|

İstanbul 2700 yıl önce yedi tepe üstünde
kuruldu. Bu yedi tepe bugün Eminönü ve Fatih diye bölünmüş olan
Tarihi Yarımada'da bulunuyor. Osmanlı döneminde de Tarihi Yarımada
başkentin merkeziydi. Uçsuz bucaksız imparatorluk sınırları yüzlerce
yıl buradan yönetildi. Bizans gibi Osmanlı da en kıymetli eserlerini
suriçi bölgesinde yaptı. Tepelerde kurulan eski manastırların ve
anıtsal yapıların yerini zamanla birer mücevher gibi yükselen
külliyeler aldı.
Suriçi İstanbul, kiliseler, havralar, medreseler,
ayazmalar, tekkeler, hazireler, şapeller, saraylar, üstü eşsiz
güzellikteki heykellerle süslenmiş abideler, hanlar, hamamlarla
süslendi. Tarihi Yarımada, dünyada oturduğu dar alan içinde en fazla
tarihi envanteri taşıyan kent alanı oldu. Burada, çeşitli dillere,
dinlere ve kültürlere mensup milyonlarca insan kendini ifade eden
bir eser bıraktı.
Bir metrekareye bin yıl
Peki, dünyanın hiçbir yerinde bir eşi daha bulunmayan bu
eserlere ne oldu? Bir kültür adamımızın dediği gibi, "Kendine bir
metrekarelik alan açmak için bin yıllık eseri bir gecede yakabilecek
kadroların insafına terkedildi.' Süleymaniye yok olmayla yüzyüze
kaldı, Zeyrek son demlerini yaşıyor, Fener-Balat için yapılan proje
nihayet hayata geçiyor. Dünyadaki tek Bizans sarayı olan Tekfur
Sarayı çökmek üzere. Külliyeler, medreseler, ayazmalar kaybolup
gidiyor.
Eminönü, savaş sonrası gibi: Evlerin yüzde 40´ı metruk.
1945´te 146 bin olan nüfus, bugün 55 bine indi. Fatih
de sürekli göç veriyor. Tamam da bunun sonu ne olacak. 58´inci
hükümet İstanbul´un yılda 10 milyon turist çekebilmesi için harekete
geçeceğini açıkladı ve bunu programına da koydu. Geçen yıl İstanbul
2.6 milyon turisti ağırladı. Hükümetin hedefi bunu dört kat
arttırmak. İstanbul turizminin temel sorunlarından biri de geceleme
oranı. Paris´e giden bir turistin ortalama 8 gece geçirdiği tespit
edilmiş. İstanbul´da ise turist 2.1 gece konaklıyormuş.
Bunun temel nedenlerinden biri İstanbul´un mevcut haliyle
fazla bir şey sunmaması. Gelen ziyaretçi Sultanahmet, Dolmabahçe,
Boğaziçi, Türk lokumu, şiş kebap beşgeninde dolandırılıp duruyor.
2700 yılın birikimi ise kenarda öylece bekliyor. İstanbul´un
altındaki Roma-Bizans yeraltı kenti üstü örtülü bir şekilde, her
geçen gün daha fazla harap olmaya tek edilmiş. Camiler, medreseler,
kiliseler, ayazmalar, hanlar yıkıldı yıkılacak durumda. Kentsel
projeler yapılmıyor. Sorunların üstesinden gelecek bir siyasi irade
yok. Yerel yönetimin başında bulunanların büyük bir bölümü çapsız ve
basiretsiz.
Aslında şimdi tam da proje zamanı. 1 Eylül 1997´de
fizibilite çalışmaları başlayan Fener ve Balat Semtleri Kentsel
Rehabilitasyon Projesi yerel yönetimlere, uzmanlara ve sivil toplum
örgütlerine çok önemli bir tecrübe birikimi sağladı. 5 Mart 2003´te
uygulamasına başlanan projenin benzerini tüm tarihi yarımadaya
yayabiliriz.
