|
4.4. MELEZ "HİBRİD" SİSTEMLER
4.4.1. FOSİL VE NÜKLEER YAKIT SANTRALLERİNE
BAKIŞ
Fosil kaynak kullanan santrallerin,
kaynak kapasiteleri yüzünden gelecek vaat etmeyen ve atıkları ile
sorun yaratan görüntüleri bu çalışmada özetle ele alınmış ve genel
tabloda karşılaştırması yapılmıştır. Onları bundan böyle, sadece
ticari amaçlı düşünce sahiplerinin kısa vadeli çözüm arayışları
olarak kabul ediyoruz. Çaresiz olduklarını düşünerek seçtiklerine
inandığımız bu üretim biçimlerinden, uzun vadeli ticari ve insani
düşüncelerle en kısa zamanda vazgeçeceklerine inanıyorum.
Sırf şimdilik ticari değeri olduğu
için kalan kısıtlı kaynakları sonuna kadar tüketmek mi gerekir,
yoksa şimdiden temiz kaynaklara yatırım yapıp, insani ve bilimsel
gereksinimler için fosil stokları bugünkü hali ile bırakmak mı gerekir
?.. Önce sanayicilerimizin sonra da siyasilerimizin, bu soruların
cevapları üzerinde derin derin düşünmeleri gerektiğine inanıyorum.
Cevap vermek de zor, uygulamak da. Kabul ediyorum !. Ama halk arasında
yaygın bir söz vardır "kolay olanı herkes yapar !" Galiba
şu anda yaptığımız sadece kolay olan ve işimize gelen !..
40 ila 60 yıl arasında, yani bir insan
hayatı ile sınırlı ölçüdeki kaynakların, hala büyük bir iştahla
tüketilmeye çalışılmasına, giderayak ele geçen bu para kazanma fırsatının
ilkel içgüdülerle ve acımasızca değerlendirilmesi olarak bakıyorum.
Dünyanın geçmekte olduğu bu kritik dönemde at gözlüklerini takarak,
nakit birikimlerini bu yoldan güçlendirmekte olan firmalar herhalde,
kendilerini sonraki dönemlerde mali yönden sigortalamış olacaklarını
düşünmekteler. Temiz kaynakların büyük bir gayretle araştırıldığı
ve uygulandığı teknolojik gelişimin, deneyimin ve yatırımın dışında
kalma bedelinin gelecekte çok daha ağır olacağını ise hiç düşünememektedirler.
Diğer yandan, nükleer santrallerin
terk edilme nedenleri, zaten her şeyi anlatıyor. Onların atmosferik
atık sorunu yaşamadığını düşünüp, yüksek enerji potansiyelleri yüzünden
zaman zaman gündeme getirilmelerinin nedenlerini de sanırım artık
herkes kavradı.
O yüzden, karma sistemler anlamında
kullanılan "hibrid" yani "melez" enerji sistemlerinden
bahsederken; fosil yakıtlar, doğal gaz ve nükleer enerji santralleri
göz ardı edilmiştir. O konu, güncel karlılık hesaplarının uzmanlarına
bırakılmıştır.
4.4.1. TEMİZ YAKIT SANTRALLERİ
Bu yüzden, ilk akla gelen akılcı alternatif
karma sistem, güneş ve rüzgarın birbirine destek olmasıdır. Gündüz
etkili olan güneşe karşılık gece artan rüzgar hızı, mevsimsel olarak
da güneşin çok olduğu yaz aylarında rüzgarın az, güneş enerjisinin
azaldığı kış aylarında ise rüzgarın fazla olması bu birlikteliği
mantıklı kılmaktadır. Bu beraberliğe jeotermal kaynakları dahil
etmek, elverişsiz koşullarda ondan takviye almak da mümkündür.
Melez sistemleri kurarken amaç; birbirini
destekleyen, ekonomik olan ve kaynak israfına yol açmayan beraberliklerin
planlanması ve enerjide sürekliliğin sağlanması olmalıdır.. Mazotlu
bir jeneratör ile doğal gaz kombinasyonu da melez bir sistemdir.
Fakat atıkları, kısıtlı kaynak potansiyelleri ve dışa bağımlılıkları
ile mantıklı, akıllı ve uzun vadeli çözüm oldukları söylenemez.
Olsa olsa günümüz sanayicilerinin, devletin yanlış enerji politikaları
sonucu gelinen dayatma noktasında can simidi gibi sarıldıkları güncel
bir çözümdür.
Yıllardır süren yanlış enerji politikaları
ve yatırımlarının sonucu zaman zaman yoğunlaşan enerji kesintileri,
benzin ve mazot ile çalışan jeneratör pazarını alevlendirmektedir.
Nedense, yaratılan bu yapay sıkıntılar bile çoğu kimsenin aklına,
genellikle jeneratör ile kıyaslanabilecek bedelde olan temiz kaynakları
getirmemektedir. Bu çalışma, enerjiye en çok ihtiyacı olan sanayicilerin
aklına "alternatif" sevdasını düşürebilirse, yeni ve çağa
yakışır melez çözümlerin üretilmesi mümkün olacaktır..
4.5. ENERJİ DÖNÜŞTÜRÜCÜLERİNİN
GENEL KARŞILAŞTIRMA TABLOSU
Enerji Mimarlığına geçmeden önce,
geleneksel ve alternatif "temiz" enerji elde etme biçimlerinin
ana başlıkları ile genel bir karşılaştırması sanırım akılda kalıcı
ve çok şey anlatıcı olacaktır. Tümüne göz attığınızda göreceksiniz
ki herhangi bir seçeneği yüzde yüz dışlamak ya da kabul etmek yerine;
nerede, ne amaçla ve ne kadar süre ile kullanabileceğimizi bilmek
daha önemlidir. Belki de tümüne hayatımızda yer verebileceğimiz
düşünülebilir. Nitekim, öyle de yapmadık mı ? Yüksek sesle tartıştığımız
"etkinliklerin olumsuz sonuçları" çoğunlukla sistemin
kendisinden çok, kullanım biçiminden kaynaklanmakta.. Teknik sorunların
çözülemeyişi ve yanlış öncelikler, bazen hiç günahı olmayan sistemleri
baş belası hale getirmekte..
Bütün enerji santrallerinin yapılabilir
ya da katlanılabilir olduğu bir boyut vardır. Burada sabit bir gücü
karşılaştırmaya temel alırken, bunun yanıltıcı yönünü göz ardı etmemek
gerekir. Bu tablonun amacını, "enerji santrallerine kuşbakışı
göz atmak" olarak değerlendirmek daha doğru olur. Bizi karar
aşamasına götürecek olan, buradaki basit karşılaştırma değil, bu
araştırma boyunca dile getirilmeye çalışılan yüzlerce faktör olmalıdır.
Rakamsal boyutta karşılaştırmalardaki yanıltıcı faktörlerinin, bu
konularda üretilmiş yorum ve bilimsel çalışmalar yardımı ile önemli
ölçüde giderilebileceğine inanıyorum.
4.5.1. NÜKLEER SANTRAL 1000MW Kurulu
güç
1- Yıllık verimi : 6570 saat ( %75
)
2- Ömrü : 25-30 yıl
3- Yatırım maliyeti : 3-4 milyar dolar
4- Üretim maliyeti : (İşletme giderleri dahil) KWh : 7.5 sent
5- Bakım Maliyeti : ...........
6- Tesisin kapladığı alan : yaklaşık 30 dönüm
7- Yaklaşık yapım süresi (Üretime geçene kadar) dört-beş yıldır.
8- Yatırımın geri dönüş (Amortisman) süresi : ..........
9- Zararlı atık ve artıkları: Radyasyonlu atıklar
10-Yararlı yan işlevleri :
....................................................
11-1kWh için tükettiği su : 2.3 litre ( güneşe göre 1150 kat )
12-1kWh için tükettiği yakıt :
4.5.2. RÜZGAR SANTRALİ 1000 MW
Kurulu güç
1- Yıllık verimi : 3285 saat ( % 37.5
)
2- Ömrü : 20 yıl
3- Yatırım maliyeti : 1.1 milyar dolar
4- Üretim maliyeti (İşletme giderleri dahil) KWh : 0.01-0.10 sent.
5- Bakım maliyeti : Tesis ömrü boyunca yatırımın %4'ünü geçmez.
6- Tesisin kapladığı alan : 300 dönüm. ( Altı kullanılabilir. )
7- Yaklaşık yapım süresi ( Üretime geçene kadar ) en çok 6 aydır
. Bir yıl ön ölçüm yapılır.
8- Yatırımın geri dönüş ( Amortisman ) süresi : ..........
9- Zararlı atık ve artıkları: Yok
10-Yararlı yan işlevleri : İlk yapıldığında görsel çekim alanı
11-1kWh için tükettiği su : 0.004 litre ( güneşe göre 2 kat )
12-1kWh için tükettiği yakıt : Yok
4.5.3. GÜNEŞ SANTRALİ 1000 MW Kurulu
güç
1- Yıllık verimi : 2190 saat ( % 25
)
2- Ömrü : 50-60 yıl
3- Yatırım maliyeti : 6 milyar dolar
4- Üretim maliyeti : ( İşletme giderleri dahil ) KWh : 0.0-0.4 sent
5- Bakım maliyeti : Tesis ömrü boyunca yatırımın % 1'ini geçmez.
6- Tesisin kapladığı alan : 3.000 dönüm. Bina ve çatı yüzeyi olarak
değerlenebilir.
7- Yaklaşık yapım süresi (Üretime geçene kadar) en çok 3 aydır.
8- Yatırımın geri dönüş (Amortisman) süresi : 15-20 yıl
9- Zararlı atık ve artıkları: Yok
10-Yararlı yan işlevleri : Panellerin gölgelik ve cephe elemanı
olabilmesi
11-1kWh için tükettiği su : 0 - 0.002 litre ( 1 birim )
12-1kWh için tükettiği yakıt : Yok
4.5.4. JEOTERMAL SANTRAL 1000 MW
kurulu güç
1- Yıllık verimi : 7300 saat ( % 83.3
)
2- Ömrü : 25-30 yıl
3- Yatırım maliyeti : 2 milyar dolar
4- Üretim maliyeti : ( İşletme giderleri dahil ) KWh : sıfıra yakın
5- Bakım maliyeti : yatırımın %2'sini geçmez
6- Tesisin kapladığı alan : 20 dönüm
7- Yaklaşık yapım süresi :(Üretime geçene kadar) 1.5 yıl
8- Yatırımın geri dönüş (Amortisman) süresi : 25 yıl
9- Zararlı atık ve artıkları:
....................................................
10-Yararlı yan işlevleri : bölgesel ısıtma, sağlık hizmetleri,sanayi
ısıtması
11-1kWh için tükettiği su : ........ ( dönüşümlüdür )
12-1kWh için tükettiği yakıt :
4.5.6. HİDROELEKTRİK SANTRAL 1000
MW kurulu güç
1- Yıllık verimi : 5000 saat ( % 57
)
2- Ömrü : santral 100-200 yıl, baraj ünitesi 50-100 yıl
3- Yatırım maliyeti : 1- 1.3 milyar dolar
4- Üretim maliyeti : ( İşletme giderleri dahil ) KWh : 0.05 sent
5- Bakım maliyeti : ..................
6- Tesisin kapladığı alan : .........
7- Yaklaşık yapım süresi :( Üretime geçene kadar ) 5-8 yıl
8- Yatırımın geri dönüş ( Amortisman ) süresi :10 -15 yıl
9- Zararlı atık ve artıkları: İlk yıllarda sera gazı
10-Yararlı yan işlevleri : Tarımsal sulama ve taşkın kontrol olanağı
11-1kWh için tükettiği su : ................( dönüşümlüdür )
12-1kWh için tükettiği yakıt : yok
4.5.7. PETROLE DAYALI TERMİK SANTRAL
1000 MW kurulu güç
1- Yıllık verimi : .............................
2- Ömrü : .............................
3- Yatırım maliyeti : 2 milyar dolar
4- Üretim maliyeti : (İşletme giderleri dahil) KWh : 3-7.9 sent
5- Bakım maliyeti : ..................
