|
4.2.1.3.2. ELEKTRİK
"Şu anda ülkemizin tek jeotermal
elektrik üreten 20,4 MW'lık Denizli-Kızıldere santralinde atık olarak
çıkan karbondioksit değerlendirilerek, yılda ortalama 120.000 ton
sıvı karbondioksit ve kurubuz üretilmektedir.
Mevcut jeotermal sahalardan 5 adedinde
hemen, ilave 4 adedinde devlet desteğinin ardından elektrik üretimine
başlanabilir. Böylece toplam elektrik ihtiyacımızın % 5'i bu kaynaktan
karşılanabilir. Almanya'daki gibi devlet desteğinin sağlanması halinde
elektrik için 80 derece olan alt sınıra kadar potansiyelimiz gelişecek
ve üretim yaklaşık iki katı artabilecektir. 2000 yılında 20 MW civarında
olan elektrik gücümüzün; 2002'de 45, 2004'de 100, 2005'de 185, 2010'da
500, 2020'de 1000 MW'a çıkarılması mümkündür.
4.2.1.4.3. ISITMA
Jeotermal suları kullanma sırasında
oluşan kabuklaşma ve korozyon sorunu artık çözülmüş, uzak mesafeye
ekonomik taşıma olanaklı hale gelmiştir. Bu yüzden, ülkemizde jeotermal
merkezi ısıtma sistemlerinde yıllık artış oranı ortalama % 23'lere
ulaşmıştır. Ülke koşullarında böyle bir sistemin maliyet analizinde;
boru şebekesi % 70, ısı merkezi %5, üretim ve enjeksiyon kuyuları
%10, bina adaptasyonu % 10'luk paya sahiptir. Kaynaklarımızın %
95'i ısıtmaya uygun niteliktedir.
Türkiye'de de ev ısıtması ihtiyacının
ise % 30'u gibi çok büyük bir bölümü yine jeotermal kaynaklardan
karşılanabilir. Bu ısı kaynağı, yılda 9.3 Milyar dolarlık 30 milyon
ton Fuel-Oil ya da 30 milyar m3 doğalgaz eşdeğeridir.
Jeotermal ısıtmada dünyanın 2010 yılı
hedefi şöyledir :
|
Türkiye
|
500.000 ev
|
|
Avrupa
|
3.000.000 ev
|
|
Amerika
|
7.140.000 ev
|
4.2.1.4.4. EKONOMİK ETKİLER
Türkiye'de jeotermal merkezi ısıtma
sistemleri vatandaşlar tarafından benimsenmiş ve yatırımın % 50'si
halk tarafından karşılanır hale gelmiştir. İki yıllık ısıtma parasının
peşin ödenip katılım ücretinin takside bağlanabilmesi gibi avantajlarla
bu katılım ve finansman modeli işlerlik kazanmıştır.
31.500 MW lık toplam potansiyelimizin,
ısıtma, elektrik, soğutma, sağlık hizmetleri ( kaplıca ) ve sanayide
kullanımı gibi çeşitli alanlarda tam kapasite ile kullanılması halinde
net yurtiçi katma değer yılda 20 milyar doların üzerinde olacaktır.
Yani bir GAP yatırım bedeli kadar.
Ayrıca emisyon daralması yaratan enerji
üretim biçimlerinden olduğu için, uluslar arası kredi kuruluşları
jeotermal enerjiye çok sıcak bakmaktadırlar."
4.2.2. GÜNEŞ KAYNAKLI ENERJİLER
4.2.2.1. GÜNEŞ ENERJİSİNİN TARİHİ
1839 da, Edmond BECQUAREL tarafından
güneş ışığının elektrik üretebildiği fark edildi. 1950 yılına kadar,
laboratuarlarda süren araştırmalar 1954 de
% 4 verimli ilk güneş hücresinin üretilmesi ile ticari değer kazanmaya
başladı. 1958 de bir Amerikan uydusu ilk kez ihtiyacı olan tüm enerjiyi
güneşten elde ediliyordu. 1975 de üretilen, ilk güneş panelinin
Watt başına maliyeti 750 dolar civarındaydı. Günümüzde ise verimlilik
dört mislinden fazla büyüyerek % 17 lere varmış, Watt başına maliyet
5 dolara kadar düşmüş, çalışma ömrü 50 yıla kadar uzamıştır.
Dünya Bankasının tahminlerine göre,
önümüzdeki 30 yıl içinde güneş enerjisi sektör hacminin 4 trilyon
dolar olacağı söylenmektedir. Sadece paradan anlayanlara bile, bu
işin önemini çok çarpıcı biçimde anlatacak bir rakamdır bu..
4.2.2.2. KAYNAKLAR
Güneşten dünyaya radyasyon yani ışıma
yolu ile gelen enerji, yeryüzünde bir yılda tüketilenin 10.000 katıdır.
Pratik olarak, yeryüzüne ulaşan güneş ışığının m2 ye 1000 Watt değerinde
düştüğü kabul edilir. Yapılan ölçümlere göre ülkemizin % 63'ünde
10 ay, %17'sinde ise bir yıl boyunca güneş enerjisinden yararlanmak
mümkündür. Ülkemizde ilk kez 1970 yılında, bir bilimsel araştırma
kapsamında güneş enerjisi gücü hesaplanmıştır. Yılda ortalama güneşlenme
zamanımız 2600 saattir. Sadece gün ışımasının yetebildiği su ısıtan
sitemlerin geliştirildiği günümüzde, bazı bölgelerimizde, kalan
iki aylık sürenin bile değerlenebileceği anlaşılmaktadır..
4.2.2.3. FOTOVOLTAİK GÜNEŞ PANELİ
4.2.2.3.1. PANELLERİN YAPISI VE
KONUMU
Güneş panelleri için, "görsel,
işitsel ve ekolojik kirlilik adına" kötü zanda bulunmaya hiç
hakkımız yok. Güneş enerjisi; verimliliğin, panel ömrünün süratle
artması, enerji nakil hattını ortadan kaldıran yerel çözümler ve
yüksek verimli güneş santralleri ile bugünün ve geleceğin rakipsiz
enerji sistemi olacaktır.
