Karadeniz gibi, güzel bir türküdür:
     "Uy deniz, Karadeniz, /Doldi da taşamayi. /Etmeyelum sevdaluk, /Edenler yaşamayi."
     Oldum olası, türkülere vurgunum. Yaşamın ta kendisidir türküler. Yaşadıklarımızdır, yaşayacaklarımızdır.
     Kimileyin insanın damarlarında cam kırıkları dolaştırır türküler.
     Kimileyin başını göğe değdirir.
     Derin anlamlar bulurum türkülerde: Geçimle, yönetimle, yaşadıklarımızla/yaşayacaklarımızla ilgili...  Ekinsel, yazınsal derinlikler/incelikler.
     "Hamsi vurdu karaya, /Okkası beş paraya, /Aldı onu zenginler, / Kalmadı fukaraya."
     Ülkemizdeki gelir dağılımındaki eşitsizliği/dengesizliği/adaletsizliği vurguluyor bu türkü gibi gelir bana. "Varsıl sürüsünü dağdan aşırır, yoksul düz ovada şaşırır" atasözünün bir başka anlatımıdır gibi... "Gemisini kurtaran kaptan...", ...gibi.
     Türkülerin,  yaşamdaki gerçeklerin, insanoğlundaki  özlemlerin ezgiye dökülmesi olduğuna inandığımdan: "Oy deniz, Karadeniz..." türküsünün, öteki birçok türkü gibi, kitaplar dolusu gerçeği üç-beş sözcükle anlattığını düşünüyorum:
     Türküyü çözümleyelim isterseniz:
     "Uy (oy)" diye başlıyor: Belli ki, bir yürek yangınını, bir saklanamaz durumu, bir katlanılamaz olguyu dile getirecek. "Bir of çeksem /Karşıki dağlar yıkılır" diyecek, belli.
     "Uy (oy) deniz, Karadeniz..."  
     Belli ki, Karadeniz'i  "deniz" ve "kara" diye ayırmamızı istiyor, öncelikle. Ve "deniz"in içinde bulunduğu duruma "Oy" diyor:
     "Oy" benim, kıyılarında yaşayanlarla birlikte, kendisine akan sular dolayısıyla 11 ülkede yaşayan l65-170 milyon kişinin  tüm olumlu ve/veya olumsuz faaliyetlerinden etkilenen  "deniz"im...
     "Oy" benim, kıyılarındaki 6 ülkeye (Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Gürcistan ve Rusya) ulaşım, iş, aş, güç, gönenç sağlayan...
     "Oy" benim, kıyılarındaki milyonlarca aile geçinmek için laciverte çalan  mavi sularıyla boğuşan...Onlara "balığından, midyesinden, yosunundan vb..." "ekmek"sağlayan..."deniz"im.
     Benim, mavi sularının sevgiyle dövdüğü 1695 km uzunluğundaki Türkiye kıyılarında  çay, fındık, tütün, mısır, buğday, narenciye yetiştirilen  "deniz"im "oy."
     Ülkemizin çay ve fındık üretiminin tümünü, dünya fındığının %65-75'ini  tek başına sağlayan...Tuttuğumuz/tükettiğimiz balığın % 75'ini, yetiştirdiğimiz/içtiğimiz/sattığımız tütünün   % 12'sini karşılayan.. Sığır varlığımızın % 16'sını barındıran, süt üretimimizin % 12.7'sini soframıza getiren...Murgul'unda bakırı, Zonguldak'ında kömürü yararlanmamıza sunan "Karadeniz"im "oy."
       "Oy deniz, Karadeniz/ Doldi da taşamayi."
       Belli ki, 7500 yıl önce, Nuh Tufanı'yla  "dolup taşan" Karadeniz, bugün de aynı durumda, diyor türkü.
       Belli ki, türkü, "Karadeniz'in 2.2 milyon  km2 büyüklüğündeki toplama alanının önemli bir kesimini oluşturan ve en yüksek kirlilik yükü payına sahip olan Tuna Nehri'nin getirdiği organik madde yükü 1950'lerden beri 10 kat arttığı" için Karadeniz "doldi da taşamayi" diyor. Tuna'nın doğduğu Almanya'dan Karadeniz'e dökülünceye kadar 81 milyon kişinin yarattığı kirliliği sularına aldığını...her yıl 60 ton civa, 900 ton bakır, 1000 ton krom, 4 bin 500 ton kurşun, 6 bin ton çinko, 60 bin ton fosfor, 340 bin ton azot ve 50 bin ton petrol kirliliğini Karadeniz'e taşıdığını bize duyurmak istiyor türkü; Karadeniz'i % 75 oranında Tuna aracılığıyla Avrupa ülkelerinin, % 20 oranında Bağımsız Devletler Topluluğu'nun v e % 5 oranında Türkiye ve Bulgaristan'ın kirlettiğini açıklıyor bize. İstanbul'un evsel atıklarının Boğaziçi'nin alt akıntısına verilerek Karadeniz'e gönderildiğini haykırıyor. Her yıl Ordu'da 210 bin ton çöpün Melet ırmağına, Giresun'da 130 bin ton çöpün araziye, Trabzon'da 280 bin ve Rize'de 105 bin ton çöpün denize atıldığını "boş bir eldiven gibi" yüzümüze çarpıyor.