6- Tesisin kapladığı alan : .........
7- Yaklaşık yapım süresi :( Üretime geçene kadar ) ...............
8- Yatırımın geri dönüş (Amortisman) süresi : ...........
9- Zararlı atık ve artıkları: CO2 ve CO, H2O, SO2, NOx
10-Yararlı yan işlevleri :
....................................................
11-1kWh için tükettiği su : 1.6 litre ( güneşe göre 80 kat )
12-1kWh için tükettiği yakıt :...........
4.5.8. KÖMÜR SANTRALİ 1000 MW kurulu
güç
1- Yıllık verimi : 6570 saat ( % 75
)
2- Ömrü : 30 yıl
3- Yatırım maliyeti : 0.7-1.4 (ithal kömür) 1.6 (linyit) milyar
dolar
4- Üretim maliyeti : ( İşletme giderleri dahil ) KWh : 2.5 (linyit)
-3.5 (ithal kömür) sent
5- Bakım maliyeti : yatırımın %5'ini geçmez
6- Tesisin kapladığı alan : .........
7- Yaklaşık yapım süresi :(Üretime geçene kadar) 4-5 sene
8- Yatırımın geri dönüş (Amortisman) süresi : ...........
9- Zararlı atık ve artıkları: CO2 ve CO, H2O, SO2, NOx,kül
10-Yararlı yan işlevleri : Buhar üretimi
11-1kWh için tükettiği su : 1.9 litre ( güneşe göre 950 kat )
12-1kWh için tükettiği yakıt : 0.380 kg kömür
4.5.9. DOĞALGAZ SANTRALİ 1000 MW kurulu güç
1- Yıllık verimi : 7000 saat ( % 80
)
2- Ömrü : 20-30 yıl
3- Yatırım maliyeti : 0.40-0.70 milyar dolar.
4- Üretim maliyeti : (İşletme giderleri dahil) KWh : 3,4 - 5 sent
5- Bakım maliyeti : 0.04 sent/kwh
6- Tesisin kapladığı alan : 400 dönüm
7- Yaklaşık yapım süresi :(Üretime geçene kadar) 2,5-3 yıl
8- Yatırımın geri dönüş (Amortisman) süresi : ...........
9- Zararlı atık ve artıkları: CO2 ve CO, H2O, SO2, NOx az miktarlarda
10-Yararlı yan işlevleri :buhar elde ediliyor
11-1kWh için tükettiği su : 0.0024 litre ( güneşe göre1.2 kat )
12-1kWh için tükettiği yakıt : 0.193 m3 doğal gaz
( Boş bırakılan bölümler, henüz sağlıklı
done bulunamamış olan bilgilerdir. Yeni bilgilere ulaşıldıkça tamamlanacaktır.)
5. BÖLÜM ENERJİ MİMARLIĞI
5.1. BİR SAPTAMA
Enerji sorunları.. Mimari alanda tasarruf
ile üretime ilişkin konular.. Bunları tartışırken sanki enerjiyi,
var oluş nedenlerinden soyutlayıp sanal bir platforma yerleştiriyoruz.
"Dış hava sıcaklığı şu olursa, geçirgenlik katsayısı bu olursa,
güneş şu açıyla gelirse, camlar çift kat olursa" gibi at gözlüklerinin
dar açısı içinde panoramik, kapsamlı ve doğru bir kavrayış olası
değil.. Galiba o yüzden bu konulara ilişkin mimari çözümler ve elde
edilen başarı oranı son derece düşük.. Başımızı kumdan çıkaramazsak,
saygıdeğer malzeme ve yapı hocalarının rakam kalabalığı ve detaylar
içinde boğulmak kaderimiz olacak !..
"Acıkan insan yemek yer"
düz mantığı ile, sadece doyurucu yemek tarifleri ile ilgilenirsek
"sağlıklı beslenme" hayal olur. Nelerin yenip, nelerin
yenmemesi gerektiğine dikkat etmezsek bizi bekleyen ya mide fesadı
ya da yiyecek zehirlenmesidir.
Enerjinin temelinde yatan sorunlarla
ilgilenmediğimiz ve bilgilenmediğimiz, broşüründen seçip malzeme
ve araç kullanmağa devam ettiğimiz sürece başımıza gelecekler daha
farklı olmayacaktır.. Gelin biraz yukarıdan bakalım olan bitene..
Nereden çıkmış bu enerji sorunu ? Nereye doğru gitmektedir ?.. Tarihsel
süreç ve geleceğe ait prodüksiyonlar hakkında fikir sahibi olmaya
çalışmalıyız. Çağın en önemli sorununa, yaşamın çekirdeği "enerji"
ye, tribündeki seyirci gibi kalmamalıyız. Bu işin mücadelesini sürdüren
takımın içinde aktif görev almalıyız. Muhtemelen 21. yüzyılda "enerji
mimarlığı" diye adlandırabilecek ekolün öncüleri ve kullanıcıları
olmalıyız !..
5.2. EKOLOJİK MİMARİ
5.2.1. YAŞAM DÖNGÜSÜ ve MİMARİ
KURGU
"EKO" ; her ne kadar ekolojik
sözcüğünün kısaltılmışı olsa da, ekonomik sözcüğüne de uymakta..
Bence çok da uygun düşmekte.. Zaten, dünya dillerine ancak yüzyıl
kadar önce giren bu sözcük önceleri hayvan ve bitki ekonomisi anlamına
geliyormuş.
Biraz daha kurcalarsak, Yunanca'da;
oikos'un "ev", logos'un da "konu" demek olduğunu,
yani ekolojinin "ev konusu" olarak da tercüme edilebileceğini
düşünmek mümkün.. Bu anlamı; "bana ne ekolojiden !" diyen
bir mimarın ne kadar garip duruma düşeceğine dair ip uçları vermekte..
Lafı uzatmayalım ve sözlük anlamını şimdilik bir köşeye yazalım:
"Canlı varlıklarla çevreleri arasındaki ilişkileri inceleyen
biyoloji koludur" ekoloji.. Niye bu kadar laf cambazlığı yaptık
? Sözcüğün içerdiği anlamlar düştüğümüz yanlışlara kanıt oluşturacak
nitelikte, ondan !.. Eko-Mimari adına "külsüz kalan mangallar
!" yüzünden, bu kanıtlara ihtiyacımız olacak..
Bu güne kadar sistemleri kendi içlerinde
ya da en çok birbirleri ile karşılaştırarak analizler yapmaya alıştık.
"Bu, bundan daha pahalı bir çözümdür, yani diğeri daha ekonomiktir"
damgasını yapıştırdık.. Yaşam gereksinimlerine ne kadar cevap verdiklerini
hep göz ardı ettik. Düşünmedik ki; yaşamın bedeli, tüketilen kaynaklar
ise, o yaşamın kendisi tehlikede demektir.. Yani; bir yaşam ancak
başka bir yaşamı ya da kaynağı yok ederek sürdürülebiliyorsa yanlış
yapmaktayız !..
Sürdürülebilir demek, "her şeye
rağmen" değil "her şeyi dikkate alarak" yaşamı sürdürmektir.
Bu yüzden sürdürme gayretimize, doğanın ve kullanıcı olan insanın
katkısını dışladığımızda bu eylemin de anlamı kalmaz..
Gerçek "ekonomi" ; yaşam
döngüsüne uyumlu ve bu anlamda sürdürülebilir yani katılımcı olmakla,
çevresel ilişkiyi dengede tutmakla, yani "ekolojik" olmakla
ölçülmelidir. Yüksek boyutta enerji harcayarak elde edilen yapı
malzemelerini birbiri ile karşılaştırıp, etiketlerine göre ucuzluk
sırasına koyarak değil.. Salt kolaylık ve ucuzluk uğruna yapılan
tercihler, aslında neyin ucuz olduğunu hiç bilmediğimizi ortaya
koyar..
En az benzin harcayan otomobil bile
benzin bittiğinde çaresizdir. Bu nedenlerle Eko-Mimari sadece enerji
tasarruflu detay çözümlerinin değil, bir yaşam felsefesinin ürünü
olmak zorundadır. Bir başka deyişle; biyolojik döngünün boyut kazanarak
yaşamın içine alınması demektir "Eko-Mimari"..
5.2.2. EKOLOJİK OLMAK..
Çok söz edilen bu konuda derinlere
dalmadan, "ekolojik" olabilmek için tasarımda ve yapımda
nelere dikkat etmek gerektiğine satır başları ile değinelim. Çünkü
"ekolojik" olmak aslında doğaya uyumlu yani "ekonomik"
olmaktır. Dolayısı ile "daha az enerji" harcamaktır. Belki
bu konuya; "en iyi ekolojik yapı, olmayan yapıdır !" diye
başlamak gerekirdi ama, böyle bir "Aborjin" şansını, yaşadığımız
ortamda yakalamanın olanak dışı olduğunu düşünerek biz en iyisi
elimizdeki şansa bir göz atalım..
1- Mevcut ürünleri yeniden
değerlendirip, değişik biçimlerde ve birden çok amaca hizmet edebilecek
şekilde kullanmaya çalışmalıyız. Örneğin bir cephe kaplaması, aynı
zamanda yüksek izolasyon değerine neden sahip olmasın?
2- Mevcut dış sistemlere ve
malzemelere bağımlı, yapım ve işletim kayıpları yaratan inşaat ve
enerji sistemleri yerine, yerel olanakları değerlendiren ve kendine
yetebilen sistemleri tercih etmeliyiz. Yakın çevredeki malzemeler
ve temiz enerji kaynakları mutlaka değerlendirilmelidir.
4- Şehirsel planlama ve mimari
ölçekteki her türlü ulaşımı, yatay ve düşey sirkülasyon yollarını
en kısa boyuta indirmek, insan ve çevre sağlığına en büyük yardımdır.
Bu özen; daha az enerji, daha ekonomik yaşam ve daha az zehirli
atık demektir.
5- Doğal enerjileri yararlı
hale dönüştüren, kullanım ömrü bittiğinde kendisi dönüşümlü özelliğe
sahip malzemeleri kullanmaya çalışmalı, simgesel amaç taşımayan
binaları "ölüsü başa bela" durumuna getirmemeliyiz. Bu
yüzden, işlevi sona erdiğinde doğaya geçit vermeyen moloz yığını
olmaktan başka hiçbir özelliği kalmayan betonarme konusunda tercihimizi
doğru kullanmalıyız.
6- Kullandığımız malzemelerin
elde edilişleri sırasında harcanan enerjiyi gözeterek malzeme seçimi
yapmalıyız.
toprak, taş, ahşap, beton, demir, cam ,alüminyum, plastik sıralaması
enerji yoğun malzemelere referans vermektedir. Mecbur kalmadıkça
"ilk akla gelen" kolaylığında malzeme tercihi yapmamalıyız.
7- Su, ısı, ses izolasyonu
amacı ile kullanılan çağdaş malzemelerin çoğu enerji yoğun ve fosil
kaynaklıdır. Önce sorun yaratıp, sonra bunu sağlığa ve keseye zararlı
malzemelerle gidermeye çalışmak yerine, mimari tasarımlarda enerji
akımlarına akıllıca yön vererek çözüm üretmeliyiz.
8- Hesapsızca inşa edilmiş
betonarme bir yapının, sonradan petrol türevi izolasyon malzemeleri
ile izole edilmeye çalışması, bu yetmemiş gibi doğal ve sıcak görüntü
elde etmek için bir de ahşapla kaplanmaya çalışılması, Anıtlar Kurulunu
kandırmak için bile düşülmemesi gereken mesleki ayıplardır.
9- Gereksiz cam kullanımından
gereksiz beton kullanımına kadar, genellikle ihtiyaçtan değil, mimarın
tanımlanamaz taleplerinden doğan yapılar, daha sahaya çıkmadan beş
gol yemiş takım görüntüsündedirler. Bunların eksikleri üzücüdür
ki ancak yaşarken anlaşılabilmektedir. Yaşam konforuna kavuşabilmeleri,
bir o kadar daha harcama gerektirmekte, bunun yükünü öncelikle o
mekanda yaşayanlar sonra da ülkeleri paylaşmak zorunda kalmaktadır.
