4. BÖLÜM
ALTERNATİF
(Yenilenebilir) TEMİZ KAYNAKLAR

4.1. ELİMİZDEKİ OLANAKLAR ve OLACAKLAR..

Yenilenebilir hammadde ve enerjiler bu çarpık gelişimin tek alternatifidir. Belki de bu yüzden "alternatif" tanımlaması enerji diline haklı olarak yerleşmiştir. "Temelinde temiz enerji kaynakları bir "reaksiyon" değil bir "aksiyon" kaynaktır." Bu doğru.. Fakat, alternatifin "reaksiyon" anlamı içermesi bence çok yadırganamaz. Çünkü her türlü yeni buluş, eskisine duyulan reaksiyon sonucu gündemde kendine yer bulur. Reaksiyon, talep yaratır. Bir başka deyişle "reaksiyon" yoksa "aksiyon"un kabul şansı çok düşüktür.

Birçok temiz enerji yanlısı, alternatif sözcüğünün "ikincil" anlamı çağrıştırdığını söylüyor. Sanki asil kaynaklar var ve bunlar da onların olmaması durumunda kullanılan "alternatif" kaynaklardır düşüncesi onları rahatsız ediyor. Hassasiyetlerine saygı duyuyorum. Bence henüz "alternatif", "yenilenebilir", "dönüşümlü", "temiz" sözcüklerinin hepsi henüz eşit ağırlıklı ve biraz da birbirini tamamlayıcı.. Tek başına tüm anlamları içeren sözcüğün oluşması için biraz zamana ihtiyacımız var. Kavram yerleştiğinde, onu anlatan sözcük de kendiliğinden dilimizde yerini bulacaktır. Endişeye mahal yok !..

Her yenilenebilir enerjinin, (dolaylı etkisini dikkate almazsak, jeotermal enerji hariç) ortak ve direkt kaynağı güneştir. Bu alandaki hammadde potansiyeli, fosil ve nükleer enerji potansiyelini kat kat aşmaktadır. Sadece güneş ışınları, dünyamıza fosil ve nükleer enerjinin bir yılda harcanan miktarının 15 bin katı enerji göndermektedir. Bir başka örnekle; sadece İtalya'ya güneşin yolladığı enerji miktarı tüm dünya gereksinmesinin altı katıdır. Doğal olguların bir başka güç gösterisi olarak, bitkilerin fotosentez sırasında gösterdiği üretim randımanının, dünya kimya endüstrisi yıllık randımanının on bin katı olduğunu söyleyebiliriz..

Yeri gelmişken, ülkemizde mevcut, üçte biri sadece bize özel olmak üzere 10.000 bitki türüne karşılık tüm Avrupa'da ancak 12.000 tür bulunduğunu, ülkemizdeki hayvan ve böcek türlerinin yine tüm Avrupa'nın bir buçuk katı olduğunu hatırlamakta fayda var. Doğal döngü içinde var olan ve bizim şerrimize uğramadıkça var olmaya devam edecek olan kaynaklarımızın zenginliğini ve bir gün mutlaka işimize yarayacağını göz ardı etmemeliyiz.

Alternatif doğal kaynakların didik didik edildiği çağımızda, elimizdeki hazinenin gücünü kavrayıp onu ülkenin ve insanlığın yararına çevirecek bilim adamlarımızı bekleyen bu muhteşem laboratuar, Tanrının Anadolu'ya bir armağanıdır. Biyolojik çeşitlilikteki zenginliğin, ekolojik sistemlerdeki istikrarı temsil ettiği yaygın bir inanıştır. İstikrar göstergesi olmak da, bu hazinenin sürekli gözlem altında tutulmasının haklı gerekçelerinden biridir.

