|
Yunus
Aran (1976-2000) yaşasaydı, ailesinin üçüncü kuşak mimarı olacaktı.
Mimar Sinan Üniversitesi mezunu genç mimarın anısı ailesinin, okulunun
ve Yapı Endüstri Merkezi'nin işbirliğiyle artık Yunus Aran Konferanslarıyla
yaşayacak. Bir dizi olarak öngörülen bu konferansların ilki 5 Eylül
tarihinde, Esma Sultan Yalısı'nda, dünyaca ünlü Meksikalı mimar
Ricardo Legorreta'nın katılımıyla gerçekleşti. Yalının eskiye yeniyi
düşsel bir biçimde birleşen atmosferinde, günün iki önemli maçına
rağmen büyük bir topluluk eşliğinde mimarlık, İstanubl, şehirler
üzerine son derece ilginç, neredeyse politik saptamalar yapan, karizmatik
görünüşüne karşılık merdiven çıkışında sıraya girecek kadar mütevazı
mimarı dinlemek büyük bir keyifti. Mimarlığın çok özel bir an yaşamakta
olduğunu hatırlatan Legorreta politikti: Meksika ve Türkiye, Mexico
City ve İstanbul'un mimarî globalizasyona direnmesi fikri seminerinin
eksenini oluşturuyordu, ve tabii ki başta Mexico City olmak üzere
dünyanın çeşitli ülkelerinde yükselen binalarından, verdiği derslerden,
projelerden oluşan külliyatlı eserinin. Yaşanılan yere ait mimarlık,
bölgesel mimarlıktan yanaydı; elbette evrensel, ama uluslararası
olmayan bir mimarlıktan... Legorretta Türkiye'de, özellikle de İstanbul'da
olmaktan öğreneceklerinin çok olduğunu belirtti ve her iki ülke
mimarlarının her şeyden önce "yaptıklarından son derece övünç
duyması" gerektiğini söyledi. "Türk övün, çalış, güven"in
globalizasyon dönemindeki bu versiyonu, Batı'da mimarlığın güneş
altında yeni bir şeye yer bırakmayacak kadar yetkin olduğuna inanan
üçüncü dünya mimar komplekslerine karşı sunulmuş ve ülkelerin kendi
kökleriyle 21. yüzyıl değerlerini birleştirme fikriyle birleşmişti.
Stil, moda sözcüklerine ve türlü "izm"lere karşı olduğunu
belirten mimar, her iki şehir ve ülkeden hareketle çevreye bakıldığında
bir mimarın yapı üzerine değil şehrin bütünü hakkında düşünmesi
gerektiğini öne sürdüyse de kendi yapıları üzerlerinde uzun uzun
düşünülüş olduğu yadsınamaz. Meksika mimarlığının geleneğinden de
yararlanarak gözü pekçe kullanılan parlak kırmızı, pembe, mor ya
da sarı renkleri; dokulu alçı duvarları; ışık ve gölgenin türlü
hallerini içinde ve dışında dans ettirme biçimi; içerisi ve dışarısının
mahremiyeti koruyacak şekilde iç içe geçmişliği; çevresindeki doğal
profille kurduğu ilişki ve en çok da sunduğu bilinmezlik duygusuyla
Legoretta binalarının tümü son derece şiirsel ve gizemli, şahsiyetli
yapılar. Son derece sağlam bir modernist tasarım duygusuyla birleşen
böylesi kişisel ve yerel bir yorumun ardından mimarın Luis Barràgan'dan
aldığı eğitimin de rolü var elbette.
Mimar
öylesine özgün bir dil yaratmış ki, mimarlık literatüründe bir Legoretta
stilinden söz etmek olası. Bu stilin ana öğelerini, University of
Southern California öğretim üyesi Mimar John Mutlow "The Architecture
of Legorreta" başlıklı kitaptaki yazısında "duvar",
"ışık", "ölçek", "geometri","duygu"
ve "renk" olarak sıralıyor. Duvarı dünyanın diğer bölgeleriyle
karşılaştırıldığında çok daha güçlü bir biçimde kullanan Meksika
mimarlığının bu özelliği ülkesinin kültürüne derinden bağlı Legorreta'nın
mimarlığının da en önemli özelliklerinden biri. Bir çölde konumlanan
Renault fabrikasında, binanın ta kendisine dönüşen alçak ve çok
uzun kırmızı duvarlar kum tepelerinin ardında mekânın yaşattığı
terk edilmişlik ve boşluk duygusunu bir kat daha güçlendiriyor.