10- Yapıların doğal bitki örtüsü
ile desteklenmesi mümkündür. Güney cephelerine kışın yapraklarını
döken, kuzey yönlerine ise yaz kış yapraklı bitkiler yerleştirilerek
yapının ısıtılması ve soğutulmasına çevresel katkı olanağı araştırılmalıdır.
11- Mimari anlamda malzeme
tercihlerimizde, yukarıda bir kısmı konu edilen önlemler, basitçe;
sadece daha az enerji ve daha az para harcamak amaçlı olmanın sonuçları
değildir. İnsanın içinde yaşadığı doğanın sürekliliği için de olmazsa
olmaz koşullardır. İnsanoğlunun bu yerküredeki varlığı bu ve benzeri
önlemlere hayati bir anlam yüklemektedir.
Doçent Dr. Semih ERYILDIZ ve Doçent
Dr. Demet ERYILDIZ'ın "Enerji ve Yapı Yüzeyi İlişkisi"
konulu araştırmalarından yorum ekleyerek aktarmaya çalıştığım yukarıdaki
sıralama, mimarlara sorumluluklarını hatırlatmaktadır.
5.3. ENERJİ KAYNAKLARI ve YAPI
ÖLÇEĞİ
5.3.1. NEDEN YENİLENEBİLİR KAYNAKLAR
?
"Yaşamak; enerji kullanmaktır"
desek, çok da yanılmış olmayız galiba !.. "Yaşamak; enerjiyi
akıllıca kullanabilmektir" desek yine doğru söylemiş sayılır
mıyız ? Boşa harcanan, gereksiz kaynak israfına yol açan veya rizikosu
yararından yüksek enerji kullanım biçimlerine bakarsak, bunların
hiç de akıllıca olmadığını fark ederiz. Yaşam buna rağmen sürüyor
görünüyorsa, "yaşamak akıllıca enerji kullanmaktır !"
demek yanıltıcı gelebilir. Ama yanlış olmaz.. Çünkü yaşam, süreklilik
gözetildiğinde yaşamdır.
Bir felsefi yaklaşım olarak "An"ı
yaşamak zihinsel bir erdemdir. Fakat bu beceri, ancak yaşamın sürekliliği
kabul edildiğinde ulaşılan bir düzeydir. Bu zihinsel başarıyı, var
oluşun sürekli yapısını algılayıp, yapabileceğimiz tek şeyin ona
uyum sağlamak olduğunu fark ettiğimizde yakalayabiliriz ancak..
Bu uyumu sağladığımızda, yepyeni bir kaynağı ; zihinsel enerjiyi
keşfedeceğiz ve hiç kuşkusuz arayış yolculuğumuzun en değerli buluşu
olacaktır !..
"Benden sonrası tufan !"
deyişi; anı yaşamayı değil, yaşamı ıskalamayı anlatır. Öleceğini
bilerek sürat yapmakla; biteceğini bilerek petrol bağımlısı olmak,
tehlikelerini görerek nükleer yanlısı olmak arasında pek fark yoktur.
Dünyada birçok ülkenin imzaladığı
1992 Rio Konferansı sözleşmesine, karbondioksit emisyonlarının azaltılması
koşulu yüzünden, uyanıklık yaparak imza koymayan siyasilerimiz,
Avrupa topluluğuna tam üyelik başvurusu sırasında bu imzayı atma
zorunluluğundan öte, gereğini yerine getirme konusunda nasıl bir
uyanıklığın ardına sığınacaklarını şimdiden düşünmelidirler. CO2
seviyesini düşürmenin en iyi yolu, temiz enerji kaynakları kullanmaktır.
Çünkü karbondioksitin en büyük kaynağı fosil yakıtlardır.
Güneş ve rüzgar santrallerinin en
önemli özellikleri şöyle sıralanabilir :
1-Taşınabilirlik
2-Çok düşük bakım ihtiyacı
3-İhtiyacın olduğu yerde üretim
4-Hiçbir atık ve artık çıkmaması
5-Sessiz üretim
6-Modüler yapı özellikleri
7-Kolay kapasite artırımı
8-Enerji ham maddelerinden tam bağımsızlık
9-Doğal afetlerde üretim güvenliği
Girdiğimiz yüzyılda, gerçek refah düzeyini, "en fazla enerji
tüketen" değil, "en verimli enerji kullanan" belirleyecektir.
Ulusça bu sınavdan geçebilmek için ne yapmamız gerektiği sanırım
anlaşılmıştır..
5.3.2. SOSYAL MALİYET !
"Elektrik faturalarına hiç yansımayan
bir maliyettir bu..Yani elektrik üretimi uğruna katlanılan seller,
kasırgalar, hastalıklar, çevre kirliliği, kanser, ve diğer hastalıklardan,
yükselen sıcaklıktan, soluk alınamayan havadan, asit yağmurlarından
zarar gören; insan, hayvan ve bitki örtüsünün uğradığı zararın finansal
karşılığı.. Bu bedel daima hesap dışı tutulmuş, adeta unutturulmak
istenmiştir."
5.3.3. YAPILARDA ENERJİ GEREKSİNİMİ
5.3.3.1. ALMANYA'DA ELEKTRİK TÜKETİMİ
Almanya'da tüketilen enerjinin % 40'ı binalarda ısıtma ve sıcak
su temini için kullanılıyor. Evde tüketilen enerjinin ¾'ü ısıtma
için kullanılıyor. Atmosfere karışan karbondioksitin % 25'i kalorifer
ve sıcak su temini yüzünden üretilmekte..
Tek ailelik bir evin bir yılda m2 başına sarfiyatı 1985'lerde 250
kilowatsaat( KWh) iken 95 yılından sonra çıkan kararname ile bu
gereksinim en fazla 100 KWh ile sınırlandırılmıştır. Düşük enerjili
evlerin teşviki ile bu rakamın 70 KWh nın altına düşürülmesi hedefleniyor.
Pasif enerji evinde metrekare başına
gereksinim 15 KWh nın altına inebiliyor. Gelecekte ise m2 başına
20-30 KWh artı enerji beklenmekte..
Almanya'daki evlerde
yıllara göre ısıtma dahil enerji gereksiniminin çizelgesi, çarpıcı
aşamaları gözler önüne sermekte..
Çok iyi ısı izolasyonu,
doğal ısı sirkülasyonlarının akıllıca kullanımı ve güneşin olanaklarından
yaralanma sonucunda, aktif ısıtma ve soğutma olmaksızın konforlu
bir yaşama ortamı sağlanabilmektedir.
5.3.3.2. ÜLKEMİZDE
ELEKTRİK TÜKETİMİ
Türkiye'de, Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi'nin verilerine
göre dört kişilik bir ailenin aylık gereksinimi ısıtma hariç 380
kWh dır. Bir önceki tablo ile karşılaştırma yapabilmek için, ısıtma
enerjisini de dahil edersek; aylık 1000 kWh civarında gereksinim
ortaya çıkar. Ortalama evi 85 m2 kabul ederek, yaklaşık olarak
m2 başına 140 kWh yıllık harcama olduğunu hesap edebiliriz. Almanya'nın
hedefleri ile kıyasladığımızda % 50 den başlayan tasarruf önlemlerine
ihtiyacımız olduğu ortaya çıkar.
Yukarıdaki çizelgede
görüldüğü gibi, Türkiye'deki 98 yılı tüketim değerlerine göre
tüm elektriğin % 20'sini Evler, % 8'ini Ticarethaneler, % 5'ini
Resmi daireler, % 4'ünü Sokak aydınlatması % 63'ünü ise sanayi
kullanmaktadır. Bu dağılımdan, en az % 40 lık bölümün mimari çözümlerden
doğrudan etkileneceği anlaşılmaktadır.
TÜSİAD'ın 94 yılında
DPT Uzmanlarına yaptırdığı araştırmaya göre, herhangi bir sanayi
ürününü OECD ülkelerine göre 2.5 katı enerji ile üreten ülkemizde,
sanayie düşen sorumluluk çok büyüktür. Bu koşullarda onlara enerji
yetiştirmeye kalkmak; deliğini kapamadan havuzu doldurmaya çalışmaktır.
Mimarların da hatırını sorup danışarak tasarruf ve verimlilik
yöntemlerine uyabildiklerinde % 63 lük tüketimleri 25'lere düşecek,
mimarların sorumluluk oranı ise % 80'lere yükselecektir.
5.3.4. ARTI ENERJİ
Almanya'da Mimar Rolf
DISCH tarafından Freiburg'da doğru bir planlama ile üretilen artı
enerji evleri, artık kendini kanıtlamış ve kullanım fazlası elektriği
yerel elektrik şebekesine satabilmeye başlamıştır.
Bu örneği gözden geçirdiğinizde,
bizim "mimarca" adını taktığımız biçimsel tutkularımıza
pek de karşılık gelen çizgilerle karşılaşmayabilirsiniz. Ama "insanca"
gereksinimlerimizin ön şartı olan enerjiyi, tükettiğinden çok
üreten bir kurgu ile tanışırsınız. İlk buhar makinesinden uzay
araçlarına giden tasarım yolculuğu hangi duraklara uğradı ise,
ilk enerji evinden "evrensel enerji mimarlığına" götürecek
çabalar da benzer aşamalardan geçecektir.
Bu, aşırı teknik gibi
görülen "enerji" gerekçesinin bizi salt mimari sandığımız
"estetik" değerlerden uzaklaştıracağını hiç sanmıyorum
!.. Yüzde yüz teknik gerekçelerle varlığını sürdüren "uzay
teknolojisi" dünya mimarlığını nasıl olumlu yönde etkilemeye
devam ediyorsa, ayağı yere basan "enerji teknolojisi"
çok daha kolaylıkla mimari çözümlerde yerini alacak ve estetik
değerlere önemli katkılarda bulunacaktır.
Mimarların bu konuları,
ayrıntılarda kaybolmadan genel boyutları ile kavrayıp, bundan
böyle üçüncü boyuta taşımaları toplumsal bir beklentidir. Enerjiyi
hesapsızca tüketen değil, olabildiğince üreten yapılara neden
yönelmeleri gerektiği sanırım şimdi daha iyi anlaşılıyor !.. Ancak
bu yolla dünya barışına ve ekolojik oluşuma, yani insanların bir
anlamda "kaderine !" olumlu yönde etkili olabilecekleri
apaçık ortada.. Belki de "hiçbir mesleğin elinde bu kadar
güçlü bir barış silahı yok !" denilebilir..
Matematiksel olarak,
geçen yıl değil şimdi ilk günlerini idrak ettiğimiz 21. yüzyıl,
bundan böyle ; "enerji mimarlığı" çağıdır..
Türkiye'de, henüz kısıtlı
bölgelerde de olsa, yürütülen yeni proje çalışmalarında kendi
enerjisini üreten ve "artı enerji evi" olabilmeleri
çok mümkün uygulamalara yeşil ışık yakılmıştır. Artık yeni konutların,
sadece "estetiği müellifinden menkul" biçimde inşa edilip,
"optimum" yutturmacası ile pazarlanma şansını yitireceği
anlaşılmaktadır. Gerçekten yeni ve farklı olanın, bundan böyle
enerji öncelikli inşa edilmiş evlerde aranacağını idrak etmelidir
mimarlarımız.
Ayrıca bu yaklaşımın,
tarihin seyrini değiştirecek bir bilincin temel taşlarından olacağını
da hissetmelidir meslektaşlarımız. Mimarlığın tariflerinden biri;
"fonksiyonlara en uygun mekanın kurgulanmasıdır" En
temel fonksiyon olan enerji, bu defa yaşamsal zorunluluktan öne
çıkmıştır. Bunu fırsat olarak değerlendirip, 21. yüzyılın "enerji
mimarlığı" gerçeğine katkıda bulunmalıyız..
5.4. ENERJİ AÇISINDAN
ŞEHİRCİLİK
5.4.1. BÖLGE SEÇİMİ
Bazı jeotermal kaynaklarımızın,
yerleşim birimlerine uzaklığı ve küçük yerleşimler civarında olmaları
nedeni ile ülkemizdeki 5 milyon konutluk ısıtma kapasitenin çok
küçük bir bölümünden yararlanabilmekteyiz. Yeni yerleşim alanları
planlarken doğal enerji kaynaklarının hesaba katılması de artık
çağdaş bir zorunluluktur. Jeotermal kaynağın, kaplıca olanağından
ibaret olmadığını artık düşünmek zorundayız.
