|
KARADENİZ
EĞİTİM-KÜLTÜR ve ÇEVRE KORUMA VAKFI'nın
31 EKİM ULUSLARARASI KARADENİZ GÜNÜ bildirisi
İBRAHİM
CEVAHİR - Karadeniz Eğitim-Kültür ve Çevre Koruma Vakfı Genel Başkanı
1990'da Karadeniz
kıyısındaki ve bölgesindeki illerin temsilcilerince oluşturulan
Karadeniz Eğitim-Kültür ve Çevre Koruma Vakfı olarak, "Karadeniz'in
İyileştirilmesi ve Korunması İçin Stratejik Eylem Planı"nın
6 Karadeniz ülkesince İstanbul'da imzalanmasının 6. yıldönümünde
duygu ve düşüncelerimizi kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.
Kuruluş senedinde vurgulandığı gibi Vakfımızın amacı: "Milli
kültür değerlerini korumak, geliştirmek ve zenginleştirmek, ülke
ekonomisinin gelişmesine, doğal kaynakların korunmasına, milli eğitimin
çağdaşlaşmasına, insan gücünün gelişmesine katkıda bulunmak, Atatürk
ilkelerine bağlı, çağdaş, laik ve uygar bir toplum yapısının ırk,
din, mezhep ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin Devletin ülkesi ve
milleti ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesinden güç ve kuvvet alarak
oluşumuna yardımcı olarak, toplumsal dayanışma ve demokrasinin bir
yaşam biçimi olmasını sağlamaktır."
Bu amaç doğrultusunda ulusal ve uluslararası platformda pek çok
çalışmalar yaptık, varlık alanımızı tanıtmak ve en iyi biçimde temsil
etmek için gayret gösterdik. Karadeniz kıyısındaki ve bölgesindeki
illerin ekonomik, toplumsal ve kültürel sorunlarını araştırmayı,
çözüm yolları göstermeyi ve kuruluş amaçlarımızdaki ilkeler doğrultusunda
ilgilileri uyarmayı görev bildik. Bu tutumumuzu azimle sürdürmek
kararlılığı ve duyarlılığı içindeyiz.
Bilindiği gibi,
Karadeniz, Asya ile Avrupa arasında önemi her gün artan bir barış
köprüsüdür. Ekonomik ve stratejik değeri giderek artmaktadır. Batının
Avrasya'ya açılan kapısı burasıdır.
Kafkaslar'daki ve Orta Asya'daki enerji kaynaklarına ulaşma ve ulaştırma
yollarının da üstündedir. Bu nedenle dünyanın ilgisi buraya dönüktür.
Ayrıca, Türkiye için de bu denizin ve bu bölgenin önemi yadsınamaz:
Türkiye'nin çay ve fındık üretiminin tümünü, dünya fındığının %
65-75'ini tek başına sağlayan, tüketilen balığın % 75'ini, içilen
tütünün % 12'sini karşılayan, Türkiye sığır varlığının % 16'sını
barındıran, süt üretiminin % 12.7'sini gerçekleştiren, Murgul'da
bakırı, Zonguldak'ta kömürü insanımızın kullanımına sunan yer burasıdır.
Durum böyleyken, Karadeniz havzasının bir an önce çözülmesi gereken
sorunlar içinde bulunduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız bugün…Bu sorunların
başında ekonomik faaliyetlere ve insan etkinliklerine dayalı çevre
kirliliği gelmektedir. Öyle ki, bilim adamları Karadeniz'in bugün
bir "felaketle" karşı karşıya bulunduğunu ve "yok
olma" noktasına yaklaştığını vurgulamaktadır.
Genel olarak tüm Karadeniz havzasının, özel olarak da Karadeniz
Bölgemizin içinde bulunduğu durumu, Vakfımız yöneticileri, bilim
adamlarının saptamalarına dayanarak şöyle belirlemektedir:
- Türkiye,
Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Moldovya, Rusya Federasyonu ve
Gürcistan topraklarınca çevrelenen Karadeniz'in kıyılarında 160
milyon kişi yaşamaktadır. Karadeniz'in kıyılarında milyonlarca
aile bu denizden ve kıyılarından geçimini sağla-maktadır. Ve bu
Karadeniz, bugün, denizi, karası ve havasıyla bir bütün olarak
çevre kirlenmesi felaketiyle karşı karşıyadır:
- Karadeniz'in
ortalama 200 metrelik üst tabakasının altı, jeolojik dönemlerde
oksijensiz sularla (hidrojen sülfür) kaplanmıştır. Son 30-40 yılda,
kirlenmeye bağlı olarak canlıları barındıran üst tabaka iyice
incelmiş ve 100 metrenin altına düşmüştür.
Bu durumun baş suçlusu Tuna Nehri'dir. Karadeniz'in kirlenmesinde
% 75 oranında payı olan Tuna Nehri, Kıta Avrupası'nın neden olduğu
kirliliğin üçte birini Karadeniz'e ulaştırmaktadır.