      "Uy deniz, Karadeniz,/ Doldi da taşamayi."
      Karadeniz'i  petrol boru hattı gibi kullanan uluslararası petrol tekelleri her yıl, 200 bin ton petrol kirliliği yaratıyor. Deniz, bu kirliliğin ancak 2 bin tonunu doğal yollarla temizlemeyebiliyor.
      Karadeniz'in kuzeyinde gemi yayım ve söküm tesisleri hâlâ çalışıyor. Zehirleyici madde dolu variller "İtalyanların yanına kâr kaldı."
      Karadeniz'in canlıların beslenebildiği verimli su tabakasının kalınlığı  200 metreden 100 metreye dek indi. Balık verimi nitel ve nicel olarak azaldı: Avlanabilen türlerin sayısı 3'e, 5'e, miktarı  265 bin tondan önce 97 bin, sonra da 66 bin tona keskin ve anlamlı biçimde düştü. Yunusların sayısı azaldı.
      "Doldi da taşamayi."
      Karadenizlinin geçim kaynaklarının başında gelen fındığın, çayın ve tütünün verimi giderek düşüyor, üretilen de geçimi sağlayacak para getirmiyor.
      Araştırmalar, gelir dağılımında Karadeniz'in en kötü bölge olduğunu gösteriyor. "Sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında Karadeniz Bölgesi 5. sırada. Kamu yatırım harcamalarında Bölgeler arasında sonuncu sırada Karadeniz. Bütçeden Karadeniz illerine ayrılan payların oranı binde ile ifade ediliyor.1983-93 arasında devletin kişi başına en az yatırım yaptığı 10 ilin 4'ü Karadeniz'de. Eğitim, sağlık, içme suyu ve asfalt karayolu gibi göstergelerle bölgesel sıralamada Karadeniz 5. durumda.
        "Doldi da taşamayi."  Ya ne "yapayi"?
        Kalkıp "göç eyleyi."  "Gurbeti  vatan belleyi."
        1990-97 arasında ülkemizin nüfusu 6.392.539 kişi artarken, Karadeniz illerinde nüfus toplam olarak 293.018 kişi azalıyor. 17 Karadeniz ilinin 3'ü dışında kalanlar yurt içine ve dışına  göç veriyor.
        Belli ki, türküde derin anlamlar gizli.
        "Etmeyelum sevdaluk,/Edenler yaşamayi."
        "Sevdalık=aşık olmak=sevmek" . İnsanı yücelten/var eden bir duygu. Böyle bir duygudan "uzaklaşmak/vaz geçmek" istenebilir mi? Kuşkusuz istenemez. Öyleyse "sevdasını" "kara saplı bir bıçak gibi" sinesinde saklayan Karadeniz insanı ne diyor bize: "Beni seviyorsun. Denizimi övüyorsun. Yeşilliğimi, temiz havamı yüceltiyorsun. Bana tutkun olduğunu söylüyorsun. Ancak, sözlerinin, sevginin gereğini yerine getirmiyorsun. Sevginin bedelini ödemiyorsun. Ben dolup taşma noktasına geliyorum,sen, hâlâ beni oyalıyorsun: 'bu ülkenin çimentosu sensin, çalışkansın, ekmeğini taştan çıkarırsın, hep verirsin, istemeyi kendine yediremezsin' diyerek beni kandırıyorsun. Sorunlarıma çözüm bulmuyorsun. Öyleyse  'sevdaluk etmeyelum.'  Yani  'artık sen sevme beni.'  Ben de 'seni sevmeyeyim.' Çünkü 'sevenler yaşamayi'."
 Hayır hayır. Karadeniz'i sevmeyi sürdüreceğiz. O'nun da bizi bağışlamasını sağlayacak  çabaları göstereceğiz.Asla yitirmediğimiz Kuvayi Milliye ruhumuz yol gösterecek bize. Çevre için, kültür için Kurtuluş Savaşını sürdüreceğiz.  Sevginin bedelini ödeyeceğiz. Yalanın, dolanın, kandırmacanın, savsaklamanın  hesabını  soracağız: "Uy deniz" inlemelerimizi "oh deniz" sevincine döndürünceye değin, "oy"umuzu bilinçle kullanacağız. Kullanacağız ki, "Karadeniz Yarına da Kalsın."  Türkiye de... Dünya da.
        Ve bir gün o güzelim Karadeniz türküsünü şöyle söyleyeceğiz ;
        "Oh deniz, Karadeniz, / Dolup da taşma artık.
        Gel edelum sevdaluk, / Bu dünyayı kurtarduk.
"