Böylece İstanbul´u dünya turizmine, insanlığa ve ülkemize
kazandırabiliriz. Düşünsenize: Pırıl pırıl, rengarenk evler, restore
edilmiş anıtsal yapılar, taş döşeli tertemiz sokaklar, uhrevi bir
sessizlik içinde bahçeleri güllerle dolu ibadethaneler, sonsuz
uykusunda gölgelerde serinleyen mezarlıklar, bir kısmı pansiyon
olmuş eski konaklar, mor salkımlar, ney sesi, kemençe sesi, çocuk
sesi dolu sokaklar, nefis Türk yemeklerinin servis edildiği
lokantalar... Bu bir düş gibi gelebilir size. Ama bakın Floransa,
Barselona, Prag gibi kentler de bundan 30 sene öncesine kadar Fener
ve Balat gibiydi.
Bu kentlerin bulunduğu ülkelerdeki hükümetler ve yerel
yönetimler radikal kararlar alarak şehirlerini insanlığa yeniden
kazandırdılar. Şimdi sıra bizde ve bizim projelerimizde...
Projeler hep atıl kaldı
Tarihi Yarımada için bugüne kadar çok sayıda proje
yapıldı. Bunların büyük bir kısmı tahmin edileceği gibi
kağıt
üzerinde kaldı. Prof. Dr. Sedat Hakkı Eldem Hocanın 1960´larda
yaptığı Süleymaniye Projesi hayata geçirilmiş olsaydı, bu zarif kent
parçası bugünkü durumuna gelmezdi. Süleymani, Osmanlı sivil
mimarisinin en zengin ve en görkemli unsurlarını barındırıyor
içinde. Sultanahmet için de 1970´lerde bir proje yapılmıştı. Suru
Sultani için ise ayrı bir proje önerisinde bulunulmuştu. Bu projeler
arasında sadece Fener ve Balat için yapılan plan hayata geçmeye
başladı.
Tarihi Yarımada’nın kurtarılması için projelerin dışında
yasal statüyle ilgili sorunlar var. Bu sorunların başında, aslında
bir bütün olan bölgenin iki ayrı belediye arasında parçalanmış
olması geliyor. Fatih ve Eminönü olarak ikiye bölünen yarımadanın
birleşik sorunlarının çozümü imkansız görünüyor.
2000-2001 döneminde Tarihi Yarımada’nın sorunları ve
çözüm yolları hakkında bir araştırma yaptım. O dönemde, bu konuda
görüşlerine başvurduğum Mimar Oktay Ekinci, Mimarlar Odası´nın bu
sorunu 1995´teki Suriçi (bütünü) SİT kararı sürecinde gündeme
getirdiklerini söyledi. İstanbul tarihi yarımadası 1986´da UNESCO
tarafından Dünya Mirası Merkezi listesine alındı. Tarihi Kentler
Birliği´nin de kurucularından biri olan Oktay Ekinci bunun
nedeninin, sözkonusu bölgenin 2600 yıldır “sürekli (kesintisiz) kent
yaşamının'' gerçekleştiği çok ender bir SİT olmasından
kaynaklandığını belirtti. Ekinci´nin dışında konuştuğumuz diğer
uzmanlar ve yerel yöneticiler de aynı görüşü paylaştıklarını
söyledi.
Söz konusu araştırma bende çözüm için belirli bir kanaat
oluşturdu. Bunlardan biri de idari yapılanmayla ilgili. Aslında
İstanbul, dünyanın birçok tarihi kentinde bulunan Suriçi-Kaleiçi
gibi eski kent çekirdeğinin birden fazla yönetime bölündüğü tek
örnek olarak duruyor. Tarihi kent parçasını parçalara ayırma
gereğini duyan sadece biz olmuşuz. Oysa yarımadanın yönetimi ve
imar-koruma politikaları çok özel olmalıdır. Bunun birinci koşulu
ise Suriçi´nde “tek yönetim''dir. Suriçi aynı zamanda müstakil tek
ilçe olmalı ve “İstanbul Merkez İlçesi'' sayılmalıdır. Bazı uzmanlar
ve politikacılar suriçinin bir belediye yerine doğrudan Büyükşehir
Belediyesi´ne bağlanabileceğini düşünüyor.
Anıtlar kurulu hep engel oluyor
Anıtlar Kurulu adı verilen kurum tarihi kent parçalarının
kurtarılmasında en büyük engellerden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Çoğu zaman anlamlı ve önemli bir işlev de üstlenen bu kurumun
yetkileri çok fazla ama olanakları ve hareket kabiliyeti çok düşük.
