|
Zaten
erik ağaçları bembeyaz açmıştı, güneş iyice aydınlanıp ısıtmaya
başlayınca suskun, sessiz, donuk toprak da canlanıyor, doğa da bütünüyle
yenileniyor. Kiraz ağaçları da ha çiçeklendi ha çiçeklenecek.
Bilir misiniz...
Bizim bahçede var, kendi ellerimle diktim, 12 yaşına geldiler, gövdeleri
kızıl renkli kriaz ağaçları çiçeklendiğinde karşı konulmaz bir çekim
yaratıyorlar, "Gel bırak kendini kollarıma..." diye çağırıyorlar
insanı, börtüyü, böceği, kuşları, rüzgarı ve sabah güneşini...
Bahar da geldi...
Kuşlar da aniden çoğaldı...
Uçuyor suyun bir başından elmanın dallarına, hurmanın dallarına,
kara yemişin dallarına, biraz ötedeki akasyanın dallarına... Ve
yeniden uçup geliyorlar suyun başına. Başlıyorlar kikirdemeye, kıkırdamaya,
muhabbete, şarkı söyleyip cilveleşmeye... Kimi boya sürüyor renksiz
kaşına, kimi kendine eş aranıyor, kimi taş üstünde gagasını tarak
gibi kullanıp saatlerce taranıyor..

Bir kışı daha atlattık...
İşte bahar da geldi...
İşte erguvanlar da tomurcuklanıyor.
Birkaç güne kalmaz erguvan çiçekleri de çığlıklanır. Onlar da 12
yaşına bastılar bizim bahçede...
Erguvan soylu ağaç, soylu renk...
İnsan hayal gücünü, erguvan ağacı çiçeğinin rengi ateşleyebilir.
Eğer cennet varsa, erguvan çiçeğine vurup kırılan güneş ışını "cennetin
rengi" diye hayal edebilirsin, fakat "bu güzellik niçin
30 gün sürer ve sonra gider?" diye doğaya isyan edebilirsin.
Bahar geldi...
İşte karıncalar da göründüler.
Bütün bahçelerde ve bizim bahçede baharı gözlemleyeceksen eğer karıncaları
göz ardı edemezsin. Bir küçük yuva ağzının çevresinde yüzlerce karınca,
kimi ortak malları elden ele veriyor, kimi ıslak yemeğini aydınlık
bir yere taşıyor, kimi nereden bulduğu bilinmez bir buğday tanesine
yapışmış sürüyor, kimi de işinin başına hızla yürüyor.
Bahar gelince...
Bul bir karınca yuvası...
Karıncalara saatlerce bak!
Hiç bir kederli hal göremezsin.
Hiç bir eziklik...
Yenilmişlik, kriz çarpması...
Terkedilmişlik...
Gariban tavır izleyemezsin.
Karıncalar asil yaratıklar.
Çünkü çalışkanlar.
Krizde düşmüyorlar.
Kimseye el açmıyorlar.
Derviş çağırıp...
Derviş'i Amerika'ya "Para bul getir de yiyelim... Sana 'kurtarıcımız'
diyelim..." diye göndermiyorlar.
Bahar da geldi.
Şu Adapazarı'nın İlmiye köyünde, bizim Samanlı Dağları'nın bu zümrüt
yeşili tepelerinde akasya ağaçları çok çetin rüzgarlara, kara tipiye,
dona, karayele, poyraza dağ gibi dayanır. Fakat bahar gelince ve
akasyalar da çiçek açınca bu kocaman ağaçlar nazenin, nazik, romantik
uysallığa bürünürler.
Akasya çiçeklenince...
Dayanamazsın...
Çökersin ağacın altına...
Saatlerce otursan doyamazsın...
Akasya'ya aşık olursun!
Akasyalar ihanet bilmezler.
Senin aşkına karşılık verirler.
Akasya ağaçları ile
ıhlamur ağaçlarının dibinde şamdan görünümlü tomurcuklarıyla "kamarlar"
yerleşip çiçeklenmeyi beklerler. Bunları İstanbul'da "Alp Lalesi.."
diye İtalya'dan, Hollanda'dan ithal edip satıyorlar. Bizim bu İlmiye
Köyü'nun köylüleri de kuzu dili biçiminde yeşil yaprakları, şamdan
görünümlü tomurcuklarıyla kamar fidanlarının döviz ödenerek ithal
edilmesine şaşırıp kalıyorlar. Fakat hiçbirinin aklına ; "Orman
içinde kendi kendine biten kamarları biz ehlileştirip, çok sayıda
yetiştirelim "İlmiye Lalesi" adıyla İstanbullular'a satalım"
diye bir fikir gelmiyor.
Neyse ki, buralara bahar...
Her yıl mutlaka geliyor.
Bu kamarlar da mor ve beyaz çiçeklerini açınca, bana, bu dağ başında.
Topkapı Sarayı, Aya İrini Kilisesi, Süleymaniye ve Ayasofya Camii
ve hepsinden de zarif Sultanahmet'i çağrıştırıyor.
İşte bahar da geldi...
İşte bir kışı daha atlattık.
Ah bahar...
Baharın bu neşesi...
Bu bereket, bu uyanış, bu yenileniş...
Yeryüzü ile gökyüzünü dengeliyor. Şeftali ağaçları da açmaya hazırlanıyor.
Elmalar, incir, hurma, dut, ayva, muşmula, vişne ağaçları ve üzüm
asmaları henüz bekliyor. Sanki onlar baharın geldiğinden habersizmiş
gibi duruyor. Belki de naz yapıyor, kapris sergiliyorlar. Güller
kızılımsı yapraklanıyor, ortancalar uç veriyor, bahar dalı kızıl
çiçeklerini rüzgara tutuyor. Erken manolyalar muhteşem çiçeklerini
açtılar.
Papatyalar papatyalandı.
Menekşeler menekşelendi.
Mor salkımlar, kamelyalar, açelyalar, çiğdemler, acem boruları bahara;
"Merhaba hoş geldin, iyi ki geldin..." çığlıkları atıyor.
Ceviz ağaçları ile fındık dalları da baharın güneşine selam durduklarını
belli ettiler, onlar da tomurcuklandı.
İşte bahar da geldi.
Dün bizim bahçe çok güzeldi.
Hep böyle kalsa...
Sabah - 11 Mart 2001
|