Tuna Nehri, doğduğu Almanya'dan dökülmek için Karadeniz'e doğru
gelirken 81 milyon nüfusun yaşadığı yerleşmelerden ve yoğun sanayi
bölgelerinden geçmekte ve her yıl Karadeniz'e 9 milyon 800 bin
ton organik madde, 575 bin ton inorganik azot, 55 bin ton inorganik
fosfor, 30 bin ton organik fosfor, 90 bin ton demir, 206 bin ton
petrol kökenli kimyasallar, 48 bin ton deterjanlar, 12 bin ton
çinko, 6 bin 700 ton manganez, 4 bin 500 ton kurşun, 2 bin 200
ton fenoller, 1700 ton arsenik ve 80 ton civa getirmektedir.
Gelen bu atıklar aşırı miktarda azot ve fosfor içermektedir. Bu
maddeler Karadeniz'in besin zincirini olumsuz yönde etkilemekte
ve balık üretiminde azalmaya yol açmaktadır. Son 25 yılda Tuna'daki
nitrat birikimi 6 kat ve fosfat birikimi 4 kat artmıştır. Bu duruma
ivedi çözüm bulunmalıdır.
Havza ülkelerinden 150 milyon ton katı malzeme erozyon yoluyla
Karadeniz'e taşınıyor; bunun sadece 17 milyon tonu Türkiye'den.
Karadeniz, havzasında yer alan ülkelerdeki yoğun tarımsal faaliyet
ve yüksek miktarda kullanılan tarım ilaçları nedeniyle de kirlenmektedir.
Ukrayna ve Rusya Federasyonu'ndan Karadeniz'e dökülen akarsular
üzerinde yapılan barajlar büyük ölçüde suyun tutulmasına neden
olmaktadır. Don Nehri'nin doğal olarak getirdiği su miktarı 1981-85
yılları arasında % 27, Dinyester'in % 40, Kuban'ın % 49 ve Dinyeper'in
% 52 azalmıştır.
Evsel, tarımsal ve endüstriyel atıkların denetimsiz ve arıtılmadan
denize boşaltılması ötrofikasyon olayının meydana gelmesine ve
ışığın nüfuz ettiği derinliğin azalmasına yol açmaktadır. Aşırı
ötrofikasyon besin ağını etkiliyor, türler azalıyor. Denizde balık
yataklarının yok olması ve kıyı turizminin zorlaşması önemli ekonomik
kayıplara yol açıyor.
Bütün bu nedenlerle, Karadeniz'de yaşayan deniz ürünleri nicel
ve nitel olarak azalmaktadır:
Ekonomik kayıplar her yıl artmaktadır. Bu kayıp Türkiye için son
10 yılda 600 milyon ABD doları olarak tahmin edilmektedir. Karadeniz'de
sadece balık türlerinin % 40'ı tehlike altındadır. Bu nedenle,
Karadeniz'de yaşayan yaklaşık 300 balık türünden 60'ının yeniden
restore edilmesi gerekmektedir.
- Karadeniz'e
gemilerin balast sularıyla geldiği sanılan, denizanası benzeri
bir yaratık (Mnemiopsis Leidyi), kabuklu deniz hayvanlarını, balıkları,
balık yumurtalarını ve deniz hayvanlarının besini olan planktonları
yiyip bitirmektedir. Şu anda Karadeniz'in ıslak yaşam hacminin
% 95'ini bu jelatin yapılı yaratık oluşturuyor.
- Karadeniz'in
kirlenmesinde, İstanbul Boğazı'nın alt akıntısına arıtılmadan
verilen İstanbul metropolünün evsel atıklarının da rolü büyüktür.
- Her yıl
Ordu'da 210 bin ton çöp Melet Irmağı'na, Giresun'da 130 bin ton
çöp araziye, Trabzon'da 280 bin ton v e Rize'de 105 bin ton çöp
denize atılmaktadır.
- Karadeniz
Dağları'nın İç Anadolu'ya bakan bölümlerinde erozyon, denize ve
akarsulara bakan yerlerde toprak kaymaları, heyelanlar yoğundur.
Bölgenin, toprak kaymalarına, sellere açık olan yapısına insanın
yüklediği ev, işyeri, fabrika, köprü gibi birçok unsur çevreye
baskıyı artırmakta ve doğanın tepkisine neden olmaktadır. Son
yıllarda, toprak kaymalarından, aşırı yağmurlardan, sellerden
dolayı uğranılan ekonomik ve toplumsal acı giderek artmaktadır.
- Ulaşımda,
demiryolu ve denizyolu olanağının arka plana itilmesini sağlayan
politikalar, Karadeniz'i kumsalı, körfezi, koyu, falezi olmayan
bir deniz durumuna getirmektedir.
- Yerel yönetimlerin
denizi doldurma, böylece denizi kaybederken toprak kazanma tutumu
tüm hızıyla sürmektedir. Rant sağlayıcı, ancak tarihe, doğaya,
topluma saygısız bu tutum, denizle karanın düşmanlığını ve kıyılarda
çirkin yapılaşmayı gündeme getirmektedir.
