|
Mimarlığa
“Biyolojik
Bir Yaklaşım” başlıklı makalemde “Elektroiklimsel sorunları” gündeme taşımaya çalışmıştım. Ve “hepsi bu
değil, devam edecek!” demiştim hatırlarsanız.. Elektriğin
varlığı ile hayatımıza giren nimetler ve denetimsiz kaldığında
doğurduğu sorunlar gerçekten bitmek bilmiyor. Son günlerde “cep telefonu
baz istasyonları” ile aktüel gündeme düşen konu,
kamuoyunu şöyle bir çalkaladı.. Ölümcül sonuçları tartışıldı
ama, bir futbol maçı sonucu kadar etkisi oldu mu zihinlerde,
bilemem.. Ben de maç anlatmasını hiç bilemem. Onun için affınızı
diliyor ve mimarlığın biyolojik sorunlarına tellallık yapmaya
devam ediyorum..
Yıldız Üniversitesinden Doçent Dr.Ayşe BALANLI’nın yönetiminde yaptırılan, Mim. Ahmet Hakan TOPAR’ın Yüksek Lisans
Tezinden (s: sayfa numaraları ) ve italik harflerle alıntılar
yaparak ve onlara teşekkürümüzü yineleyerek, üstümüze vazife
saydığımız konuya dönelim yavaş yavaş. Ara sıra dayanamayıp
sesimi yükselttiğim bölümlerde radyonuzun sesini kısabilirsiniz..
Fakat ayar düğmesi ile oynamayın derim.. Hayatımıza yüklediğimiz
risklerin bir bölümünden kurtulma şansımız hala var.. Yeter
ki hepimiz aynı kanalda buluşmayı becerelim.. Çünkü o zaman,
bizi dinlemeyenlere de ulaşmaya gücümüz olacak..
KALDIĞIMIZ YERDEN...
Biyolojik yapımızı etkileyen şeylerin
tümü, çevremizde “biyoiklimsel” bir alan oluştururlar.
Denetimsiz kaldıkları sürece sağlığımızı etkileyecek boyutlara
kolayca ulaşabilecek bu alanı en çok etkileyen faktörlerden
biri de bu makale kapsamında incelemeye çalıştığımız, elektrik
ve türevleri..
“Elektroiklimsel kirliliğin etkileri, değişik bilim dallarınca
incelenmektedir. Elektrik ile canlılar arasındaki ilişkiyi inceleyen
bilim dalı; “Elektrobiyoloji”, onun bir alt disiplini ise “Elektrofizyoloji”dir. Elektrofizyoloji;
elektriksel oluşumların, canlıların hücre, doku veya organlarının
görevlerini nasıl etkilediğini inceleyen bilim dalıdır. Hastalık
yapıcı elektriksel oluşumları inceleyen bilim dalına ise “Elektropatoloji” denir” (s:47)
“İnsan ve elektroiklimsel kirlilik ilişkisi, doğal ve
yapay oluşumlar için ayrı boyut ve özelliktedir. Doğal elektroiklimsel
kirliliğin insanları etkilediği çok seyrek görülmektedir. Doğal
etkilerden ancak çok duyarlı ve nörolojik hastalığı olan insanlar
etkilenirler. Bu oluşumlar insan sağlığında kalıcı izler bırakmaz.
İnsan vücudu bu alanlara karşı kendisini korumayı daima başarmıştır.”(s:48)
“ “Dünyanın
doğal nabız atışı” olarak da ifade edilen
10 Hz’lik elektriksel alanlar, ancak hava
değişimlerinde şiddetini arttırır. Yapılan ölçümler sonucu,
beyindeki akımların aynı frekans aralığında olduğu tespit edilmiştir.”
Bu arada, kendi yarattığımız yapay etmenler
ile doğanın dengesini bozan yine biz isek, ortaya çıkan elektroiklimsel
kirliliğinin “doğaldır !” diye bizi etkilemeyeceğini
düşünmek hayli safdillik olur. Bu aymazlığı ancak “Kendim
ettim kendim buldum” özdeyişi açıklar..
İNSAN SAĞLIĞINA NELER OLUR ?