Güneş panellerinin imal edildiği pek
çok materyal vardır. Fakat en çok kullanılan; silisyum yani kuartz
ya da bildiğimiz ismi ile kumdur. Dünyada oksijenden sonra en çok
bulunan element olan kum panellerin hammaddesidir. "Hücre rengi;
monokristal silisyumda;siyah, polykristal silisyumda; mavi, amorf
silisyumda ise; kırmızımsı kahverengi olup ışın emme güçleri de
renklerine bağlı olarak değişir.." Bu renk olanağı mimari amaçla
kullanıma bir açılım sağlar.
Paneller enerji dönüştürme sırasında
gün ışığından başka herhangi bir yakıt kullanmazlar. "Bu modüller
cepheye ya da çatıya entegre edilmeleri halinde ilave mekan ve yüzey
gerektirmezler. Çok tabakalı olarak üretilmeleri durumunda ısı yalıtımı
sağlamaları da olanaklıdır. Panellerden maksimum verim almak için,
uygun yaz ve kış açısının bölgeye göre saptanması gerekir."
"Genel olarak bu aralık 30 ile 60 derece arasında değişir.
Sabit yerleşim durumunda en çok verim açısı pratik olarak, üzerinde
bulunulan enlemin rakamsal değerine 15 derece eklenerek bulunur.
Yazın zaten fazla üretim olacağından kış açısına göre ayarlamak
daha doğrudur. Örneğin İstanbul 37 derece enlemdedir. Bu hesaba
göre en uygun sabit açı 37+15=52 derecedir."
Panel yüzeyine, komşu binalardan ve
çevredeki ağaçlardan gölge düşmesi verimi azaltacaktır. % 3-4 verim
kaybına neden olan cam yüzeyinin kirlenmesi de aynı etkiyi oluşturacağından,
yağmur suyunun paneli yıkayabilmesi için eğim açısının 20 derecenin
üstünde olması tavsiye edilir. Su ısıtıcılarının aksine, aşırı ısınma
eski tip panellerde elektrik üretimini olumsuz yönde etkileyeceğinden
böyle durumlar için havalandırma olanağı düşünülmelidir." diyor
Doçent Dr.Türkan GÖKSAL.
"Yeni güneş panellerinin çoğunda
havalandırma ihtiyacı kalmamıştır. Fakat, yarı iletken teknolojisi
soğukta daha iyi işlediğinden ve karlı ortamda yansımalar arttığından
panellerin verimi daha çok gereksinim olan kışın artmaktadır."
Rüzgar enerjisi kullanımı son on yılda
yaklaşık % 25 artarken, güneş pili kullanımı % 300 den fazla artmıştır.
Önümüzdeki on yılda rüzgar için % 45, güneş için ise % 800'lük bir
artış tahmin edilmektedir.

ABD ve İsrail, önümüzdeki
yıllarda toplam enerji gereksinimlerinin % 20'lik kısmını güneşten
karşılamayı hedeflemektedirler. Bu hesabı ülkemizin % 20 sine uyarlarsak,
yaklaşık 1000 MW lık 17 nükleer santral eder. Bir tanesinin bile
mücadelesini kıyasıya sürdürenlerin, hedeflerini güneşe çevirmeleri
halinde 17 santrallık hazır güce ulaşabilecek olmaları düşündürücüdür.
4.2.2.3.2 EN UYGUN YAPIM EŞİĞİ
Bir konutun ortalama gereksinimi olarak
kabul edilebilecek 10 kWh/günlük ihtiyacın rüzgar ve güneşten müştereken
karşılanma bedeli eve harcanan toplam paranın % 10 u mertebesinde
kalabilmektedir.
Almanya'da son hükümet, nükleer santralleri
kapatma ve temiz enerji kaynaklarına yatırım yapma kararı almıştır.
Enerji üretimi bu tarz olmak koşulu ile inşa edilen evler özel teşvik
görmekte, 20 yıl vadeli düşük faizli krediler verilmektedir. Amerika'da
evlerin güneş enerjisine dönüştürülmesi bundan böyle bir devlet
politikası olmuştur. Bizim enerji politikamızın neden farklı olduğuna
gelince !.. Enerjiyi üretmek için şimdiye kadar kendimizi bağımlı
hissettiğimiz ürünlerin ardındaki pazar paylarını ve rant kavgalarını
görebildiğimiz zaman, niye bu enerji çıkmazına saplandığımızı anlamak
zor olmayacaktır.
"Güneş paneli kullanarak elektrik
üretimi için mevcut şebekeye 2km den uzak olmak, ekonomik sınır
olarak kabul edilmektedir. Yani bu uzaklıktan itibaren elektrik
için yapacağınız harcama, TEDAŞ'a ödeyeceğiniz para ile başa baştır.
Bu arada, 300m den itibaren hat maliyetinin kullanıcıya ait olduğunu
ve gerilim seviyesi değiştirilmek zorunda ise, yani yüksek gerilimden
hat almak zorunda iseniz en küçük boyutlu trafoya 1250 dolar ödeyeceğinizi
de hesaba katmalısınız. Demek ki 300 m den itibaren koşulları gözden
geçirmeli, yatırım analizi yapmalıyız.
Normal bir ev için 2KW kurulu güç yeterlidir ve bu güç, günde ortalama
10 KWh elektrik üretir. Bir yılda üretilen 3650 KWh'ı yürürlükteki
7 sent elektrik fiyatı ile çarptığımızda ve sistemin 15 yıl sorunsuz
olarak elektrik ürettiğini varsaydığımızda 3825 dolarlık enerji
kazancımız olduğu görülür. Bu rakamı kuruluş masraflarından düşersek
güneş paneli kurma optimum sınırının 1km ye düşebildiğini görürüz."