Legorreta ayrıca bir mevsimden diğerine, bir saatten ötekine bambaşka
efektler yaratan Meksika güneşinin sonsuz olanaklarını malzeme,
doku ve plan etkileriyle oynamak üzere çok bilinçli bir şekilde
kullanan bir mimar; 1994 yılında tamamladığı, Mexico City'de yer
alan City of Arts'daki sütunlar arası bölmeleri ya da Camino Real
Mexico Hotel'in bölmeleri özel ışık oyunları için tasarlanmış mesela.
Mimarın pencereleri ise bir pencere olmanın ötesinde ışık-gölge
oyunlarına olanak vermelerine göre açılan birimler; sıklıkla kullandığı
bir diğer unsur olan su da ışık oyunlarını güçlendiriyor genellikle.
Bir yapının farklı bölümlerinin boyutlarının birbirine oranını ifade
eden ölçek de Legorreta'nın sözdağarında önemli bir yere sahip.
1966 tarihli küçük ölçekli ofisinde mekânın setler halinde inişini
sınırlı malzeme ve minimalist mobilya seçimiyle dengeleyen mimar
Camino Real Ixtapa Hotel'in ise arkasındaki tepelerle uyum sağlaması
için aynı siluet çizgisinde ve anıtsallığı vurgulayarak tasarlanmış.
Mekânın genişliği ise konut odalarında minimal malzeme, yalın mobilya,
küçük özel teraslar ve renk efektiyle dengelenmiş. Legorreta'nın
özellikle anıtsallık ifade etmeyi istediği binalarında geometri
temel bir unsur olarak çıkıyor karşımıza.
Kuzey
Meksika'da 1994'te tanımladığı Monterrey Central Library bir silindir
içinde oturtulan ve ucu iki üçgenle tamamlanan bir küpten ibaret.
Texas San Antonio Main Library'de ise egemen geometri iki küp. Meksika
kültürünü tamamen duygu, gizem ve coşku yönelimli olarak tanımayan
Legorreta tüm mimarî unsurları dramatik efektler yaratmak için kullanıyor.
Mimarın eserinde ironi ve oyunsuluk da var: Camino Real Mexico Hotel'in
devasa, renkli, heykelsi armutları, Camino Real Ixtapa Hotel'deki
rengârenk karpuz dilimleri ya da San Antonio mor bilindirler bu
espiriyi yansıtan sayrıntılar. Mimar birçok yapısında sanatla mimarlığı
birleştirmeyi de sıklıkla denemiş. Meksika'nın manzarasına ve kültürüne
hâkim renk unsuru ise Legorreta'nın ABD'deki yapılarında biraz daha
az olmak üzere tüm binalarında kullandığı çok önemli bir unsur.
Duygu yüklü binaların mimarının sosyal yaklaşımı da çalışmalarını
belirleyen öğelerden biri. 1977 tarihli yapısı Mexico City IBM Technical
Center'da işçi ve yöneticilerin aynı mekânlarda yer almasına dikkat
etmesi, teknik birimlerin ofisler gibi düzenlenmesi ve sosyal aktiviteler
için geniş yer ayırmış olması ya da tasarladığı sosyal konutlarda
ortak alanların kalitesi konusundaki son derece titiz tutumu bu
yaklaşımın en tipik örneklerinden. Yaklaşık yarım asra ulaşan ve
mimarlıkla iç mimarlık ve peyzaj mimarlığını bir bütün olarak ele
alan meslek hayatının yanı sıra eğitimde de çeşitli görevler üstlenmiş
bulunan Legorreta AIA'nın bireylere verdiği ödüller içinde en önemlisi
olarak kabul edilen mimarlık ve kuram pratiğine kalıcı etki yapanlara
verilen Altın Madalya Ödülü'nü 2000 yılında kazandı. Meslek yaşamında
çevresiyle bütünleşen dahiyane bir ilhamın ürünü mimarlığı"
nedeniyle bu ödülü alan mimarın ödül gerekçesinde ayrıca onun "tüm
mimarlık dünyasının değerlerine sahip çıkıp için örnek olduğu için"
de aday gösterildiği yazıyordu. Legorreta'yı daha yakından tanımak
gerçekten eşsiz bir deneyim...
Marie Claire Maison
- Ekim 2001
|