|

KENT-MİMARİ ve ÇOCUK
Bir
ülkenin tüm kurumlarının işleyişinde kentsel ve mimari çevrenin önemi,
araştırmalara aracılığıyla sürekli kanıtlanmaktadır.
19. Yüzyılın büyük dönüşümü bir yandan işçi ve küçük
burjuva sınıfını ortaya çıkarırken diğer yandan tarım alanlarını sanayi
alanlarına dönüştürdü. Sanayinin işçi talebi kentleşmeyi radikal bir biçimde
hızlandırdı. Ulaşım ve haberleşme teknolojilerinin gelişimi büyük otoyolların
ortaya çıkmasına yol açtı. Eski kentler bu değişimlere karşı direnemedi.
Üst geçitler, köprüler, devasal otoyollar ve "modern" toplu konut alanları
bu kentlerin dokularını ciddi biçimde etkiledi. Eski kentlere dayatılan
değişim mevcut mahalle ve konut bölgelerinin deformasyonuna yol açtı.
Kent kültürü kavramı, yani derin sosyal ve kültürel bilgilenmeyi ifade
eden kavram ve onunla birlikte mevcut olan birincil denetim-ikincil denetim
gibi sosyal kavramlar sekteye uğradı. Yaşam kesildi.
Diğer yandan yeni kentler ve yeni yerleşmeler ortaya
çıktı. Yeni kentler bu doğal akışı, doğal komşulaşmayı, içten aidiyet
duygusunu, diğerinin çocuğunun sorumluluğunu da taşıma duygusunu sağlayamadı.
Evler daraldı. Ön bahçeler arka bahçeler yok oldu. Kendilerine yer bulamayan
çocuklar konut dışına taştı. Üstelik ne avlu ne de bilindik sokaklar kalmıştı.
Çocuk konuttan iyice uzaklaştı. Köprü altına kaçtı. Otoyollara kaçtı.
Çocuk suçları arttı. Çocuk suçlular arttı.
Bu konuların tasarımı ve eğitimi artık kendi öneminin
bilincine varmalı; kentsel kararlar siyasi iktidarların pençesinden kurtarılmalı;
konu, dürüst, bilgili ve içten uzmanların ağırlığına bırakılmalıdır. Bu
yapılırken dikkat edilmesi gerekli önemli nokta, oda, ev, kurum, sokak,
mahalle ve kentin ilişkiler yumağından oluşan bir bütün olduğudur.
Toplumsal öneme sahip iç ve dış mekanların bu bildiride
önerilen ilkelere uygun olarak tasarlanması ve gerçekleşmesi toplum yararınadır.
İmar yönetmeliklerinin sadece nicelik değil nitelik açısından da gözden
geçirilmesinin zamanı gelmiştir. Konut, Toplu Konut ve Sosyal Konut Yönetmelik
ve Standartları, Çocuk Oyun Alanları Standartları burada altı çizilen
öneriler doğrultusunda revizyondan geçirilmeli ve uygulamada yaptırım
sağlanmalıdır.
Modernitenin farkına varmadan biçtiği sağlıklı toplumsal
ilişkileri restore etmenin yolu hataları farketmek ve gerekli önlemleri
almaktan geçer.
Bu bildirir kapsamında ele alacağım konu 19. yüzyıldan
bu yana toplumlarda ve kentlerde yaşanan dönüşümlerin topluluk ve özellikle
çocuk yaşamına etkisi... İleri süreceğim tartışmanın sonucu olarak ortaya
çıkan öneriler ise gerçekleşmesi ve denetlenmesi en güç öneriler. Dolayısıyla
bu kurultayın çalışmalarını doğrudan yönlendirebileceğim kanısını taşıyorum.
Ancak zaman içinde önerilerim gerçekleşebilirse toplumun "iyi" çocuklar
yetiştirmesinde etkili önerileri yapmış olacağıma inanıyorum. Çünkü; bir
ülkenin tüm kurumlarının işleyişinde kentsel ve mimari çevrenin önemi,
araştırmalar aracılığıyla sürekli kanıtlanmaktadır.