"Bu sistemlerde maliyet; sistemin
büyüklüğü ile ters orantılıdır. Yani sistem büyüdükçe maliyet düşmektedir.
Avrupa Topluluğu desteği ile başlayıp, bugüne kadar bir bölümü hayata
geçirilen 50MW gücündeki Girit Adası Güneş Enerjisi tesisinde belirlenen
maliyet , kilovat başına 8.5 senttir. Dünya ortalamasının 8 sent
olduğu düşünülürse, bu sorunsuz yatırımın önemi ortaya çıkar. Ayrıca
önümüzdeki yıllarda PV modül üretiminde beklenen teknolojik gelişim
ve düşen fiyatlar ile, bu enerjinin diğer üretim metotları ile her
koşulda rahatça rekabet edebileceği anlaşılmaktadır."
4.2.2.4. DİĞER ÜRETİM YÖNTEMLERİ
Güneş kuşağında yer alan ülkelerin
gereksinimi elektriğin ekonomik şekilde üretilmesi, "parabolik-silindirik
termik santral" adı verilen uygulama ile ümit verici bir açılım
kazanmıştır. 1980 den bu yana Kaliforniya'da 350 MW üzerinde elektrik,
bu tip santrallerde üretilmektedir. Dünya Bankası; Hindistan, Meksika,
Fas ve Mısır'da dört büyük termik güneş santralinin daha kurulmasını
planlamıştır.. OECD rakamlarına göre 83.000 MW lık yani, yaklaşık
bir yıllık elektrik tüketimimizi karşılayacak kadar güneş enerjisi
potansiyeline sahip bir ülke olarak, nükleer kavgaları sırasında,
sıraya giremeyip ıskaladığımız bir olanaktır bu..
Güneş enerjisi konu olduğunda, sadece
fotovoltaik güneş panelleri ile karşılaştırma yapan bazı uzmanlar,
nedense diğer güneş enerjisinden elektrik elde etme yöntemlerini
hiç duymamış gibi davranmaktadırlar.
Şimdiye kadar bu tür termik santrallerde,
güneş ışınlarını toplayan parabolik-silindirik aynanın odağına yerleştirilmiş
borulardaki ısı taşıyıcı sıvı, enerjisini türbine göndermekteydi.
Gelecekte bu borulara sadece su basılıp buharlaşması sağlanacak
ve elektriğin maliyeti üçte bir oranında düşürülecektir.
Uzmanlar, bu tür santrallerin gelecekte
piyasayı ele geçireceğine artık emindir.. Bu sayede bol güneş alan,
bizim gibi gelişmesini tamamlayamamış ülkeler, enerji ihraç eden
ülkeler konumuna geleceklerdir. Kıtalar arası doğru akım hat şebekeleri
aracılığı ile, ya da enerjiyi hidrojene çevirerek, boru hatları
ya da tankerlerle sanayi ülkelerine satış olanağı bulacaklardır.
Doğaldır ki kendi ülkelerinin sanayi gelişimi konusunda da, enerjiyi
mahallinde üretmenin avantajını yaşayacaklardır.
"Güneş bacalı sistemler"
mimariyi yapısal olarak çok yakından ilgilendirdiğinden 5. Bölüm
"Enerji Mimarlığı" başlığı altında daha geniş biçimde
ele alınmıştır.
4.2.2.5. GÜNEŞ KOLEKTÖRLÜ SU ISITMA
SİSTEMİ
"Güneş enerjisinin en ekonomik
uygulaması sıcak su elde etme yöntemidir. Güneş enerjili sıcak su
ısıtma sistemleri, kullanılan techizata ve iklim bölgesine göre
ortalama olarak 1.5-3 yıl arasında kendisini geri ödemektedir."
Ülkemizde mevcut kurulu güneş kolektörü
alanı
3 milyon m2 olarak hesaplanmaktadır. "Bunun yanında yılda 500
bin adet kolektör imalat kapasitesi bulunmakta fakat bunun ancak
% 25'i kullanılabilmektedir." Havası alınmış cam tüplü modellerde,
doğrudan güneşin değil sadece gün ışığının var olması ile 85-100
derece arası su sıcaklığı elde edilebilmektedir. Aynı sistemler
bir süre sonra soğutma amaçlı da kullanılmaya başlanacaktır.
"Türkiye de tüketilen enerjinin
% 35'i fabrikalar dahil tüm binaların ısıtması için, % 3'ü konutlarda
sıcak su elde etmek için, % 7'si ise sanayide sıcak su elde etmek
için kullanılmaktadır. Yani ülke çapında tüketilen enerjinin % 10'u
sıcak su elde etmek için harcanmaktadır. Türkiye toplam enerji pazarının
ithalat ve yerli kaynaklardaki harcama miktarının 27-28 milyar dolar
olduğu dikkate alınırsa, güneşten bu sıcak suyun karşılanma bedeli
% 10 hesabı ile ortalama 2.7-2.8 milyar dolara ulaşmaktadır. Şu
anda Türkiye de güneş enerjisinden sıcak su üretiminin parasal bedeli
ise ancak 120 milyon dolar civarındadır. Yani güneş, sıcak su ihtiyacının
ancak % 4-5'ini karşılamaktadır." Geri kalan % 95-96 için ne
yapılabilir ?
Bu düşük yararlanmanın nedenleri
aşağıda sıralanmıştır:
"1- Güneş enerjisi sıcak
su sistemlerine yönelik hiçbir teşvik edici çaba yoktur.
2- Güneş kolektörleri otomobil,
gibi lüks mal sınıfına konulmuştur. Güneş enerjisi sistemleri yaptıranlar,
harcamadan dolayı aldıkları faturaları vergi iadesinde dahi kullanamamaktadır.
3- Temel ihtiyaç maddeleri
için ödenen % 8 KDV yerine güneş enerjili sıcak su ısıtma sistemi
kullananlar ceza olarak % 17 KDV ödemek zorunda bırakılmaktadırlar.