Özellikle kimya endüstrisinde en çok kullanılan fosil yakıtlar, endüstriyi fosil hammadde ekonomisine bağımlı hale getirmiştir. Alternatifin olmadığı sanılan uzun yıllar boyunca, şuur altındaki "vazgeçilmezlik" düşüncesi, kaynakların tükenmekte olduğunu bile geç fark etmemize neden olmuştur. Güneş ve rüzgar enerjisi kullanırken, merkezileşme tehlikesine düşmeden, bölgesel olarak enerji üretmek mümkün olmaktadır.. Burada küresel hammadde zincirine gerek yoktur. Kullanımın yaygınlaşmasının ardından yerel olanaklarla uygulanan dönüşüm teknikleri kolaylıkla devreye girebilecektir. Böylece sayısız küçük yatırım ve istihdama fırsat yaratılacak, fosil hammadde endüstrisine hayati bağımlılık ancak bu şekilde ortadan kalkabilecektir.

Halen mevcut olan küresel teknik pazarlar varlıklarını sürdürecek fakat dönüştürme santralleri gayrı merkezi olacaktır. Yani, siyasal ekonominin bölgesel faktörlere endeksli olmaya başlaması ile uluslar arası şans eşitliği doğacaktır. Bunun dışında, endüstriyel işlevlerin temel hammadde kaynağı olarak, ziraat ve tarımın ekonomik boyutları yeni açılımlar kazanacaktır...

"Tarıma mecburi dönüş" yolculuğu ufukta gözükmektedir. Patates tarlası yerine otomobil fabrikasını yeğleyen, doğayı ve onun uzantısı köyü dışlayıp sadece kentleşmeyi hedef alan sağcısından solcusuna tekmil düşünürlerimize, düşünecek yepyeni bir konu çıkmaktadır.. Sanırım önce, "biz kendimize ne yaptık ! " diye sorarak işe başlayacağız.. Siyasilerimizin böyle bir sorgulama alışkanlığı olmadığından, onlar bu serzenişleri yine de üstlerine almayabilirler. Mazurdurlar !..

Güneş enerjisinin tükenmez olması sayesinde yavaş yavaş kalıcı bir uygarlık modelinin gelişmesi imkanı doğacaktır. Güneş de özelleştirilemeyeceğine göre, bu uygarlık modelinin temel esasları hiçbir zaman tehlikeye düşmeyecektir. Bu modelde; bireysel, toplumsal ve iktisadi özgürlüklerin giderek artması beklenen sonuçtur.

Güneş enerjisi hammaddelerinin, ki rüzgar da bir güneş ürünüdür, fosil ve nükleer hammaddelerin yerine geçmesi bu yüzden "tarihi" bir projedir. Dünya endüstrisindeki, mevcut kaynaklara dayalı eşit olmayan paylaşım, sadece ve sadece güneş enerjisi hammaddeleri kullanarak giderilebilir.. Ve dünyada temin edilen enerjinin % 90'ı maalesef hala yenilenemeyen enerji kaynaklarına dayanmaktadır !..


4.2. ALTERNATİF "TEMİZ" ENERJİ KAYNAKLARI DÖNÜŞTÜRÜCÜLER :

"Enerji kaynaklarından söz ederken, bu güne kadar, hangi yöntemle enerjiye dönüştürebileceğimiz henüz tüm yönleri ile değerlendirilememiş olan "yer çekimi" gücünün, alternatif bir kaynak olarak bizi beklediğine de değinmek gerekir." Barajlardaki suyun, yerçekimi etkisi ile aşağı doğru hareketinden enerji elde edilmesi, yerçekiminden bir yararlanma örneğidir. Sanırım bu değerli ve büyük gücün bilimsel incelemesi, daha birçok enerji dönüşüm yöntemini hayata geçirecektir..

"Ayrıca yine yaygın olmayan bir metotla, katı cisimlerin "termal genleşme" sonucu iş yapmaları prensibinden yola çıkan, "termal motorlar"ın da geliştirilmeyi beklediğine işaret etmeliyiz.."

