Ülkemizde konut açığının çok ciddi bir sorun olması konut niteliğinin göz ardı edilmesine neden olmuş, çok yakın yıllara değin konutta nitelik konusu araştırmacıların dahi pek fazla ilgisini çekememiştir.

Ülkede konut sorununun başlıca nedenleri hızlı nüfus artışı ve kentleşmedir.

1940'lı yılların sonuna doğru tarım sektöründe dış yatırımlar sonucu oluşan gelişmeler e makineleşmenin gerektirdiği işsizlik, topraksızlık vb. nedenlerle başlayan kırdan kente göç hareketleri, yine dış yardımlarla gelişen ulaşım ağıyla hızlanmıştır.

Başlangıçta sanayi bölgelerinin etrafında yerleşen yığınlar daha sonra sanayiden bağımsız, karmaşık bir biçimde ve kentsel çekim doğrultusunda göçü sürdürmüşlerdir.

Böylece kentlerimizde kentsel hizmetlere, donatılara ve konuta duyulan gereksinme olağanüstü artmış ve mevcut kentlerin, doğuda çok ihmal edilmiş olanları dışında, şimdiki sorunları ortaya çıkarmıştır.

Kentler yeni gelenlere uygun sosyal ve ekonomik koşullarda konut sunamadığı için kente göçenler kendi çözümleri olan gecekonduları üretmek zorunda kalmış, böylece kentlerin çevresi, bazı durumlarda da merkezleri (Kuloğlu 1994) gecekondu alanlarına dönüşmüştür.

Devlet konut sorununun çözümünde bütüncül ve devletçi bir politika benimsemediğinden parçasal önlem ve desteklerden sonuç alınamamış, 1980 askeri darbesinden sonra konut üretimi, devlet tarafından finanse edilen devlet personeli lojmanları dışında, hemen hemen tümüyle özel girişimcinin eline teslim edilmiştir.

Cumhuriyet dönemindeki gelişmeleri kısaca özetlemek gerekirse 1923-30 döneminde konut sorunu, Falih Rıfkı Atay'ın (1969) pek güzel anlattığı gibi, Ankara'nın başkent olmasıyla en fazla Ankara'da duyumsanmıştır.

Bu dönemin konut politikası memur konutlarına yönelmiştir. Bu gereksinmenin karşılanması için ilk öngörülen hedefler arasında konut dokusunun altyapısının kurulması, bunları gerçekleştirecek yönetim, finansman vb. sorunları çözecek örgütsel yapının oluşturulması sayılabilir (Kandil 1987).

Bu dönemde Ankara Şehremaneti kurulmuş, 1930'larda belediye yasası çıkana dek kentin imar işlemlerini yürütmüştür. 1925 yılında çıkarılan 586 sayılı yasa ile memurlara maaşlarının yarısı kadar avans verilmiş ve Yenişehir'de belediyenin 198 konut yapması sağlanmıştır.

1926'da ilk kredi veren kuruluş olarak Emlak ve Eytam Bankası etkinliklerine başlamıştır. 1928 yılında Ankara İmar Müdürlüğü kurulmuş ve aynı yıl Alman Herman Jansen'in kazandığı Ankara İmar Planı Yarışması gerçekleşmiştir.

Düşük yoğunluk öngören plana göre şimdiki Bakanlıklar'ın batısında 3000 konutluk bir memur sitesi, Akköprü yöresinde bir işçi mahallesi ve eski kent konut bölgeleri olan Sıhhiye ve Cebeci'de de alt-orta ve orta gelir grubu yerleşmeleri önerilmiş, fakat bu dönemde ne memur, ne de işçi mahalleleri gerçekleştirilebilmiştir.

Bu dönemlerde Anadolu'nun gelişmesine önem verilmesi İstanbul'un iş hayatını geriletmiş, konuta olan istemi azaltmış ve sonuçta İstanbul'un bu dönemi sorunsuz atlatmasını sağlamıştır.

Cumhuriyet öncesi toplu konut ve kooperatifleşmenin ilk örneği İstanbul'daki İngiliz azınlık için yapılmış olan Akaretler (1887) ve sonra Laleli'de Mimar Kemalettin'in Tayyare Apartmanları'dır (1922). Cumhuriyet'in ilk yıllarında Ankara'da yine Mimar Kemalettin tarafından yapılan Vakıf Evleri (1927), Vakıf Apartmanı (1928-30), Batı'nın etkisiyle "koridor" kavramına yönelen Işıklar, Hisarpark ve Anafartalar Caddelerinde kira evleri, Işıklar Caddesi'nde A. H. Koyunoğlu tarafından tasarlanan bir kira evi (1931) yaşama geçirilmiş, levantenler tarafından ise İstanbul'da Pera ve Galata apartmanları inşa edilmiş ve apartman fikri daha sonra Müslüman-Türk kesim tarafından da uygulama bulmuştur.