Türkiye nüfusu; 67 milyondur, ortalama
aile büyüklüğü 4.5 kişi alınırsa; yaklaşık 15 milyon aile var demektir.
Kamu ve özel iş yerlerindeki mutfaklar, fabrikalar, hastane, askeri
kurum gibi konut dışı binalarda yapılan harcamaları dikkate almak
için aile sayısı yuvarlak olarak 20 milyon olarak kabul edilebilir.
Bir ailenin ayda sıcak su için ortalama bir LPG tüpü kullandığını
kabul edelim. 12 kg lık bir LPG tüpünün 6.5 milyon TL. olduğundan
yola çıkarak , yılda 1.56 katrilyon TL., ya da 2.3 milyar dolar
ödediğimizi bulabiliriz. Bu değerden taşıma (% 5), bayi karları
(% 9), vergi (% 34) gibi yurt içinde kalan değerleri düştüğünüzde
dışarıya 1.15 milyar dolar ödeme yaptığımız anlaşılır.
LPG dışında doğal gaz, kömür, Fuel
oil, odun ve tezeğin de sıcak su üretiminde kullanıldığı ve bunlarında
bir parasal değeri olduğu dikkate alınırsa, yukarıda ifade edilen
2.7-2.8 Milyar dolar değerlerinin hayali olmadığı ortaya çıkar.
Bu değerin kesinlikle 1.5 milyar dolarlık kısmı güneş enerjisi ile
karşılanabilir. Bu para Türkiye'nin her yıl IMF ve Dünya Bankasından
aldığı paraya yakındır." diyor yine Doçent Dr. Necdet ALTUNTOP
4.2.3. RÜZGAR KAYNAKLI ENERJİLER
4.2.3.1. PERVANELİ RÜZGAR SANTRALİ
4.2.3.1.1. RÜZGAR ENERJİSİNİN TARİHİ
"İlk insanlar, rüzgarın neden
meydana geldiğini bilmemekle beraber onun gücünden yararlanma yoluna
gitmişlerdir. İlk yelkenli gemiler muhtemelen bu gücün ilk kullanım
örnekleriydi. İran, Afganistan ve Doğu Asya, ilk rüzgar değirmenlerinin
kullanıldığı bölgelerdir. Yaklaşık 2000 yıl kadar önce İskenderiye'de
org çalmak amacı ile rüzgardan yararlanıldığı söylenmektedir. Yatay
eksenli değirmenler Avrupa ülkelerinden önce Artuk Türk'lerinden
Ebul-İz tarafından tasarlanmış ve 1200 yıllarında Diyarbakır yöresinde
kullanılmıştır. Yapılan çizimleri günümüze kadar gelmiş olan bu
su kaldırma makinesinden 200 yıl önce düşey eksenli yel değirmenleri
İran'da biliniyordu."
4.2.3.1.2. KAYNAKLAR ve KAPASİTELER
Alt eşik sınırı olarak, ortalama rüzgar
hızının 5-8 m/s arasında olduğu yerlerde nominal verimin ¼ ü sağlanabilmekte,
11,12 m/sn ( ortalama 40 km/saat) de maksimum güce ulaşılmaktadır.
Rüzgar türbinleri, 150 km/saat rüzgar hızlarına kadar sorunsuz çalışabilmektedir.
"Dünyanın rüzgar enerji potansiyelinin
50 derece kuzey ve güney enlemleri arasında yılda 26.000 TWh ( 26
milyar MWh ) olduğu hesaplanmıştır. Ekonomik nedenlerle bu gücün
üçte birinin kullanılabilir olduğu tahmin edilmektedir. Yine bir
başka araştırmada, dünya yüzeyinin % 27'sinde 5m/s den fazla rüzgar
hızı ölçülmüştür. Yani bu alanlarda km2'de 8 MW üretim olanağına,
bir başka deyişle 240.000 GW kurulu güce ulaşılabileceği anlaşılmaktadır."
Ortalama 240 bin adet nükleer santralı büyüklüğünde bir gücün sadece
esen rüzgarda olduğunu anlatan rakamlar..
Marmara bölgesinde, Ege'de Bozcaada
ve Gökçeada'da, Güneydoğu Anadolu bölgelerinin yanı sıra, Sinop
ve İskenderun çevresinde de elektrik üretimine uygun potansiyel
bulunduğu saptanmıştır. Bu yıl tamamlanması beklenen rüzgar atlası,
rakamsal potansiyeli ortaya çıkaracaktır. Türkiye'de şu anda; Çeşme
bölgesinde toplam 15 MW kurulu güce sahip 2 adet, Bozcaada'da ise
yine toplam 12MW civarında 1 rüzgar santrali işletmeye alınmıştır.
Rüzgar, güneş kaynaklı bir oluşumdur.
Fakat enerji elde etme biçimi yönüyle ayrım yaptığımız için farklı
bir başlık altına alınmıştır. "Rüzgar; güneş enerjisinin dünyayı
ve atmosferi her yerde aynı derecede ısıtmamasından doğan sıcaklık
ve basınç farkları sonunda meydana gelir."
"Bir rüzgar türbininin rüzgardan çıkartacağı enerji miktarı,
üç ana değişkenin fonksiyonudur. Bunlar ; rüzgar hızı, pervane çapı,
ve güç eğrisidir. Rüzgar enerjisi; rüzgar şiddetinin üçüncü kuvveti
yani küpü ile orantılı olduğundan, rüzgar hızındaki çok küçük bir
fark, sonucu büyük ölçüde etkilemektedir."
