Bilim adamları
, işçiler , memurlar , doktorlar , kimyagerler , iş adamları
, ev hanımları .. Yani sizler !.. Yaşamınızı sürdürebilmek için
BİR MEKANA İHTİYACINIZ OLDUĞUNU KABUL EDERSİNİZ HER HALDE..
Bu mekanın ; ihtiyaçlarınızı karşılayan ve duygularınızı okşayan
bir yer olması da kuşkusuz özleminizdir ..Biz mimarlara olan
gereksinim işte bu sırada ortaya çıkar.. İnsanların , ( bazı
özel koşullarda ve bir ölçüde ) kendi evlerini yapma gayretleri
dışında diğer yaşam mekanlarını farklı bir meslek grubunun mimarlar
ve ardından mühendislerin bilgi , görgü ve insafına bırakmaları
, adeta yaşamsal bir zorunluluktur.
Buna karşılık "Yuvanızı
yapmak !" azmi ve kararı ile yola çıkmış olan biz mimarlar
, güzel ve sıcak bir yuva yerine dünyanızı karartan bir "kabus
!" inşa ettiğimizde kabahati acaba kim üstlenir dersiniz
?. Doğaldır ki hiç kimse !.. Genellikle iki taraf da birbirini
suçlar. Mimar sizin ; eksik bilgi , az para , kısa süre verdiğinizi
söyler. Sizler de inşa etmenin ; eldeki olanaklarla en iyi mekanı
elde etmek olduğunu ileri sürer projeyi yapanları suçlarsınız.
İşin ilginç tarafı nedir biliyor musunuz ?
"Herkes haklıdır !.."
YOKSA SORUMLULUĞU
PAYLAŞMALI MIYIZ ?..
"Biz işveren
değiliz ki !.. Evimizi veya işyerimizi yapanlar ne fikrimizi
sordu ne de malzemeyi biz aldık.. İşi alan ve yapan var ama
işi veren biz değiliz !.. " diyebilirsiniz .. Evet hukuken
sorumlu değilsiniz.. Ama insani değerler ve sonuçları açısından
hiç birimiz sorumluluktan kurtulamayız. Bizler ; sizin "gerçek
işveren" olduğunuzu unuttuğumuz için, sizler de ; işin
"gerçek sahibi" olduğunuzu görmezden geldiğiniz için
, sorumluluğu paylaşmak zorundayız .. Çünkü , herkesin haklı
göründüğü bir davada belli ki suç da müşterektir..
Bir "takım
elbisenin " zevkinizi okşamaması veya bedeninin büyük gelmesi
halinde ondan kurtulmak çok zor sayılmaz ..İş dünyanızı ve aile
hayatınızı etkileyecek boyutlara varmadan bu sorunu çözmeniz
olasıdır .. Değiştirmek , küçültmek , hediye etmek , yenisini
almak gibi seçeneklere sahipsinizdir. Fakat hayatınızı ortalama
20 yıl etkileme gücüne ve ekonomik boyuta sahip binalardan vazgeçmek
ve varsa kötü etkilerinden sıyrılmak pek kolay olmaz. Bu "yumurta
küfesini" özenle ve sırtımızdan indirmeden taşımak zorunda
kalırız.. Peki bir elbise seçerken veya sipariş verirken gösterdiğimiz
özeni , yapılara , son sürat inşa edilmekte olan çevremize karşı
gösteriyor muyuz ?..
Diyelim ki toplumda
, inşa edilen çevreye verilen önem , henüz doğal çevreye gösterilen
duyarlık seviyesine ulaşamadı. Acaba " işveren " diye
tanımladığımız , parayı bastıran ve binayı yaptıran "hukuki
işverenlerimiz" bu duyarlığı gösterebiliyor mu ?.. Mimarla
olan münasebetleri ne kadar insani boyut ne kadar bilimsellik
ne kadar ekonomik yaklaşım içermektedir ?? .. Cevabı hiç merak
etmeyin isterseniz. Bu işlere karne vermek gerekse idi hepimiz
sınıfta kalırdık ..
Bu yazıyı , ortaya
söylenmiş meslek dışı bir sohbet sanacak meslektaşlarımın ,
yine de yapılacak tespitlerden kendilerine pay çıkarabileceklerini
söylememe sanırım gerek yok !.. 30 yıldır bu ve benzeri sorunlarla
boğuşan bir arkadaşları olarak düşünmenin ve şöyle bir silkelenmenin
yararı olur diye düşünüyorum ..