Bu güne kadar aşırı
rüzgar ve güneş daima kaçılması gereken unsurlardı. Yerleşim kararlarında
negatif yönde yer aldılar. Artık hakim rüzgarların, güneşlenme
olanakları nedeni ile optimum yön olan güney-doğu, güney-batı
arasına yönelen yerleşmeye uygun alanların, sadece yaşam konforu
açısından değil enerji gereksinimleri açısından da değerlendirilmesi
gereği apaçık ortadadır. Çağdaş yaşam konforunun enerji ilişkisi
göz önüne alındığında, böyle yapmakla aslında yaşam kalitesinin
yükselmesine hizmet edeceğimizi anlarız.
5.4.2. ARAZİ PARÇASININ SEÇİMİ
"0 ile 6 derece
arasındaki araziler düz kabul edilir. 24 derece eğimden sonra
inşa güçlükleri devreye girdiğinden bu bölgeler özel amaçlar için
ikinci planda ele alınır. Her yamacın "en ılımlı olma niteliğine
sahip parçası" "termal kuşak" olarak adlandırılır.
Eğim ve yön analizi yapılan arazilerde, vadi tabanı ile en yüksek
nokta arasındaki orta yamaçların "termal kuşak" özelliği
taşıdığı görülmüştür. Bu kuşakta, ısıtma ekonomisi açısından cephelerin
en az 4 saat güneş alması mümkün olmaktadır."
5.5. GÜNEŞ BACALI
SİSTEMLER
Burada anlatılan üç
örnekte de, sulu sistemlerden farklı olarak hava yolu ile, "doğrudan"
mekan ısıtılması sağlandığından, bu konular "Enerji Mimarlığı"
başlığı altında incelenmiştir. Baca özelliği olan bir hacım içinde,
ısınan havanın yükselmesi prensibi ile çalıştıklarından bir araya
gelmişlerdir. Teorik olarak güneş kaynaklı enerji sistemleridir.
5.5.1. METAL YÜZEYLİ
GÜNEŞ DUVARI
"Güneş duvarı;
yapıların güneye bakan dış duvarlarının, alüminyum veya çelik
gibi bir malzemeden üretilmiş, üzerinde delikler bulunan plakalarla
kaplanması esasına dayanan bir hava ısıtma sistemidir. Diğer sistemlerden
belirgin farkı altının kapalı olmasıdır. Siyah dış saçta açılan
deliklerden havanın içeriye alınması yöntemi patentlidir.
Yalıtılmış dış duvarla
arasında boşluk bırakılmış olan plakanın üzerindeki deliklerden
içeri sızan dış hava, aradaki boşluktan yukarıya doğru baca etkisi
ile yükselirken, güneş enerjisi sayesinde ısınan plaka tarafından
ısı kazanmaktadır. Dış yüzeyde, dış havadan 40-50 derece daha
yüksek sıcaklık elde edilmektedir. İç hava kanallarının başındaki
emici fanlar ısınan havanın hareketini hızlandırmakta ve iç mekana
üflemektedir. Çevreye hiçbir zararlı etkisi olmayan, çok basit
ama ekonomik bir sistemdir.
Tasarım koşullarına
ve yüksek hava akımı hızlarına bağlı olarak sistem verimi % 70'e
kadar çıkabilmektedir. 1 m2 panel, yaklaşık olarak 500 Watt'lık
ısıtıcının gücüne eşdeğer ısıtma sağlamaktadır. Isıtılmak istenen
hava hacmi fazlaysa, doğu ve batı duvarı da kullanılabilir. Amerika'da
ısıtma sezonu süresince 10-60 dolar / m2 enerji tasarrufu sağlanabildiği
hesaplanmıştır. Sistem kendisini çevre koşullarına bağlı olarak
1 ila 6 yıl arasında amorti edebilmektedir. Havalandırma havası
ısıtma giderlerinde % 50 ye varan tasarruflar sağlanabilmektedir.
Bu arada iç duvardan dışarı kaçan ısı, kolektörle duvar havasındaki
hava akımı ile tekrar içeri taşınmaktadır."
Patent altında olduğu
söylenen yukarıdaki sistemin, delikler olmadan ya da duvarın alt
kısmını açarak patent dışında serbestçe kullanılabileceği anlaşılmaktadır.
Fakat üretici firma, bu özel yapı yüzünden sistemin diğer benzer
uygulamalardan daha verimli olduğuna dikkat çekmektedir.
Yaz koşullarında, dışarıdan
çekilen hava, yapının üst kısmında bulunan menfezlerden, içeriye
gönderilmeden dışarıya atılmaktadır. Bu sayede duvar serin kalmaktadır.
Bu sistemler tarımsal ve endüstriyel kurutma alanlarında da başarı
ile kullanılmaktadır.
5.5.2. CAM YÜZEYLİ
GÜNEŞ DUVARI
Bu sistemin güneş duvarı
diye anılan yukarıdaki sistemden tek farkı, iç mekan havasını
kullanarak vazife görmesi ve metal yerine cam örtü kullanılmasıdır.
Yapıların güneye bakan
yüzündeki duvar, bir boşluk bırakarak camla örtüldüğünde, trombe
duvarı denilen güneş bacası oluşur. Altta iç mekana bırakılan
delikten giren, güneşin etkisi ile ısınıp yükselen sıcak hava
üstteki iç menfezden tekrar kapalı hacme dönerek mekanın süratle
ısınmasını sağlayacaktır. Eğer üstteki dış menfez açılır, içteki
kapanırsa, bu defa baca etkisi ile sürüklenen hava, kuzey cephesinden
alınan serin havayı içeri çekecek, böylece mekanın serinlemesini
sağlayacaktır. Yaz geceleri dış hava soğuduğunda dış menfez kapalı
ise yukarıdan giren sıcak iç hava cam yüzeyde soğuyarak aşağıdaki
menfezden mekana yine geri dönecektir. Böylece güneşin, yaz-kış
mekanı iklimlendirmesi sağlanmış olmaktadır.
Bu sirkülasyonun doğal
akışla oluşması bile verim alınmasına yetmektedir. Baca içindeki
hava akımını desteklemek için sisteme üfleyici ya da emici fanlar
eklemek mümkündür.
Pasif güneş enerjisi
dediğimiz bu tip kullanımlarda enerjinin en çok tüketildiği ısınma
sistemlerinde sadece güney duvarına gelen radyasyon enerjisinin
eve iletilmesinde
% 90 artış görülmekte, toplamda ise % 73'e varan bir enerji tasarrufu
sağlanabilmektedir.
5.5.3. SICAK HAVA
KOLEKTÖRÜ
"Güneş bacasının
çalışma prensibi ile, cam yüzeyli ve içinde su yerine sadece ısınan
hava bulunan kapalı bir sistem oluşturabiliriz. 20 cm'lik ön boşluk
bırakarak, cam veya yüksek ışık geçirgenliği olan plastik kaplanmış
ve yalıtılmış bir kutunun içinde ısı emici bir boya ile kaplanmış
bakır levhanın altından ve üstünde geçerken ısınan hava, güneş
enerjisini iç mekana taşır.
Bu çözümde, yukarıdaki
"duvar" uygulamalarında olduğu gibi hava alış verişini
doğrudan mekandan yapmak zorunda değiliz. Hava kolektörü, binanın
uygun bir yerinde bulunabilir ve kanallar vasıtası ile ısınan
havayı gerekli mekana gönderebilir. Aynı şekilde soğuk havayı
da, ısıtılacak mekanın yere yakın bölümünden çekerek kolektöre
yollayabiliriz. Ayrıca sıcak havayı önce bir ısı deposundan geçirip
orada mevcut, su, taş gibi ısı depolayıcı malzemelerin ısınmasını
sağlarsak, güneşin olmadığı saatlerde sadece depodan gelen hava
ile ısınma sağlamış oluruz. Erciyes Üniversitesinde 8.5 m yüksekliğinde
1500 m2 lik spor salonu 320 m2 lik havalı kolektör ile yeterli
seviyede ısıtılmaktadır."
"Yine Erciyes
Üniversitesinde1996 yılında işletmeye alınan ve halen çalışmakta
olan iki katlı, havalı güneş kolektörleri ile ısıtılan ve laboratuar
olarak kullanılan bir güneş evi daha vardır. 1996-1997 kış sezonunda
yapılan performans ölçümlerinde binanın % 84.5 oranın da güneş
enerjisinden ısındığı belirlenmiştir. Yine bu bina içinde aynı
zamanda, 30 m2'lik bir birim sulu güneş kolektörleri kullanılarak
döşemeden ısıtılmaktadır. "
5.5.4. SERANIN OLUMLU
ETKİSİ
Yukarıdaki yöntemlere
göre en basit çözüm olan, evlerin güney cephesine eklenen cam
ya da şeffaf plastik örtülerle oluşturulmuş seralar da, bir anlamda
pasif güneş enerjisi kullanımı sağlayan enerji bölgeleridir. Bitki
yetiştirmeye uygun ortamı yüzünden eski adı "limonluk"
olan serada, ısınan havanın yükselip tavan kotuna yakın bölgelerden
eve girmesi ve buna karşılık içerdeki serin havanın tabana yakın
seviyelerden seraya dönme eylemi, bir anlamda geniş yüzeyli güneş
bacası oluşturur. Fazla güneşin rahatsız edici etkileri, kontrollü
perdeler ya da yönü ayarlanmış güneş kırıcıları ve saçaklar ile
engellenebilir. Yazın güneşin tepeye yakın, kışın ise yere yakın
olan açıları hesaplanarak mimari önlemler alınabilir.
Bu mekandaki ısı, kışın
çakıl doldurulan zemin altında depolanabilir. Yazın ise gündüz
aşırı ısınma, hareketli gölgelendirme elemanları ile engellenebilir.
Bunun dışında seranın evle hava alışverişi kesilip kendi içinde
dış hava ile sirkülasyon sağlanabilirse, geceleri diğer duvar
malzemelerine göre daha çabuk soğuyan şeffaf malzemelerin etkisi
ile bu bölge serin hava kaynağı olarak hizmet verecektir.
"Sıcak iklim bölgelerinde
bu amaçla, güney serasının benzeri bir kuzey serası diyebileceğimiz
camlı bir mekan oluşturabiliriz. Taban ve tavan kotundaki yapısal
ya da mekanik kanallarla iki sera arasında sirkülasyon oluşturduğumuzda,
kuzey serasındaki serin havanın gece ve gündüz soğutma amacı ile
kullanılma olanağını elde ederiz. Yazın tavandaki menfez kapatılır
ve her iki mekanın pencereleri açılır. Bu durumda güney serasında
ısınan hava pencereden dışarı çıkarken, bunun yerine kuzeydeki
camlı bölme pencerelerinden giren serin hava tabandaki kanallar
aracılığı ile evin en çok ısınan güney bölümüne yönlendirilir."
Genel olarak, "pasif
güneş enerjisi" anlamındaki bu önlemlerin doğru kullanımları
ile, soğutmaya katkının yanında yapılarda, enerjinin en çok tüketildiği
alan olan ısınma sistemlerinde % 73'e varan enerji tasarrufu sağlanabildiği
görülmüştür.
5.6. ENERJİ ETKİN TASARIMDA "SAYDAM YALITIM"
Bu bölümdeki bilgiler;
Doçent Dr. Türkan GÖKSAL ve Prof. Dr. Necdet ÖZBALTA'nın çalışmalarından
aktarılmıştır.
5.6.1. SAYDAM YALITIM
GERECİ
Binalarda enerji tüketimini
azaltmada en etkin önlem, bina kabuğunda ısı yalıtımının artırılarak
taşınım yoluyla gerçekleşen ısı kaybını en aza indirgemektir.
