|

DENİZ
YANAR MI ?
KARADENİZ YANIYOR !
GÖRMÜYOR MUSUNUZ !
Yıllar
önceydi. Ulusumuzun övünç kaynağı, yurdumuzun yüzakı, dünyaca ünlü yazarımız
Yaşar Kemal, Marmara'da avlanan balıkçıların sorunlarını irdelediği bir
gazetedeki yazı dizisinde, balıkçıların "bir dokun bin ah işit " dedirtten
çığlıklarını şöyle özetlemişti:
"DENİZ YANIYOR..."
Yıllar geçti aradan: Ne Marmara balıkçılarının sesini
duyan oldu; ne Yaşar Kemal'in çığlığını. Duymadılar da ne oldu? Önce o
güzelim balıklar o güzelim suları terk etti, gurbete çıktı (önce yerli
balıklar bozuldu). Sonra, gurbetteki balıklar sılalarına uğramaz oldu
(göçmen balıklar da küstü anlayacağınız). Balıklar, kuşlar, öteki deniz
canlıları gidince bitkiler durur mu:Önce renklerini değiştirdiler, yeşilken
sarı, sarıyken kırmızı oldular, sonra kahverengileştiler ve... canlılıklarını
yitirdiler; denizin dibini biçimden sonraki buğday tarlasına -"hozana"-
çevirdiler.
Hiçbirimiz duymadık giderkenki küskün ayak seslerini.
"Hoşça kalın" demelerini bekledik. Demediler.
Ekmeğini denizden çıkaranları da dinlemedik
Onların sesine ses katan yazarlarımızı, çizerlerimizi,
bilimadamlarımızı, duyarlı insanları da umursamadık.
Peki n'oldu? "Marmara tükendi, deniz yandı."
Karşımızda böyle bir örnek varken ve bugün ülkemizin
en uzun kıyılarının bulunduğu, balık gereksinmemizin % 80-85'ini sağlayan
Karadeniz için aynı geleceğin söz konusu olduğu dile getirilirken, nasıl
olur da "deniz yanmaz" deriz. Deniz bal gibi de yanar.
Kıyılarındaki 6 ülkenin evsel atıkları, olduğu gibi,
sularına bırakılırsa... Kıyılarındaki 6 ülkenin sanayi kuruluşları atıklarını
arıtmadan o laciverte çalan maviliklerine acımadan dökerse...
Kıyılarındaki 6 ülkenin çıkarına olduğu aldatmacasıyla
su yolu, petrol yolu durumuna getirilirse; tankerlerle petrol taşınırsa...
"Karadeniz yanar" arkadaş,"yanar. "
"Karadeniz yanar": Kıyılarındaki 6 ülkenin nehirlerinin
getirdiği olumsuzlukların dışında, Karadeniz'e ulaşan öteki nehirlerin
kıyılarındaki l0 ülkenin bütün kirlilik unsurları da eklendiği için...
Bilimsel
verilere göre, Kıta Avrupası'nın ürettiği kirliliğin üçte biri Karadeniz'e
ulaşmaktadır: Burada baş suçlu Tuna Nehri. Doğduğu Almanya'dan dökülmek
için Karadeniz'e doğru yola çıkan Tuna Nehri, sanayileşmiş ülkelerden
ve yoğun yerleşim yerlerinden,geçmektedir. Buralardan, her yıl , 60 ton
civa, 60 ton fosfor, 900 ton bakır, 1000 ton krom. 4 bin 500 ton kurşun,
6 bin ton çinko, 340 bin ton azot ve 50 bin ton petrol kirliliği alarak
Karadeniz'imize getirmektedir.(l) Gelen bu atıklar aşırı miktarda azot
ve fosfor içermektedir. Bu maddeler Karadeniz'in besin zincirini olumsuz
yönde etkilemekte ve balık üretiminde azalmaya yol açmaktadır.
Kaldı ki, Ren-Main kanalının açılmasıyla Tuna Nehri,
kıyılarında yoğun sanayi tesisleri bulunan Baltık Denizi'nin ve Ren'in
kirliliğini de Karadeniz'e taşımaktadır.
Karadeniz'in uzağında bulunan -yani bu denizde kıyısı
olmayan- sanayileşmiş ülkelerin bazılarının zehirli atıklarını varillere
doldurarak, gemilerle Karadeniz'e getirip kaçak olarak buraya boşalttığını,
atıp kaçtığını da unutmamak gerekir.
