrini kullanmış. Farklı disiplinlerden
farklı insanların bir araya geldiği üniversite ortamı da bu
fikri yaşatmak için en uygun mekanlardan biri.
- Üniversite üyelerinin
sizden bir kimlik istemeleri oldukça ilginç.
BEKTAŞ - İstedikleri
konuşmalardan biri de zaten üniversite ve kentti. Üniversitenin
böyle bir şeyi duyumsaması önemli. Konferanstan sonra bizim
kimlik sorunumuz var dediler. Bunu farklı disiplinlerden insanların
ayrımsaması gerçekten ilginç. Başka bir yerde belki çok doğal
ama bizde önemli, çünkü bu yüzden yitiriyoruz birtakım şeyleri.
Üniversitenin yapıları yapılmış ama öğrencilerin bir araya gelişleri
düşünülmemiş. Şehircilik insanların boş zamanlarını örgütler.
Boş zaman derken, başkaları tarafından kuralları konmuş bir
yaşam biçiminden sizin kendiniz için kurtarabildiğiniz zamanı
söylüyoruz. Çoğu zaman ona boş zaman derler, halbuki insanı
asıl insanlaştıran zamandır ve önemlidir. Üniversite birçok
disiplinin bir arada olabilmesi demek. Benden kişilik, kimlik
diye bir şey istendiği zaman bu beni çok heyecanlandırdı ve
hiçbir şey düşünmeden tasarıma başladım.
- Çıkış noktanız
farklı disiplinlerden insanların bir araya gelmesi. Yunan, Roma,
Doğu dünyalarında da agora, forum ve çarşıların insanları bir
araya getirdiğini söylüyorsunuz.
BEKTAŞ - İlk
yerleşme Anadolu'da gerçekleştirildi. Doğru dürüst kent adını
alabilecek kentler, Anadolu'dadır. Gerçekten kent yaşamı Anadolu'da
oluştu. Neden burada oluşturuldu? Biz çok akıllı olduğumuz için
falan değil. İklim uygun, coğrafya uygun. Doğa bize bir şeyler
veriyor. Diyelim Norveçliye göre yılda iki ay yerine, on ay
açıkhavada birlikte olabiliyoruz. Bu bir alışveriş, yaşama biçimi.
Babam anneme, "Nereye gidiyorsun?" dediğinde, "çarşıya"
der annem. Nereye giderse gitsin çarşıdır onun adı çünkü. Çarşı,
insanın insan olduğu yer. İnsan pazarı, bütün iletişimin olduğu
yer.
- Aslında geçmişte
duran ve bu coğrafyaya ait, yaşama biçiminizi oluşturan temel
unsurlar bunlar.
BEKTAŞ - Bugün
bu durumda oluşumuzun temel nedeni bunu unutmak. Planlama, tasarımlama
gelecek için yapılır, bugün için değil, geçmiş için hiç değil.
Gelecekte nasıl bir insan olunacak? 1930'larda böyle bir tasarım
vardı örneğin, ama bugün böyle bir tasarım yok. Yapıyı yaparken
bu nasıl bir kişilik olacak, ben onunla nasıl iletişim kuracağım
diye düşünmüyoruz. Bizim eksikliğimiz bunların en güzel yapıldığı
ortamda eğitimimizde hiç yer almamaları. İstanbul'da mimarlığı
bitiriyor, Süleymaniye'yi görmeden doğru dürüst. Edirne'de mimarlık
okuyor 4 yıl, Selimiye'ye girmeden.
- Bu noktada geçmişe
geçmiş olarak bakmamak mı gerekiyor?
BEKTAŞ - "Ah
o zamanlar neler yapmışlar da, biz ne kadar gerideyiz"
gibi bir anlayış olmamalı. Hayır biz geride değiliz. Önemli
olan insanlaşmak. Tabii ki eski değilim o zaman gibi, onlar
esir uygarlıklarıydı. Ben tabii ki kısıtlı değilim. Bütün çirkinliklere
rağmen çağımla övünüyorum.
- Eski kentle hiçbir
ilişkisi olmayan üniversite yerleşkesini siz nasıl bir ilişki
içinde tasarladınız?
BEKTAŞ - Her
bireyin kendi kimliği var, o kimliklerin bir araya gelmesinden
bir koro oluşuyor. Mekanlar birbiri içine akıyor. Bazı yerde
daha büyük, bazı yerde daha küçük, bir diğerinin kotu farklı,
farklı özellikleri var. Birinde durgun bir suyun başındasınız,
öbüründe durmadan dönen, Hititler'den beri dönen, size durmadan
zamanı anımsatan bir meydan var. Benim için en büyük başarı
insanları karşılaştırmak, onları merhabalaştırmak. Pencereler,
kapılar bunların hepsi araç. Önemli olan bunların kullanımıyla
yarattığınız atmosfer.
- Yerli ustalarla
çalıştınız. Yöresel teknikler, yerel malzeme ve kişisel bakış
arasında nasıl bir denge var sizce?
BEKTAŞ - Onlara
sadece kendileri için çalışıyormuşçasına çalışmalarını anlatmaya
çalışıyorum. Biri çok hoş bir şeydi örneğin: Oturmuş bir taşa
beni yontmuş bir usta. Ruhu beni coşkulandırıyor. O da bana
katıldı ve artık beraber duyuyoruz, takım olarak oynuyoruz duygusu
önemli. Halk yapı sanatı yapıtlarını incelerken saptadığım bir
takım ilkelerden biri, kültür birikiminin ayrımında olmak. Ve
bunları birtakım simgelerle göstermemek... Onun gibi saçak yaparak,
betonun üzerini ahşap yaparak, böyle komikliklerle değil. Ben
niye yüzyıl önceki gibi yapı yapayım? Ben yüz yıldır durmadım
ki, babamdan daha ilerdeyim, okudum. Babamdan daha ilerde değilsem,
babamla övünmeye hakkım yok ki! Usta, kendini aşan bir çırak
yetiştirdiği zaman ustadır. Sinan diyor ki, gelecekte benim
yapılarıma bakacak olanlar, zamanın koşullarını düşünerek anlayışla
baksınlar lütfen.
- Özellikle mimari
alanda geçmişe bir tür fanatizme bağlanan bir grup var...
BEKTAŞ - Zamanı
beceremeyince insan bir yerlere tutunmak ister. Ahmet Haşim
çok güzel söylüyor: "Geriye bakarak ileri yürünmez, ayağı
takılır düşer insan." Hele geçmişi biçimsel şeylerle kopya
etmek, o kültüre hiç layık olmamak demek aslında.
Cengiz
Bektaş hakkında daha fazla yazı

Cumhuriyet - 7 Kasım
2001