Bu nedenle bina kabuğunda genelde binayı dıştan saran opak yalıtım
kullanılması yaygındır. Ancak böyle bir uygulamada güneş enerjisine
karşın adeta bir zırh oluşturularak, güneşten ısı enerjisi kazanımının
önüne geçilmektedir. Enerji korunumlu, düşük enerjili bina kabuğu
kuruluşlarında, gündeme gelen "saydam yalıtım" uygulaması
ile ısı kayıpları en aza indirgenmekte, ayrıca güneş ışınlarının
masif duvara iletilmesi ile duvarın ısıl kütle olarak çalışması
veya melez sistemler aracılığı ile sıcak su eldesi olanaklı kılınmaktadır.
Yalıtım ve ışın geçirgenlik, saydam yalıtımın en önemli özellikleridir;
ancak bu iki özellik birbiriyle ters orantılıdır.
Bu tanımlamalar ışığında
saydam yalıtıma en basit örnek olarak cam malzemesi verilebilir;
çünkü hem ışın geçirgenliğini sağlar, hem de kazanılan güneş enerjisinin
kaybedilmesi engeller. Camın yangın ve çevresel etkenlere dayanımı
olumlu olmakla birlikte yoğunluğu ve ısı iletkenlik değerinin
yüksek olması olumsuz yönleridir. Cama alternatif olarak saydam
yalıtım üretiminde, termoplastikler, ve slikajeller kullanılır.
Saydam yalıtımlı duvar
kuruluşunda sistemin etkinliği yalıtım gerecinin strüktürel yapısına
ve düzenlenme yönüne bağlıdır. Saydam yalıtım gereçleri; kısa
dalga boylu ışınımı geçirmekte, uzun dalga boylu ısıl ışınıma
karşı ise opak davranmaktadır . Yalıtım içinden geçen kısa dalga
boylu ışınım, yutucu yüzey tarafından soğurularak duvar kütlesinde
ısıya dönüşmekte ve ısı enerjisi taşınım-ışınım yoluyla mekana
aktarılmaktadır.
5.6.2. SAYDAM YALITIM
UYGULAMALARI
5.6.2.1. UYGULAMA
ALANLARI
5.6.2.1.1. TOPLAÇLAR ARACILIĞI İLE SICAK SU ELDE ETMEK
Ülkemizde yaygın olarak
"güneş kolektörü" adıyla bilinen bu sistem, 4.2.2.6
da kısaca ele alındığından burada incelenmeyecektir. Bu sistemde,
bilinen saydam malzemeler yerine yalıtımlı saydam malzeme kullanımı
sıcaklık verimini arttıracaktır.
5.6.2.1.2. DİREKT
KAZANÇ SİSTEMİ:
Saydam yalıtım normal cam yüzeyler gibi herhangi bir duvar olmaksızın
uygulanır. Direkt olarak mekan içine giren ışınlar çarptıkları
yüzeylerde ısıya dönüşür ve iç ortam sıcaklığı yüzeylerin sıcaklığına
paralel olarak yükselir. Aşırı ısınma sorununa karşı gölgeleme
elemanı düzenlenerek kontrollü ışın geçişi sağlanabilir. Direkt
kazanç sistemlerinin dolaylı enerji kazanç sistemlerine ek olarak
uygulanmaları enerji tasarrufu açısından uygundur.
5.6.2.1.3. DOLAYLI
KAZANÇ SİSTEMİ
Güneş duvarı uygulamasında
saydam yalıtım, masif bir duvarın önünde yer alır. Gerecin yalıtım
özelliğinden dolayı ısı duvar kesitinden mekana belli bir zaman
aralığında aktarılır. Duvar kuruluşunda gölgeleme elemanları aracılığı
ile enerji kazancı sıcak dönemlerde kontrol edilebilmektedir.
5.6.2.2. UYGULAMA
BİÇİMLERİ
Strüktürel nitelikleri
ve güneşten sağladığı ısı kazancına yönelik performansları bağlamında
ise saydam yalıtım: aşağıdaki üç ana başlık altında incelenebilir
:
5.6.2.2.1. YUTUCU
YÜZEYE PARALEL DÜZENLEME: ( Lamine ve/ya çok tabakalı camlar )
Tek veya çok tabakalı,
katmanları yutucu yüzeye paralel yerleşmiş olan camlı kuruluşlardır.
Sistemin etkinliği yansıma ve soğurma oranlarına bağlıdır; tabaka
sayısının artması ısı yalıtımını olumlu ancak ışın geçirgenliğini
olumsuz etkiler. Çok tabakalı kuruluşlarda dolgu malzemesi olarak
argon, kripton, xenon kullanılması ile yalıtım değeri artırılabilir.
5.6.2.2.2. YUTUCU YÜZEYE DİK DÜZENLEME ( Kapiler tüpler / Petek
dokulu strüktürler )
Kapiler tüpler veya petek dokulu strüktürler yutucu yüzeye dik
olarak düzenlenir ve güneş ışınlarının geri yansımadan duvar yüzeyine
ulaşması sağlanır. Güneşin konumuna bağlı olarak yaz aylarında
düşeyle dar açı yaparak gelen ışınlar borucukların içine girememekte,
kış aylarında ise yataya yakın konumda gelmeleri sonucu borucukların
çeperlerinde yansıyarak yutucu yüzeye ulaşmaktadır. Böylece masif
duvarda depolanan ısı enerjisi taşınım ve ışınım yoluyla iç mekana
belli oranda aktarılmaktadır.
5.6.2.2.3. AEROJELLER
(monolitik, granül):
Kistler tarafından
1931 yılında ilk kez üretilen monolitik aerojel kullanımı 1981
yılında tekrar gündeme gelmiştir. Silisyumdioksit (SiO2) esaslı
malzemelerin yansıma oranı düşük olup ışınların % 90'ı geçebilmekte
ve saydam bir görünüşe sahip olması pencere camlarında kullanma
olanağı vermektedir. Granül aerojeller ise saydam bir görüntü
vermezler, monolitik aerojele karşın üretimleri daha kolay ve
ucuz, ancak ışın geçirgenlik değeri düşüktür.
5.6.3. SAYDAM YALITIM MALZEMELERİ İLE ENERJİ TASARRUFU
Saydam yalıtım gerecinin
en önemli özelliği mekanlarda ısı geçişini engelleyerek ısı kaybını
azaltması ve güneş ışınlarını iç mekana ya da masif duvara geçirerek
ısıtma ve aydınlatma enerjisine katkı sağlamasıdır. 1 m2 yüzeye
sahip saydam yalıtım ile yılda ortalama 50-150 kWh enerji kazanımı
olanaklıdır. Yapılan bir araştırmada 12 m derinliğinde çift taraflı
aydınlatılmış olan bir büro binasında, yer yer parapet elemanlarında
saydam yalıtım uygulanması ile elektrik tüketiminde 1m2 lik saydam
yalıtımlı yüzeyden yılda yaklaşık 50 kWh'lik bir tasarruf sağlanmıştır
.
Direkt kazanç sistemlerinde
gün ışığından mekanların aydınlatılmasında yararlanmak, elektrik
enerjisinden tasarruf sağlar ve böylece sıcak dönemlerde soğutma
yükünü en aza indirger. Özellikle tasarımlarda, kompakt yapı formu,
iyi yalıtım sağlanması, enerjinin geri kazanımı ve yalıtım değeri
yüksek cam ve saydam yalıtım kullanımı ile enerji tüketimi hemen
hemen sıfıra indirgenebilir.
5.6.4. SONUÇ
Optimum saydam yalıtım
kalınlığının seçilmesi halinde toplam ısı yükünün karşılanmasında
güneş katkısının olabildiğince en üst düzeye çıkartılabileceği
anlaşılmaktadır. Saydam yalıtım, enerji kazanımında iki yöntemle
katkıda bulunmaktadır. Birincisi geleneksel yalıtım malzemeleri
gibi enerji korunumunu gerçekleştirmesidir. Diğeri ise geleneksel
yalıtım malzemelerinin aksine güneş enerjisinden daha yüksek oranda
kazanıma olanak vermesidir. Bu iki etki birlikte değerlendirildiğinde,
toplam ısı yükünün karşılanmasında güneş enerjisinin katkısı daha
fazla olmaktadır.
5.7. ÇAĞDAŞ ISI TRANSFERİ "ISI POMPASI"
5.7.1. ÇALIŞMA PRENSİBİ
VE ENERJİ KULLANIMI
Buzdolabının çalışma
prensibi hakkında bir iki ip ucu elde ettiğinizde, "ısı pompası"
denilen ve üzücüdür ki bazı teknik elemanlarca hala, ısıyı bir
yerden bir yere nakle yarayan sirkülasyon pompası sanılan sistem
hakkında fikir sahibi olacaksınız.
Yurtdışında 15-20 yıldır
verimli bir şekilde kullanılan ve düşük enerji ile, doğada mevcut
sıcaklığı kullanarak yaşam konforu elde etmemize yarayan bir düzenektir.
Buna enerji transfer ya da dönüşüm cihazı da diyebiliriz. Ülkemizde
az bilinmesi ya da kullanılmamasının nedenini siz de benim gibi
merak edeceksiniz. Buna mirasyedi mantığı da denebilir. Yani eldeki
kaynaklar tükenmeden diğerleri ile hiç ilgilenmeyen garip bir
dünya görüşü !.. Bu konularda cahil mi bırakıldık, yoksa "az
bilmek az sorumluluk demektir !" diye düşünüp bu bilgilere
biz mi talip olmadık, ayrı bir tartışma konusu !..
Fakat bu arada, enerji
konularında öncülük görevini başarı ile yürüten Erciyes Üniversitesinin
hakkını yememek gerekir. Diğer birçok enerji kullanımı örneklerinin
yanında, 1000 m2 lik bir yerin ısıtılmasında kullanılan "su
kaynaklı" ısı pompasının halen başarı ile çalışmakta olduğunu
da bildiriyor Doçent Dr. Necdet ALTUNTOP.
Bütangazı tüpleri,
ağzı açık kalıp gaz birden boşaldığında tüpün buz gibi olduğunu
görmüşsünüzdür. Bu olay; sıkıştırılıp sıvı haline gelen gazların
bu sırada ısınması ve basıncı aniden düşerken birden soğuması
kuralından kaynaklanmaktadır. Bu dönüşüm özelliği; buzdolaplarımızı
çalıştırırken, ısı pompalarına da ilham kaynağı olmuştur. O sistemin
teknik adı da zaten "ısı pompası"dır.
Isı pompası ile elde
ettiğiniz enerji için, kullandığınızın sadece % 33'ü kadar enerji
kaynağı tüketmek zorundasınız. Geri kalan enerjinin % 67'si çevreden
alınmaktadır. Çevredeki rüzgar, su rezervi ya da doğrudan toprak,
size yeterli takviye enerjiyi rahatça sağlamaktadır. Sihirli değnek
gibi görünen bu sistemin peynir ekmek gibi satmasının önündeki
tek engel, yatırımın kendisini 7-8 yılda amorti etmesidir. Buna
karşılık ısı pompası 15-20 yıllık bir çalışma ömrüne sahiptir.
Yani uzun dönemde yenileme bedelini yine sistemin kendisi karşılayacaktır.
Uzun vadeli planlamalar için göze alınması doğru olan bu sistem,
ısıtma ve soğutma için gereken enerji ihtiyacını üçte bire indirmekte,
böylece enerji temin eden diğer sistemlerin de daha düşük kapasiteli
olmasını sağlamaktadır. Amortisman süresini hesaplarken bu faktörün
de dikkate alınması gerekir.
Sistem, çalışma prensibi
yüzünden 55 derecenin üzerindeki ısı ihtiyaçlarında rantabilitesini
yitirmektedir. Bu yüzden elde edilen sıcaklığın yerden ısıtma
sistemlerinde kullanılması en uygun çözümdür. 55 dereceden sonrası
için ilave enerji kullanarak yüksek sıcaklıklara çıkılması olanaklıdır.