Okullarımızda nedense
hayatın bu yüzü görmezden gelinir. Mezun olan gencin önünde
eğitilmiş ve sorunlardan arıtılmış işverenler ve anlayışlı kullanıcılar
kuyrukta beklemektedir sanki !.. Üstelik genç mimarın hizmet
vereceği kesimle kurması gereken diyalog biçimi hakkında annesinden
doğarken tüm deneyimi kazandığı var sayılır .. İki taraf da
birbirini tanımadan , oyunu prova bile etmeden sahneye çıkarlar
. Ve oyuncuların da seyircilerin de memnun kalmadıkları bir
eser sergilenir.. Örnek mi ? Çevrenize şöyle bir bakın !..
İşin garip yanı
, birbirini "tanımama" eylemi ısrarla sürdürülür.
Her yeni iş yeni bir provasız oyun olur. Çünkü taraflar birbirini
tanımamakta ve isteklerini tanımlayamamakta ısrarlıdırlar ..
Bir mimari eylemin
üç ana etmeni vardır : PROJEYİ YAPAN , İŞİ YAPTIRAN ve YAPIYI
KULLANAN.. Bunlardan birini aradan çıkarmaya kalkın , ortada
mimarlık adına hiçbir şey kalmaz.. Tam burada biz bize bir itirafta
bulunalım : Kağıt üstündeki muhteşem projelerimizi ve söylemlerimizi
lütfen hayatın gerçekleri ile karıştırmayalım. Onlar bizim iç
gelişmemizi sağlarlar.. Fakat malum ; " at resmi çizerek
yarış kazanılmaz ! ". Evet bu bir yarıştır. İnsanlık adına
kazanmak zorunda olduğumuz bir yarış !.. Kazanmak için gerçek
bir ata , onu besleyen kişilere ve koşacağı piste ayrıca seyircinin
isteğine ve desteğine gereksinimiz vardır..
Özetle bu yazının
amacı ; YAPAN ,YAPTIRAN VE KULLANAN üçlemesini irdelemek ,
1- Tüm kullanıcıların
aslında işveren olduğunun bilinci ,
2- Hukuki işverenlerin gerçekte taşıması gereken sorumluluğun
bilinci ve
3- Mimarların bu toplumsal ve hayati gereksinime çözüm getirmek
zorunda olduğunun bilincini anımsatmak ve tartışmaya açmaktır..
1- KULLANICILAR
, SANAL İŞVERENLER YANİ SİZLER !..
Kiracı iseniz eve
giderken , ev sahibiniz " Ahmet beyin evine " mi yoksa
" bizim eve " mi gidiyorum dersiniz ?. Ev sahibi iseniz
" müteahhit Mehmet beyin evinde " akşam yemeğe bekliyorum
mu dersiniz yoksa akşam
" bize " buyurun mu dersiniz ?.. Hatta , işyerinize
giderken, " Ayşe hanımın bürosuna " mı , yoksa "
bizim büroya " ya da " işyerime " mi gidiyorum
dersiniz ?..
Evet ; o mekan geçici
de olsa sürekli de olsa , içinde yaşıyorsanız sizindir. Sizle
özdeşleşmiştir .O yüzden orası " sizin " evinizdir,
" sizin " işyerinizdir , " sizin " okulunuz
" sizin " kentinizdir .. Bu sahipliğinizi elinizden
alabilecek hiçbir güç yoktur..
Aslen sizin olan
mekanın oluşumuna ne kadar katkıda bulunabildiğinizi sormasam
daha iyi olur.. Oluşum sırasında genellikle hatırınızı soran
olmayınca , Karadenizli hemşehrimiz Temel gibi " o mimar
beni tanımaysa ben de onu tanımayrum ! " deyip köşenize
çekiliyorsunuz gibi geliyor..
Bireysel ilişkilerde
, iyi bir terzinin tüm ölçülerinizi alması ve birçok prova ile
bu ölçüleri oturtması örneğini mimaride yaşama olasılığı yüksektir.
Fakat toplu yerleşimlere sıra geldiğinde , toplum adına karar
yetkisi , donanımına bakılmaksızın " mimar " denen
kişiye adeta terk edilir .. Üstelik mimarın sorumluluğu mekanın
içinde yaşayacak insan sayısı kadar artmıştır..
