|
4. BÖLÜM
ALTERNATİF (Yenilenebilir)
TEMİZ KAYNAKLAR
4.1. ELİMİZDEKİ OLANAKLAR ve OLACAKLAR..
Yenilenebilir hammadde ve enerjiler
bu çarpık gelişimin tek alternatifidir. Belki de bu yüzden "alternatif"
tanımlaması enerji diline haklı olarak yerleşmiştir. "Temelinde
temiz enerji kaynakları bir "reaksiyon" değil bir "aksiyon"
kaynaktır." Bu doğru.. Fakat, alternatifin "reaksiyon"
anlamı içermesi bence çok yadırganamaz. Çünkü her türlü yeni buluş,
eskisine duyulan reaksiyon sonucu gündemde kendine yer bulur. Reaksiyon,
talep yaratır. Bir başka deyişle "reaksiyon" yoksa "aksiyon"un
kabul şansı çok düşüktür.
Birçok temiz enerji yanlısı, alternatif
sözcüğünün "ikincil" anlamı çağrıştırdığını söylüyor.
Sanki asil kaynaklar var ve bunlar da onların olmaması durumunda
kullanılan "alternatif" kaynaklardır düşüncesi onları
rahatsız ediyor. Hassasiyetlerine saygı duyuyorum. Bence henüz "alternatif",
"yenilenebilir", "dönüşümlü", "temiz"
sözcüklerinin hepsi henüz eşit ağırlıklı ve biraz da birbirini tamamlayıcı..
Tek başına tüm anlamları içeren sözcüğün oluşması için biraz zamana
ihtiyacımız var. Kavram yerleştiğinde, onu anlatan sözcük de kendiliğinden
dilimizde yerini bulacaktır. Endişeye mahal yok !..
Her yenilenebilir enerjinin, (dolaylı etkisini dikkate almazsak,
jeotermal enerji hariç) ortak ve direkt kaynağı güneştir. Bu alandaki
hammadde potansiyeli, fosil ve nükleer enerji potansiyelini kat
kat aşmaktadır. Sadece güneş ışınları, dünyamıza fosil ve nükleer
enerjinin bir yılda harcanan miktarının 15 bin katı enerji göndermektedir.
Bir başka örnekle; sadece İtalya'ya güneşin yolladığı enerji miktarı
tüm dünya gereksinmesinin altı katıdır. Doğal olguların bir başka
güç gösterisi olarak, bitkilerin fotosentez sırasında gösterdiği
üretim randımanının, dünya kimya endüstrisi yıllık randımanının
on bin katı olduğunu söyleyebiliriz..
Yeri gelmişken, ülkemizde mevcut,
üçte biri sadece bize özel olmak üzere 10.000 bitki türüne karşılık
tüm Avrupa'da ancak 12.000 tür bulunduğunu, ülkemizdeki hayvan ve
böcek türlerinin yine tüm Avrupa'nın bir buçuk katı olduğunu hatırlamakta
fayda var. Doğal döngü içinde var olan ve bizim şerrimize uğramadıkça
var olmaya devam edecek olan kaynaklarımızın zenginliğini ve bir
gün mutlaka işimize yarayacağını göz ardı etmemeliyiz.
Alternatif doğal kaynakların didik
didik edildiği çağımızda, elimizdeki hazinenin gücünü kavrayıp onu
ülkenin ve insanlığın yararına çevirecek bilim adamlarımızı bekleyen
bu muhteşem laboratuar, Tanrının Anadolu'ya bir armağanıdır. Biyolojik
çeşitlilikteki zenginliğin, ekolojik sistemlerdeki istikrarı temsil
ettiği yaygın bir inanıştır. İstikrar göstergesi olmak da, bu hazinenin
sürekli gözlem altında tutulmasının haklı gerekçelerinden biridir.
Özellikle kimya endüstrisinde en çok
kullanılan fosil yakıtlar, endüstriyi fosil hammadde ekonomisine
bağımlı hale getirmiştir. Alternatifin olmadığı sanılan uzun yıllar
boyunca, şuur altındaki "vazgeçilmezlik" düşüncesi, kaynakların
tükenmekte olduğunu bile geç fark etmemize neden olmuştur. Güneş
ve rüzgar enerjisi kullanırken, merkezileşme tehlikesine düşmeden,
bölgesel olarak enerji üretmek mümkün olmaktadır.. Burada küresel
hammadde zincirine gerek yoktur. Kullanımın yaygınlaşmasının ardından
yerel olanaklarla uygulanan dönüşüm teknikleri kolaylıkla devreye
girebilecektir. Böylece sayısız küçük yatırım ve istihdama fırsat
yaratılacak, fosil hammadde endüstrisine hayati bağımlılık ancak
bu şekilde ortadan kalkabilecektir.