5.7.2. ÇALIŞMA YÖNTEMİ
Sistemin nasıl çalıştığını
anlayabilmek için iki adet karşılıklı su deposu gözünüzün önüne
getiriniz. Sağ ve soldaki depoların içinden geçerek kapalı bir
halkayı tamamlayan boru hattımız olsun. Bu boru hattı, depoların
içinden geçerken spiral biçimde olsun ki ısı transferi için geniş
bir yüzey sağlasın. Halkanın üst tarafında sıkıştırma amaçlı bir
kompresör, alt tarafında da genişleme valfi bulunsun. Tahmin edeceğiniz
gibi kapalı devre borumuzun içinde buzdolaplarında kullanılan
cinsten bir gaz bulunmakta..
Sağdaki depomuzun içinde; iç mekanı ısıtmakta kullanacağımız su
var. Kullanılan su depoya alttan giriyor, üstten çıkıyor. Soldaki
deponun içinde yine su var fakat bu su dış kaynakla irtibatlı.
Ya toprağın altına, ya bir su rezervine ya da sadece rüzgara yönelik
ısı kaynağı ile alışveriş yapıyor. Bu dış kaynak sadece 2-3 derecelik
suyun tekrar 10 dereceye çıkmasını sağlıyor.
Şimdi sistemin çalışmaya
başladığını düşünelim ve olanları birlikte takip edelim. 10 derecelik
dış kaynak sıcaklığının sol depodaki spiralden geçerek bizim özel
sıvımızı 8 dereceye getirdiğini düşünelim. Üst taraftaki kompresöre
8 derece ile giren sıvı yaklaşık 2 bar basınçtan 5 bara sıkıştırılarak
yükseltilirken, sıvının harareti de 50 dereceye çıkacaktır. İşte
bu 50 derecelik sıvı, sağdaki depomuzda mevcut kullanma suyumuzu
45 dereceye kadar ısıtacak ve depodan çıkarken yaklaşık 40 dereceye
düşecektir. Fakat basıncı hala 5 bardır. Bu kez alt taraftaki
genleşme valfimizde basıncı 2 bara düşerken sıcaklık ta 40 dereceden
birden 2 dereceye düşecektir. Soldaki depomuzda, dış kaynaktan
sirkülasyon pompası ile alınan 10 derecelik su ise sıvımızı tekrar
8 dereceye yükseltecek ve dönüşüm devam edecektir.
Güneş ya da rüzgar
enerjisinden elde edilen elektriğin çalıştırdığı bir ısı pompasının
ve kullanılmayan ısının depo edilebildiği depoların melez bir
sistem olarak entegre edildiği bir düzeneğin, çağdaş bir ısı transferi
örneği olmanın ötesinde, çağdaş bir "kendine yeten enerji
sistemi" olacağı kuşkusuzdur..
Sanırım, zaman zaman
mimari planlama verilerine eklemek zorunda olacağımız yeni hacımlar
ve yeni bir sistemle tanıştık.. Bilenler ise, bu bilgilerini tüm
enerji biçimleri ile karşılaştırma olanağı buldular..
5.8. BU ÇALIŞMANIN NEDENİ VE SONUCU
5.8.1. ENERJİ VE
TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI
5.8.1.1. BAKANLIĞIN
YAPISI
Bu çalışmayı gerekli
kılan ilk neden olarak, uzantısında "tabii kaynaklar"
bulunmasına rağmen o konuda yıllar boyu duyarsız ve gayretsiz
olmayı genel ilke edinmiş olan bakanlıktan söz etmek doğru olacaktır.
Enerjiyi, "elde edilen" değil "satın alınan"
görme alışkanlığı, 70 yılda yaptığı dış borçtan daha fazlasını
ülkemizin başına yükleyecek gibidir..
1965 yılından bu yana
34 bakan işbaşına gelmiştir. Bu hesaba göre ortalama iş görme
süreleri bir yılı pek fazla geçememiştir. Bu yüzden, iyi niyetlilerin
niyetini gösterme fırsatı bile ellerine geçmemiştir denebilir.
Şu anda bakanlığın kullandığı web sitesinin son olarak iki ay
önce güncellendiğini ve 2001 yılında, ancak 1999 yılının verilerini
bize sunabildiğini söylersek, ne kadar enerjik bir bakanlıkla
karşı karşıya olduğumuz da anlaşılır. Rakamları bir araya getirmekte
bu kadar zorlanan bakanlığın, doğru projeksiyonlarda bulunmasını
beklemekle belki de haksızlık etmekteyiz.
Bakanlarla ilgili bir
küçük istatistik de çektiğimiz enerji sıkıntısını açıklar gibi..
34 bakanın sadece 3 adedi; elektrik mühendisi, 3 adedi; makine
mühendisi olabilmiş, diğerlerinin avukat, inşaat mühendisi ya
da doktor olmalarında sakınca görülmemiştir. Yönetici olmak tabiidir
ki ayrı bir şeydir. O konunun uzmanı olmak değil o konuyu kavramış
olmak daima daha önemlidir. Fakat ortalama bir yıllık görev süresi
içinde, konuya yabancı bir bakanın enerji sorunlarını iyice kavraması
ve doğru yönetim etkinliği göstermesini beklemek de hayal olur.
Maalesef sonuçlar, yargımızı doğrulamaktadır. Son günlerde hallaç
pamuğu gibi atılan eski ve yeni bürokratlar da, ayrıca bakanın
doğru yaptırımlarına temel olacak alt yapının ne kadar sorun içerdiğini
gözler önüne sermektedir.
5.8.1.1. BAKANLIĞIN
TEŞHİSLERİ VE GELECEK TAHMİNLERİ
1
2000 yılında enerji talebinin ancak % 35'ini karşılıya bildiğimizi
söyleyen bakanlık bu oranın 2010 yılında % 27 , 2020 yılında ise
ancak % 23'e düşeceğini ileri sürmektedir. Yani onlara göre eldeki
kaynaklar talebe hiçbir zaman yetişemeyecektir. Dünyadaki genel
eğilimin aksine elimizdeki kullanılmayan kaynaklara rağmen, enerji
açığımızın sürekli büyüyeceği varsayımı, verilmesi planlanan siparişlerin
ve yeni ihalelerin haklılığını belgelemek ister gibi..
2
Bu tahminlere esas olan çizelgede, kamu oyu desteği ile siyasi
gündemden düşen nükleer enerjinin 2008 yılından itibaren toplumsal
hafızayı yok sayan bir anlayışla yeniden devreye girebileceği
ve 2020 yılına kadar üretimini % 450 arttıracağı varsayılmaktadır.
Nükleer enerjinin muhtemelen tüm dünyada tamamen terk edileceği
yıllarda Türkiye'nin bütün gayreti ile 63.159 GWh üretim yapacak
kapasitede ve batının başından attığı teknolojilere talip olacağını
düşünmektedir birileri. Bu anlayışa sahip olanların ortalama bir
yıl olan hizmet süresinin, aslında ülke için bir şans olduğu anlaşılıyor..
3
Yine aynı prodüksiyon çizelgesinde 2000 yılından 2020 yılına kadar
Jeotermal elektrik elde etme konusunda hiçbir değişiklik olmayacağı
ve anlaşılamayan nedenlerle üretimin sabit kalacağı öngörülmektedir.
Devlet desteği ile aynı sürede üretimim 50 kat artabileceğini
söyleyen uzmanların bakanlığı ikna etmeleri hayli zor görülüyor.
4
Bütün dünyanın aksine güneşten elektrik elde etmek gibi bir fantezisi
olmayan bakanlık, bu konuda rakam belirtmek zahmetine bile katlanmamıştır.
Güneşle su ısıtmanın ise 20 yılda ancak 6.4 kat artacağını beklerken,
uzmanların şu anda % 4-5 olduğunu söyledikleri kapasite kullanımına
bakılırsa yine 50-70 kat bir yanılma payını korudukları görülür.
5
Rüzgar konusunda da 20 yıl boyunca talepte ve üretimde hiç değişim
olmayacağını varsayarak 23 GWh'i sabit değer olarak göstermişlerdir.
Türkiye'ye göre daha düşük rüzgar kaynaklarına sahip olan Avrupa
ülkeleri, aynı süre içinde potansiyeli 12 kat arttırmayı planlarken
bizim sabit bir değerde demir atacağımızı varsaymak, yine enerji
bakanlığının politikasına yakışan bir öngörüdür.
6
Bu çalışma kapsamında,"Alternatif "Temiz" Enerji
Kaynakları" başlığı altında sıralanan birçok üretim biçiminin,
henüz bakanlığın literatürüne bile girmediği anlaşılmaktadır.
"Enerji Mimarlığı" altında özetle açmaya çalıştığımız
yöntemler ve bunların ülkemiz enerji tüketimine olan etkileri
ise, anladığımıza göre "Enerji Ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı"mıza,
başka dünyaların sorunları kadar yabancı gelmektedir.
Sabrınızı ve duygusal
yapınızı zorlamamak için diğer klasik enerji kaynaklarına ilişkin
prodüksiyonları irdeleyerek sözü uzatmak istemiyorum. Bu kadar
temel yanlışın var olduğu bir tablo zaten tümüne olan güveni de
yitirmektedir.. Enerji politikamızda, kıyısından kenarından düzeltmeye
değil, kökten, yeniden yapılanmaya ihtiyacımız olduğu anlaşılıyor.
Bu çalışmayı ortaya çıkaran nedenlerden en önemlisi; işte bu gereksinimi
gündemde tutmaktır..
5.8.2. KİŞİSEL NEDENLER..
Enerjiye ilişkin konulara
ilgim arttığından bu yana "mesleği mimarlık olan birinden
bu konuda tebliğ sunması beklenir mi ?" sorusu aklımı kurcalıyordu.
Bilgi sahibi olmak başka, bu konuda bilgi aktarmaya çalışmak ise
bambaşka bir sorumluluk gerektiriyordu çünkü.. Teknik ağırlığı
yüzünden, "enerji" bizim dışımızda gibi geliyordu. Fakat
kullanım amacı ve alanı dikkate alındığında, mimarları yüzde yüz
ilgilendirdiği hissediliyordu. Çünkü enerji kavramı genellikle,
bir yapının içindeki yaşamı teknolojik ya da bedensel biçimde
sürdürme gereksinimi ile gündeme geliyordu.
Bizim için tekniğin içerdiği tehlike ise şuydu; bazen konu öyle
bir platforma çekiliyordu ki, içinde olmayan bir kişinin konuyu
objektif bir gözle kavraması ve kendine gerekenleri bulması zorlaşıyordu.
Rakamların ve tabloların benim için adeta bir tercümana hatta
bir yorumcuya ihtiyacı vardı. Bu arada, herkesin anlayacağı biçimde
ifade edilemeyen gerçekler, kamu oyu tarafından benimsenemiyor,
işin sahibi gerçek uzmanlar da gerçek bir halk desteğinden genellikle
mahrum kalıyorlardı..
Bir ülkenin, konutlarda
"m2 başına elektrik tüketimi" diye verdiği rakamlar,
çok yetkili ağızlarca tüm evin "aylık tüketim rakamları"
ile karşılaştırılıyor, yani elma ile armut bize aynı meyve imiş
gibi takdim ediliyordu. Mimarlık gibi, bu konu ile çok yakından
ilgilenmesi gereken bir meslek grubunun bile konuya hayli yabancı
kalışının ardında, yeterli açıklıkta ifade edilemeyen ve bazen
birbiri ile çelişiyormuş gibi gözüken anlatımlar yatıyordu..
O yüzden benim için
işin en zor yanı, uzmanı olmadığım bir sahada zaman zaman bulanan
sudaki balıkları görmeye çalışmak oldu.. Bu konuda yardımını esirgemeyen,
suyu durultan ve bu çalışma içinde alıntı yaptığım otuzu aşkın
gerçek uzmana teşekkür etmeliyim.
Mesleki açıdan, ya
da meslek kaygısı dışında bu konuyu, "kişisel kanaatini oluşturmak
için" kavramaya çalışan vatandaşlarımız açısından bakıldığında
ilk göze çarpan, rakam kalabalığı idi. O yüzden, olabildiğince
sadeleştirerek, yüzlerce kaynakta ve çoğunlukla sadece birkaç
yönü ile ele alınan bilgilerin anahtar kelimelerini alıp tüm enerji
konu ve içeriklerinden yeni bir kompozisyon oluşturmaya çalıştım.