( 1-13 )
Dünyadaki tüm rüzgar enerjisi santrallerinin
toplam gücü şu anda 14.000 MW'tır. Halen Almanya'da 5000, Amerika'da
2500, Danimarka'da 1750 MW kurulu güç vardır. Almanya, 1994 den
beri rüzgar gücünü tam 9 kat arttırarak 5000 MW'a ulaşmıştır. Avrupa'daki
rüzgar enerjisi projeleri halen 5 milyon insanın yerel gereksinimlerini
karşılayacak kadar enerji üretebilmektedir.. Avrupa toplamındaki
8139 MW mevcut kapasitenin on yıl içinde beş misli artarak 40.000
MW'a, 20 yıl içinde 100.000 MW'a yükseltilmesi bekleniyor. Yani
yaklaşık Türkiye nüfusu kadar insanın enerji gereksinimini rahatça
karşılayacak bir üretim söz konusudur. 2040 yılında ise tüm dünyanın,
enerjisinin % 40 ını rüzgardan elde etmesi öngörülmektedir. Mevcut
elektrik şebekesinin işleyiş ve yapısında herhangi bir değişiklik
yapmadan rüzgar santrallerini sisteme dahil etmek mümkündür.
Teorik olarak rüzgar enerjisi, Avrupa'nın
tüm enerji ihtiyacını karşılayabilecek iken, teknik nedenlerle şimdilik
2003 yılı için 21.833 MW, yani toplam gücün
% 20'sinin hedef olarak seçilmiş olması üzerinde düşünmeliyiz. Size
bir de borsa haberi: "Avrupa birliğinde rüzgar enerji sistemleri
konusunda faaliyet gösteren şirketlerin karları, internet ve cep
telefonu şirketlerinin karlarını geçmiştir." ( 1-8 )
Türkiye, Avrupa ülkelerine göre rüzgar
enerjisi potansiyeli en ümit verici ülke olarak görülüyor. Ülkemizin
doğal rüzgar potansiyeli yıllık 10.000 MW olarak hesaplanıyor..
Sağlıklı ölçümlerin çoğalması ile yeni potansiyellerin ekleneceği
tahmin ediliyor."İlk etapta kolaylıkla işletmeye alınabilir
rüzgar potansiyeli 5000 MW civarında olup, bu kurulu güçle günde
ortalama 35.000 MW elektrik üreterek, yaklaşık 3.5 milyon evin,
diğer bir hesapla ülke nüfusunun dörtte birine yakın 14 milyon kişinin
elektrik ihtiyacını karşılamak olanaklıdır." ( 1-15 )
Rüzgardan elektrik üretimini teşvik
için, hükümetimiz kendisi elektriği tüketiciye ortalama 6.5-7 cent/
kWh e satarken, kayıplar ve işletme masraflarını da kendisi üslenerek
ilk on yıl için 10 cent/ kWh'e satın almaktadir.
4.2.3.1.3. RÜZGAR TÜRBİNLERİNİN
SORUNLARI
"1- 2-3 km'lik alan içersinde,
radyo ve TV alıcılarında parazitler oluşturması şikayet konusudur.
Bu sakıncanın elektronik olarak çözümü araştırılmaktadır."
( BYKP )
"2- Rüzgardan elektrik
enerjisi elde etmek amacı ile kullanılan türbinlerin mekanik gürültüleri
çok düşük seviyelere çekilebilmiştir. Fakat aerodinamik gürültünün
kontrolü oldukça zordur. Tipik bir rüzgar türbininden yayılan hava
sesinin duyulma uzaklığı rüzgar yönünde 1400 metredir. 63 m uzaklıkta
55 desibeldir. Yani küçük bir kamyonun motor sesi kadar.
3- Kanatların çevrimi sırasında
yerden yükselen tozlar, kimyasal atıkların havada tutunmasını sağlamakta,
sera etkisini güçlendirmektedir. Bu yüzden türbin kurulacak yerlerin,
tozlanmayı engelleyici zemine sahip olması çok önemlidir.
4- Santralın kurulduğu alanda
tarım amaçlı kullanımın engellenmesi, flora ve faunaya yani bitkisel
ve hayvansal yaşama negatif etkiler göz ardı edilmemelidir."
Almanya'daki uygulamalarda santralin kurulacağı bölgedeki bir çift
kuşun yuvası bile gerekli iznin verilmesini zorlaştırmakta, o yuvanın,
benzer yaşam koşullarındaki başka bir alana nakli istenmektedir.
5- "Bir bölge, rüzgar
yönünden uygun bir potansiyele sahip olsa bile bütün rüzgar türbinlerini,
interkonnekte sistemin kısıtlamaları nedeniyle yalnızca bu bölgede
yoğunlaştırmak şimdilik olanaklı değildir."
6- Bu yüzden rüzgar santrallerinin,
rüzgarı kuvvetli olan fakat yerleşim bölgelerinden uygun uzaklıktaki
alanlarda ya da ses tamponu oluşturan engellerin ardında kurulmasında
yarar vardır. Deniz üstü santraller yukarıda anlatılan sorunları
büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır.
4.2.3.1.4. ÇEVRESEL HEDEFLER
Avrupa'nın ve özellikle "Almanya'nın"
2050 yılı hedefi olan temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına
bağlı enerji tahmini, petrol devi Shell şirketinin tahminleri ile
çakışmaktadır. Onlara göre 2050 yılına kadar "tüm dünyanın"
enerji ihtiyacı, alternatif enerji kaynaklarından elde edilecektir.
Bizler de artık silkinsek ve 5 yıllık
meşhur "pilav üstü" planlarımızın boyutlarını zorlayarak,
bazılarının yaptığı gibi 50 yıllık prodüksiyonları gözümüzde canlandırmaya
çalışsak, sanırım bu göz antremanı ile yakını daha iyi görmeye başlayacağız
!..
Rüzgar türbinlerinin çevre sorunlarını
tümüyle yok saymak mümkün değil. Fakat teknolojinin gelişmesi, düşey
eksenli sistemlerin yeni olanakları ve santrallerin açık denizlere
taşınması ile bu sorunların çözülebileceği gayet açık. Yani, çaresi
ekonomik boyutlarda ve yaşam tehlikesi taşımayan sorunlardır bunlar.