Örneğin, Çocuk Esirgeme Kurumlarının değerlendirilmesinde
"Çok Aşamalı Çevresel Değerlendirme Ölçeği" olarak anılan bir ölçek ortaya
konmuştur. Bu ölçek kapsamlı ve kavramlara dayalı bir çevresel etki değerlendirme
modeli olup dört temel boyut içermektedir. Bunlar fiziksel ve mimari kaynaklar,
yönetsel politika ve programlar, kullanıcı ve personel ile ilgili kaynaklar
ve sosyal ortam kaynaklarıdır.
Bu ölçeği kullanan araştırmalar, kurumlardaki sosyal
ortamın şu üç etmenin bir sonucu olarak ortaya çıktığını kanıtlamışlardır:
1) Fiziksel ve mimari olanaklar
2) Yönetsel politika ve programlar
3) Bina sakinleri ve personelinin yapısı
Bir başka deyişle, sosyal ortamın açılımları olan
bütünlük, sürtüşme, bağımsızlık, benliğin keşfi, örgütlenme, etkililik
ve fiziksel konfor gibi değer ve ölçüler, yukarıda belirtilen üç grup
etmenin doğal sonuçlardır. Özellikle mimari etmenler toplu olarak sonuçtaki
varyanstan (iyiye veya kötüye doğru giden farklardan) %50 sorumludurlar.
Her bir fiziksel ve mimari belirleyicinin tek başına sonuca etkisi %20'lerde
seyrederken bunlar, kurumlarda izlenen politikaların daha iyi olması,
sakinlerin yaşam sürdürmedeki becerileri ve personel çeşitliliği gibi
etmenlerle birleşince sonuç üzerindeki etkileri %80'leri bulmaktadır.
Bu bulgu, mimari çevrenin özelliklerinin çoğunu yetiştirilme ortamlarının
yaratılmasında ne denli önemli olduğunu gözler önüne sermektedir.
MODERNİTE-KENT
19. Yüzyılın büyük dönüşümü bir yandan işçi ve küçük burjuva
sınıfını ortaya çıkarırken diğer yandan tarım alanlarını sanayi alanlarına
dönüştürdü. Sanayinin işçi talebi kentleşmeyi radikal bir biçimde hızlandırdı.
Ulaşım ve haberleşme teknolojilerinin gelişimi büyük otoyolların ortaya
çıkmasına yol açtı. Eski kentler bu değişimlere karşı direnemedi. Üst
geçitler, köprüler, devasa otoyollar ve "modern" toplu konut alanları
bu kentlerin dokularını ciddi biçimde etkiledi. Eski kentlere dayatılan
değişim mevcut mahalle ve konut bölgelerinin deformasyonuna yol açtı.
Kent kültürü kavramı, yani derin sosyal ve kültürel bilgilenmeyi ifade
eden kavram ve onunla birlikte mevcut olan birincil denetim ikincil denetim
gibi sosyal kavramlar sekteye uğradı. Yaşam kesildi.
Diğer yandan yeni kentler ve yeni yerleşmeler ortaya
çıktı. Yeni kentler bu doğal akışı, doğal komşulaşmayı, içten aidiyet
duygusunu, diğerinin çocuğunun sorumluluğunu taşıma duygusunu sağlayamadı.
Evler daraldı. Ön bahçeler arka bahçeler yok oldu. Kendilerine yer bulamayan
çocuklar konut dışına taştı. Üstelik ne avlu ne de bilindik sokaklar kalmıştı.
Çocuk konuttan iyice uzaklaştı. Köprü altına kaçtı. Otoyollara kaçtı.
Çocuk suçları arttı. Çocuk suçlular arttı.
Bu konuların tasarımı ve eğitimi artık kendi öneminin bilincine
varmalı; kentsel kararlar siyasi iktidarların pençesinden kurtarılmalı;
konu, dürüst, bilgili ve içten uzmanların ağırlığına bırakılmalıdır. Bu
yapılırken dikkat edilmesi gerekli önemli nokta, oda, ev, kurum, sokak,
mahalle ve kentin ilişkiler yumağından oluşan bir bütün olduğudur. Oda
ve konut bu yumağın çekirdeğidir.
ODA
VE KONUT
Kişiye ait oda, kişinin denetiminde
olan, istendiğinde kapısı açık, istenmediğinde kapalı olan mahrem mekandır.
Çocuğun kendi denetiminde olan bir odası olmaması o daha bir bebekken
sağlığını etkiler. Bebek rahatsız konumlarda, sigara dumanları içinde
ve bol gürültülü yerlerde uyumaya, dinlenmeye çalışır. Daha ileri yaşlarda,
bir odası olmamak, bir çok ailede ebeveyn-çocuk arası gerilimleri arttırır.