Şimdi, günümüzde geçerli olan alternatif kaynaklara topluca göz atalım: Güneş ısısı, güneş ışığı, su kütlelerinin; dalga, akıntı, met-cezir gibi yer değiştirme gücü, jeotermal kaynaklar, biyolojik kütle, rüzgar gücü ve enerji hammaddesi olarak bitkiler; alternatif enerji kaynaklarıdır. Bütün bu kaynaklar:

1- Güneş sistemi var olduğu sürece tükenmeyecektir.
2- Emisyonları, genellikle kabul edilebilir olacaktır.
3- Bu enerji çeşitlerinin büyük çoğunluğundan bölgesel olarak, yani merkezi hiçbir otoriteye bağlı olmaksızın yararlanmak mümkün olacaktır..

Bu kaynakları kullanarak, iş veya yakıt elde eden dönüştürücüler dört grup altında toplanabilir :

1- Su kaynaklı
2- Güneş kaynaklı
3- Rüzgar kaynaklı
4- Bitkisel kaynaklı

4.2.1. SU KAYNAKLI

4.2.1.1. BARAJLARDA SU ENERJİSİ

Tarımsal sulama gibi bir etkinliğe sahip olması, günahının bir bölümünü affettiriyor. Fakat, doğal çevrede önemli değişikliklere neden olma sakıncası ortadan kalkmış değil. "Su", dönüşümlü kaynak sayıldığından bu listede yer almıştır. Hidroelektrik santrallerde, yüksekten düşen suyun enerjisi türbinleri döndürür ve elektrik üretilir.

Halen küresel elektrik üretiminin % 18'i barajlardan elde edilmektedir. Ülkemizde, hidroelektrik potansiyelin sadece % 30 u kullanılabilmektedir.

4.2.1.2. DALGA ENERJİSİ

Denizdeki dalgalar, hava ve suyu basınçla borulara verir ve borulardaki türbinlerin dönmesi ile elektrik üretilir.

4.2.1.3. AKINTI VE GEL-GİT ENERJİSİ

Akıntı ya da gel-gitlerin sürekli döndürdüğü "su altı rüzgar gülleri" denilen türbinlerden elektrik elde edilir.

4.2.1.4. JEOTERMAL ENERJİ

Yer altı sıcak su birikimleri yer üstüne alınır ya da yeraltındaki sıcak bölgeye sondajla gönderilen basınçlı su burada ısıtılarak tekrar yeryüzüne çıkarılır.

Ülkemizde halen, 40 dereceden 171 dereceye kadar değişen ısılarda zengin kaynaklar bulunmaktadır. Henüz sadece % 3'ünden yararlanabildiğimiz, toplam 2450 MW'lık jeotermal potansiyelimiz olduğu bilinmektedir.

4.2.2. GÜNEŞ KAYNAKLI

4.2.2.1. GÜNEŞ KULELİ TERMİK SANTRAL

Aynalar vasıtası ile güneş ışınımı kule üzerinde bir noktada yoğunlaştırılır. Elde edilen çok yüksek derecedeki su, elektrik üretiminde kullanılır.

4.2.2.2. GÜNEŞ AYNALI SANTRAL

Işığı odaklayan, içbükey güneş aynalı sistem, özellikle elektrik bağlantısı olmayan uzak bölgelerde elektrik üretmekte kullanılır.

4.2.2.3. FOTOVOLTAİK GÜNEŞ PANELİ İLE MAHALLİ ÇÖZÜM

Konut ölçeğinde uygulamalarda ve küçük yerleşim birimlerinde, güneş panelleri ile elektrik üretimi sağlanır. "Artı enerjili" konutlar için gelecek vaat eden çözümdür.

4.2.2.4. FOTOVOLTAİK TERMİK SANTRAL

Güneş ışınımlarını elektrik enerjisine çevirir. Büyük tesisler uzak mesafelere enerji gönderir. Küçük çaplı olanları mahalli çözümler üretir.

4.2.2.5. GÜNEŞ KOLEKTÖRLÜ SU ISITMA SİSTEMİ

Gündüz saatlerinde ve yaz mevsiminde elde edilen ısı, korunaklı depolarda saklanır, gece saatlerinde ve soğuk mevsimlerde kullanılır. Kendi üzerinde depolu olanları en yaygın sistemdir. Artı enerjili evlerin başvurabileceği verimli bir seçenektir.