- Karadeniz'in
özelliklerinden biri olan yaylalardaki çayır ve mer'alar bitkisel
üretim amacıyla kullanma, aşırı otlatma, erken ve geç otlatma,
iyileştirme ve yönetim çalışmalarındaki yetersizlikler nedenleriyle
sorunlar yaşarken ormanlar da tarla açma, yerleşme, otlatma, kesme,
taşıma ve az da olsa yangın gibi zarar verici etkenlerle karşı
karşıyadır. Ayrıca, olağanüstü biyolojik zenginliğe, eşsiz güzelliğe
sahip "doğal yaşlı ormanlar" da tehdit altındadır.
- Özellikle
Çoruh Vadisi'nde yapımına başlanan enerji yatırımları, bölge ekonomisine
katkılarının ötesinde kaygılara da yol açmaya başlamıştır. Yatırımların,
bölgenin doğal ve kültürel yapısı üzerinde bozucu etkilere yolaçacağı
kuşkusu giderilememiştir.
- Dünyada,
barındırdığı hayvan ve bitki varlığı nedeniyle korunması gereken
200 endemik (çok az bulunur) alandan biri olan Fırtına Vadisi'ne
yapılan, ülkemizin elektrik enerjisinin ancak binde dördünü karşılayacak
hidroelektrik santralının çevreye vereceği zarar düşünülmeden
yatırım kararı alınmıştır. ÇED raporu yetersizliklerle doludur.
Bölge halkı yasal yollara başvurmak zorunda bırakılmıştır.
- Bölgede,
Samsun'da bulunan gübre ve bakır, Ereğli ve Karabük'te demir-çelik,
Çaycuma'da selüloz-kâğıt, Bartın, Trabzon ve Ünye'deki çimento
fabrikalarından kaynaklanan hava kirliliği görülmekte, Murgul
ve Zonguldak'taki maden işletmeleri de partikül madde kirliliğine
neden olmaktadır. Ayrıca, özellikle Batı Karadeniz evsel ısınmadan
kaynaklanan hava kirliliği sorununu yaşamaktadır.
- Türk Boğazları'yla
birlikte Karadeniz'i tehdit eden bir etken de "tehlikeli
madde taşımacılığı"dır: Karadeniz'e her yıl eklenen 200 bin
tonluk petrol kirliliğinin ancak 2 bin tonu doğa tarafından temizlenebilmektedir.
Durum buyken, Hazar petrollerinin gündeme girmesiyle Karadeniz'de
tehlikeli madde taşımacılığının boyutları katlanılamaz boyutlara
ulaşmıştır. Bu yüzden, Karadeniz'in büyük bir felaketle karşılaşmaması
için Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı'nın yaşama geçirilmesi ve tek
seçenek olarak desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz.
Ancak, uluslararası petrol tekellerinin, bu hattın dışında yeni
liman ve hatlarla Karadeniz'de tankerler aracılığıyla petrol taşımacılığını
sürdürecekleri kuşkusunu taşıyoruz.
- Bölgenin
kentsel, mimari, tarihi , doğal ve kültürel değerleri kıskançlıkla
ve titizlikle korunmayı gerektirecek sorunlar içindedir.
- Bergama'da
siyanürle altın aranmasının benzerlerini bölgede yaşama geçirme
girişimlerini kaygıyla karşılıyoruz.
- Bölgenin
tek ürüne bağlı geçim kaynakları çeşitlendirilmeye muhtaç ve olanaklıdır.
- Karadeniz
Bölgesi, yatırımlardan ve ulusal gelirden en az pay alan konumdadır.
Bu nedenle içe ve dışa hem beyin, hem de sermaye kaçışı, göç olgusu
önlenememektedir.
- Bölgeye
özgü kültür alaşımı önyargılı ve bilgiye dayanmayan saldırılar
altındadır."
Görüldüğü gibi
Karadeniz, karası, havası ve deniziyle çok ivedi çözüm bekleyen
çevre sorunlarıyla karşı karşıyadır. Bölge, ülke ekonomisine taşıdığı
değerlerle ölçüştürülemeyecek kadar az pay almaktadır ulusal gelirden
ve yatırımlardan. Yapılan göstermelik yatırımlar "sürdürülebilir
kalkınma" ilkelerine uygun olarak planlanmamaktadır. Ülkenin
birliği ve bütünlüğünün "çimentosu" olan bölge halkı,
"tarifsiz kederler içinde" "harap ve bitap"tır.
Bölgenin içinde bulunduğu ekonomik, toplumsal, kültürel ve çevresel
sorunlar kararlı, tutarlı, ülke ve dünya gerçeğine dayalı siyasal
tavır ve uygulamalarla çözülebilir inancındayız. Bu tavrın, "çok
geç olmadan" bir an önce gösterilmesini bekliyor ve demokratik
gücümüzün bu yöndeki tutumların arkasında olacağını vurguluyoruz.
İşte bu nedenlerle, Karadeniz Eğitim-Kültür ve Çevre Koruma Vakfı
yönetici ve üyeleri olarak, 31 Ekim ULUSLARARASI KARADENİZ GÜNÜ'nü,
içimiz ezik olarak yaşıyoruz. Kamuoyunu duyarlı olmaya, yetkilileri
sorunları çözecek politikaları uygulamaya çağırıyoruz.
|