|
Belediyenin 'koruyarak
gelişmeyi' hedefleyen çabalarına herkes ortak olmalı
Tarihi caddeler temizlenip
bezenerek sadece yayalara ayrılıyor; cepheler boyanıyor, direkler
kalkıyor; trafolar ''Bartın Evi'' gibi kaplanıyor; sağır duvarlara
''yerel mimari'' giydiriliyor; başarılı restorasyon örnekleri giderek
çoğalıyor... Gözden ırak Bartın'da, görülmesi ve kutlanması gereken
güzellikler yaşanıyor...
Bir
kent, ''geleceğe'' nasıl hazırlanır?.. Elbette ki ''planlanarak''
... Peki, o kentin ''kimlikli ve yaşanılır'' bir geleceği nasıl
planlanır?.. Tarihsel ve kültürel dokusu ''gözetilerek'' , çevre
ve yaşam kaynakları da ''sürdürelerek'' ... Şehircilik bilimindeki
bu temel ilkeleri ''yadsıyan'' kentler, ne kadar büyümüş, gelişmiş
ya da ''modern'' (!) görünümlü olursa olsunlar, 21. yüzyıla doğru
aydınlığa değil ''karanlığa'' sürükleniyorlar... Yine bu ilkeleri
''rehber'' edinen kentler ise bir yandan 20. yüzyıldaki ''tersi''
politikalardan kaynaklanan ''tahribatlarını'' durdurup onarmaya
başlarken, öbür yandan ''kişiliğini yitirmemiş bir çağdaşlığın''
güvencesiyle yarınlara bakıyorlar...
Türkiye'de, sayıları az bile olsa,
işte bu ikinci ve ''zorlu'' yolu yeğleyen kentlerimizden biri de
Bartın ...
Planlamaya karşı ''imar rantı özgürlüğünü''
dayatan, mimari mirasa ''daha fazla inşaat alanı için'' düşmanca
bakan ve imar önceliklerinin halkın çıkarlarına göre değil ''kendi
beklentilerine göre belirlenmesini'' isteyen kesimler ne derlerse
desinler, Belediye Başkanı M. Rıza Yalçınkaya yönetimindeki bir
avuç duyarlı belediyeci ve uzman, Bartın'da adeta ''akademik bir
pilot uygulama'' için kolları sıvamışlar, ''onlara inat'' çalışıyorlar...
Her gidişimizde yenilerinin eklendiğini
sevinçle gördüğümüz ''restorasyon'' uygulamalarında artık devreye
''Belediye'' nin de girmesi çok önemli... Örneğin, kent merkezindeki
''yayalaştırma'' uygulamasına koşut olarak, özellikle tarihi Hükümet
Caddesi ve çevresindeki tüm binalarda ''cephelerin'' temizlenip
boyanarak özgün mimarinin ''fark edilir'' kılınması...
Mimar Selda Çelikyay 'ın danışmanlığında
gerçekleştirilen bu ''kimlikli'' peyzaj, aynı caddede söz gelimi
mimar Selim Karakaş 'ın başarılı ''İnceoğlu Oteli Restorasyonu''
gibi güzel uygulamaların da ''kendilerine layık komşuluklar'' içinde
kentle buluşmalarını sağlıyor...
Benzer şekilde Devlet Hastanesi önündeki
çirkin sağır duvarlara ya da beton trafo binalarına da ''Bartın
Evleri'' gibi duran ahşap cepheler giydirilmesi...
Bütün bunlarla birlikte Dr. Ümit
Özcan 'ın danışmanlığında sürdürülen ''planlama'' çalışmaları da
korumayla birlikte ''sürdürülebilir bir yaşamı'' hedeflemiş olması
açısından yine Türkiye'de ender rastladığımız ve özlemini duyduğumuz
bir süreci izliyor.
İmar öncelikleri için her mahallede
yapılan ve ''halkın bilinçli katılımını'' da örgütleyen ''anketler''
yol gösteriyor... Ardından bu anketlerdeki ''eğilimler'' ile kentin
genel imar öncelikleri ve hedefleri, ''bölgesel verileri'' de gözeten
bir ''master plan'' ölçeğinde değerlendiriliyor...
Aynı süreçte geliştirilen ''sürdürülebilir
kalkınma planı'' da yeniden alt ölçekli ve uygulamaya dönük nâzım
plan, imar planı ve hatta ''kentsel yenileme ve tasarım projelerine''
yön veriyor...
'Kırgınlıkları' aşmak
gerek...
İşte bu gözlemlerle
Bartın'da geçirdiğimiz birkaç günün tek ''buruk'' yanı da ''yazımızın
başlığına'' esin kaynağı oldu...
Yıllardır bu kentimizin
her türlü değerini kahramanca koruyan, kentin adeta bekçileri gibi
gece gündüz özveriyle Bartın'a sahip çıkan bazı ''çok sevgili dostlarımızla''
, belediyenin bu duyarlı yeni yönetimi arasında sanki ''soğukluk''
sezdik... El ele vermeleri gerekenlerin, bundan ''kaçındıkları''
izlenimini edindik... Dahası, örneğin binaların cephelerinin temizlenip
bezenmesi gibi bugün hemen tüm Avrupa kentlerinde yaygınlaşan uygulamanın
bile ''bunlar makyaj'' denerek önemsenmediğini duyduk...
Kimbilir, belki de haklı
nedenleri vardır ama ne olursa olsun hiçbir gerekçe ''Bartın'dan
daha önemli'' değildir... Yerel yönetimin bu güzel çabaları kimi
kırgınlıkları unutmaya, hatta yeniden kucaklaşmaya ''yeterli neden''
değil midir?..
Bu nedenle yazımızı,
Bartın'ın tüm güzel insanlarına ve tüm eski, yeni dostlarımıza seslenerek
noktalıyoruz: Evet... ''Bartın'da artık dayanışma zamanı...'' Sadece
Bartın değil, biz de bunu bekliyoruz...
Cumhuriyet - 8 Mart
2001
|