Özel ilgi alanımın
zihinsel enerjisini ve birlikte olduğum uzmanların, konuşmalarını
dinlediğim ya da yayınlarına ulaştığım birçok bilgi dostunun yardımını
kullanarak, tercüme ve yorum işlevini üstlenmem gerektiğine karar
verdim. Burada bilimsel formatın biraz dışına çıktım. Dipnotlarına
boğulmamak ve konuyu daha da uzatmamak için, yazı içinde ismini
anabildiğim değerli uzmanlar ve kaynaklar dışında yüzlerce "ismi
anılamayan" önemli kişinin varlığı beni huzursuz etmekteydi.
Onlar için bir ek hazırladım.. Alıntı yaptığım uzmanların çalışmalarını
ve görev yaptıkları kurum ile e-mail adreslerini listeledim. Kaynak
araştırmasına gereksinim duyanlar için, uzun bir kaynak listesinin
hazırlığı sürüyor. Bu listelerin oluşmasına yardımcı olan herkese
teşekkür borçluyum..
2000 yılının son aylarında
İstanbul'da gerçekleşen, "Ulusal Temiz Enerji Sempozyumu",
"Enerji 2000 Konferansı" gibi, bu konuları çeşitli açılardan
ele alan, yerli ve yabancı uzman kişilerin tebliğ sunduğu toplantılara
konuşmacı ve yönetici olarak katılma şansım oldu. Ulaşamadıklarımı
yazılı kaynaklardan takip etmeye çalıştım. Çalışmadan haberdar
olduklarında bilgilerini severek konuya katan dostlarım destek
verdi.
5.8.3. YARINLAR
İÇİN UZLAŞMA !..
Sabırla okuduğunuz
bu çalışma; yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi, tüm bu kaynaklarından
gelen bilgilerin kendimce birleştirilmesinden çıkan sonucun sizlere
takdimidir. Böyle bir tepeden bakışın ardından mimarlığa yönelik
ve diğer meslekler bünyesinde enerjiye özel ilgi doğar ve çalışmalar
ivme kazanırsa bu benim mutluluğum olur.. Kullanıcı olan ve bu
sorunlardan doğrudan etkilenen insanların bilgilenmesi ve bu konularda
"talep yaratması" ise, tüm sorunların çözümü yolunda
en büyük kazancımız olur..
Eksik bıraktığım çok
şey olduğunu biliyorum. Onları tamamlamak da artık sizin göreviniz..
Bu arada gerekiyorsa yanlışlarım için kulağımı çekmeyi de unutmayın
lütfen..Özellikle, bu yazıyı sonuna kadar okuma sabrı gösteren
nükleer sempatizanları her halde şunu göreceklerdir. Elimizdeki
kaynakların akıllıca kullanımı ile, tek güçlü seçenek sanılan
nükleer enerjiye hiçbir zaman ihtiyacımız olmayacaktır. Ülkeyi
enerji darboğazında ve çaresizliğinde göstermekten maksatlı bir
zevk alan bakanların ve bürokratlarının varlığına dikkati çeken
kişileri, yıllardır "vatan haini" ilan edenler, son
tutuklamalardan sonra sanırım şapkalarını önlerine koyup yeniden
düşünme gereksinimi duymuşlardır.
En büyük evrensel hainlik
gerçekleri gizlemektir. Bundan maddi menfaat elde etmek ise hainliği
tescil eden, önce ahlaki sonra hukuki bir suçtur..
Ekonomist Çiğdem BAYKAL'ın
tamamen katıldığım saptaması şöyle: "Ülkesini kurtarmaya
ve kalkındırmaya adamış da olsa bazı insanların genelde düştüğü
temel yanlış şudur : "Biz işin ehliyiz ve en iyisini ancak
biz yaparız." Siyasetçiler, bürokratlar, öğretim görevlileri
ve ülkenin kalkınmasında pay sahibi olduğuna inanan insanların
bazıları ne yazık ki bu yanlışlarının farkına varamıyorlar. Çünkü
"özeleştiri" yapmak yerine sürekli olarak "kendilerini
savunma" içinde olmayı tercih ediyorlar. Bu psikolojik ve
sosyal bir yanılgıdır. Özeleştiri yapamamanın toplumumuza getirdiği
finansal, ekonomik ve sosyal maliyetler artık tartışılmalıdır.
Ne yapıldığı ve ne için yapıldığı bilindikçe, özgür eleştiri ortamı
sağlandıkça, doğru olanı bulup uzlaşmamak olası değildir.
Özellikle, doğru verilmiş
yatırım kararları ve önceliklerin de siyasi erk tarafından sürekli
değiştirilerek planların alt üst edilmesi, elimizdeki son şansları
da yitirmemize neden olmaktadır. Bilimsel, bürokratik ve politik
şeffaflığı laftan öteye geçirebilirsek ve birbirimizi dinlemeye
başlarsak gelecek için uzlaşabiliriz. Çünkü buna ihtiyacımız var.."
Çoğumuzun çevreci içeriğini
bildiği ya da ismini duyduğu ünlü Kızılderili şef SEATLE şunları
söylüyor:
"Gökyüzünü, yerin
sıcağını nasıl alıp satabilirsiniz ? Havanın serinliği, suyun
şırıltısı bize ait değilse, onları nasıl satabiliriz?... Beyaz
adam için her toprak parçası birdir. Çünkü o topraktan ihtiyacını
çekip alan bir yabancıdır. Çünkü toprak onun kız kardeşi değil
düşmanıdır. İşi bitince çekip gider !.......
Anası olan toprağı
ve babası olan gökyüzünü, koyun sürüsü ya da renkli boncuklar
gibi alıp satmak ister. Beyaz adamın açlığı, toprağı yiyip bitirecek
ve çöle çevirecektir.......
Çocuklarınıza şunu
öğretin ; Toprak anamızdır ve bize olan her şey toprağa da olur,
toprağın çocuklarına da.. İnsan toprağa tükürüyorsa kendi üstüne
tükürüyor demektir. Toprak insana değil insan toprağa aittir.
Yatağını kirleten bir gün kendi kokusunda boğulur gider !..."
Enerji kaynakları ve
kullanım ilkelerine önemli referanslar veren yukarıdaki satırlar,
globalleşme heveslilerinin evrensel hukuk düşüncelerine omurga
olacak değerdedir.
20. yüzyılda olup biteni
1894 de öngören ve adeta özetleyen şefin sözlerinin, aslında ona
değil bir beyaza ait olduğunu garip sevinç çığlıkları ile ispat
etmeye çalışanları, marifetlerinden ötürü kutluyorum. Fakat şu
fırsatı da kaçırmış oluyorlar sanırım ! Şef Seatle kendisinin
de sık sık itiraf ettiği gibi bir
"vahşi !" idi.. Sözler hala ona ait olsaydı bir vahşinin
sözünü dinlememekte çok da haksız olmayacaktık !. Ama bu kadar
bilgece ve yüreğimize işleyen sözleri bizden bir "soluk benizli"
aklına getirebiliyorsa, hala inatla bu tavsiyelere uymamayı aptallıktan
başka açıklayacak sözcük kalmıyor..
Enerji ; yaşamın çekirdeği
ise; bilme, uzlaşma ve paylaşma gereksiniminin hayati önemi apaçıktır.
Her meslek mensubu ve her vatandaş, bu konuda kendine düşen sorumluluğu
taşımasını bilmelidir. Bu ülke bizim fakat bu dünya hepimizin..
Seçeneklerimizin amaca
uygunluğunu irdelerken tüm varoluşu görmezden gelirsek, "çözüm"
sandığımız şeylerin "düğüm" olduğunu anlamakta gecikmeyiz..
Uluslararası, Kimya
ve Enerji uzmanı Prof.Dr İbrahim Adnan SARACOĞLU, Antalya'daki
evinde yaptığımız sohbette şöyle demişti ; "İnsanlar zihinsel
enerjilerini kullanmayı bilselerdi, bir kişinin düşünce gücü Antalya'yı
aydınlatmaya yeterdi !.."
Bugün ve yarın hangi
konularda uzlaşmak gerektiğini anımsatmak amacı ile hazırlanan
bu çalışma, dilerim enerjimizi farklı boyutlara taşır..
Y.Mim. Çelik ERENGEZGİN
ÇA+BA Tasarım Sanat
Uygulama Ltd.Şti.
Ürünlü Köyü -BURSA
Tel : 224 - 496 10 12
Faks : 224 - 496 10 67
e-mail : cabatasarim@yahoo.com
e-mail : cabatasarim@turk.net
Kaynaklar
|
Prof.Dr.Tuncay NEYİŞÇİ
Herman SCHEER
Mak.Müh. Mehmet BURSA
Necati GÜLBAHAR-Mustafa Y.KILINÇ
Klaus HASSELMANN
Manfred STOCK
Hans Joachim SCHELLNHUBER
Metin ALTAN
Prof.Dr. Ertuğrul YÖRÜKOĞULLARI
Doç.Dr. Yağmur DENİZHAN
Prof. Konrad OTT
Doç.Dr. Türkan GÖKSAL
Doç.Dr. Türkan GÖKSAL
Prof.Dr. İ.Adnan SARAÇOĞLU
Metin ALTAN
Prof.Dr. Ertuğrul YÖRÜKOĞULLARI
Çiğdem BAYKAL
Doç.Dr. Necdet ALTUNTOP
Prof Dr. Tuncay NEYİŞÇİ
ODTÜ Mezunlar Derneği yayını
DoçDr. Necdet ALTUNTOP
Prof Dr. Tuncay NEYİŞÇİ
Prof.Dr. İ.Adnan SARAÇOĞLU
Jürgen TRİTTİN
Doç.Dr. Necdet ALTUNTOP
Mak.Müh. Mehmet BURSA
Mak.Müh. Mehmet BURSA
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
Uzman Enerji Dergisi
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı
ODTÜ Mezunlar Derneği yayını
Prof.Dr. İnci GÖKMEN
Hans Josef FELL
Prof.Dr Hayrettin KILIÇ
Çiğdem BAYKAL
Doçent Dr. Şükran ÇAVDAR
Prof.Dr. Ertuğrul YÖRÜKOĞULLARI
Doç.Dr. Yağmur DENİZHAN
Doç.Dr. Necdet ALTUNTOP
Rasim KARABACAK-Gabil ABDULLAYEV
Rasim KARABACAK-Gabil ABDULLAYEV
Mehmet ESEN-Ahmet KOCA
|
Cansen AKKAYA
Çiğdem BAYKAL
DSİ Raporu
Prof.Dr.Tuncay NEYİŞÇİ
DPT Beş Yıllık Kalkınma Planı
Orhan MERTOĞLU-Nilgün BAKIR
Doç.Dr. Türkan GÖKSAL
Doç.Dr. Türkan GÖKSAL
Kimya Müh. Ateş UĞUREL
Doçent Dr. Türkan GÖKSAL
Kimya Müh. Ateş UĞUREL
M.Hakan HOCAOĞLU-A.Barış KÖKDEN
Rüştü EKE-Şener OKTİK
Doç.Dr. Necdet ALTUNTOP
Doç.Dr. Necdet ALTUNTOP
Doç.Dr. Necdet ALTUNTOP
Doç.Dr. Necdet ALTUNTOP
Zekai ŞEN
Cihan DÜNDAR-Mustafa CANBAZ- Nezihe AKGÜN
Cihangir PEHLİVAN
Altan BAYRAM-Senem Bulut BAYAR
Kasım KOÇAK-Zekai ŞEN-A.Duran ŞAHİN
DPT Beş Yıllık Kalkınma Planı
İ.Engin TÜRE
Prof.Dr. Nedim SARAÇOĞLU
Göksel N. DEMİRER
Didem ÖZÇİMEN- Dilruba KARDAŞLAR-
Esin ÇULCUOĞLU-
Doç.Dr. Filiz KARAOSMANOĞLU
Prof.Dr.Nejat VEZİROĞLU
Prof.Dr. Ertuğrul YÖRÜKOĞULLARI
Bülen ORAL- Ümit.K.TERZİ- İrfan GÜNEY
Harun Koku-İnci EROĞLU-Ufuk GÜNDÜZ- Meral
YÜCEL-Lemi TÜRKER
Doç.Dr Semih ERYILDIZ-Doç.Dr.Demet
ERYILDIZ
Kimya Müh. Ateş UĞUREL
Mimar Rolf DISCH
Gül Koçlar ORAL-S.Filiz AKŞİT
Haluk SAYAR-Ahmet ÇITIROĞLU
Doç.Dr.Necdet ALTUNTOP-Yusuf YETKİN
Doç.Dr. Necdet ALTUNTOP
Doç.Dr. Demet Irklı ERYILDIZ-F.Nur DEMİRBİLEK
Doç.Dr.Türkan GÖKSAL-Prof.Dr.Necdet ÖZBALTA
Ekonomist Çiğdem BAYKAL
Kızılderili Şef SEATLE
Prof.Dr. İ.Adnan SARAÇOĞLU |
ANTALYA TURİZM SEKTÖRÜNÜN
ENERJİ GEREKSİNİMİNİ KARŞILAMADA YEREL KAYNAKLARIN KULLANIM DEĞERİ
2-12
Prof.Dr.Tuncay NEYİŞÇİ
Akdeniz Üniversitesi, Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi
tneyisci@hotmail.com
SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA
AÇISINDAN TÜRKİYE'NİN TEMİZ VE GÜVENİLİR ENERJİ KAYNAKLARI 2-11
Necati GÜLBAHAR
N.Ü.Aksaray Mühendislik Fakültesi İnşaar Mühendisliği bölümü-AKSARAY
Mustafa Y.KILINÇ
K.Ü. İnşaat Mühendisliği Bölümü Yahşihan-KIRIKKALE
HİDROJEN-ZEOLİT SİSTEMİNİN
ÇEVRE İLE ETKİLEŞİMİ 2-6
Metin ALTAN
Anadolu Üniversitesi, Uydu ve Uzay Bilimleri Araştırma Enstitüsü,
ESKİŞEHİR maltan@anadolu.edu.tr
Prof.Dr. Ertuğrul YÖRÜKOĞULLARI
Anadolu Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü, ESKİŞEHİR eyorukog@anadolu.edu.tr
ENERJİ KORUNUMLU BİNALARDA
DIŞ DUVAR KURULUŞLARI 1-11
Doç.Dr.Türkan GÖKSAL
Anadolu Üniversitesi,Mimarlık Bölümü İki Eylül Kampüsü ESKİŞEHİR
tgoksal@anadolu.edu.tr
TERMAL GENLEŞMELİ
ENERJİ ÇARKI 1-10
Rasim KARABACAK
PAÜ Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü Çamlık DENİZLİ
Gabil ABDULLAYEV
PAÜ Mühendislik Fakültesi Tekstil Mühendisliği Bölümü
Çamlık DENİZLİ kabila@pamukkale .edu.tr
GÜNEŞ ENERJİLİ YEMEK
PİŞİRİCİLERİN TİPLERİ, ÜLKEMİZDE KULLANILMA İMKANLARI ( 1-3)
Mehmet ESEN
Fırat Üniversitesi, Makine Eğt. Böl. ELAZIĞ mesen@firat.edu.tr
Ahmet KOCA
Fırat Üniversitesi, Makine Eğt. Böl. ELAZIĞ
akoca@firat.edu.tr
BARAJLAR VE ÇEVRE 2-4
Cansen AKKAYA ( Çevre Şube Müd.)