Şimdi soralım:" Bu Karadeniz yanmaz da ne yanar!"
Ayrıca, Karadeniz'e dökülen nehirlerin taşıdığı
su miktarları da azalmaktadır. Karadeniz'e akan nehirlerin üzerinde kurulan
hidrolik santrallar, barajlar, bu nehirlerden alınan suyla yapılan aşırı
sulama işleri, denize ulaşan tatlı su miktarında önemli düşüşlere yol
açmaktadır. Don Nehri'nin doğal olarak getirdiği su miktarı 1981-85 yılları
arasında % 27, Dinyester'in % 40, Kuban'ın %49 ve Dinyeper'in %52 azalmıştır.
Bu oranların giderek büyüdüğünü saptıyor bilimadamları.(2) Ayrıc a,Türk
Boğazları yoluyla Marmara ve Ege'ye su veren Karadeniz, bu nedenlerle
, kendine özgü deniz ürünlerinde ciddi kayıpları yaşamaktadır. Karadeniz'de
yaşayan deniz ürünleri nicel ve nitel olarak azalmaktadır.
İşte sayılar: Karadeniz'de avlanan hamsi
miktarı,1988'de 295 bin ton iken l989'da 97
bin tona, l990'da 66 bin tona inmiştir. Mezgit ve barbunya stoklarında
da yıpranmalar vardır. (3) "Ekonomik kayıplar her yıl artmaktadır. Bu
kayıp Türkiye için son l0 yılda 600 milyon ABD doları olarak tahmin edilmektedir.
(...) Karadeniz'de biyolojik çeşitliliğin korunması konusunda ciddi sorunlar
yaşanmaktadır. Sadece balık türlerinin %40'ı tehlike altındadır. Bu nedenle,
Karadeniz'de yaşayan yaklaşık 300 balık türünden 60 balık türünün yeniden
restore edilmesi gerekmektedir." (4)
Bilimadamlarının bu bulguları ve 300'e yaklaşan
canlı türünün 4'e 5'e indiğini ortaya koyan veriler karşısında işte söylüyoruz:
Önlem alınmazsa "Karadeniz yanacak." "Karadeniz
yanacak," dostlar,"yanacak":
İstanbul metropolünün Boğaziçi kıyılarındaki yerleşimlerinin
evsel atıkları Boğaz'ın alt akıntısına verilerek buraya gönderildiği için..."KARADENİZ
YANACAK!"
Bakın, 1995'te yayımlanan İstanbul Master Planı-Taslak
Görev Raporu'na dayanarak Türkiye Karadeniz Ulusal Eylem Planı'nda yazılanlara:
"Nehirlerin taşıdıkları evsel ve endüstriyel yükler tartışılırken Karadeniz'e
oylumsuz ka tkılarda bulunan çok daha büyük bir su kitlesinin aynı anda
irdelenmesi gerekmektedir. Bu yükün Karadeniz'e taşındığı yer İstanbul
Boğazı olup içindeki yük ağırlıklı olarak İstanbul Şehri'nin atıksularının
deşarjı sebebiyle oluşmaktadır. İstanbul metropolünün 20l0 yılında 3.l
milyon m3 atıksu deşarj edeceği tahmin edilmekte olup bu deşarj 2040 yılında
5.l milyon m3 olacaktır. Çeşitli kaynaklarda bu deşarjın %92'sinin Karadeniz'e
ulaşacağı ancak küçük bir kısmının ise üst akıntılara karışarak Marmara
Denizi'ne geri döneceği bildirilmektedir. İstanbul metropolünün özellikle
Yenikapı, Baltalimanı ve yapılmasına başlanan Kadıköy deşarjları Boğazın
alt akıntısına yapılmakta ve böylece karadeniz'e yollanmaktadır. Bu deşarjlar
vasıtasıyla 2000 yılında günde l.3 milyon m3 atıksu ile 385 ton azot ve
63 ton fosfor Karadeniz'e taşınacaktır." (5)
Yani, "Karadeniz yanacak" ve "masum değiliz hiçbirimi
z."