Buna karşılık ,
yaşadığım toplu yerleşim projesi örneklerinde " sorumluluk
örneği olması ümidi ile " kendi hazırladığım 200 soruluk
anketin , önce kooperatif yönetim kurullarınca ; " işi
zora koşmak , üyeleri uyandırıp gereksiz tartışma açmak "
şeklinde algılandığını söylemem gerekir. Bu engeli aşıp , "
haydi ! kendi evinizin oluşumuna katkıda bulunun ! " çağrısı
ile kendilerine sunulan anketi , birçok hatırlatmanın ardından
çoğu boş bırakılmış cevaplarla " hatır için " doldurup
verenlerin sayısı, üzücüdür ki % 90 ı bulmaktadır.
Boş vermişlik diz
boyudur .. İçten cevap verenlerin oluşturduğu ortalama sonuç
, diğerlerinin yaşamını ister istemez belirlemektedir .. Böyle
bir sorgulamaya başvurulmayan durumları , mimarın sorumluluğu
faslında gözden geçireceğiz.. Fakat " talep etmemekle "
siz de suça iştirak etmektesiniz ona göre.. Altı ay giyeceğiniz
bir elbiseyi alırken gösterdiğiniz titizliği yirmi yıl kullanacağınız
mekana karşı göstermemeniz affedilemez ..
Bir gün, sekiz on
yakınınız ile konut sahibi olmaya kalktığınızda ya da büyük
bir yerleşimde daire edinmeyi düşlediğinizde sorumluluğunuzu
hatırlayın ve bizimkini de hatırlatın !.. Henüz yapılmayan projenin
oluşumunda katkınızı sağlayacak , isteklerinizi belirleyecek
çalışmanın mimar tarafından yapılmasını isteyin . Ardından bu
isteklerin proje üzerindeki sonuçlarını izleyin. İnşaat başlayana
ya da ruhsat alınana kadar bazı şeylerin değişebileceğini bilin
..Yeter ki istekleriniz tutarlı ve zamanında iletilmiş olsun
.. Mimarın görevi ; istekleriniz ve mesleğin gerekleri arasında
uzlaşma sağlamaktır. Size rağmen sizin adınıza karar yetkisi
kimseye verilmemiştir .. Şikayete hakkınız olabilmesi için ,
lütfen % 90 lık oranın dışına çıkmaya çalışın ..
Toplu yerleşimlerde
, bir anlamda "işveren" olduğunuzu düşünün.. Ayrıca
kendi evinizin "aday mimarı" sayılırsınız. Asıl parlak
sonuç ; siz "aday" mimarların ve bir
"koordinatör mimarın" beyin fırtınası yaratarak alacağı
sonuç olacaktır.
2- HUKUKİ SORUMLU
, YATIRIMCI İŞVERENLER ..
Bireysel temas olanağına
sahip sayın özel işverenlere gelince .. Sizlerin de ne istediğinizi
biliyor olmanız aynı önemdedir. İşe başlamadan mimarla oturup
; bu işe ayırdığınız bütçeden , yapıdan beklediğiniz işlevlere
, taşıyıcı sistemden , kullanılması düşünülen malzemelere kadar
olabildiğince çok ayrıntıyı proje aşamasında görüşün. Eğer bu
işe ayıracak zamanınız gerçekten yok veya bir plana bakıp ,
onu binanın ön görünüşü sanacak kadar konuya yabancı iseniz
(ki bunda ayıplanacak hiçbir şey yoktur , örneğin ben de aspirin
dışında hiçbir ilaç ismi bilmem..) İşinizin sağlığı için ; bu
işten anlayan , bilgisine ve zevkine güvendiğiniz bir yardımcı
bulun ve mimarla onu muhatap edin. Bu davranışınız hem işinizin
, hem sizin , hem de mimarın sağlığına iyi gelecektir inanın
!..
Ben bu işten anlamam
!" diyerek her şeyi mimara bırakıyor gibi görünüp , sonradan
"bu kolonda ne kadar çok demir var ?" gibi cevabı
mimarda olmayan sorular sormak yerine , güvenebileceğiniz bir
mühendis bulun ve gerçekten güvenin.. Veya 2m ye 2m, beton perde
ile inşa edilmiş bir asansör çukuruna bakıp , "ben burada
12 kişilik şeffaf bir asansör istiyordum !" gibi sürpriz
açıklamalarla bulunmayın lütfen ..