Halen mevcut olan küresel teknik pazarlar
varlıklarını sürdürecek fakat dönüştürme santralleri gayrı merkezi
olacaktır. Yani, siyasal ekonominin bölgesel faktörlere endeksli
olmaya başlaması ile uluslar arası şans eşitliği doğacaktır. Bunun
dışında, endüstriyel işlevlerin temel hammadde kaynağı olarak, ziraat
ve tarımın ekonomik boyutları yeni açılımlar kazanacaktır...
"Tarıma mecburi dönüş" yolculuğu
ufukta gözükmektedir. Patates tarlası yerine otomobil fabrikasını
yeğleyen, doğayı ve onun uzantısı köyü dışlayıp sadece kentleşmeyi
hedef alan sağcısından solcusuna tekmil düşünürlerimize, düşünecek
yepyeni bir konu çıkmaktadır.. Sanırım önce, "biz kendimize
ne yaptık ! " diye sorarak işe başlayacağız.. Siyasilerimizin
böyle bir sorgulama alışkanlığı olmadığından, onlar bu serzenişleri
yine de üstlerine almayabilirler. Mazurdurlar !..
Güneş enerjisinin tükenmez olması
sayesinde yavaş yavaş kalıcı bir uygarlık modelinin gelişmesi imkanı
doğacaktır. Güneş de özelleştirilemeyeceğine göre, bu uygarlık modelinin
temel esasları hiçbir zaman tehlikeye düşmeyecektir. Bu modelde;
bireysel, toplumsal ve iktisadi özgürlüklerin giderek artması beklenen
sonuçtur.
Güneş enerjisi hammaddelerinin, ki
rüzgar da bir güneş ürünüdür, fosil ve nükleer hammaddelerin yerine
geçmesi bu yüzden "tarihi" bir projedir. Dünya endüstrisindeki,
mevcut kaynaklara dayalı eşit olmayan paylaşım, sadece ve sadece
güneş enerjisi hammaddeleri kullanarak giderilebilir.. Ve dünyada
temin edilen enerjinin % 90'ı maalesef hala yenilenemeyen enerji
kaynaklarına dayanmaktadır !..
4.2. ALTERNATİF "TEMİZ" ENERJİ KAYNAKLARI DÖNÜŞTÜRÜCÜLER
:
"Enerji kaynaklarından söz ederken, bu güne kadar, hangi yöntemle
enerjiye dönüştürebileceğimiz henüz tüm yönleri ile değerlendirilememiş
olan "yer çekimi" gücünün, alternatif bir kaynak olarak
bizi beklediğine de değinmek gerekir." Barajlardaki suyun,
yerçekimi etkisi ile aşağı doğru hareketinden enerji elde edilmesi,
yerçekiminden bir yararlanma örneğidir. Sanırım bu değerli ve büyük
gücün bilimsel incelemesi, daha birçok enerji dönüşüm yöntemini
hayata geçirecektir..
"Ayrıca yine yaygın olmayan bir
metotla, katı cisimlerin "termal genleşme" sonucu iş yapmaları
prensibinden yola çıkan, "termal motorlar"ın da geliştirilmeyi
beklediğine işaret etmeliyiz.."
Şimdi, günümüzde geçerli olan alternatif
kaynaklara topluca göz atalım: Güneş ısısı, güneş ışığı, su kütlelerinin;
dalga, akıntı, met-cezir gibi yer değiştirme gücü, jeotermal kaynaklar,
biyolojik kütle, rüzgar gücü ve enerji hammaddesi olarak bitkiler;
alternatif enerji kaynaklarıdır. Bütün bu kaynaklar:
1- Güneş sistemi var olduğu sürece tükenmeyecektir.
2- Emisyonları, genellikle kabul edilebilir olacaktır.
3- Bu enerji çeşitlerinin büyük çoğunluğundan bölgesel olarak,
yani merkezi hiçbir otoriteye bağlı olmaksızın yararlanmak mümkün
olacaktır..