Devlet Su İşleri Genel Müd..Etütü ve Plan Dairesi Başkanlığı Yücetepe
ANKARA
cansenak@hotmail.com
TÜRKİYE'DE VE DÜNYADA
JEOTERMAL UYGULAMALAR-SOSYAL EKONOMİK VE ÇEVRESEL ETKİLERİ-2-13
Orhan MERTOĞLU-Nilgün BAKIR
Orme Jeotermal A.Ş. Hoşdere cad. 190/7-8-12 Çankaya-ANKARA orme-f@tr-net.net.tr
- bakir_nilgun@hotmail.com
PV ( Photo Voltaic)
TEMELLİ ELEKTRİK ÜRETİMİNİN ÜLKEMİZDE UYGULANABİLİRLİĞİ 1-7
M.Hakan HOCAOĞLU
Gebze İleri teknoloji Enstitüsü, Mühendislik Bölümü
hocaoglu@penta.gyte.edu.tr
A.Barış KÖKDEN
Gebze İleri teknoloji Enstitüsü, Mühendislik Bölümü
alibaris@hotmail.com
RÜZGAR TÜRBİNİ TARİHİ
GELİŞME SÜRECİ
1-16
Zekai ŞEN
İtü İnşaat Fakültesi, Hidrolik Ana Bilim Dalı Maslak İSTANBUL
zsen@itu@edu.tr
TÜRKİYE RÜZGAR ATLASI
PROJESİ ve ÖRNEK ÇALIŞMA : AYVALIK 2-14
Cihan DÜNDAR
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müd. Araştırma Şube Müdürlüğü
cdundar@meteor.gov.tr
Mustafa CANBAZ
Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müd. Rüzgar Enerjisi Şube Müdürlüğü
mcanbaz@eie.gov.tr
Nezihe AKGÜN
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müd. Araştırma Şube Müdürlüğü
nakgun@meteor.gov.tr
YENİLENEBİLİR ENERJİ
KAYNAKLARLA ELEKTRİK SANTRALLERİ 2-10
Cihangir PEHLİVAN
Umweltkontor Alternatif Enerji A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Trabzon
cad. Milcan ap. K3 no 6/A KAHRAMANMARAŞ
Tuerkiye@umweltkontor.com
TÜRKİYE İÇİN YENİ
VE YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI VE ENERJİ POLİTİKALARI 2-9
Altan BAYRAM
Gebze İleri teknoloji Enstitüsü, Enerji Sistemleri Bölümü
Senem Bulut BAYAR
Gebze İleri teknoloji Enstitüsü, Çevre Mühendisliği Bölümü
54 Wp'lik ŞEBEKE BAĞLANTILI
PV GÜÇ SİSTEMİNİN MODELLENMESİ
Rüştü EKE - Şener OKTİK
Muğla Üniversitesi Temiz Enerji Kaynakları Araştırma Geliştirme
Merkezi mutek@bodrum.mu.edu.tr
HIZ SÜREKLİLİK EĞRİLERİNİN RÜZGAR VERİLERİNE UYGULANMASI
Kasım KOÇAK
İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Meteoroloji Mühendisliği
Bölümü Maslak İSTANBUL
Zekai ŞEN
İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, Meteoroloji Mühendisliği
Bölümü Maslak İSTANBUL
A.Duran ŞAHİN
İTÜ İnşaat Fakültesi, Hidrolik Ana Bilim Dalı Maslak İSTANBUL
BİYOKÜTLEDEN ENERJİ
ÜRETİMİNİN EKONOMİK ANALİZİ 2-1
İ.Engin TÜRE
MSÜ Fen Edebiyat Fakültesi Beşiktaş İSTANBUL
engtr@superonline.com
BİYOKÜTLE ENERJİSİNİN
21.YÜZYILDA DÜNYA VE TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ 2-3
Prof.Dr. Nedim SARAÇOĞLU
ZKÜ Bartın Orman Fakültesi BARTIN
nedsar@superonline.com
BİYOKÜTLE ENERJİSİNE
BİR ÖRNEK : ANAEROBİK YÖNTEMLERLE ORGANİK ATIKLARDAN BİYOGAZ ELDESİ
2-2
Göksel N. DEMİRER
ODTÜ Çevre Müh. Bölümü. ANKARA
goksel@metu.edu.tr
BİYOMOTORİN NEDİR
? 2-8
Didem ÖZÇİMEN-Dilruba KARDAŞLAR-
Doç.Dr. Filiz KARAOSMANOĞLU
filiz@itu.edu.tr
İTÜ Kimya Müh. Bölümü Maslak İSTANBUL
Esin ÇULCUOĞLU
Mobil Oil Türk A.Ş Serviburnu cad. 9 İSTANBUL
culcue@mobil-europe-lubes.com
GÜNEŞ PİLİ SİSTEMLERİNDE
ENERJİNİN DEPOLANMASI: FOTOVOLTAİK-HİDROJEN SİSTEMLERİ 1-9
Bülen ORAL boral@marun.edu.tr
Ümit.K.TERZİ terzi@marun.edu.tr
İrfan GÜNEY iguney@marun.edu.tr
Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Elektrik Eğitimi
Bölümü, Göztepe İSTANBUL
RHODOBACTER SPHAEROIDES
O.U 001 İLE HİDROJEN ÜRETİMİ 2-5
Harun Koku-İnci EROĞLU ieroğlu@metu.edu.tr
Ufuk GÜNDÜZ ufukg@metu.edu.tr
Meral YÜCEL meraly@metu.edu.tr
Lemi TÜRKER lturker@metu.edu.tr
ODTÜ Kimya Müh.Böl. İnönü Bulvarı ANKARA
ENERJİ VE YAPI YÜZEYİ
İLİŞKİSİ 1-12
Doç.Dr Semih ERYILDIZ eryildiz@metu.edu.tr
Anadolu Üniversitesi, Müh.Mim. Fak. Mimarlık Bölümü ESKİŞEHİR
Doç.Dr.Demet ERYILDIZ irkli@mikasa.mmf.gazi.edu.tr
Gazi Üniversitesi, Müh.Mim.Fak. Mimarlık Bölümü ANKARA
GÜNEŞ ENERJİSİNDEN YARARLANMA AÇISINDAN UYGUN YER SEÇİMİ 1-1
Gül Koçlar ORAL kgul@itu.edu.tr
S.Filiz AKŞİT sfilizak@hotmail.com
İTÜ Mimarlık Fakültesi Taşkışla-İSTANBUL
ERCİYES ÜNİVERSİTESİNDE
GÜNEŞ ENERJİSİ UYGULAMALARI VE ÖRNEK ÇALIŞMALAR 2-15
Doç.Dr.Necdet ALTUNTOP altuntop@erciyes.edu.tr
Yusuf YETKİN ytekin@erciyes.edu.tr
Erciyes Üniversitesi Müh. Fak. Makine Müh. Bölümü KAYSERİ
ANADOLU GÜNEŞ MİMARLIĞI
1-4
Doç.Dr. Demet Irklı ERYILDIZ irkli@mikasa.mmf.gazi.edu.tr
Gazi Üniversitesi Müh.Mim. Fak.Mimarlık Bölümü Maltepe ANKARA
F.Nur DEMİRBİLEK demirbil@metu.edu.tr
ODTÜ Mimarlık Fak. Mimarlık Böl. İnönü Bulvarı ANKARA
ORTAM HAVASININ ISITILMASINDA
YENİ BİR YÖNTEM : GÜNEŞ DUVARI 1-6
Haluk SAYAR energy@turk.net
Ahmet ÇITIROĞLU energy@turk.net
AES Alternatif Enerji Sistemleri Ltd. Şti. 1.Levent İSTANBUL
ENERJİ ETKİN TASARIMDA
"SAYDAM YALITIM"
Prof. Dr. Necdet ÖZBALTA nozbalta@bornova.ege.edu.tr
EÜ Güneş Enerjisi Enstitüsü ve Müh.Fak.Makine Müh.Böl. Bornova
İZMİR
Doçent Dr. Türkan GÖKSAL tgoksal@anadolu.edu.tr
Anadolu Üniversitesi,Mimarlık Bölümü İki Eylül Kampüsü ESKİŞEHİR
RÜZGAR VE GÜNEŞ ENERJİSİNDEN
ELEKTRİK ÜRETİMİ VE TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ
Y.Kimya Müh. Ateş UĞUREL atesu@teraenerji.com
TERA Enerji A.Ş. Etiler İSTANBUL
DÜNYA BARAJLAR KOMİSYONU
"WCD"GENEL BULGULARI
Ekonomist Çiğdem BAYKAL cbaykal@turk.net.
Ceyhan-Aslantaş Barajı Örnek Durum Çalışması proje yöneticisi
Agrin Co.Ltd ANKARA
Son Sayfa
<1> -
<2>
-
<3> -
<4>
-
<5> -
<6>
|