|

Elektroiklimsel sorunlar
Mimarlığı
cımbızla yakalayıp mikroskop altına koymaya çalışıyormuşum gibi bir his
var içimde. Sanki yakalaması kolaymış gibi !.. Bu arada, Eko-Mimari ile
Biyo-Mimarinin ; aslında aynı amaca hizmet ederken, sadece değişik lehçe
kullandıklarını fark ediyorum.. Bence birileri çıkıp “aynı yastığa baş
koyduklarını” hatırlatsa hiç fena olmayacak..
Ekolojik döngü içinde bir yaşamın sürmesi, doğaldır
ki biyolojik direncimizin güçlü ve patolojik etkenlerden arınmış olmasına
bağlıdır. Burada biraz “tavuk - yumurta” ikilemi seziliyor. Birisine öncelik
vermek zorunda mıyız ? .Yoksa verilmez de birlikte mi ele alınırlar ?
Tartışmak gerek.. Bu konulara; alıştığımız biçimde batıya 15 ila 20 yıl
avans verdikten sonra girişmemiz, kendimize güveni mi gösteriyor yoksa
boş vermişliğimizi mi ? Bunu da bir ara tartışmalı !..
Fakat özellikle şunu belirtmek gerekiyor. Anlatmaya
çalıştığım şey; bu konuların “toplumsal platforma” taşınma sürecidir.
Bilimsel sınırlar içinde, 1985 yılında Yıldız Teknik Üniversitesinde,
Doç.Dr.Ayşe Balanlı tarafından başlatılan “Yapı Biyolojisi” araştırma
ve derslerinin, Amerika’nın da bu işlere uyandığı tarihlere denk geldiği
söylenmekte. Yani çok da yerinmenin anlamı yok.. Bu yazının sonunda Elektroiklimsel
kirlilikler ve önlemler çizelgelerini izin alarak aynen yayınladığımız
Y.Mimar A.Hakan TOPAR, 1996 yılında yaptığı yüksek lisans çalışmasında
son derece önemli bilgi ve bulgulara ulaşmış. Kendisine ve bu çalışmayı
yöneten hocası Ayşe Balanlı’ya teşekkür borçluyuz.
Bilgi, ona gereksinimi olanlara ulaştığında bilgidir.
O yüzden bilge kişiler bilginin insanlığın ortak mirası olduğunu düşünerek,
bekçiliğini değil tellallığını yapmanın daha doğru olduğunu hissederler.
Bu konuda bize yardım eli uzatanların bilgili olmanın ötesinde “bilge”
kişi olarak tanımlanması hiç de yanlış olmayacak..
Benim yazılarımla rastlantısal olarak karşılaşmış
kişiler, genelde üslubumu hoş görürler. Amacım hiçbir zaman uzman kişilere
“bence işin doğrusu !” diye başlayan söylev vermek değildir. Reklamcıların
deyimi ile “hedef kitle” daima bu bilgilere ihtiyacı olup, ulaşmakta ve
farklı dil kullanmamızdan ötürü haklı olarak anlamakta güçlük çekenler
olmuştur. Bunun yanında, günümüz ortalama insanının zaman fakirliğini
de bir olgu olarak kabul etmeliyiz. Kendime hep şu soruyu sordum: “Bulgularımızı,
bilmesi gereken kişiye iletemiyorsak neyin mücadelesini sürdürmekteyiz
?”.. Meslek mensupları ve bilimsel kimlik taşıyanlar; bir zenginler kulübü
ya da üye olmayanın giremeyeceği bir dernek mensubu değillerdir ve olamazlar.
Öğrenilen mesleğin de yapılan araştırmanın da tek amacı; sonuçlarından
herkesin yararlanmasıdır.
GELELİM
ELEKTRO-KİRLİLİĞE
Elektro-gitardan başlayıp her
şeyin elektrosuna artık iyice alıştığımız bu çağda, elektriği işin içine
sokmakla hangi sorunları hayatımıza dahil ettiğimize bir göz atalım..