Size kağıt üzerinde
bir takım taslaklar sunulmadan , açıklığa kavuşması gereken
bir çok sorun vardır. Proje sırasında da ortaya yeni sorunlar
çıkar ..Bunların tümü önceden tartışılmalıdır. "Hele bir
inşaat başlasın icabına bakarız !" anlayışı sadece para
ve zaman kaybettirir .. Ne zaman ki inşaat başlar , artık adeta
"eser" sahneye konmuş sayılır .. Oyuna müdahale edilmez,
edilmemelidir..
Bu tür işlerin başında
, "ben bitmiş halini görmeden nasıl olacağını anlayamıyorum"
yaklaşımı , tutarlı bir yaklaşım değildir. Ya ; bu görüşü olan
birisini işin başına getirmek ya da zevkine ve mantığına güvendiğiniz
mimara sonuna kadar itimat etmekle iyi bir proje ve iş yaptırabilirsiniz.
Bu güne kadar yaşadığınız ; sorun çıkmasın diye her şeye evet
diyen mimar, müelliften kopuk kalfa müdahalesi ve yetersiz teknik
eleman katkısı ile aldığınız kötü sonuçlar, ileri sürdüğüm fikri
çürütmez aksine destekler .. Çünkü bence sonuçları belirsizlikle
dolu "haftalık müdahaleler" ve "patron söyledi,
mutlaka haklıdır !" mantığı ile verilen zoraki destekler
sonucunda işler, sizi bıktıracak kör düğüm noktasına doğru hızla
yaklaşacaktır .. Üstelik işin sonunda sizi de tatmin etmeyen
sonuca neden olanı bulmanız olanaksız hale gelecektir.
Bence dikkat edilmesi
gereken konular şu birkaç kalemde özetlenebilir :
2-1 İşin programı
ve beklentilerinizin "başlangıçta" çok açık bir biçimde
dile getirilmesi gerekir.
2-2 Mimarınızı seçerken , kendisini ; meslek anlayışı , dünya
görüşü ve kültürel konumu ile irdeleyip , manevi sorumluluğun
"güvenilir kişi" olarak itimatla teslim edilmesi doğru
olur.
2-3 Bir yapı ; önce MİMAR , sonra da İNŞAAT MÜHENDİSİ, MAKİNE
MÜHENDİSİ ve ELEKTRİK MÜHENDİSİ gibi teknik elemanların koordineli
çalışması ile oluşur. Mimar dışındaki teknik elemanları yine
işin başında seçmelisiniz. Ya da bu görevi ve sorumluluğu mimara
vermelisiniz. Sizin seçmeniz ve anlaşmanız halinde önemle gözetmeniz
gereken şey , bu elemanların mimarla uyumlu çalışabilecek nitelikte
olmalarıdır..
2-4 Gerekirse, işten anlayan uzmanların yardımı ile projenin
incelenip "kesin onay"verilmesinden sonra hayati nedenler
dışında proje tadilatına gidilmemelidir.
2-5 Özellikle inşaat sırasında, haklı haksız "her türlü"
yapısal müdahaleden, büyültmeden, küçültmeden, estetik olduğu
sanılan düzeltmelerden kesinlikle kaçınılması şarttır.
2-6 Proje süresinden inşaat süresine kadar tüm süreci takip
edecek yetkili ve bilgili bir "yardımcınızın işi üstlenmesi",
sorunları size gelmeden çözmesi, işinizi çok kolaylaştıracaktır.
Bu kişiye ayrılan paranın genel yatırımın sigortası olduğundan
ve size kar olarak geri döneceğinden emin olun ..
2-7 Müelliflerin özel bir talebi yoksa, teknik uygulama sorumlusu
(T.U.S.) ve şantiye görevlisi tercihen aynı kişiler olmalıdır.
Çünkü fiilen işin başındaki elemanın, sorumluluğu alması mantıklıdır
ve pratik değer taşır. Güvenilir teknik elemanların bulunması
ve onları "tatmin eden koşulların" sağlanması ile
başarılamayacak yapı sorunu yoktur ..
2-8 Asgari ücret tarifesi aslında ülkemizde büyük çoğunlukla
azami ücret tarifesi olarak iş görür. Pazarlıklar nedense hep
asgari denen tarifenin altında yapılır. Bu kıyasıya pazarlığa
gözünü karartıp giren ve boyunu aşan tavizler veren mimar ve
mühendislerden işverene yarar geldiğini doğrusu hatırlamıyorum..