“Elektrik,
manyetik ve elektromanyetik alanlar ile iyon dengesizliği, ozon
fazlalığı ve gürültü gibi dolaylı kaynakların insan sağlığına
etkisini aşağıdaki başlıklarda toplayabiliriz :
- - Dikkat toplamada güçlük
- - Baş ağrısı
- - Güçsüzlük duygusu
- - Sinirlilik
- - Korku, ürküntü
- - Kalp rahatsızlığı
- - Bağışıklık sisteminin zayıflaması
- - Hormon bozukluğu
- - Beyin fonksiyonlarının etkilenmesi
- - Hamilelerde erken doğum ve ölüm riski
- - Genel uyku bozukluğu
- - Yüzeysel uyku
- - Boyun kaslarında şiddetli ağrılar
- - Sabahları yorgunluk
- - Ruhi çöküntü (depresyon)
- - Denge bozukluğu
- - Metabolizma bozukluğu
- - İktidarsızlık
- - Lösemi riski”
- - Beyin tümörü riski
Listeyi sonuna
kadar okuyabildiyseniz içinizin karardığına eminim. Ayrıca bütün
bunların nedenini sadece “elektroiklimsel” kirliliklere bağlamak size biraz abartılı gelmiş olabilir..
Evet bu konuda haklısınız. Yaşam süresince, kendi ellerimizle
hazırladığımız hastalık yapıcı ortamlar sadece bundan ibaret
değil.. Daha birçok etmen, patolojik sonuçların doğmasını hazırlıyor
ve hızlandırıyor.. Ne var ki, ölçülebilen değerler ve klinik
bulgular, yukarıdaki listenin oluşmasında “elektriğe bağlı” kirliliklerin
önemini şiddetle vurgulamakta..
Belki yine
bu etkilerle, dikkatimizi toplamakta güçlük çeker ve daha önce
etkilenen beyin fonksiyonlarımız yüzünden sağlığımız lehinde
karar almakta zorlanabiliriz. O zaman yapacak bir şey yoktur,
bizi sevenlerin arkamızdan üzülmesinden başka !..
YAPTIKLARIMIZ VE SONUÇLARI...
“İnsan sağlığını
etkileyen, daha çok “doğal” alanlara benzemeyen “yapay” elektroiklimsel oluşumlardır. İnsan vücudu belirli bir süre
düşük şiddetteki elektroiklimsel kirliliğe direnmektedir. Ancak
uzun süreli etkilenmeden sonra vücut, direncini kaybetmekte
ve ilk sağlık sorunlarının belirtileri ortaya çıkmaktadır. Şiddetli
kirlilik daha ilk etkilenme sürecinde bazı rahatsızlıklara sebep
olur. Uyku düzensizliği, yorgunluk, baş ağrısı gibi rahatsızlıklar
ciddi bir kirliliğin etkileridir. Yoğun elektroiklimsel kirlilik,
uzun etkilenme süreci sonunda kanser, sakat doğumlar gibi tedavisi
zor hastalıklara neden olabilir..”
“Elektroiklimsel
kirlilikten kaynaklanan sağlık sorunları, etkinin alan şiddetine
ve etkilenme süresine bağlıdır. Akut ve kronik sorunların başlıcaları
; gerginlik, baş ağrısı, yorgunluk, uyku bozukluğu, iktidarsızlık
ve libido eksikliğidir.”
“Yüksek elektromanyetik
alan şiddeti etkisi altında kalan insanlar arasında en yüksek
risk grubu; vücudunda birleştirici metal parçalar ve kalp pili
taşıyanlar, yüksek tansiyon, trombosit, emboli ve hemofili hastaları,
ağır sinirsel rahatsızlığı olanlar, multiplersikleroz, noroloji
ve nöroşirurji hastaları, felçliler ve metoorolojik etkilere
duyarlı insanlardır.”
"Lösemi, kanda
aşırı miktarda akyuvar oluşumu ile gelişen bir hastalıktır.
Elektroiklimsel kirliliğe karşı duyarlı olan ve tahriş edilmiş
kemik iliği, aşırı miktarda, farklı tipte akyuvar üretir. Bu
yüzden elektroiklimsel kirliliğin lösemi oluşumunu doğrudan
etkilediği belirtilmektedir”
“Kandaki
alyuvarlarda bulunan hemoglobin, çok miktarda oksitlenmiş demir
moleküllerine sahiptir. Ayrıca alyuvarlar da oksijen taşımaktadır.
Demir ferromanyetik, oksijen ise paramanyetik maddedir. İnsan
vücudundaki demirin % 65’i hemoglobindedir. Sonuç olarak kanda
elektromanyetik alanlardan etkilenebilecek bu kadar çok madde
varken, bu alanların solunum ve dolaşım sisteminde kanser oluşumunu
veya gelişimini hızlandırabileceği düşüncesi kaçınılmazdır.”