Gazeteciliğe başladığım şu 15 yıl içinde yüzlerce yapının Anıtlar
Kurulu´ndan karar çıkmadığı için yerle yeksan olduğunu gözlerimle
gördüm. Burdan yola çıkarak Koruma Kurulu´nun da “Suriçi Koruma
Kurulu'' olarak örgütlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Özerk bir
“Suriçi Planlama Birimi'' kurularak, Koruma Kurulu ile eşgüdüm
içinde planlama ve koruma öncelikli imar kararlarını üretmeli.
Yarımada için de ayrı bir “Suriçi İmar Müdürlüğü'' kurulmalı.
Oktay Ekinci, İstanbul vilayeti ile İstanbul Büyükşehir
Belediyesi yönetim merkezlerinin Suriçi´nde bulunmasını sürekli ve
zorunlu kılacak bir yasal önleme de gereksinim olduğunu söylemişti.
Bu da bana anlamlı geldi.
Bu araştırma sırasında görüşlerine başvurduğumuz eski
Kültür Bakanı Yılmaz Karakoyunlu da tarihi yarımadanın tek bir
belediye şemsiyesi altında toplanması gerektiğini belirterek şunları
söylemişti:
“Bence çok geç kalmış bir şey. Bizim aldığımız yani
Fatih´in fethettiği İstanbul bu coğrafyadır. Bugün İstanbul üzerine
ne üretilmişse buradan çıkmıştır. İstanbul Kadıköy´e köy muamelesi
yapardı. Galata´ya karşısı anlamına gelen Pera derdi. Gözümüzün
bebeği gibi korumamız gereken bu bölgeye, bir metre karelik yere
sahip olmak için bin yıllık tarihi bir gecede yok edecek bir kadro
hakim oldu.''
Çekül Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen Suriçi´nin
ikiye bölünmesinin anlamsız olduğunu söyledi.
Suriçi´nin
iki ayrı şubeye bölünmesinin başlangıcı 1928´e kadar uzanıyor. Daha
sonra da iki ayrı şube müdürlüğüne bölündü ve Haşim İşcan döneminde
yapılan Atatürk Bulvarı bu iki ilçenin sınırlarını çizdi. Halbuki,
Zeyrek Süleymaniye´nin, Samatya Kumkapı´nın, Cibali Unkapanı´nın
devamı. Cankurtaran ile Fener ve Balat hemen hemen aynı özellikleri
taşımakta. Bu ilçemizdeki yapıların, sokakların hem tarihi dokusu
aynı hem de sorunları bir. Anıtlar Kurulu´nun 1995´te aldığı
kararlar da ortadadır. Kurul, ortak bir Koruma İmar Planı´nın hemen
yapılmasını istemişti. Bunların olması ve Tarihi Yarımada´nın
kurtulması için Suriçi´nin tek ve özellikli bir idari yapı şemsiyesi
altında toplanması zorunlu.
Ayrıca bu bölge için çıkarılacak olan yasada, yeni
ilçenin maddi olanakları genişletilmeli. Çünkü, İstanbul´daki tarihi
hazinemizin büyük bir bölümü Suriçi´nde bulunuyor. Araştırma için
sorularımı yanıtlayan Prof. Dr. Sözen, Türkiye´de “bölgesel koruma''
anlayışının olmadığından söz ederek şu tezleri öne sürdü:
“Örneğin Süleymaniye'yi restore etmek isterseniz,
semtteki 1500 ev için tek tek proje yapmanız gerekiyor. Tüm Tarihi
Yarımada'daki tarihi yapı stoğunu hesap ederseniz, binlerce mimarın
yıllarca sadece röleve ve restorasyon projesi hazırlaması gerekir.
Oysa bölgesel koruma anlayışında, semtin karakteristik yapısı ortaya
çıkarılır, kurallar ve sınırlar belirlenir ve harekete geçilir. Yeni
idari yapılanmada dikkat edilecek hususlardan biri de, yönetimin
katılımcı ve şeffaf olmasıdır. Kaymakam, Belediye Başkanı, Kültür ve
Turizm Bakanlıklarının temsilcileri, üniversitenin ilgili
birimlerinden hocalar, Mimar, Mühendis, Şehir Plancıları Odası,
Arkeologlar Birliği gibi sivil toplum kuruluşların temsilcileri ve
semt inisiyatifleri yeni yapılanmanın konseyini oluşturmalı, görüş
ve önerilerini sunmalıdır.''