Bu kaynakları kullanarak, iş veya
yakıt elde eden dönüştürücüler dört grup altında toplanabilir :
1- Su kaynaklı
2- Güneş kaynaklı
3- Rüzgar kaynaklı
4- Bitkisel kaynaklı
4.2.1. SU KAYNAKLI
4.2.1.1. BARAJLARDA SU ENERJİSİ
Tarımsal sulama gibi bir etkinliğe sahip olması, günahının bir bölümünü
affettiriyor. Fakat, doğal çevrede önemli değişikliklere neden olma
sakıncası ortadan kalkmış değil. "Su", dönüşümlü kaynak
sayıldığından bu listede yer almıştır. Hidroelektrik santrallerde,
yüksekten düşen suyun enerjisi türbinleri döndürür ve elektrik üretilir.
Halen küresel elektrik üretiminin
% 18'i barajlardan elde edilmektedir. Ülkemizde, hidroelektrik potansiyelin
sadece % 30 u kullanılabilmektedir.
4.2.1.2. DALGA ENERJİSİ
Denizdeki dalgalar, hava ve suyu basınçla borulara verir ve borulardaki
türbinlerin dönmesi ile elektrik üretilir.
4.2.1.3. AKINTI VE GEL-GİT ENERJİSİ
Akıntı ya da gel-gitlerin sürekli döndürdüğü "su altı rüzgar
gülleri" denilen türbinlerden elektrik elde edilir.
4.2.1.4. JEOTERMAL ENERJİ
Yer altı sıcak su birikimleri yer üstüne alınır ya da yeraltındaki
sıcak bölgeye sondajla gönderilen basınçlı su burada ısıtılarak
tekrar yeryüzüne çıkarılır.
Ülkemizde halen, 40 dereceden 171
dereceye kadar değişen ısılarda zengin kaynaklar bulunmaktadır.
Henüz sadece % 3'ünden yararlanabildiğimiz, toplam 2450 MW'lık jeotermal
potansiyelimiz olduğu bilinmektedir.
4.2.2. GÜNEŞ KAYNAKLI
4.2.2.1. GÜNEŞ KULELİ TERMİK SANTRAL
Aynalar vasıtası ile güneş ışınımı kule üzerinde bir noktada yoğunlaştırılır.
Elde edilen çok yüksek derecedeki su, elektrik üretiminde kullanılır.
4.2.2.2. GÜNEŞ AYNALI SANTRAL
Işığı odaklayan, içbükey güneş aynalı sistem, özellikle elektrik
bağlantısı olmayan uzak bölgelerde elektrik üretmekte kullanılır.
4.2.2.3. FOTOVOLTAİK GÜNEŞ PANELİ
İLE MAHALLİ ÇÖZÜM
Konut ölçeğinde uygulamalarda ve küçük yerleşim birimlerinde, güneş
panelleri ile elektrik üretimi sağlanır. "Artı enerjili"
konutlar için gelecek vaat eden çözümdür.
4.2.2.4. FOTOVOLTAİK TERMİK SANTRAL
Güneş ışınımlarını elektrik enerjisine çevirir. Büyük tesisler uzak
mesafelere enerji gönderir. Küçük çaplı olanları mahalli çözümler
üretir.
4.2.2.5. GÜNEŞ KOLEKTÖRLÜ SU ISITMA
SİSTEMİ
Gündüz saatlerinde ve yaz mevsiminde elde edilen ısı, korunaklı
depolarda saklanır, gece saatlerinde ve soğuk mevsimlerde kullanılır.
Kendi üzerinde depolu olanları en yaygın sistemdir. Artı enerjili
evlerin başvurabileceği verimli bir seçenektir.
4.2.2.6. PARABOLİK TERMİK SANTRAL
Aynalı boru sistemi içinde sirkülasyon yapan sıvı madde ile elde
edilen su buharı türbinleri çalıştırır.
4.2.2.7. GÜNEŞ BACALI SİSTEMLER
Isınan havanın yükselmesi prensibinden yola çıkarak, binaların dış
yüzeylerinde güneşin doğurduğu ısıyı yaşam konforuna dahil etmek
mümkündür. Bu konu mimariyi çok yakından ilgilendirdiğinden, "Enerji
Mimarlığı" altında açıklayıcı bilgiler verilmiştir.