Konu başlığı; yapı biyolojisinin uğraş konularından
sadece bir tanesi .. Elektriğin yararlı kullanımını bir kenara ayırıp,
bilinçsiz kullanımın doğurduğu kirliliği ve etkileri araştırıyor. Elektriğin
kendisi ve ürünü diyebileceğimiz manyetik alanların varlığı, yaşadığımız
çevreyi doğrudan fiziksel ve genel olarak iklimsel anlamda etkilemekte.
O yüzden bu etkilerin tümüne ELEKTROİKLİMSEL denmiş..
Belirli bir düzeyin üzerindeki elektroiklimsel kirlilik
ve bu kirlilikten etkilenme süresi, insanlarda pek çok rahatsızlık ve
hastalıklara yol açmaktadır. Örneğin, kısa süreli deneylerde nabız artışlarında
dengesizlik, vücut ısısının artışı ve kan basıncı ile parametrelerinde
değişiklikler gibi akut rahatsızlıklar gözlenmiştir. Uzun süreli deneylerde
ise ; uyku bozukluğu gibi kronik rahatsızlıklar ile çocuklarda “lösemi”
ve erişkinlerde “kanser” riskinin arttığı belirlenmiştir. (s.1)
Bir iletkenden geçen elektrik akımı, her zaman bu
iletkenin etrafında bir manyetik alan oluşturur.Akım şiddeti artarsa manyetik
alan şiddeti de artar.(s.12)
Manyetik alana karşı koyma veya iletme özelliğine
göre;
1- Havadan daha az ileten; bakır,gümüş, kuru ahşap,
su, ve hava boşluğu az olan gözenekli küçük maddelere DİAMANYETİK maddeler
denir ve manyetik yalıtkanlık oluştururlar.
2- Manyetik direnç göstermeyen alüminyum, kalay,
platin ve silisyum; mıknatıslanma etkisini elektrik alanı dışında sürdürmezler
bunlara PARAMANYETİK maddeler denir.
3- Demir, nikel, kobalt ve alaşımları gibi maddeler
ise manyetik iletkenliğe sahip, manyetik akıyı yutan maddelerdir ve FERROMANYETİK
maddeler olarak anılırlar. (s.13)
Doğal
ve yapay elektroiklimsel oluşumlarda havadaki iyon yoğunluğu etkilenir.(s.19)
İyonlar nitrojen,oksijen ve hidrojen atomlarının rüzgarın etkisi ile sürtünerek
elektriksel olarak yüklenmeleri ile oluşur. Pozitif yüklü iyonların çokluğu
insanları psikolojik olarak rahatsız edebilir. Negatif iyonların çokluğu
ise insanlarda “havanın temiz olma” duygusunu uyandırmakta ve fizyolojik
olarak rahatlatmaktadır.(s.32) Buna karşılık negatif iyonların aşırı yoğunluğu
havadaki iyon dengesini yine bozmakta ve çekim kuvvetleri nedeni ile su
buharı ve toz gibi kirleticilerin taşıyıcısı olmaya başlamaktadır. (s.40)
Elektroiklimsel kirliliği: Elektrik Alanı, Manyetik
Alan ve Elektromanyetik Alan olarak üç farklı açıdan takip edebiliriz.
Dünya Sağlık Örgütü, ev ve iş yerlerinde uzun süreli ELEKTRİK ALAN şiddeti
sınırını 10 KV/m yi geçmemelidir diyor. Japonlar 3KV/m den sonra hissedilir
rahatsızlıkların başlayacağını söylüyorlar. MANYETİK ALAN da ise Amerika’da
0.2-0.3 mT kanser riskinin başladığı düzey olarak kabul edilmektedir.(s.29)
Bu arada, Alman DIN normunun, işyerlerinde 5 mT
evlerde ise maksimum 0.4 mT gibi 12 misli farklı iki seviyeyi (s.30) risk
sınırı kabul etmesinin arkasındaki düşünceyi anlamak mümkün değildir.