Rüzgar tarlalarında, türbinlerin kapladığı gerçek alan, toplamın
% 1-1.2 'si kadardır. Türbin aralarında uygun tarım yapılabilir.
Ayrıca, enerji üretecinin modüler yapısı ve türbin imalatına yüksek
oranda yerli katılım olanağı da bu enerjiyi cazip kılmaktadır.
4.2.4. BİTKİSEL KAYNAKLI ENERJİLER
4.2.4.1. KAYNAKLAR
Bitkisel ve hayvansal kökenli tüm
maddeler "Biyokütle Enerji Kaynağı"dır. Bu kaynaklardan
üretilen enerji ise "Biyokütle Enerjisi"dir. Bitkisel
biyokütle, yeşil bitkilerin güneş enerjisini fotosentez yoluyla
doğrudan kimyasal enerjiye dönüştürerek depolaması sonucu oluşmaktadır.
Fotosentez ile oluşan toplam enerji miktarı dünya enerji tüketiminin
on katıdır.
"Biyokütle enerjisi; genel anlamda
çevreye uyumlu bir kaynak olmakla birlikte, kullanılan türe göre
bazı çevresel etkiler yaratabilmektedir. Örneğin organik çöp ve
benzeri bazı atıkların yakılması sonucu ortaya çıkan atıklar tehlikeli
sınıfa girebilmekte ve çevresel önlem alınmasını gerektirmektedir.
Diğer taraftan, depolanması ile geçici görsel çevre kirliliği yaratabilen
bu tür kaynaklar, enerji kaynağı olarak değerlendirildiğinde, çoğunlukla
organik olmayan katkıların doğurduğu diğer sorunlara da çözüm üretilmesi
gerekmektedir."
Aşağıdaki ürünler, biyokütle enerji
teknolojileri kapsamında değerlendirilebilirler.
4.2.4.1.1. ODUN :
Enerji ormanları, çeşitli ağaçlar
4.2.4.1.2. YAĞLI TOHUMLAR :
Kolza, ayçiçek, soya gibi
4.2.4.1.3. KARBONHİDRAT BİTKİLERİ :
Patates, buğday, mısır, pancar, enginar vs.
4.2.4.1.4. ELYAF BİTKİLERİ :
Keten, kenevir, sorgum, miskantus v.s.
4.2.4.1.5. PROTEİN BİTKİLERİ :
Bezelye, fasulye, buğday v.s.
4.2.4.1.6. BİTKİSEL ARTIKLAR :
Dal, sap, saman, kök, kabuk v.s.
4.2.4.1.7. HAYVANSAL ATIKLAR
4.2.4.1.8. EVSEL ATIKLAR
4.2.4.1.9. ENDÜSTRİYEL ATIKLAR
4.2.4.2. ENERJİ ELDE ETME YÖNTEMLERİ
4.2.4.2.1. YAKARAK ENERJİYE DÖNÜŞEN
BİTKİLER
"Çok hızlı büyüyen "tatlı
sorgum" bitkisinin, 3 yılda geri dönüş olanağı veren üretim
biçimleri ile enerji bitkisi olarak yetiştirilmesi başta Amerika
olmak üzere birçok ülkenin gündemindedir. Bu bitkinin hayvan yemi
olarak kullanılma olanağı bulunduğu gibi, elde edilen şekerden alkol
üretmek de mümkündür."
Bir yetiştirme sezonunda ürün alınabilen diğer enerji bitkilerinden
de yararlanmak mümkündür.
"Söğüt, kızılağaç, okaliptus,
akasya, meşe, kavak ve akçaağaç türlerinden de enerji ormanı olarak
yararlanmak mümkündür. Finlandiya'da ülke enerjisinin % 18'i İsveç'te
% 15'i bu tür yanabilen bitkilerden elde edilen ısı ve elektrik
ile elde edilmektedir. Kanada'da, 260 hektarlık kavak plantasyonunun
1 MW lık enerji üretebileceği hesaplanmıştır. Amerika'da, 9000 hektarlık
kızılağaç ormanından 50.000 kişilik bir şehrin enerji gereksiniminin
karşılanacağı hesaplanmıştır.
Üç ton odun bir varil petrol kadar
enerji üretir. Endüstri ülkelerinde kişi başına düşen yıllık gereksinim
yaklaşık 25 varil petrol ya da 75 ton odundur. Günümüzdeki üretim
biçimleri ile bir hektar orman iki kişinin yıllık enerji gereksiniminim
karşılayabilmektedir. Gelişen teknoloji ile bu verimin arttırılması
mümkündür. Bu üretimde, endüstriyel değeri olmayan dal ve yapraklar
ile odun artıkları, yonga ve talaşlar da değerlenmektedir.
Ülkemiz, çok sayıda yapraklı ağaç
türlerinin ve doğal yetiştirme olanaklarının bulunması ile birçok
ülkeye göre avantajlı durumdadır.Türkiye'nin de, Uluslararası Enerji
Birliğine üye diğer ülkeler gibi, enerji ormancılığına bilinçli
bir şekilde başlaması istenecek, böylece ormanlarımızın gerçek koruması
başlamış olacaktır. Çünkü gerçek koruma seyrederek değil, işleyerek
sağlanır.."
4.2.4.2.2. ORGANİK KÜTLELERDEN
BİYOGAZ ELDE ETMEK
"Yaş evsel atıklar, zeytin karasuyu,
peynir altı suyu, tavuk yaş atığının ülkemizdeki yıllık üretim rakamlarından
şu sonuç çıkmaktadır : Yıllık enerji potansiyeli 7.885x 10 üstü6
kWh dır. Bunun % 20 sini gerçekleşebilir potansiyel olarak aldığımızda
bile, nerede ise ülkemizin yollarını aydınlatacak enerjinin yarısı
kadar, yani 349 x 10 üstü 6 m3 doğal gaz karşılığı olan; 1.577 x
10 üstü6 kWh elektrik elde etmenin mümkün olduğu gözükmektedir.