Toplumumuzda hane halkı ortalaması hala yaklaşık
beş kişi civarında ve barınma yoğunluğu ikiye yakındır. Kendine ait odası
olan çocuk toplumumuzda "mutlu azınlıktır". Salonlar çoğunlukla konuğa
ayrıldığı için çocuk odaları genellikle gece yatmaya ayrılan, gündüz de
oturma odası şeklinde kullanılan odalardır. Eğer birde mutfak darsa, yemek
de oturma odasında yenir, karşı komşu da burada ağırlanır, fasulye burada
ayıklanır, ders burada çalışılır. Kısacası toplumumuzda orta halli ailelerde
çocuk odası pek bir yoğun kullanılır. Ancak, çocuğa ve çocuğun eğitimine
duyulan saygının arttığı göreceli olarak varsıl ailelerde çocuğun ders
çalışması ona bir ayrıcalık ve saygınlık kazandırır. Okul çağı çocuğuna
olanaklı hallerde oda tahsis edilmesi toplumumuzda yavaş yavaş bir alışkanlık
haline gelmektedir.
Gerçekte ise, ergenlik çağına kadar çocuk bir takım
mahremiyet mekanizmalarına pek de gereksinme duymaz. Hatta ebeveyne yakın
olmayı güvenlik nedeniyle yeğler. Odasında uyumaktansa ebeveynin yanında,
gürültülü bir salonda uyumayı tercih eder. Çocuk ancak oyun çağına geldiğinde
oyunlarının senaryosuna bağlı olarak kendine masa altlarında, koltuk arkalarında
mahrem mekanlar oluşturur. Bu onun mahremiyet fantezisidir.
Çocukta mahremiyet isteminin en yüksek düzeyde seyrettiği
dönem ergenlik çağıdır. Yetişkinliğe adım atan çocuk kişisel bakımını
gözlerden uzak yapmayı tercih eder. Arkadaşları ile ortak konuları kendi
aile bireyleri ile, çeşitli gerçeklerde paylaşmak istemez. Bu nedenlerle
de mahrem bir mekana sahip olmayı ister.
Sosyologlar farklı yaşlardaki aileler için farklı
mahremiyet eşikleri olan konutlar önermektedir. 0-5 yaş grubunda çocuğu
olan ailelere çocuğun yakın denetimi söz konusu olduğundan, "birleştirici"
konut tipi denilen, yaşam alanı ve mutfakların birlikte çözüldüğü, yatak
odalarının yaşama alanları üzerinde kullanıldığı tipler önerilmektedir.
Okul çağında çocuğu olan ailelere, çocuğa belli derecede mahremiyet hakkı
tanıyan ev tipleri salık verilirken, ergenlik çağında veya daha büyük
çocuğu olan ailelere"ayırıcı" veya "bireyci" konut tipi denen, gece- gündüz
işlevlerinin birbirinden kesin bir biçimde ayrıldığı, çocuk yatak odalarının
ortak alanlardan uzakta çözüldüğü konut tipleri tavsiye edilmektedir.
Fakat yaşama geçirilen konut çözümlerinde bu kavrama
gereken önem verilmemekte, dünyada ve ülkemizde konut uygulamalarında
bugün olağanüstü bir anomi ve tek tiplilik yaşanmaktadır. Ülkemizdeki
gazete ve dergilerde yayınlanan emlak reklamlarındaki konut planları ve
yabancı mimarlık dergilerinde yer alan toplu konut planları karşılaştırılmalı
olarak incelendiğinde küresel ayrılık ve tek tiplilik açıkça görülmektedir.
Çocuğun yaşına bağlı olarak değişen konut gereksinmesinin
konut değiştirme yoluyla sağlanmasının güçlüğü bazı araştırmacılara konutta
değişim ve dönüşümü olanaklı kılan esnek konutlar tasarlamaya itmiştir.
Hareketli bölücüler ve "destek sistemler"den oluşan bu konutlar adaptasyon
yoluyla çok çeşitli gereksinimleri karşılayabilmektedir.