1930-40 yılları arasında sanayi planlı olarak ele alınmış, ilk kalkınma planı hazırlanmış, ancka 1929 dünya ekonomik krizi ve II. Dünya Savaşı nedeniyle yeterli finansman sağlanamadığından planlar başarıya ulaşamamıştır.

1930 yılında belediyeler yasasının çıkarılmasıyla Ankara Şehremaneti kaldırılmış ve yerine Ankara Belediyesi örgütlenmiştir. Konutun gelişmesine öncülük eden kooperatifler aracılığıyla Bahçelievler, Güvenevler mahalleleri kredilendirme yöntemiyle kurulmuş ve Kavaklıdere'de bazı apartmanlar, Ziraat Bankası lojmanları gerçekleştirilmiştir.

1933 yılında ilk kez "izinsiz barakalar" sorunu gündeme gelmiş ve haklarında yıkılma kararı alınmıştır.

Bu dönemde benimsenen devletçilik ilkesi doğrultusunda İstanbul'da dizgeli ve köklü değişikliklere gidilmiş, Batılı uzmanlar olan Agache, Lambert, Prost ve Elgötz'e danışılmış; Prost'un hazırladığı planlar doğrultusunda ahşap evler yıkılmış; 1939'da sanayi Haliç'e taşınmış; Şişli, Beyoğlu, Harbiye, Osmanbey, Maçka ve Beşiktaş yolları genişletilmiş; Eminönü-Yeni Cami, Büyük Postane ve Sirkeci Garı çevresi genişletilerek büyük meydanlar oluşturulmuş; boşalan bakanlık binalarına okullar yerleştirilmiş ve 1938'de Kadıköy imar planı yapılmıştır.

1940-1950 yılları arasındaki önemli olaylar, 1944 yılında çıkarılan 4626 sayılı yasa ile memurlara konut yapma konusunun devletin görevleri arasına alınması; bu yasa kapsamında Ankara'da Namık Kemal mahallesinin gerçekleşmesi; 1945 yılında Çalışma Bakanlığı ve Sosyal Sigortalar Kurumu'nun kurulması ve 1946 yılında Emlak ve Eytam Bankası'nın Emlak Kredi Bankası adı altında yeni bir kimlikle bir finansman kaynağı olarak örgütlenmesidir.

Ankara'daki Saraçoğlu mahallesi bankanın bu dönemdeki en önemli icraatı olmuştur. 1947 yılında banka İstanbul Belediyesi ile işbirliği yaparak Mecidiyeköy'de 28, Haseki'de 30 ve Kadıköy-Koşuyolu'nda 417 konut inşa etmiş, 1948'de 5228 sayılı yasa ile sağlanan elverişli kredi koşullarına dayanarak Ankara'da Yenimahalle'nin gerçekleşmesinde önemli rol oynamıştır.

Bu yasa ile, Yenimahalle'de konut isteminde bulunanlara, konut maliyetinin % 75'ine kadar varan miktarlarda ve % 5 gibi çok düşük bir geri ödeme faizi ile, 10 yılda geri ödeme ve 2 yıl içinde belediye tarafından sağlanan tip planlara uygun konutu yaşama geçirme koşulu ile kredi verilmiştir.

Fakat bu dönemde gecekonduların artmasıyla devlet ilgisini işçilere kaydırmış, mevcut gecekonduların durumlarının iyileştirilmesi ve yeni yapılacak olanlar için belediyenin arsa göstermesi şeklinde özetlenebilen 5218 sayılı gecekondu önleme yasasını 1948'de çıkarmış; fakat bu yasa, gecekonduları yasalaştıran yasaların bir anlamda ilki olmuştur. 1949'da bir yıkım yasası öngörülmüş, ama uygulanamamıştır.

1950-60'lı yılların en tatsız icraatı memur sübvansiyonunun 1951'de 5715 ve 5716 sayılı yasalarla kaldırılması ve daha önceki yıllarda dondurulmuş olan konut kiralarının serbest bırakılmasıdır.