Çünkü başlangıçta kurtarılmaya çalışılan para, yatırımın % 1-2
si mertebesinde kalmakta, buna karşılık yatırımın % 98 i tehlikeye
atılmaktadır. Size ayırdığı zamanın karşılığını tam olarak alamadığı
için başka işlerle ağarlık vermek zorunda kalan elemanın sorunları
da artık "sizin !" sorununuz olmuştur .. Hak edeni
bulmak ve hak ettiğini vermek en sağlıklı yoldur..
İşte size "sihir
!" olmayan fakat sonuçları sihirli gibi etkili sekiz tavsiye..
Denemenizde yarar olduğunu düşünüyorum.
Sayın yatırımcılar
! Bu tavsiyeler, bir hakkın elinizden alınması değil, sadece
o hakkı "ne zaman ?" ve "nasıl ?" kullanmanız
gerektiğinin hatırlatılmasıdır.. Harcayacak çok paranız ve zamanınız
varsa, eski usul yöntemlere ve her gün her şeye karışmaya devam
edin.. İş çıkmaza girdikçe "Ben hiçbir şeyden çekmedim
bu inşaattan çektiğim kadar" şarkısı eşliğinde, kendiniz
haricinde tüm teknik kadroyu, hatta kalfaları, düz işçileri
ve inşaatın bekçisini suçlayabilirsiniz.. Ama bunun sinir sisteminize
ve muhtemel ülserinize hiç yararı olmaz, bilesiniz !..
3- SAYIN MİMARLAR
! ŞİMDİ DE BİZ GÜNAH ÇIKARTALIM ..
Çuvaldızı kendimize
batırma zamanı geldi sanırım.. Hizmet verdiğimiz kişilerin ve
paramızı ödeyenlerin bilinçli olmasını isterken acaba biz işimize
yeterli bilinçle yaklaşıyor muyuz ?.. Gelin bir sorgulayalım..
:
3-1 Mezun olur olmaz
biraz çevrenin biraz ailesinin etkisi ile heyecanlanıp büro
açmaya kalkan ve her hatasının bedelini işverene, bir başka
deyişle ülke ekonomisine ödetip deneyim kazanmaya kalkan kaç
meslektaşımız var sizce ?..
3-2 Bazı işlere, benim olsun da ne olursa olsun diye tarifenin
yarısının altında fiyat verdiğimiz hiç olmuyor mu ?
3-3 Böylece hem kendimizi maliyeye karşı çözümsüz sorunlara
sokup, hem de bu işi hakkı ile becerebilecek kişilerin önünü
haksız rekabetle tıkadığımızın farkında mıyız ?..
3-4 Mezun olduktan sonra odaya kayıtlı isek ve aidatı ödüyorsak
mecburen gelen "Mimarlık" dergisi dışında kaç yerli
ve yabancı dergiyi ve bir yıl içinde kaç mesleki kitabı okumakla
kendimizi sorumlu tutuyoruz ? Satın almak şart değil ! . Niyetimiz
varsa emaneten arkadaşımızdan veya bir kitaplıktan temin edebiliriz
halbuki..
3-5 Mesleki fuarları, turistik bir yaklaşımla broşür toplamak
dışında, yeni malzemeleri teknik özellikleri ile tanımak, seminerlere
katılmak ve yaşadığımız uygulama sorunlarını imalatçıya bire
bir iletmek için fırsat olarak kullanabiliyor muyuz ?..
3-6 Daha önce deneyimimiz olmayan bir konuda üstlendiğimiz bir
proje için, şöyle bir "dergi seyretmek !" dışında
araştırma yapmak zahmetine katlanıyor muyuz ? Yoksa, "benim
sezgilerim ve okuldan kaptığım kulaktan dolma bilgilerim her
derde devadır" deyip,"Ya Allah !" nidası ile
sorunların ortasına "Kamikaze" dalışı mı yapıyoruz
?..
3-7 Meslek odalarında görev aldı isek, tek eylemin "yönetmelik
düzeltmek" ve "kaçak yapı ihbar etmek" olduğunu
sanıp bir iki söyleşi dışında meslek eğitimi için kılımızı kıpırdatmamayı
tercih etmiyor muyuz ?
3-8 Kullanıcıların fonksiyonel gereksinimlerini, sosyal yapılarını
ve dünya görüşlerini açığa çıkaran, projemizin temel yönünü
belirliyecek yazılı ve sözlü araştırmalara vakit ayırabiliyor
muyuz ?..Yoksa orta oyunundaki meddah gibi, "mimar sahneye
gelir, ne söyleyeceğini bilir !" üslubu ile, kişisel kanaatimizi
"monolog" biçiminde topluma benimsettirmeye mi çalışıyoruz
?..