“Yüksek oranda
su içerdiğinden, beynin iletkenliği çok yüksektir ve elektromanyetik
alanlardan kolay etkilenir.
4 nT gibi çok düşük manyetik alan şiddetinin
bile beyindeki akımları etkilediği gözlenmiştir. Daha şiddetli
alanlar ağrılara ve kramplara yol açmaktadır.”
“Erken bunama
olarak bilinen Alzheimer hastalığı, giderek azalan dikkat, bunama,
geçici hafıza kaybı ve dalgınlık gibi bulgular ile tanınmaktadır.
Nobel ödüllü Alman bilim adamları Bert Sakmann ve Erwin Neher,
yaptıkları araştırmalarda, çok şiddetli elektromanyetik alan
etkisi altında çalışan insanlarda Alzheimer hastalığına benzer
rahatsızlıkların meydana geldiğini ispat etmişlerdir.”
HORMONAL SORUNLAR..
“Çok düşük
elektromanyetik alan şiddeti etkisi altında kalan insanlarda
bile “melatonin” düzeyinin düştüğü görülmüştür. İnsanların uykuya ve uyanmaya
hazır olduğunu belirleyen melatonin düzeyinin % 30 düşmesi şizofreni,
depresyon ve paranoyaya yol açmaktadır. Normal veya yüksek melatonin
düzeyinin ise kanser oluşumlarını yavaşlattığı görülmüştür.”
“İyonlaşmış
havadaki negatif iyonlar, insan vücudundaki “serotonin” hormonunun
artmasına, iyon dengesinin bozulması ise azalmasına neden olur.
Deniz ve çağlayan kenarlarında ve iyi havada artan negatif yüklü
iyonlara bağlı serotonin; insanların kendilerini dinlenmiş ve iyi hissetmelerini sağlayan
hormondur.”
NELER BİZİ ETKİLER ?...
Örneğin,
“Trafo istasyonları çevresinde, genelde çok şiddetli etki alanları
oluşur. Buna alternatif manyetik alanlar denir. Trafo istasyonlarına
10 m den daha yakın mesafede yaşayan insanlarda ciddi hastalıklar
gözlenmiştir.”
“Trafo istasyonları
içten, levha biçiminde elektriksel ve manyetik iletkenliği çok
yüksek gereçler ile maskelenmelidir.”
Yapı dışında elektriksel iletkenliği yüksek gözenekli
ağlar uygulanabilir. Maskeleme mutlaka topraklanmalıdır.”
“Yıldırımlara
karşı iyi bir önlem olan paratoner, doğal elektrik alanlarına
karşı da oldukça etkilidir. Topraklama kablosu yapının dışından
geçiyorsa, mümkün olduğu kadar yatak odası veya insanların uzun
süre kullandıkları mekanların cephelerinden geçmemelidir. Kablo,
yapının içinden geçiyorsa, tesisat bacası sık kullanılmayan
mekanlarda olmalı ve baca içten çepeçevre maskelenmelidir. Paratoner
ve kablonun yapının hiçbir metal ürünü ile bağlantısı olmamalıdır.
Ayrıca topraklama levhası, çok yüksek iletkenliği olan toprak
katmanlarında olmalıdır.”
“İstanbul,
Ümraniye’de 380 KV’luk yüksek gerilim hatlarının çevresinde
yapılan bir araştırmada, göz bozukluğu, uykusuzluk, halsizlik,
gerginlik ve baş ağrısı gibi hastalıkların ikinci ve en çok
beşinci ikamet yıllarında başladığı gözlenmiştir” “Ayrıca yüksek gerilim hatlarının çevresinde meydana gelen
ozon, insanlar için zehirleyici bir gazdır. “Tüm yüksek
gerilimli elektrik sistemlerinin yakın çevresinde kesinlikle
oyun alanları, kreşler veya açık spor tesisleri yapılmamalıdır.”
Önlem olarak; “Yapı ile yüksek gerilim hattı arasına, sık
aralıklarla dört mevsim yaprak dökmeyen ağaçlar dikilebilir.”
Ortasından
yüksek gerilim hattı geçen yüzlerce mahalle, binlerce ev ve
yüz binlerce insanımızı defterden sildik mi yoksa ?..
Olumsuzluklar
dış mekanlarda kalmaz, evimize, yatak odamıza kadar girebilir.
“Bir müzik sisteminin hoparlörleri çok şiddetli bir manyetik
alana sahiptir. Yatak odasında, yatak başında yüksek çıkış gücüne
sahip bir hoparlör, uyku sürecinde bütün sinir sistemini olumsuz
etkileyebilir.”