Aynı yıl çıkarılan 5656 sayılı yasa ile belediyelere, kendi arsaları üzerinde konut yapma ve devretme yükümlülüğü ve 25 konut birimi gerçekleştirmeyi söz verebilen konut kooperatiflerine arsa tahsis etme yükümlülüğü getirilerek yerel yönetimlerin bina yapımına katılmaları; ve 1956 yılında çıkarılan 6830 sayılı istimlak yasasıyla nüfusu 5000'den fazla olan belediyelere imar planları yapma yetkisi verilerek, kent içi arsa sağlamaları teşvik edilmek istenmiştir.

Yine, gecekondu yapımını önlemek amacıyla hazine arsalarının belediyelere devredilmesi de 1959'da çıkarılan 7367 sayılı yasa ile başlatılmıştır.

Bu dönemde Ankara'da yapı kooperatifleri orta gelir grubuna yönelik etkinliklerini devam ettirirler. İstanbul'da ise çeşitli yol ve bulvarların yapımı sürer. Bu arada İstanbul'da, projesi yarışma ile sağlanan 12.000 konutluk Ataköy yerleşmesinin birinci mahallesinin yapımı 1957'de başlamıştır ve Levent'te 1949'larda başlanan dar gelirli memur mahallesinin yapımı sürmektedir. I. kısmı 1956, IV. ve sson kısmı 1958'de tamamlanan mahallenin konut birimleri arsa ve bina fiyatları yükseldiğinden sonraları yüksek gelir gruplarına kaymıştır.

1960'ı izleyen yıllarda ülkemizde planlı dönemler başlar, fakat göç alabildiğine hızlanmıştır.

1961 Anayasası dar gelirlinin barındırılmasını bir devlet sorumluluğu olarak kabul etmiş ve 1963-68 tarihlerini kapsayan I. Beş Yıllık Plan, konut yatırımlarını toplam yatırımların % 20'sini geçmeyecek biçimde öngörmüştür.

I. BYP'da gecekondulaşmanın önlenmesi için sosyal konut sunumunun artırılması amaçlanmış, fakat öngörülen ilkelerden pek çoğu gerçekleştirilememiştir. Üretilmesi beklenen konut birimi 418.370 olarak belirlenmiş, 348.420 adet konut üretilmiş ve 70.373 birim konut açığı ile dönem kapanmıştır.

Bu dönemde sendikalar konut üretimine katılmış, Ankara'da Aydınlıkevler ve Balgat siteleri, İstanbul'da Şerifali gecekondu önleme bölgesi (6000 konut) sendikalar eliyle gerçekleştirilmiştir.

Yine bu dönemde İstanbul'da 20 adet gecekondu önleme bölgesi planlanmış olmasına karşın, bunların ancak üçü yaşama geçirilebilmiştir.

Fakat yine de ülkemizde sadece bu dönemin lüks konut yerine sosyal konut yapımında belli ölçüde başarılı olduğu söylenebilir.

1966 yılında çıkarılan 775 sayılı gecekondu yasası, bu dönemin en önemli konut yasasıdır. İyileştirme, ortadan kaldırma ve önleme gibi üç temel ilke barındırır. Ancak belediyeler arsa temin ve dağıtımında güçlüklerle karşılaşmış ve yasa kapsamında 60.000 kişi tarafından yapılan başvuruların yalnızca 6000 adedine arsa sağlanmış, dolayısıyla gecekondulaşmanın önüne geçilememiştir.

II. BYP 1968-1972 yıllarını kapsamaktadır. Bu dönemde konut yatırımlarının toplam yatırımlar içindeki payı % 17,9 olarak belirlenmiş, fakat % 20,1 olarak gerçekleşmiştir.

Bu dönemde kısıtlı kaynakların gelişen kentlerde kullanılması öngörülmüş, bazı bölgelerdeki sosyal ve ekonomik sorunlar görmezden gelinmiştir.

Bu yıllarda oy potansiyeli yüzünden gecekonduların iyileştirilerek yasallaşması ilkesi benimsenmiş; 365 yerleşim merkezinde 621 adet gecekondu önleme bölgesi yapılmış; 75 adet ve toplam 1325 hektarlık gecekondu alanı boşaltılmış ve yıkılmış; 16.174 hektar alanda yer alan 174 gecekondu yerleşimi de iyileştirilmiştir.

Dönemin en ilginç girişimi Mesken Genel Müdürlüğü tarafından uygulanan Tasarruflu Ev Yap (TEY) nüve ve kiralık konut girişimidir. Bu yöntemle 1970-80 yılları arasında toplam 41.802 konut kooperatifi üyesine gecekondu önleme bölgelerinde arsa verilmiş, 510 kooperatifin 19.739 üyesine de kredi sağlanarak 22.735 konut birimi oluşturulmuş; sadece 1974 yılına kadar TEY yöntemi ile İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa'da 2000'den fazla nüve konut üretilmiştir.