4.2.2.6. PARABOLİK TERMİK SANTRAL

Aynalı boru sistemi içinde sirkülasyon yapan sıvı madde ile elde edilen su buharı türbinleri çalıştırır.

4.2.2.7. GÜNEŞ BACALI SİSTEMLER

Isınan havanın yükselmesi prensibinden yola çıkarak, binaların dış yüzeylerinde güneşin doğurduğu ısıyı yaşam konforuna dahil etmek mümkündür. Bu konu mimariyi çok yakından ilgilendirdiğinden, "Enerji Mimarlığı" altında açıklayıcı bilgiler verilmiştir.

4.2.2.8. ÖZEL AMAÇLI GÜNEŞ ENERJİ SİSTEMLERİ

Acı ve tuzlu suların arıtılması, "ısıl kutulu, odaklayıcı, buharlı Pişirme", Sterilizasyon, Yüksek sıcaklıkta maden ergitme, Fotobiyolojik sistemler gibi özel amaçlı güneş enerjisi kullanım biçimleri, teknolojik gelişime paralel olarak çeşitlenmekte ve kullanım oranları artmaktadır.

4.2.3. RÜZGAR KAYNAKLI

4.2.3.1. PERVANELİ RÜZGAR SANTRALİ

Rüzgar rejimi elverişli bölgelerde ve açık denizlerde kurulan pervaneli türbinler elektrik üretir.

4.2.3.2. BACALI RÜZGAR SANTRALİ

Büyük seralarda ısıtılan hava, yüksek bacadan gökyüzüne verilir. Bu yolla oluşan hava akımı rüzgar türbinlerini çalıştırır.

4.2.4. BİTKİSEL KAYNAKLI

4.2.4.2.1 BİYO-KÜTLE ENERJİLERİ

Çabuk büyüyen, yüksek kalorili, düşük emisyonlu odunsu bitkilerden yanma sonucu enerji elde edilir.

4.2.4.2.2 BİYOGAZ

Ayrıştırılan biyo-çöpler ve hayvansal atıklar depolanarak yanıcı gazlar üretilir. Bu arada yan ürün olarak geliştirilmiş gübre elde edilir.

4.2.4.2.3 BİYOMOTORİN

Kamış, kolza ve diğer yağ üreten bitkilerden ve kızartma yağı gibi, yenilenebilen yağ artıklarından, çok düşük bir katkı ile akaryakıt elde edilir.

4.2.1. SU KAYNAKLI ENERJİLER

4.2.1.1. BARAJLARDA SU ENERJİSİ

4.2.1.1.1. YATIRIMIN GEREKÇELERİ

Nehirler ve dereler üzerinde ya da ağızlarında su tutmak amacı ile kurulmuş, yüksekten düşüşü sırasında oluşan su gücünden yararlanıp alternatörleri döndürerek elektrik elde etmek amacı ile barajlar kurulur. Genel olarak yapım nedenlerini şöyle sıralayabiliriz :

1- Suyu, fazla geldiği dönemlerde depolayarak, yetersiz olduğu dönemlerde kullanmak,
2- Evsel, endüstriyel ve tarımsal su ihtiyacını karşılamak,
3- Taşkınları önlemek,
4- Su ürünleri üretimini arttırmak,
5- Rekreasyon dolayısı ile turizmin gelişmesini sağlamak,
6- Çevresel koşulları geliştirmek,
7- Elektrik elde etmek.

Elektrik elde etmek, yukarıda en sonda yazılsa da halk arasında en çok bilinen hatta bazen tek amaç zannedilen baraj kurma nedenidir.. Diğer sonuçlar adeta yan etkiler gibi gölgede kalmıştır. Fakat bu enerji biçimine karşı esen uluslararası rüzgarların temelinde de bu yan sonuçların tartışmalı boyutları yatmaktadır.

