Erzurum
kenti, ipekyolu üzerinde bulunması nedeniyle tarih boyunca doğu
ile batı arasında önemli bir köprü görevi üstlenmiştir. Selçuklular
ve Osmanlılar döneminde Doğu'nun en gözde kenti olma özelliğini
Cumhuriyet Türkiyesi'nde sürdürmektedir.
Erzurum evleri, ataerkil
büyük aile tipinin geçerli olduğu geleneksel kültürün ürünleridir.
Büyük baba, büyük anne, baba, anne ve çocuklardan oluşan bu
ailenin düzeni İslam dininin esaslarına göre kurulmuştur. Eskiden
kadının görevi yalnızca ev işleriyle ilgilenmekti. Günün büyük
bölümü tandır evlerinde yemek pişirmekten, dikiş, nakışa kadar
çeşitli ev işlerini yapmakla geçirirler, çarşıda ve başka işlerde
çalışan erkeklerini beklerler ve tüm aile bireyleri yemek yerlerdi.
Erzurum'da insanlar
mahalle ölçeğinde çok iyi bir komşuluk ilişkisi içindeydiler.
Bu ilişkiler çoğu kez mahalle sınırlarını aşabiliyordu. Birbirleriyle
yardımlaşma, sevinç ve dertlerin paylaşılması, evlerdeki ve
kahvelerdeki sohbetler, Anadolu kültürünün gelişmesinde büyük
etkileri olmuştur.
Türkülerindeki duygu,
sohbetlerdeki güzel sözler, töreler ve gelenekler tüm gücünü
tarihinin derinliklerinden alarak kültür örneklerini sağlamaktadır.
Ev kuran ustaların kültürü işte bu süreklilik içinde atadan,
babadan bir sonraki kuşağa iletilmiştir.
Erzurum evlerindeki
yapı sanatı kuşaktan kuşağa gelişerek sürdürülmüştür. Evlerin
iklim koşullarının olumsuzluklarına göre biçimlenişi bu yöre
mimarlığına ayrı bir özellik kazandırmıştır. Büyük boyutlu olan
evler kalın kesme taş duvarlarla inşa edilirken belli aralıklarla
yatay ahşap hatıllarla birbirine bağlanmıştır. Bu uygulama ağır
taş yapımının deprem yüklerini karşılayabilmesi için yapılmıştır.
Yapılarda
çeşitli taş cinsleri uygulanmıştır. Bunlardan koyu renkli bazalt
türü karataş temellerde ve subasmalarında, hafif kalker cinsi
olan boztaş ise binanın dış yüzeylerini oluşturan duvarlarda
kullanılmaktaydı. Kırmızı ve pembeye çalan kamber taşına bazı
varlıklı ailelerin evlerinde rastlanmaktadır.
Ara duvarlarda tuğla
malzemelerden yararlanılmıştır. Ancak taş ve ahşap kadar kullanım
alanı yoktur. Ahşap ise taştan sonra en çok kullanılan yapı
malzemesidir. Söğüt, kavak ve çam türlerinden başka ağaç cinslerine
pek rastlanılmaz. Çıralı çam dayanıklı olduğundan taşıyıcı kirişlemelerde,
pencere ve kapılarda, taş duvar içindeki ahşap hatıllarda kullanılmıştır.
Taş duvarlar pencere
ve kapı yanları dahil köşelerde kesme, orta kısımlarda ise moloz
yığma sistemiyle inşa edilmişti. Bu genel uygulama dışında ayrıca
zengin evlerinde tüm yüzeylerin kesme taşla oluşturulduğu örnekler
vardır. İç duvarlar tuğlayla örüldüğünden bağlayıcı olarak kireç
harç kullanılır. Bağdadi sistemle ara bölmeler yapıldığında
ise iki bağdadi çıtaları arasında izolasyonu sağlamak üzere
ot ya da saman doldurulur.
Damları
genellikle düz olarak kurulur. Bu tür damlar oda ve avlu üstündeki
örtü için uygulanır. Tandırevi üstü örtülürken, çatıda kare
biçiminde bırakılan boşluk üzerine diyogenal bindirmelerle üst
üste daralarak yerleştirilen ahşap kirişler yükseldikçe daralarak
bir sekizgen piramid oluşturur. Bu örtü Erzurum evlerine özgü
bir detaylamadır. Bir de Pasin örtü denen ve alınların örtülmesinde
kullanılan iki yana eğimli basit bir örtü sistemi vardır. Bu
örtülerin tümünde geçerli olmak üzere önce kirişleme üzerine
söğüt dalları, sonra bunun üzerine toprak serilerek çatı tamamlanmış
olur.
Erzurum evlerinin
cephelerinde en önemli öğe ise çıkmalarıdır. Bazı örneklerde
zemin kata tavan olan üst kat döşemesi, 40 ile 90 santimetre
kadar dışarıya taşırarak verev çıkmalar yapılmıştır. Diğer bazı
örneklerde ise tüm kat değil odaların bazıları sokağa taşırılmıştır.
Plan
şemasındaki Erzurum evi karakterini zemin kattaki avluya Tandırevi
çözümleri belirler. Giriş kapısından içeri geçildiğinde önce
avluya ulaşılır. Buradan yandaki mekanlara, tandır evine ve
üst katta divanhaneye geçilir.
Tandırevinin plan
şeması kare, dikdörtgen ya da uzun dikdörtgen olabilir. Bu sonuncu
tandırevinin arkada olduğu durumlarda meydana gelir.
Tandırevi, oturma,
dinlenme, yemek yeme gerekirse yatma gibi işlevlerin sürdürüldüğü
çok amaçlı kullanılan bir mekandır. En küçükleri 5x6 metre boyutlarında
olan bu mekanın genellikle kare ya da kareye yakın dikdörtgen
olması, üzerine oluşturulacak kırlangıç çatı için kolaylık sağlamaktadır.
Odalar, dolap, sedir
ve ocaklarıyla Anadolu'nın diğer yörelerindeki ilkelerin geçerli
olduğu mekanlardır.
Sofa ise karasal iklimin
oldukça küçülmüş ve işlevinin önemli bir bölümünü yitirmiş yalnızca
geçit mekanı haline dönüşmüştür. Sofadaki günlük yaşamla ilgili
işlev tandırevinde sürdürülmektedir.