Fakat buna karşın, II. BYP döneminde izlenen yanlış para ve kredi politikaları yüzünden birikimler bankalara kaymış, genel olarak konut üretimi yavaşlamış ve gecekondulaşma hızlanmıştır.

III. BYP'de (1973-78) konut yatırımlarının toplam yatırımlar içindeki payının % 15,7'yi geçmemesi öngörülmüş, fakat bu oran % 17,9'un altına çekilememiştir.

Bu dönemde çeşitli kuruluşların elinde bulunan kredi fonlarının tek bir kaynakta toplanması öngörülmüş, fakat 1972-77 yılları arasında kullandırılan konut kredileri konut yatırımlarının ancak % 11-14'ünü karşılamıştır.

Bu planlı dönemde kooperatiflerin sayısı eski döneme göre artmakla birlikte kooperatifler eliyle üretilen konut miktarı neredeyse ikiye katlanmış, aynı durum SSK eliyle üretilenlerde de gözlenmiş, fakat Emlak Kredi Bankası'nın yapı tasarrufu kredisi ile üretilen konutların sayısında azalma saptanmıştır. Ama sonuçta toplu konut kuruluşu sayısında ve toplam konut üretimi sayısında artma saptanmıştır.

III. Beş Yıllık Plan döneminde konuta kredi veren kuruluşlar arasına Bağ-Kur da katılmış ve bu dönemde toplam 5098 konut üretmiştir.

Ne var ki, bu planlı dönemde toplam 1.220.000 konut üretilmesi planlanmış, 978.361 konut üretilebilmiş ve büyük olasılıkla gecekondu ile karşılanan 241 bin konut açığı ortaya çıkmıştır.

III. Planlı dönemde 90.000 gecekondunun yıkımı planlanmış, ancak gerçekleştirilememiştir.

IV. Plan dönemini kapsayan 1978-83 yıllarında planlı dönem askeri bir darbeyle kesintiye uğramış, eskiden alınan derslerle kusursuzlaşan plan, ilkeleri tam anlamıyla uygulama bulmadan terk edilmek zorunda kalınmıştır.

SSK'nın bireysel kredi girişimi, Devlet memurları Konut Edindirme Yönetmeliği, Bankalar Yasası'nı değiştiren kararname, Yeni Kentsel Yerleşim Alanları Kararnamesi hep bu dönemin ürünleridir.

Fakat 1980 yılında alınan istikrar politikası önlemleri kapsamında IV. BYP uygulamadan kalkmış, SSK'nın uyguladığı % 9'luk kredi faizi ile 15 yılda geri ödeme ilkesine dayalı bireysel kredi olanakları iptal edilmiş ve üretilmek istenen 1.205.065 konuttan ancak 708 bini üretilerek, açık 544 bin konut birimine, gecekondu ise 950 bine ulaşmıştır.

1979 yılında yürürlüğe giren Devlet Memurlarına Konut Edindirme ve Kullandırma Yönetmeliği uyarınca MEYAK (Memur Yardımlaşma Kurumu) kesintilerinin % 25'i ile bir fon oluşturulmuş, bu fon ile 3 yıl içinde 6143 kişi konut kredisi almıştır. Bu kesintilere ilişkin yönetmelik de 1982 yılında yürürlükten kaldırılmıştır.

Sadece devlet desteğiyle bir yerlere ulaşmanın güçlüklerinin fark edildiği bu dönemde konut kooperatifleri birlikleri kurulmuş, yerel yönetim-halk işbirliği aranarak yapılan yeni yerleşim projeleri bu dönemin en önemli girişimleri olmuştur.

1980 yılında konutsuzlara konut edindirme amacıyla Bakanlar Kurulu bir Milli Konut Politikası belirlemiş, 1981 yılında 2487 sayılı Toplu Konut Yasası'nı çıkarmış, Cumhuriyet döneminin en kapsamlı konut yasası olan bu yasaya, daha önce planlı dönemlerde önerilmesine karşın gerçekleştirilemeyen tüm olumlu ilkeleri almıştır.

Fakat 1982 yılında yapılan Anayasa değişikliği devletin konutsuzları barındırma yükümlülüğünü bir hamlede kaldırmış, konut üretimini toplu konut kuruluşlarının insiyatifine bırakmıştır.

Buna bağlı olarak 12 Eylül 1980'de iş başına geçen askeri hükümet tarafından çıkarılan 2487 sayılı Toplu Konut Yasası tek bir konut yapılmadan 1984 yılında yürürlükten kaldırılmıştır.