Bizde ÇED raporu diye bilinen Çevresel Etki Değerlendirmesi belki de en kapsamlı biçimde baraj yapımlarında önem kazanmaktadır. Yapım kararını etkileyen, ekonomik ve teknik nedenlerin önüne; sosyolojik, psikolojik, kültürel ve ekolojik değerler geçebilmektedir. Aslında bu yaklaşım, "Sürdürülebilir Gelişme" teorilerinden "Katılımcı Gelişme"ye geçişin sağlıklı işaretidir.
Ülkemizdeki uygulamalarda, kapalı kapılar ardında, konusunu herkesten iyi bildiğini sanan, dolayısı ile bunu şeffaf bir tartışma ortamına taşıma gereksinimini duymayan ya da cesaretini bulamayan bürokratların hükümranlık alanında her şey olup bitmektedir. Sonuçtan doğrudan etkilenen halk, olaydan en son haberdar olmaktadır. O da, bu konuda ciddi bir yolsuzluk saptanıp perde mecburen aralandığında.. Gerçekten temelinde vatansever duygular yatan fakat eksik, yanlış ve tartışılmamış çoğu karardan haberimiz bile yoktur ve bu gidişle olacağı da yoktur..

Ülke barajlarının dökümüne göz attıktan sonra, hidroelektrik elde ederken beraberinde nelere katlanmak zorunda kaldığımıza da bir göz atalım. Aşağıdaki bilgiler, bu sorunları irdelemek için kurulan "Dünya Barajlar Komisyonu" WCD'nin iki yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkan rapor kapsamında yürütülen Ceyhan-Aslantaş Barajı Örnek Durum Çalışması proje yöneticisi Çiğdem BAYKAL'ın aktardığı, genel bulgulardan derlenmiştir: Bulgular dünyadaki çeşitli barajların incelenmesi sonucu ortaya çıkmıştır.

Bu sonuçların, ülke barajları içinde toplam sayısı % 21'i geçmeyen "elektrik üreten" büyük barajların incelenmesi ile elde edildiğini göz ardı etmemek gerekir. Büyük çoğunluğu oluşturan küçük barajların etki alanları ve ölçekleri ayrı bir araştırma konusu olmalıdır.

4.2.1.1.2 ÜLKEMİZİN BARAJLARI

"Halen mevcut 195 barajın % 21'i olan 44 adedinde elektrik üretimi yapılmaktadır. Bunların içinde sadece 6 tanesinin gücü 500 MW'ın üstündedir. Devam eden 111 barajın da yine %21'ine karşılık gelen 23 adedi: enerji üreten Hidro Elektrik Santrali ( HES )'dir. HES'ler içinde 7 adedi nehir ve kanal santralidir. Bunlar dışında 33 adet özel kuruluşlarca inşa edilen HES var.

Yukarıdaki tüm projenin içinde yer alan GAP'ın verileri ise şöyle :

Amaçlanan kurulu güç : 7476 MW
Enerji üretimi : 27.345 GWh
Sulama alanı : 1.693.027 hektar
Baraj adedi : 22
HES adedi : 19 ( % 86.4 )
99 yılı rayici ile yatırım bedeli 8436 trilyon TL yani yaklaşık 20 milyar dolar "

GAP'ın yatırım bedeli üretim miktarına bölündüğünde, 1000MW için 2.7 milyar dolar gibi bir rakam çıkar. Bu hesaplama, elektriğin baraj yapımında ancak bir yan ürün olarak değerlendirilmesi halinde akılcı neden olabileceğini gösterir. Ayrıca barajlardaki bu üretimin önemli bir bölümü de su pompalarını çalıştırmak için yani kendi gereksinimi için kullanılmaktadır.