Diğer yandan günümüzün yaşam tarzına yanıt olarak
ortaya çıkan apartmanlarda çocuk yetiştirmenin güçlülüğü ortadadır. Çocuklar,
gürültü yalıtımı yeterince sağlanmamış apartman dairelerinde sürekli olarak
"dur", "sus" şeklinde uyarılmakta; bu durum da çocuklarda olağanüstü gerilim
yaratmaktadır. Bahçe veya benzeri boş bir alana sahip bir konut, çocuğa
bir çok yeteneğini çok erken yaşlarda denem fırsatı verir. Çevreden iyi
korunmuş bir küçük bahçe, seslenme mesafesi ve görsel algı boyutu içinde
bir özel alan çocuğu doğayla tanıştırır ve onunla başa çıkmayı öğretir.
Bu günün çocukları böyle olanaklardan ne yazık ki yoksun olarak büyümekte,
bilişsel, yaratıcı ve düşsel etkinlikler ortaya koymakta güçlük çekmektedirler.
Bu nedenlerle konut yakın çevrelerinin, çocukların gelişmesi açısından
en elverişli en güvenli hale getirilmesi planlamacı açısından bir sorumluluk,
yerel yönetimler için bir görevdir.
KONUTTA
GÜVELİK
Konutlarda ve konut yakın çevrelerinde göz önünde
bulundurulması gerekli en önemli özellik güvenliktir. Bir konut, çocuğun
can güvenliği açısından çeşitli önemlerle tasarlanmış olmalı ya da sonradan
bu açıdan elden geçirilmelidir.
İlk yıllarda bebek ölümlerinin en önemli nedeni,
bazı hastalıklar dışında, boğulmadır. Yastık ve battaniyenin çok yumuşak
olup bebeğe sarılması tehlikelidir. Bu nedenle dikkatle seçilmelerinde
yarar vardır . Son yıllarda bunlara plastik perde ve torbaların eklendiği
unutulmamalıdır. Yetişkinleri taklit etme yoluyla öğrenme daha ilerde
bebeği her gördüğü nesneyi ağzına götürmeye yöneltir. Para, leblebi, fındık,
taş, mozaik parçaları çocuğun solunum yollarını tıkayarak ölümüne neden
olan nesnelerdir. Kurşunlu boyar maddelerden, güzel renkli haplardan,
deterjanlardan zehirlenerek ölen çocuklar ya da buzdolapları ve dipfrizlerde
donarak ölen çocuklar da az değildir. Bu nedenle sürünme ve yürüme çağında
çocukların kendilerine ait, güvenlik önlemleri alınmış bir odada büyümeleri,
yetişkinlere ait yerlerde büyümelerinden daha güvenlidir.
Bu arada, çocuklu evlerde sert ve keskin uçlu donatılardan
(radyatör dilimleri, sert kenarlı masa, sandalye ve sehpalar) sakınılmasını
söylemeye gerek yoktur. Çünkü çocukların başına gelen kazaların %40'ı
düşmedir. Düşmelerin %5 ölümle sonuçlanır. İlk üç ayda düşme ölümcül olabilir,
çünkü bu dönemde çocuğun kafatasının kemikleşmesi tamamlanmamıştır. 2-4
yaş arası gereksiz koşma ve risk almanın en zirve yıllarıdır. Özellikle
yüksek risk almaya daha eğilimli olan erkek çocuklarda düşmeyle ilgili
yaralanmalara daha sık rastlanır. Tırmanmaya elverişli dolaplar, gardıroplar,
balkon korkulukları, ulaşılabilir pencere kolları, tehlikeli bahçe aksesuarları
özellikle üç yaş ve üstündeki çocukların can güvenliği açısından potansiyel
tehlikedirler.
Yanma ve haşlanma yine önemli ölüm nedenleridir.
Çocuklar masa örtülerini çekmeye, yerde buhar oluşturan nesnelerin içini
görmeye bayılırlar. Çocukların mutfak ve banyo serüvenlerinin iyi geçmesi
için gerekli her türlü önlem alınmalıdır. Ayrıca, denetimsiz yerlerde
ve ulaşılabilir yüksekliklerdeki fişler, prizler çocuğun çarpılmasına,
el altındaki kibrit ve çakmak gibi nesneler yanmasına neden olabilirler.