1984 yılında çıkarılan 2985 sayılı Toplu Konut Yasası sadece Toplu Konut Fonu'na ilişkin on maddelik bir çerçeveden oluşmaktadır. Kredi miktarları ve faiz oranları sürekli değişikliğe uğramakta ve Toplu Konut Yönetmeliği sık sık değişmektedir. Dar gelirlileri ve yoksulları dışlayan yasa 1947 yılından beri ülkede yapılan konut üretimine eşdeğer bir lüks konut üretimini, kredinin % 95'ini konut kooperatiflerine kullandırarak sağlamıştır.

Bu yasa yukarıda sözü edilen sorunlu kentsel büyümeleri ortaya çıkarmış, bir yandan, kentler merkezkaç kuvvetiyle büyümüş ve merkezle ilgisi zayıf niteliksiz yerleşmeler ortaya çıkmış, diğer yandan gecekondulaşma alabildiğine artmıştır.

Mevzi imar planlarıyla, şirketler eliyle imara açılmış arsalar üzerinde toplu konut üretiminin yaygınlaşmasına olanak sağlayan nedenlerden bir tanesi, 1985 tarihinde yürürlüğe giren 3194 sayılı İmar Yasası'nın bir tür mevzi imar planlarının onanmasını mücavir alanlar içinde belediyelerin, dışında ise valiliklerin yetki ve sorumluluğuna bırakmış olmasıdır.

Bu süreçte şehircilik ilkelerinden sık sık ödün verilmiş, yasal olmayan yollara sıkça başvurulmuş, kentlerin uçlarında spekülatif anlayışla, yüksek ve hızlı karlarla toplu konut üretilmiştir.

Spekülatif nitelikli toplu konut üreten şirketlerin üretim tekniklerini geliştirmeye eğilimli olmadıkları, büyük miktarda arsa stokuna yöneldikleri görülmüştür. Arsa stokuna yönelmelerinin nedeni, satışa sundukları konutların yanındaki arsanın değerinin yükselmesi ve dolayısıyla yeni eklenecek bloklarda girişimcinin kâr oranının artmasıdır (Türel 1989).

Bu uygulamalarda malzeme ve işçilik niteliği dışındaki tüm nitelikli parametreleri çoklukla göz ardı edilmektedir (a.g.e.).

Bu koşullarda 1989'lara gelindiğinde Toplu Konut Fonu çok ciddi bir darboğaza girmiş, ülkenin çalkantılı ekonomisi ve yanlış uygulamalar sonucu başta enflasyon, sonra fondan başka fonlara yapılan aktarmalar, daha sonra da fonun % 30'unun hazineye kaydırılması, yani fonun kaynaklarının artırılması yerine azaltılması fonu eritmiş; bireysel kredilerin ikinci evler için kullanılması önlenememiş; büyük konutlar teşvik edilmiş; örgütsel bozulmalar sonucu kentler yerine ilçeler desteklenmiş; yapım maliyetindeki denetlenemeyen artışlar kooperatif üyelerini çıkmaza sokmuş; kiralık ve küçük konutu özendirecek önlemler alınmamış, açıkçası krediler, ödeme, bekleme ve biriktirme gücü olan üst gelir gruplarına sunulmuştur (Geray 1989).

Dar gelirlinin konut sorunu giderek artmakta, bugün gerçekçi ve ciddi konut siyasalarına büyük gereksinme duyulmaktadır.

Böylesi bir konut siyasası, bölgesel ve kentsel gelişmeleri anlamayı; bu gelişmelere koşut arsa, altyapı ve konut üretim ve sunum yöntemleri geliştirmeyi; kentsel planlama edimini olanaklı kılan, kentsel gelişmeden doğan toprak ve çeşitli rantların kamuda kalmasına yönelik olan, dar gelirlilerin barındırılmasını amaçlayan alternatif konut edindirme yol ve yöntemlerine yönelik buluşlar ortaya koymayı; ve her şeyden önemlisi konut ve çevresinin niteliğini yükseltici önlemleri araştırmayı ve önermeyi gerektirmektedir.

Genel ve tarihsel bir çerçeve içinde ülkenin konut sorunu özetlendikten sonra bölgesel perspektiften bakarak, konut sorununun niceliksel boyutu içinde kaybolan ve gözden kaçan niteliksel sorunları üzerinde durmak ve bir yaklaşım önerme cesaretini göstermek istiyorum.

Kaynak: KONUT KÜLTÜRÜ - Şengül ÖYMEN GÜR