4.2.1.1.3. PLANLAMA SORUNLARI VE EKONOMİYE ETKİLERİ :

1- Büyük barajların planlama aşamasında çoğunlukla açıklık ve katılım sağlanmamaktadır.
2- Ekonomik fayda-maliyet analizleri yüzeysel yapılmakta, çoğunlukla barajlar topluma tek seçenek dayatması ile sunulmaktadır.
3- Barajın yapımından sonra "izleme ve değerlendirme" çalışmalarının eksikliği ders almayı engellemektedir.
4- Faydaları; daha çok, aşağı delta bölgesindekiler paylaşırken, maliyeti; toprakları kısmen veya tamamen sular altında kalıp yerlerinden edilenler ve ulusal düzeyde vergi mükellefleri paylaşmaktadırlar.
5- Hedeflenen enerji üretim tahminleri genellikle tutmamaktadır.
6- Büyük barajların çoğu, öngörülen tarihte bitirilememekte bu yüzden önemli maliyet artışları yaşanmaktadır.
7- Finansal maliyetin çoğu projeden doğrudan faydalanmayan vergi mükellefleri tarafından karşılanmaktadır.
8- Aşırı ve yanlış sulama ve buharlaşma etkisi ile toprakta tuzlanma olmakta, uzun vadede verim düşüklüğü yaşanmaktadır.
9- Barajlar yaşlanmaya başladıkça bakım giderleri artmakta, global iklim değişikliğinin etkileri yüzünden ek yatırımlar gerekebilmektedir.
10- Sedimantasyon ve uzun vadede su tutma kapasitesinin düşmesi önemle üzerinde durulan bir sorundur.
11- Barajların bir ömrü ve bu bittiğinde yapılması gereken şeyler vardır. Ülkelerin bir çoğu bu süreç için hiçbir çalışma başlatmamıştır bile..

4.2.1.1.4. EKO SİSTEME ETKİLERİ :

1- Baraj gölünün oluşması ile sıcaklık, yağış, rüzgar rejimleri değişmekte, mevcut ekosistemler ve biyolojik çeşitlilik zedelenmekte, yaban hayatını kurtarmak için yapılan çalışmalar genellikle
başarılı olamamaktadır. Memeli hayvanlar uzak bölgelere göç etmektedir.
2- Yapılan geçitlerin başarılı olamaması nedeniyle göçmen balıkların geçişi, dolayısı ile yaşam döngüler çoğunlukla engellenmektedir.
3- Orman yangınlarının ana nedeni olarak, yeni oluşan enerji nakil hatlarının kaçakları, yine yeni oluşan piknik alanlarındaki ihmaller ile kasıtlı davranışlar sayılmaktadır.
4- Genellikle su altında kalacak alanlar temizlenemediğinden, bu alanda kalan ağaç, çalı benzerleri çürümekte ve havzadan karbon akış sera gazı emisyonuna (SGE) neden olmaktadır. İlk tahminlere göre küresel ısınmaya rezervuarlardan SGE katkısı %1- 28 arasındadır. Tropikal bölgelerdeki barajlarda SGE nin daha fazla olduğu saptanmıştır. İlk oluşum yıllarında ortaya çıkan bu etkinin termik santrallerle yarışacak düzeyde olduğu, yeni bulgulardandır.
5- Taşkın kontrolünün yeterince yapılamadığı durumlarda, yükselen su seviyesi yüzünden eskisinden daha yıkıc taşkınlar yaşanmaktadır.
6- Ekonomik etkilerde de belirtildiği gibi, baraj gölünün geniş yüzey alanı, buharlaşmayı arttırmakta, bunun sonucu olarak tarım arazilerinde tuzlanma ve çoraklaşma yaşanmaktadır.
7- Akarsuyun akış rejiminin ve fizikokimyasal parametrelerin değişmesi, hesap dışı yeni hidrolojik etkiler oluşturmaktadır.
8- Su kütlesi, doğal fay hareketlerini etkileyerek deprem oluşum riskini arttırmaktadır.