Bu rakam, Türkiye'de organik atık üreten ; mezbahalar, bira, şeker,
balık ve konserve fabrikaları gibi yiyecek sektörler de dikkate
alındığında daha da yükselecektir. "
Hayvan dışkısından biyogaz elde etmek,
asılardır bilinen bir metottur. Çiftlik ya da köy ölçeğinde uygulamalar,
hem enerji hem de üstün vasıflı doğal gübre elde etme olanağı vermektedir.
4.2.4.2.3. BİYOMOTORİN
En önemli dizel motoru alternatifi
yakıt; biyomotorindir.
Bitkisel yağlardan, esterleşme reaksiyonu ile elde edilir. Dizel
motorlarda hiçbir tasarım değişikliği yapılmadan çevre dostu olarak
kullanılabilir.
Kolza, ayçiçek, soya gibi bitkilerin
yağları ve kullanılmış kızartma yağlarına, çok az miktarda metanol
ve sodyum veya potasyum hidroksit katılarak % 99 saflıkta biyomotorin
üretilebilmektedir.
1- Normal motorine göre 20
de 1 oranında daha az kükürt içermektedir.
2- Buna karşılık % 6.2 daha yüksek verim elde edilmektedir.
3- Motorinden daha yüksek alevlenme noktasına sahip olduğundan
taşıma ve depolaması daha güvenlidir.
4- Suya karıştığında, örneğin denize döküldüğünde, biyomotorinin
28 günde % 95'i, mazotun ise ancak %40'ı bozunabilmektedir. Bu yüzden
çevre kirliliği yaratmaz.
5- Yutulması halinde olumsuz bir toksik etkisi yoktur. Sofra
tuzu, biyomotorinden 10 kat daha yüksek öldürücü etkiye sahiptir.
6- Ciltte, % 4 lük sabun çözeltisinden daha az toksiktir.
7- Motorda güç azaltıcı birikintilerden temizleme ve daha
iyi yağlayıcılık özelliklerine sahiptir.
8- Mazot ile çeşitli oranlarda karıştırılarak kullanılabilir.
9- Karışım kullanımlarında, sera etkisini azaltıcı etki yaratmaktadır,
saf kullanımında çevre için asit tehlikesi oluşturmaz.
10-Üretim sırasında yan ürün olarak sabun özelliğinde gliserin
elde edilmektedir
"1990 yılında 10 bin ton/yıl
civarında olan dünya biyomotorin üretimi, 1998'de 75 kat artarak
yedi yüz elli bin tona ulaşmıştır. Ülkemizdeki kara taşımacılığının
ürkütücü ağırlığı göz önüne alındığında, petrol tüketiminde ve egzoz
gazı kirliliğinde azalma ve daha ekonomik yakıt olması nedeni ile
biyomotorin üretimi önemle ortaya çıkmaktadır."
4.3. ÇAĞDAŞ YAKIT : HİDROJEN..
4.3.1. BİZ NERESİNDEYİZ ?
Söze başlarken, "uluslararası
hidrojen enerjisi çalışmalarının önde gelen isimlerinden birinin
Prof.Dr.Nejat VEZİROĞLU adlı bir Türk olduğunu belirtmek uygun olur.
İstanbul'da uluslararası bağlantılı bir "Hidrojen Araştırma
Merkezi" kurulma çalışmalarının sürdürüldüğünü de söylemek
gerekir.
Güneş-Hidrojen sistemi gelecekte Türkiye
için de umut vericidir. Umut verici başka bir durum da Karadeniz'in
200m dibinde bulunan H2 S gazıdır. Bu gaz bir bakıma hidrojen deposudur.
Bu gazdan bilinen teknolojilerle hidrojen üretmek çok kolaydır.
Ayrıca, Doğal Zeolit rezervleri açısından çok zengin oluşumuz, hidrojenin
en büyük problemi olan depolama sorununu da çok kolay çözeceğimizi
gösterir. Zeolitin çare olması, bir yerde Karadeniz'in dibindeki
hidrojeni arabalarımıza yakıt olarak çok ucuz ve tehlikesiz olarak
koymak anlamındadır.." diyor Prof.Dr Ertuğrul YÖRÜKOĞULLARI
4.3.2. ÖZELLİKLERİ VE ENERJİYE
DÖNÜŞÜMÜ
Görünmez ve kokusuz bir gaz olan hidrojene
yeryüzünde diğer elementlerle bileşik yapmış halde rastlanır. Yanma
sonucunda sadece su buharı meydana gelir. Bu su tekrar ayrıştırılıp
hidrojen elde edilebilir. Yanma sırasında, canlı organizmayı tehdit
edecek hiçbir zehirli atık, kül ve benzeri maddeler meydana gelmez.
Hidrojen üretirken elde edilen oksijen de hidrojenle birlikte nakledilebilir
ve kirlenmiş suların, şehir atıklarının temizlenmesinde kullanılabilir.
Ağırlık olarak 1kg benzine göre 1kg hidrojen 2.75 katı daha çok
enerji üretir. Bu yüzden sıvı hidrojen uzay araçları için en uygun
yakıttır.
Alev parlaklığı düşük ve tutuşma sıcaklığı
benzine göre iki katından daha yüksek, doğal gaza göre % 10 fazla
olduğundan daha emniyetlidir. Buna karşılık alev sıcaklığı benzine
çok yakın iken, doğal gazdan yine % 10 daha fazladır. Doğal gaz
kullanılan yerlerde tesisatta önemli bir değişiklik olmadan hidrojene
dönülebilir. Hidrojenin yoğunluğu doğal gazdan az olduğundan boruların
akım kapasitesi arttırılabilir. Yani borularda aynı zamanda daha
fazla gaz nakli sağlanabilir.