“Müzik setlerinde
kullanılan hoparlörlerden en az iki metre uzak durulmalıdır.
Yatak odasında baş ucunda demirden herhangi bir yapı ürünü olmamalıdır.
Yatak içindeki demir ve çelik yaylar önemli bir statik manyetik
kirlilik kaynağıdır. Uzun süre kullanılan mekanlarda olabildiğince
ferromanyetik yapı ürünleri ve mobilyalardan
kaçınılmalıdır.”
“Televizyon
ve bilgisayar gibi ekranlı aygıtların yakın çevresinde çok geniş
bir frekans bandında elektroiklimsel kirlilikler oluşmaktadır.”
“Ekrandan en az 50 cm mesafede çalışmalı, yoğun elektrostatik
ve ELF alanı (Çok düşük frekanslı alanlar) oluştuğundan özellikle
arka taraflarında kesinlikle bulunmamalıdır.”
Masamızdaki
bilgisayarın hemen arkasına oturttuğumuz misafirlerimize bundan
daha büyük bir kötülük yapamayacağımızı düşünelim ve çalışma
ortamımızın yerleşimine bu bilgi ile tekrar bir göz atalım isterseniz
!..
“Çok uzun
süre floresan lamba ışığı altında çalışan insanlarda, yorgunluk,
sinirlilik, gerginlik ve göz yanması gözlenmiştir. Bu rahatsızlıklara
neden olarak, armatürün balastının yaydığı manyetik alan ve
ışığın 50 Hz frekansı ritminde yanıp sönmesi gösterilmiştir.” “Ayrıca bu tip lambalar strotoskopik ışıldama etkisine
sahiptir ve görme bozukluğuna yol açabilmektedir.”
Yurt genelinde
milyon m2 yi aşan, floresanla aydınlatılmış, sanayi ve işyeri
ağırlıklı alanların yatırımcı ve işletmecilerinin diş gıcırtılarını
duyar gibiyim.. Kötü aydınlatmanın randıman düşüklüğünü hesap
edebilselerdi dişlerini de çalışanlarını da kurtarabilirlerdi
oysa..
“Yeraltından
yapı içine döşenen doğalgaz ve su iletim sistemleri, aynı doğrultuda
veya kesecek biçimde elektrik sistemi ile karşılaşıyor ise “eddy
akımları” nedeni ile yapay elektroiklimsel kirlilik kaynaklarına
dönüşebilir. Kalorifer sisteminin düşey ve yatay boruları, elektrik
sisteminin kolon hattı yakınından geçiyor ise, tüm kalorifer
sisteminde de elektroiklimsel kirlilik yaşanabilir..” “Elektrikli sistemin metal borularla kesiştiği bölgelerde,
uygun noktalarda, iletken olmayan plastik ara parçaları ile
elektrik devresi kesilerek ek bir önlem alınabilir.”
“Yapay kirliliğin
insan vücuduna başka bir etkisi daha vardır. Buna termik etki
denir. 30 KHz den büyük yüksek frekanslar insan vücudunda su
moleküllerinin birbirine sürtünmesinden kaynaklanan termik bir
etki oluşturur.”
“Negatif
veya pozitif yüklü iyonlar, elektrostatik çekme etkisi ile havadaki
sıvı veya katı parçacıkları barındırmaya başladıklarında büyük
iyonlar oluşur.” “Yapı içinde oluşan büyük iyonlar yapı içini
kirletmektedir. Bunlar genelde pozitif yüklü veya nötr olan
doğal yapı ürünleri ile dengelenebilir ve insan sağlığını olumsuz
etkilemesi önlenir. Doğal hasırlar, ahşap yapı ürünleri ve doğal
dokulu kumaşlar bu görevi üstlenir. Ürünlerin dayanımını arttırmak
için kullanılan polyester gibi malzemelerden kaçınılmalıdır.
Çünkü bu malzemeler havadaki iyon dengesini bozabilmektedirler..”
“Meydana
gelen doğal iyon yoğunlukları, oluşum devresinde denetim altına
alınmalıdır. Yapı içinde negatif iyonların azalması durumunda
hava filtrelerindeki “iyonizatörler” ler veya yapı dışından sağlanacak hava akımları ile iyonlar
dengelenir.”