İşyerlerinde robotların çalışmasını ya da o insanların insan olmaktan
çok robot olarak algılanmalarının düşünsel ürünüdür bu.. Bu rakamlar üzücüdür
ki, tüm ülkelerde neyin etkisi ya da baskısı ile değiştiği belli olmayan,
uluslararası alanda benim daima şüphe ile baktığım, bizdeki fay hattı
gibi sürekli değişen sağlık eşikleri hakkındaki şüphelerimi doğruluyor..(
Bu da benden..)
Yüksek
ve düşük gerilimli elektrik sistemlerinin yakın çevresinde çok yüksek
elektromanyetik alan; oksijeni (O2) parçalayarak ozon (O3) üretir.Ozon
gazı rüzgarın şiddetine bağlı olarak yarı ömrünü doldurana kadar etrafa
yayılır ve toksik etki yaratır.Normal koşullarda 0.16 mg/m3 saat olması
gereken doğal üretim, büyük şehirlerde ve endüstri bölgelerinde 1-2 mg/m3,
yüksek gerilimli sistemlerde 1.42 g/m3 dür. Yani on misli ve yüz misli
yükselmeler gözlenmektedir.(s.34)
KAPALI
MEKANLAR
Kapalı
mekanlarda küçük bir tur atıp detaylı açıklamaları daha sonraki yazılara
bırakalım isterseniz !..
Alternatif elektrik alanı, iletken ile, toprak veya
toprağa bağlanmış başka bir iletken arasında oluşur ve iletkende elektron
akımına yol açar. Bundan dolayı çalışmayan ve çalışmaya hazır durumdaki
bir sistemin çevresinde de belli bir düzeyde elektrik alan şiddeti oluşmaktadır.
Normal bir konutta bu düzey 1-20 V/m olması gerekirken bazı aygıtların
çevresinde bu değer 250 V/m ye kadar artabilmektedir. (s.41)
Bir tesisat bacasından çok sayıda kolon kablosu
geçerse, yakın çevresinde önemli bir düzeyde elektrik alanı oluşabilir.
Yapı içindeki döşemenin, özellikle yükseltilmiş döşemelerin altındaki
düzensiz ve yoğun dağılım kirlilik düzeyini etkiler. Sıva altı plastik
borular, topraklanmış metal borulara oranla daha yüksek düzeyde bir kirlilik
oluşturur. Sıva üstü antigron da kirlilik sıva altına göre daha yüksektir.
İnsanın baş bölgesine yakın yükseklikte döşenen elektrik kabloları sinir
sistemini olumsuz etkileyebilir.
Yapı içinde bir ana hattın kapalı halka biçiminde
ring yaparak döşenmesi kirlilik düzeyinin daha da artmasına neden olur.Enerji
dağıtım ve sigorta tabloları yakınında alan şiddetleri yüksektir. Işik
şiddetini ayarlamak için kullanılan “dimer”, yapısı nedeni ile çok yüksek
alternatif manyetik alan şiddeti oluşturmaktadır. Çok duyarlı insanlarda
adele kasılmalarına neden olabilmektedir.
Prizlere takılan uzatma kabloları, bulunduğu mekanlarda
yüksek elektrik alan şiddetlerine neden olmaktadır. Halojen ampuller yine
yüksek düzeyde alternatif manyetik alan oluşturmaktadır. Özelllikle transformatörler
önemli bir kirlilik kaynağıdır. Floresan lambanın balastının çevreye yaydığı
manyetik alan şiddeti çok yüksek düzeylerdedir ve manyetik alanlar, elektrik
alanlardan daha zor maskelenirler. Yani önlem almak gittikçe güçleşmektedir.
(s.42)
Daha fazla gözünüzü korkutmadan, Kirlilik Kaynakları
ve Önlemleri içeren çizelgelere göz atmanızı tavsiye ediyor. Bilenleri
daha duyarlı olmaya, ilk defa duyanları da düşünmeye davet ediyorum.

|