3-9 Yukarıdaki gibi, bizi hedef kitlemizle buluşturacak yazılı
ve sözlü araştırmaların (anketlerin, sosyal incelemelerin, ikili
ve toplu görüşmelerin) nasıl yapılacağını
ve nasıl yorumlanacağını biliyor ve okullarımızda enine boyuna
öğretebiliyor muyuz ?..
3-10 Mimarlık adına bir "söylemimiz" bir "tavrımız"
olmasına çalışmak yerine moda bir eğilimin kötü bir takipçisi
olma kolaylığında uygulamalar mı yapmaktayız ?..
Mesleki olgunluğun
uzun sürecine katlanamayıp, bir iki proje ardından ilk ekonomik
sıkıntıyla karşılaştığında mimarlığı bir daha hatırlamamak üzere
unutan ve meslek dışı herhangi bir işi sürdürmeyi tercih eden
sistem kurbanları sanırım en az kabahatli olanlarımızdır...
Bütün bunlara siz
de birçok madde eklersiniz eminim. Şimdi tekrar düşünelim..
Bir yandan "YAPTIRAN" ve "KULLANAN" ların
eğitimini ister ve desteklerken ,"YAPAN" lar olarak
kendi eğitimimizi ihmal ettiğimizi görmezden gelemeyiz ..
ÖNERİLER ..
1- Eğitimin kurumlarımızın
bu "ÜÇLÜ İLİŞKİNİN" farkında olarak alacağı önlemlerle
ve gerçek hayata yönelik bilgilendirme ile öncülük yapması beklenir.
Eğitimin okul dışında devam ettiği ve pekiştirildiği Dünya örnekleri
paralelinde, kestirme yoldan köşe dönmeyi değil, sabırlı olmayı
ve hiç olmazsa usta-çırak ilişkilerini sürdürmeyi önermeleri
doğru olur.
2- Meslek Odalarımızın
okul içi ve dışı meslek eğitimini "destekleyip", giderek
"denetleyip" toplumdaki saygın yerlerini hak etmeleri
gerekir.
3- "KULLANAN"
ların eğitimi bir genel kültür ve Milli Eğitim sorunudur. Elimizden
gelen ancak ; temas şansı bulduğumuz kesime bir meslek misyoneri
olarak bilgi aktarmak ve ulaşabildiğimiz çevreyi aydınlatmaya
çalışmaktır . Doktor ; "neyiniz var ?" sorusuna aldığı
cevap yeterli olmadığında , tahlillere ve röntgene başvuruyorsa,
hatta bizi ameliyat masasına yatırıyorsa, bizim de mesleki tahlil
ve sondaj yöntemleri geliştirmemiz ve toplumun nabzını yakalamamız
gerekmektedir ..
4- YAPTIRAN, hukuki
işveren kesimi ile bireysel
ilişkilerimizde de aynı şeyler geçerlidir . Ayrıca
bu yazının bir kopyasını iş anlaşmasını yaptıktan
sonra ! kendilerine okutabilirsiniz.. Önce
okutursanız işi kaybedebilirsiniz !.. Fakat hem nalına
hem mıhına önerilerle suçu paylaştığımız için sanırım
anlayışla karşılanma şansınız yüksektir.. Ayrıca
işverenlerimiz hiç şakaya gelmeyecek olan bu konuda
kendilerine bu kadarcık takılmayı hoş görüyle
karşılayacak gönül zenginliğine de sahiptirler..
Yine de en önemli
gayretin, bu mesleği ; bilimsel bir tutum , ülke çıkarları doğrultusunda
öneriler ve insanlık haysiyetine yakışır projeleri ile yürütecek
olan MİMARLARA düştüğünü gelin kabul edelim !..
Sayın meslektaşlarım
!. Tüm meslekler içinde sadece bizim günah çıkartmak zorunda
olduğumuzu düşünmüyorsunuz umarım. Evet bu yazı aynı zamanda
bir "öz eleştiridir". Fakat ülkemizde zaman zaman
çarpıcı örneklerini yaşadığımız düşünce kirliliği ve bilimsel
normsuzluğun giderilmesi için biraz da haddimi aşarak, tüm mesleklere
salık verilen bir "örnek !" olmalıdır diye düşünüyorum
..