Ayrıca toplu konutlarda girift düzenler, kuytu köşeler,
derin bodrumlar, denetimden uzak yakıt depoları ve eşanjör daireleri çocuğa
yönelik suçlar işlemeye eğilimli kişiler için uygun alanlardır. Yerleşmelerde
denetim olanağı sınırlı olan mahalleler yaratmaktan kaçınılmalıdır.
KONUTTA
İŞLEVSELLİK
Konutlar çocukların rahat kullanabileceği
şekilde tasarlanmalı ve donatılmalıdır. Bu konularda yaptığım uzun araştırmalar
sonucu çocuk odalarının minimum büyüklülerini aşağıdaki gibi önermekteyim
Çocuklara
uygun boyutlarda seçilen donatılar çocukların kas ve kemik rahatsızlıkları
geliştirmelerine engeller; yeteneklerini erkenden keşfetmelerine, çevrelerini
kolay kullanmalarına ve böylece özgüvenlerini pekiştirmelerine neden olur.
Doğal olarak aileler kısa süren çocukluk dönemlerinde bazı giderleri gereksiz
görebilirler, örneğin çocuk tuvaletleri ve çocuk lavobaları için ayrılması
gerekli giderler. Bu durumda yaratıcı çözümler veya tehlikesiz portatif
gereçler aynı işi görecektir.
KOMŞULUK BİRİMİ - SOKAKLAR - ÇOCUK OYUN ALANLARI
Sokakların programlanmamış çocuk oyun alanları olarak
çok başarılı görevler yaptıklarını söyleyen çeşitli araştırmacılar mevcuttur.
Trabzon sokaklarında tarafımdan gerçekleştirilen bir araştırma sokakların
oyun alanlarına çeşitli üstünlükler taşıdığını ortaya koymuştur.
Sokaklar,
1. aktif, pasif, bilişsel, yaratıcı, ve düşsel oyunların
sergilenmesine olanak tanımakta;
2. ebeveynin fiilen denetimini gerektirmeden kullanılabilmekte;
3.
buna karşın çocuklar ebeveynin ve diğer yakınların görsel ve işitsel algı
alanı içinde olabilmekte;
4. sokağa eklenen diğer aksesuarlar, kurulan oyuna
bağlı olarak çabukça evlerden temin edilebilmekte;
5. sokaklar çocukların devam ve sürekliliğini sağlayarak
aralarında dostluk ve dayanışmanın pekişmesine yardımcı olmaktadır.
Doğaldır ki, sokakların düz veya eğimli olması,
geniş veya dar olması, kaldırımlı veya kaldırımsız olması, trafiğin çok
hızlı ve sık seyretmesi ya da ender ve yavaş seyretmesi sokağa katılımı
etkilemektedir. Sokakların ve mahallelerin oyuna elverişli noktalarına
(yay yolları, kaldırımlar, çıkmaz sokaklar, otoparklar, cepler, çok seyrek
trafikli yollar, apartmanlar ve bloklar arasında kalan boş alanlar, henüz
inşa edilmemiş alanlar vb.) ulaşımı dolambaçsız ve rahat olması, konutlara
yakın olması buraların yoğun kullanımı üzerinde çok etkili olmaktadır.
Özellikle tamamlanmamışlık arz eden inşa edilmemiş boş alanlar çocuğun
yaratıcı güdülerini uyarmakta; bilişsel, yaratıcı ve düşsel etkinliklerini
desteklemektedir. Kim bilir belki de çocuklar için en olanak dolu oyun
alanı içi boş olan oyun alanıdır!
Diğer yandan, konut ve iş bölgelerinin iç içe olduğu
çözümlerde sokaklar güvensiz bulunmakta, seyrek ve sınırlı bir biçimde
kullanılmaktadır. Paris sokaklarında artık çiziktaş bile oynamak olanaksız
hale gelmiştir. Oysa pencereden bakan çocuğun dışarı çıkma arzusunu arttıran
şey sokaklarda diğer çocukların varlığıdır.
Fakat kişisel gözlemlerim çok yüksek katlarda yaşayan
çocukların çok şiddetli bir katılım isteği duymalarına karşın 7-8 yaşlarına
kadar kendi kendilerine bahçeye dahi inmekten çekindiklerini kanıtlamaktadır.
Bu nedenlerle kent tasarımında, çok çocuklu ailelerin az katlı apartmanlarda,
çok katlı apartmanların alt katlarında, ikiz evler ya da müstakil evlerde
düşünülmesi doğru gibi görünmektedir.