4.2.1.1.5. SOSYAL, KÜLTÜREL VE SAĞLIK ETKİLERİ :

1- Yerlerinden edilen insanlar, barajdan en çok etkilenenlerdir. Maalesef, bu işten yarar değil zarar
gören kesimi oluşturmaktadırlar. Yaşamları, kültürleri ve ruhsal yapıları üzerinde önemli negatif etkiler oluşmaktadır. Yer karşılığı onlara verilen para bittiğinde vasıfsız işçi durumuna düşmektedirler.
2- Çiftçiler arasında en fazla fayda sağlayanlar büyük toprak sahipleridir.
3- Proje sonrası sulama olanağına kavuşmuş çiftçilerin durumu, yerini terk etmiş olanlardan daima daha
iyidir. Bu kurgusu ile barajlar, sosyal eşitsizliğe neden olmaktadır.
4- Tarım sektöründeki nüfusun, baraj yapımı ile göç etmeyeceği ve belli bir miktar artacağı öngörülürken, birçok bölgede, göçler ve değişen sosyal statüler yüzünden bu nüfusun azaldığı, dolayısıyla kente göçün önlenemediği görülmüştür.
5- Barajların kalkınmaya ve dolaylı olarak yöresel sağlık ve eğitim hizmetlerinin gelişmesine ve istihdama etkisi olmakla birlikte, bunlardan daha çok kentsel kesim yararlanmaktadır.
6- Çevresel değişim ve sosyal yapı kesintileri nedeni ile göl ya da nehir kenarındaki yerleşik topluluklarda ve yerlerinden edilenlerde sağlık sorunları gözlenmektedir. Sudan kaynaklanan paraziter hastalıklar artmaktadır.
7- Etkilenen topluluklarda cinsler arası farklılaşma körüklenmekte, sosyal maliyeti ağırlıklı olarak kadınlar yüklenmekte, faydalardan çok az pay almaktadır.
8- Su altında kalan mevcut kültür mirasını yeterince ve etkin bir şekilde korumak mümkün olmamaktadır.

4.2.1.1.6. SONUÇLARIN YORUMU

İki düzine nedeni alt alta sıralayınca sanırım bazı tereddütler zihnimizi bulandırmaya başladı. Zaten, bütün bu karşı bulguların yoğunlaşması sonucu "Dünya Bankası" gibi finans kuruluşları artık baraj yatırımlarına kredi vermemektedir. Oysa çeşitli amaçlarla baraj yapımına yönelik kredi talebi fazladır. Bu nedenle Dünya Bankası ve diğer uluslararası kuruluşlar yeni kriterler ve normlar oluşturmaktadır. Bu sayılanların dışında, birden çok ülkeden geçen su kaynakları üzerindeki sınırlayıcı yaptırımların, global insan haklarını zedeleyen yanı, belki de tek başına yatırım kararlarını etkileyecek boyuttadır. Bu konularda kuralları koyanların da geriye yönelik özeleştiri yaparak hataları düzeltmeleri gerekmektedir. Elinin altındakini kendisinin sanan, insanlık tarihi kadar eski yanılgı, bizi bu konuda sağlıklı düşünebilmekten alıkoymuştur. Yanlışlar doğrulara ağır bastığında vermemiz gereken kararı alırken, sağduyumuzu kullanmayı ve tüm alternatifleri değerlendirmeyi bilmeliyiz.

CIA'nın 1996 da hazırladığı rapora göre 21.YY da yaşanması muhtemel savaşların en büyük nedeni; su paylaşımı ve doğal kaynakların kullanım biçimi olacak.. Pek de büyük kehanet değil.. 4.5. deki karşılaştırma tablosunu incelediğinizde, güneş enerjisine göre 1150 kat fazla su harcayan nükleer enerji ve 800-900 kat su harcayan termik santrallerin de bu çorbada tuzu olacağı anlaşılacaktır.