"Masum değiliz." Çünkü, T.C. Başbakanlık Denizcilik
Müsteşarlığı İstanbul Bölge Müdürlüğü'nün Kadıköy Belediye Başkanlığı'na
gönderdiği l9.09.l996 tarih ve 35-30l7 sayılı yazısında aynen şunları
yazılı:"İl Çevre Kurulu'nun l8.08.l989 günü toplantısında alınan karara
göre; deniz içi kazısında çıkan atıkların Karadeniz'de boğaz ağzından
l7 mil açıkta l00 kulaç hattında koordinatları .........dökülebileceği
uygun görüldüğünden ilgi yazınızda belirtilen atıkların söz konusu deniz
sahasına dökülmesinde Müdürlüğümüzce sakınca bulunmamaktadır."(6)
Tarih'e not düşmek amacıyla ayrıntılı (ve yazım
bozukluklarını düzeltmeden) olarak buraya aldığımız belgenin anlamı şu:
Kadıköy'de Kurbağalıdere'nin temizlenmesi için dereden ve denizden çıkarılan
atıklar Karadeniz'e dökülebilir. Döküldü de. Bir yeri temizlerken bir
başka yeri kirletmekten utanmayarak.
İşte bu yüzden "Karadeniz yanacak" ve "masum değiliz
hiçbirimiz."
"Masum
değiliz hiçbirimiz." Çünkü, her yıl Ordu'da 210 bin ton çöp Melet Irmağı'na,
Giresun'da 130 bin ton çöp araziye, Trabzon'da 280 bin ton ve Rize'de
105 bin ton çöp denize atılmaktadır.(7)
Sözün özü 1:Karadeniz'i kıyılarındaki ülkelerden
çok, Tuna Nehri aracılığıyla ve Türk Boğazları'ndan serbest geçiş hakkını
kötüye kullanarak getirdikleri sanayi atıklarıyla ,Avrupa ülkeleri kirletmektedir.
(Kendi kapılarının önünden süpürdükleri tozu bizim kapımıza dökmektedir.)
Sözün özü 2: Karadeniz'i gemiler ve tankerler aracılığıyla
ithalatçı ve ihracatçı ülkeler kirletmektedir; daha çok kazanmak hırsıyla
şimdi de petrol yolu olarak kullanmak istemektedir.
Sözün özü 3: Karadeniz'in kirliliğinde kıyılarındaki
6 ülkenin de payı vardır. Türkiye'nin kirleticilik payının düşük olması
bizi "masum" kılmaz. Öncelikle İstanbul'un evsel ve sanayi atıklarının
Karadeniz'i kirletmesinin baş sorumlusu biziz. Karadeniz kıyılarındaki
yerel yönetimler de bu sorumlulukta pay sahibidir.
Sözün özü 4: Bilimadamlarına, aydınlara, halka kulak
verilmemektedir. Bu yüzden önlem almkta geç kalınmaktadır.
Sonuç olarak: Önlem alınmazsa, "Karadeniz yanacak"
diyoruz biz.
Siz, "Ne yapmalıyız?" diyorsanız.
Biz buradayız. Sizi de bekleriz: Yüreğinize, beyninize,
vicdanınıza, cüzdanınıza, adınıza, sözünüze, sazınıza ihtiyacımız var.
Hepimize ihtiyacı var Karadeniz'in. Türkiye'nin de...Dünyanın da
Kaynaklar:
1) a- Yülek, Gürcü Gürcan, "Karadeniz'in Kirliliği ve Kirliliğin Tesbitinde
Uygulanacak Nükleer ve İzotopik Teknikler", Yeni Türkiye, 1995 S:5 s:5/5
b- Kalemli, Mustafa, (TBMM Başkanı 1996) -Karadeniz Parlamenterler Asamblesi
10-12 Temmuz 1996- İstanbul, (açış konuşmasından) c- Kara, Burhan (Devlet
Bakanı) Çevre Kozası toplantısı, 17 Ekim 1998, İstanbul (konuşmasından)
2) Yülek, Gürcü Gürcan, agy s:516
3) Kerestecioğlu, Merih - Öztürk, Dr. Bayram - Sönmez, Remzi, Ulusal Karadeniz
Stratejik Eylem Planı, Teknik Öneriler Raporu, Ocak 1998 s:15
4) Kerestecioğlu.....agy s:17
5) Kerestecioğlu.....agy s:3
6) Tarih ve numarası verilen Resmi kayıtlardaki yazı.
7) a- Bozoğlu, Tolga - Denktaş, Şebnem... "Karadeniz Uşakları" Yeni Yüzyıl,
1 Aralık 1996 s:2 b- Bahçekapılı, Alâettin, Heyamola, s:3 c- Bahçekapılı,
Alâettin, "Karadeniz Yarına da Kalsın" Cumhuriyet, 5 Ağustos 1998 s:2

|