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım ise, bu
iki ilçenin bulunduğu alanın derhal turizm bölgesi ilan edilmesi
gerektiğini savunuyor. Yıldırım, bu ilçelerin bir kurul tarafından
yönetilmesi gerektiğini söyleyerek önerisini tamamlıyor: “Bu
kuruldaki tüm yetkileri İl Turizm Müdürlüğü´ne bağlarsanız her birim
ayrı ayrı uygulama yapmaz. Yedikule´den başlayıp Ayvansaray´a kadar.
Anakent Belediyesi Vali ve Ticaret Odası üçlü bir kurul
oluşturabilir.''
Zeyrek Projesi hemen faliyete geçirilmeli
Peki bu kurulun ele alması gereken projeler neler olmalı?
Bu bölüm ayrı bir yazı konusu olduğundan sözkonusu proje önerilerimi
kısa bir özet halinde bilginize sunmak istiyorum:
"MD+BO" Zeyrek ve Süleymaniye Projesi "MDBO": Fatih Eski
Belediye Başkanı Sadettin Tantan döneminde

başlatılan Zeyrek Projesi Anıtlar Kurulu´nun ayak diretmesiyle
maalesef hayata geçirilemedi. Anıtlar Kurulu projeyi reddederken
yönlendirici davranmadı, tadil edilmesi gereken bölümleri işaret
etmedi. Sanki kasıtlı olarak yıkıcı davrandı. Bilindiği gibi Zeyrek
aslında Süleymaniye´nin devamı. Bu bölgemiz, Osmanlı sivil
mimarisinin ve yerleşim düzeninin eşsiz bir örneği olarak duruyor
karşımızda. Atatürk Bulvarı geçmeden önce caddenin olduğu vadide
geniş bahçeli ahşap konaklar vardı. Caddeye kurban edilen bu
konaklardan biri de Kazım Karabekir Paşa´ya aitti. Caddenin
üzerindeki konaklar yıkılıp ardından da alana yukarıdan aşağıya
doğru İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ) yapılınca Süleymani ile
Zeyrek, Haydar ve Cibali arasındaki bağlantı koptu. Daha sonraki
kuşaklar da bölgeyi iki ayrı kent parçası olarak algılamaya başladı.
İki belediye birleşse de birleşmese de, Süleymani ile
Zeyrek için tek bir proje yapılmalı. Bunun için elimizi çok çabuk
tutmalıyız. Çünkü her geçen gün bir konak ya yanarak ya da yıkılarak
ortadan yok oluyor. Eğer bir proje yapılıp hemen bölgeye müdahele
edilmezse 1015 yıl içinde İstanbul´da Osmanlı sivil mimarisinden ve
kentsel yerleşim örneğinden eser kalmayacak.
Suru Sultani Projesi: Doç. Dr. Fikret Evci ve Dr.
Mimar Yılmaz Kuyumcu tarafından yapılan bu projede, Topkapı Sarayı
surları içinde kalan tüm yapı topluluğu tek bir plan altında
projelendirildi. Bu proje, Gülhane Parkı, askeri bölge, Cankurtaran
Hastanesi ile saray alanının yeniden yapılandırılması için ilginç
öneriler barındırıyor.
Bundan sonra sırasıyla şu bölgeler için projeler
yapılabilir:
Kumkapı-Kadırga kentsel rehabilitasyon projesi
Samatya-Yedikule Projesi
Silivrikapı-Belgradkapı Projesi
Sultanahmet-Cankurtaran Projesi
Tekfur Sarayı Projesi (Bu proje hazır bekliyor)
Edirnekapı-Salmatomruk-Kariye Projesi
Divanyolu (Beyazıt ve çevresi) Projesi
Kapalıçarşı ve Hanlar Bölgesi Projesi
Eminönü Eski Liman Bölgesi Projesi (Bu projeyi de TAÇ Vakfı
hazırladı)
Fener ve Balat Semtleri Kentsel Rehabili-tasyon Projesi
(Uygulama aşamasında)
Kaynak:www.insaatlife.org
|