“Cam yünü
levhaların bir yüzü alüminyum folyolardan oluşuyor ve topraklanmamış
ise, yakın çevreden geçen bir yüksek veya düşük gerilim hattının
neden olduğu elektromanyetik alanın etkisi altında kalınabilir.
Alüminyum levhalar bir anten gibi çalışarak yapı içindeki elektro
iklimi olumsuz yönde etkileyebilecektir”
Bu açıklamadan
ayrıca, alüminyum panel çatılara kurtarıcı gibi dört elle sarılırken,
alınacak önlemleri unutmamak, gereken topraklamaları yapmak
zorunda olduğumuz da anlaşılmaktadır.
“Manyetik alanlara karşı üç türlü
önlem alınır :
1- Manyetik alanlar ferromanyetik
gereçler ile yönlendirilir.
2-Yönlendirilemeyen manyetik alanlar
tamamen maskelenir.
3- Manyetik alanın, insan sağlığını
olumsuz etkileyemeyeceği bir emniyet mesafesi belirlenir” ....
Anlatacak daha neler var !.. Sabrınızı
taşırmamak için şimdilik yine bu kadar..
NE YAPMALIYIZ ?...
Önceki makalede
de bunda da bir sürü önlem sıralanmış durumda.. Yani, davul
zurnaya ihtiyaç duymayacak kadar ürpertici etkilerden kurtulmak
yine de bizim elimizde..
Elektrik
alanı, manyetik alan, elektromanyetik alan !.. Bunlar bizi doğal
ve yapay olarak etkilemekte. Doğal olanlarla baş edebilen bünyemiz,
yapay olanlar karşısında teslim olmakta.. Başımıza gelen yüzlerce
musibetin nedeni, kendi elerimizle hazırladığımız, elektrik
enerjisi kullanan göreceli konfor unsurlarının sonucu.. Yani
düştüğümüz; kendi kazdığımız kuyu !.. En son söylenecek sözü
şimdi söyleyelim ki mesaj yerine ulaşsın. Elektriğin ya da elektroniğin
denetimsiz ve bilinçsiz kullanımı sonucunda belki görsel bir
lükse ulaşmakta, fakat bununla sonumuzu da hazırlamakta, adeta
kendimize ipekli bir kefen biçmekteyiz !..
“Bu risklerle hiç karşılaşmamanın yolu;
elektriği hiç kullanmamaktır” dersek, onun tüm yararlı sonuçlarını
da inkar etmiş, bir başka deyişle “kaş yaparken göz çıkarmış” oluruz.. Tüm sorunlarına rağmen, şu anda kullandığım bilgisayarın,
bu makaleyi toparlamama ve ulaşabildiğim her yere iletmeme katkısını
yok saymak olası değil.. Belki de sorgulamam gereken, karşılığında
nasıl bir bedel ödediğim ve buna değip değmediğidir..Ama bu,
farklı bir tartışma konusudur..
Mum ışığında
oturmanın romantizmini seviyor ve kabul ediyorum. Fakat yukarıda
da söylediğim gibi dikkati çekmek istediğim şey o değil. Elektriğin,
üretiminden kullanımına tüm denetimin ciddiyetle önemsenmesi
ve koruyucu tedbirleri alınmamış hiçbir aletin ya da ampulün
prize takılmaması gerektiğini hatırlatmaya çalışıyorum..
Farkında
iseniz, elektriği olmazsa olmaz bir medeniyet unsuru sayıp “kendisini” değil sadece “elde edilme yollarını” tartışıyoruz. Şimdilik sağduyunun galip gelerek nükleer cinsinden
vazgeçildiği günlerde, doğrudan kendisini suçlar gibi olmak
eminim yadırganacaktır. Çağlar boyu enerji kaynaklarını daima
dışında arayan insanlığın dramıdır bir anlamda bu.. Zihinsel
güçlerin ve enerjilerin keşfedildiği gün, hem mevcutları kullanırken
düştüğümüz vahim hatalardan kurtulmak, hem de yeni güçlerle
yepyeni olanaklar elde etmek mümkün olacaktır..
Belki de
o gün, elektriği beyin dalgalarımıza ve doğal frekanslara uyumlu
hale getirebilmek ve bizi, bu nimeti kullanırken biyolojik bedel
ödemekten kurtarmak hiç de zor olmayacaktır..
Bu yazıyı,
kalan huzurunuzu da kaçırmak için yazmadığıma emin olabilirsiniz.
Sadece gaflet uykusunu biraz kısa kesmek gerektiğini vurgulamak
istedim. Yoksa sıhhatli uykulara hiç kavuşamayacağız..
|