Fosil yakıtlar sadece zengin karışımlarda
yanabilirler. Buna karşılık hidrojen, havası fazla "zayıf"
karışımlarda da kolaylıkla yanar. Verimlilikten dolayı, bir yolcu
uçağında uçak benzini yerine hidrojen kullanılması % 19, süpersonik
jette % 39 , otomobillerde ise % 60 a kadar enerji tasarrufu sağlar.
4.3.3 DEPOLAMA VE KULLANIM AVANTAJLARI
Mekanik, elektrik ve ısı enerjisine
kolaylıkla dönüştürülebildiğinden fosil yakıtlardan daha ekonomik
depolama ve kullanma avantajına sahiptir.
1- Hidrojenin elektrik hücrelerinde
"elektriğe" dönüşmesi, termal ünitelerden çok daha ekonomiktir.
Dönüşüm randımanı termal ünitelere göre iki katıdır. Deneme hidrojen
pillerinde bu randıman üç katına yaklaşmıştır.
2- Bir hidrojen-akü-elektrikli
motor sistemi, benzin ya da dizel motorlarına göre iki katından
daha fazla randımanla yakıtı "mekanik güce" çevirebilmektedir.
3- Endüstriyel ya da evsel
ısıtma ve soğutma gereksinimlerinde hidrojen, fosil yakıtlara göre
% 24 den daha fazla verimle "termal enerjiye" dönüşmektedir.
Randıman yüksekliği, iş yapan cihazların küçülmesini de beraberinde
getirecek, bu da daha az malzeme, insan ve mekanik gücü kullanımı
yüzünden genel randımanı pozitif yönde etkileyecektir. Herhangi
bir üretim için fosil yakıt yerine hidrojen kullanmak % 26'lık bir
kaynak tasarrufu sağlayabilmektedir..
Çoğunlukla suyun elektrolizi yöntemi
ile elde edilen hidrojenin 21. yüzyılın yakıtı ve enerji depolama
maddesi olacağı konusunda çoğu bilim adamı ve araştırmacı artık
hemfikirdir. Uçucu ve yanıcı hidrojenin kullanılır hale gelmesi,
üretimi, depolanması ve ulaşımı gibi sorunların aşılması bizi biraz
uğraştıracağa benzer.. Fakat gelişmeler bu enerjinin anahtar teknoloji
olacağı yolunda güçlü işaretler taşımaktadır. Hidrojen, gaz ve sıvı
olarak; çelik depolarda, gaz olarak; metal hidridler ya da doğal
ve yapay zeolitler içinde farklı biçimde depolanabilmektedir.
Prensip olarak hidrojenle konutları
ısıtmak, santralleri işletmek, türbin ve motorları çalıştırmak mümkündür.
Hidrojen ve oksijen tepkimesinin yakıcı madde hücrelerinde kontrol
altında tutulabilmesi çalışmaları, en çok yatırım yapılan konu haline
gelmiştir. Başta otomobil üreticileri en büyük gayreti göstermektedir.
2001 yılı yazında Berlin'de bu teknoloji ile çalışan ilk şehir otobüsünün
sefere konulması planlanmıştır. Uzun vadeli en iyi seçenek olarak
görülen hidrojenin yakıt ikmali sorunu çözüldüğünde bu işin önü
tamamen açılacaktır.
4.3.4. ELDE EDİLMESİ
"Hidrojen, elektroliz yöntemi
ile ve % 75-80 arası verimle üretilirken, elektrik enerjisi kimyasal
enerjiye dönüşmektedir. Kimyasal enerjiden tekrar elektrik enerjisine
dönüşüm, yakıt hücreleri kullanılarak gerçekleşmektedir. Yakıt hücresi;
hidrojen enerjisini düşük gerilimde doğru akıma çeviren elektrokimyasal
cihazdır. Bu işlem için gerekli olan oksijen ise zaten elektroliz
işlemi sırasında ortaya çıkmaktadır."
"Tek yanma atığının su olması,
birim kütle başına yüksek enerji içermesi ve yakıt pilleri aracılığı
ile doğrudan elektrik enerjisine çevrilebilmesi, hidrojeni geleceğin
ideal yakıtı haline getirmektedir. Doğada anaerobik bakteriler,
fotosentetik bakteriler ve alglerin birçok türü, metabolizmalarının
gereği olarak hidrojen üretebilmektedir. Biyolojik sistemlerle hidrojen
üretimi, düşük verim ve yüksek maliyet nedeni ile henüz ekonomik
olarak uygun olmamakla beraber araştırmalar gelecek vaat etmektedir.
Biyolojik olarak hidrojen üretimi sırasında elde edilen yan ürünler,
ekonomi sağlamada önemli faktör olacaktır. Örneğin; ilaç sanayiinde,cerrahi
malzemelerde ve ambalajlarda kullanılan ve biyolojik olarak buzunabildiğinden
çevreyi kirletmeyen özel bir plastik türü olan Polihidroksibütirat,
şeker fabrikası atık suyu "malat"tan hidrojenle birlikte
elde edilmektedir."
Hidrojen; "kendini yenileyebilen
enerji türlerinden kazanıldığı sürece !" kendisine alternatif
ya da rakip gibi görünen metanol, doğal gaz gibi yakıtlarla en büyük
farkını ortaya koymaktadır. Çünkü diğer enerjilerin büyük çoğunluğu;
kömür ya da petrol ya da nükleer, yani artık ve atık sorunu taşıyan
ve tükenmeye mahkum kaynaklardan ya da o kaynakları üretim enerjisi
amaçlı kullanarak elde edilmektedirler.. Hidrojen elde etmek için
ise sadece güneşin varlığı yeterlidir. İşte bu yüzden, önümüzdeki
20-30 yıl içinde en ümit verici seçenek ve dolaylı enerji kaynağı
olma özelliğini korumaktadır.
Devam ediyor...
<1> -
<2>
-
<3> -
<4>
- <5> -
<6>
|