Komşuluk birimi parklarının, elverişli sokakların,
ve diğer ortamların rahat kullanımı için farklı yaş gruplarına ülkemiz
insanı tarafından tanınan evden uzaklaşma hakkı göz önünde bulundurularak
tarafımdan hazırlanan erişim mesafeleri çizelgesi aşağıdaki gibidir.
Tasarım:
Çocuk oyun alanları tasarımında dikkat edilmesi
gereken noktaları aşağıdaki gibi özetlemek olanaklıdır;
1. Bu tip olanaklara görsel ve fiziksel erişiminin kolay olması,
2. Yaya ulaşımın taşıt yolları ile kesintiye uğramaması
3. İş bölgelerine yakın olması,
4. Komşuluk birimi içindeki diğer açık alanlarda kolayca ayırdedilmesi
için bazı zemin ve sınır özellikleri taşıması,
5. Davet edici olması,
6. Komşuluk birimi içinde ivegen değil süreğen bir özellik taşıması, yani
her eve yakın olacak biçimde olabildiğince lineer olması
7. Mikro -klimasının konfor koşullarında olması
8. Oyun alanının oyunun örgütlenişine göre uygun olması
9. Her türlü kazayı önleyici biçimde tasarlanması, özellikle zeminin şok
emici malzemeden yapılmış olması
10. Olanaklıysa, 6-11 ve 12-18 yaş grubunun oyun ve spor etkinliklerini
ayrı çözülmesi şeklinde sıralanabilir.
Ayrıca yukarıdaki tartışmalardan, kapı önlerinin,
giriş kapısı basamaklarının, ön bahçelerin, komşuluk birimi avlılarının,
yay yolları ve minik mahalle parklarının 3-5 yaş çocuğunun temel oyun
alanı olma rolünü sürdüreceği anlaşılmaktadır. Bu durumda bu tür fiziksel
öğelerin, konut bölgeleri tasarlayanlar tarafından bilinçli olarak örgütlenmesi;
kapı eşiklerinde merdivenler, çitler, bahçe duvarları, kaldırımlar vb.
nesnelerin amaçları dışında kullanılma olasılıklarının araştırılması yerinde
olur. Olanak barındıran sokaklar ve mahalleler hiçbir çocuk oyun alanının
sağlayamadığı çeşitliliği, esnekliği ve kapsülleşmeyi sağlayabilirler.
YOĞUNLUK
- OPTİMUM YAKINLIK
Oyun
alanlarının hektar başına hesaplanıyor olması da düşündürücüdür. Alman
standartlarında oyun alanının 150-200 kişi/hektarda 0.5/m2 kişi olarak
hesaplanması öngörülürken bu değerin altındaki yerleşmelerde bu standart
0,25 m2/kişiye düşmektedir
Bu durumda yoğunluğun çok yüksek olduğu yerleşmelerde
çocuk oyun alanlarının ya da adedini ya da büyüklüğünü arttırmak gerekecektir.
Adedi arttırmak yürüme mesafesi koşulunu daha az zorlayacağından adedi
arttırma yoluna gidilmelidir.
Diğer yandan yoğunluğu az olan yerleşme çocuk alanlarına
ayrılması gereken yer küçüleceğinden konut birimlerinden de zorunlu olarak
uzaklaşacaktır. Bu durumda de evlerin çocuk alanlarına işlevsel yönlenmesinin
tasarım yoluyla sağlanması gerekir.
SONUÇ
Toplumsal öneme sahip iç ve dış mekanların burada belirtilen koşullara
uygun olarak tasarlanması ve gerçekleşmesi toplum yararınadır. İmar ve
yönetmeliklerinin sadece nicelik değil nitelik açısından da gözden geçirilmesinin
zamanı gelmiştir. Konut, Toplu Konut ve Sosyal Konut Yönetmelik ve Standartları,
Çocuk Oyun Alanları Standartları burada altı çizilen öneriler doğrultusunda
revizyondan geçirilmeli ve uygulamada yaptırım sağlanmalıdır. Modernitenin
farkına varmadan biçtiği sağlıklı toplumsal ilişkileri restore etmenin
yolu hataları farketmeden geçer. Bu Kurultayın bu konuda çok önemli bir
adım olduğunu düşünüyorum.

|