Başka bir konuya geçmeden, GAP projesi uğruna tüm değerleri ile yok olan Halfeti ve Adıyaman'ın yerleşkelerinden dört bir yana saçılan halkın sesine kulak verelim. Kaybolan insan ilişkilerinin ve kuşaklar boyu sahiplenilmiş toprakların yerine sunulan eksik gedik ve yapay olanakların benimsenmeyişinden doğan dramı dinleyelim. Dinleyelim ve kaybolan insani değerlerin yerini kaç MW enerjinin dolduracağını hesap edelim birlikte.. Sadece enerji amaçlı kurulması halinde ekonomik elektrik üretim biçimi sayılamayan barajlar, ancak sulama gibi tarımsal çözümlerle entegre olduğunda yatırım rantabilitesi sağlamaktadır. GAP projesi sonuçlarına baktığımızda, enerji hedeflerinin ortalama % 80'ine ulaşıldığı fakat sulama beklentilerinin ancak % 10'unun gerçekleşebildiği görülmektedir.Yani GAP bu hali ile henüz ekonomik bir yatırım değildir. Sosyal, kültürel ve psikolojik sorunların dışında ekonomik sorun yaratarak tüy diken bu yönetimsel yaklaşım, barajların yükünü büsbütün taşınamaz hale getirmektedir.

Bir başka örnek de, turizm gelirleri ve etkileri açısından öncelikli bölgelerimizden, Antalya'dan.. "Köprüçay ırmağı ile gündeme gelen ve Alara çayı, Karpuz çayı, Dim çayı ile sürmesi muhtemel "hidroelektrik santralı inşa baskısı" bölgeyi, enerji sorunundan çok daha yüksek seviyede etkileyecektir. Çünkü turistlerin gelme nedeni ortadan kalktıktan sonra kesintisiz enerji sağlama gereği de kalmayacaktır. Kendi kuyusunu kazar duruma düşmemek için, bölgenin diğer alternatif kaynaklarına yönelmek zarurettir. Akarsuların ve denizin akıntı enerjisi, güneş, rüzgar ve biyokütle enerjiler; kaynak çeşitliliği, kaynak güvenliği ile bölgeyi olumlu yönde etkileyecektir." diyor Prof. Dr Tuncay NEYİŞÇİ..

4.2.1.4. JEOTERMAL ENERJİ

4.2.1.4.1. KAYNAKLAR VE KAPASİTELER

Türkiye, elektrik ve elektrik dışı jeotermal uygulama potansiyeli açısından dünyada 7. durumdadır. Ülkemizde 40 derecenin üzerinde 170 adet saha bulunmaktadır. Mevcut kaynaklara göre ispatlanmış kapasite 2628 MW , muhtemel teorik potansiyel ise 31.500 MW tır. Yani 5 milyon konut eşdeğeri ısıtma kapasitesi söz konusudur. Şu anda sadece 52 bin konutluk yani 493 MW lık ısıtma yapılabilmektedir. Toplam jeotermal gücümüzün ancak % 2-3 ü

değerlenmektedir. Bu hali ile dünya 7'incisi olan Türkiye 2010 yılında ilk 3'e girmeyi hedeflemektedir.

Dünya genelinde 95'den 2000'e kadar jeotermal elektrik üretiminde % 17, elektrik dışı uygulamalarda % 87 artış olmuştur.

Yeraltındaki sıcak bölgelerde, gözenekli ve çatlaklı kayaç kütlelerinin, yağmur, kar ve deniz suları ile beslenmesi sonucu oluşan jeotermal rezervuarlar, atmosfer koşulları devam ettiği sürece yenilenebilir ve sürdürülebilir özelliklerini korurlar. Isıtma uygulamalarında jeotermal suyun enerjisi temiz suya aktarıldıktan sonra veya endüstriyel uygulamalarda su ile birlikte gelen kimyasal maddelerin ayrışabilen ve işe yarayan bölümü alındıktan sonra, kalan suyun çevreye zarar vermemesi ve dönüşüme katılması için tekrar yer altına gönderilmesi zorunludur..

Reenjeksiyon (yeraltına geri basım) denen bu yöntem birçok ülkede yasal zorunluluktur. "Özellikle sondaj çalışmaları sırasında oluşabilecek çevresel etkilerin, bilinçli bir özen ve alınacak tedbirlerle ortadan kaldırılması mümkündür."

Devam ediyor...

<1>  -  <2>  -  <3>  -  <4>  -  <5>  -  <6>