4.2.2.8. ÖZEL AMAÇLI GÜNEŞ ENERJİ
SİSTEMLERİ
Acı ve tuzlu suların arıtılması, "ısıl kutulu, odaklayıcı,
buharlı Pişirme", Sterilizasyon, Yüksek sıcaklıkta maden ergitme,
Fotobiyolojik sistemler gibi özel amaçlı güneş enerjisi kullanım
biçimleri, teknolojik gelişime paralel olarak çeşitlenmekte ve kullanım
oranları artmaktadır.
4.2.3. RÜZGAR KAYNAKLI
4.2.3.1. PERVANELİ RÜZGAR SANTRALİ
Rüzgar rejimi elverişli bölgelerde ve açık denizlerde kurulan pervaneli
türbinler elektrik üretir.
4.2.3.2. BACALI RÜZGAR SANTRALİ
Büyük seralarda ısıtılan hava, yüksek bacadan gökyüzüne verilir.
Bu yolla oluşan hava akımı rüzgar türbinlerini çalıştırır.
4.2.4. BİTKİSEL KAYNAKLI
4.2.4.2.1 BİYO-KÜTLE ENERJİLERİ
Çabuk büyüyen, yüksek kalorili, düşük emisyonlu odunsu bitkilerden
yanma sonucu enerji elde edilir.
4.2.4.2.2 BİYOGAZ
Ayrıştırılan biyo-çöpler ve hayvansal atıklar depolanarak yanıcı
gazlar üretilir. Bu arada yan ürün olarak geliştirilmiş gübre elde
edilir.
4.2.4.2.3 BİYOMOTORİN
Kamış, kolza ve diğer yağ üreten bitkilerden ve kızartma yağı gibi,
yenilenebilen yağ artıklarından, çok düşük bir katkı ile akaryakıt
elde edilir.
4.2.1. SU KAYNAKLI ENERJİLER
4.2.1.1. BARAJLARDA SU ENERJİSİ
4.2.1.1.1. YATIRIMIN GEREKÇELERİ
Nehirler ve dereler üzerinde ya da
ağızlarında su tutmak amacı ile kurulmuş, yüksekten düşüşü sırasında
oluşan su gücünden yararlanıp alternatörleri döndürerek elektrik
elde etmek amacı ile barajlar kurulur. Genel olarak yapım nedenlerini
şöyle sıralayabiliriz :
1- Suyu, fazla geldiği dönemlerde
depolayarak, yetersiz olduğu dönemlerde kullanmak,
2- Evsel, endüstriyel ve tarımsal su ihtiyacını karşılamak,
3- Taşkınları önlemek,
4- Su ürünleri üretimini arttırmak,
5- Rekreasyon dolayısı ile turizmin gelişmesini sağlamak,
6- Çevresel koşulları geliştirmek,
7- Elektrik elde etmek.
Elektrik elde etmek, yukarıda en sonda
yazılsa da halk arasında en çok bilinen hatta bazen tek amaç zannedilen
baraj kurma nedenidir.. Diğer sonuçlar adeta yan etkiler gibi gölgede
kalmıştır. Fakat bu enerji biçimine karşı esen uluslararası rüzgarların
temelinde de bu yan sonuçların tartışmalı boyutları yatmaktadır.
Bizde ÇED raporu diye bilinen Çevresel
Etki Değerlendirmesi belki de en kapsamlı biçimde baraj yapımlarında
önem kazanmaktadır. Yapım kararını etkileyen, ekonomik ve teknik
nedenlerin önüne; sosyolojik, psikolojik, kültürel ve ekolojik değerler
geçebilmektedir. Aslında bu yaklaşım, "Sürdürülebilir Gelişme"
teorilerinden "Katılımcı Gelişme"ye geçişin sağlıklı işaretidir.
Ülkemizdeki uygulamalarda, kapalı kapılar ardında, konusunu herkesten
iyi bildiğini sanan, dolayısı ile bunu şeffaf bir tartışma ortamına
taşıma gereksinimini duymayan ya da cesaretini bulamayan bürokratların
hükümranlık alanında her şey olup bitmektedir. Sonuçtan doğrudan
etkilenen halk, olaydan en son haberdar olmaktadır. O da, bu konuda
ciddi bir yolsuzluk saptanıp perde mecburen aralandığında.. Gerçekten
temelinde vatansever duygular yatan fakat eksik, yanlış ve tartışılmamış
çoğu karardan haberimiz bile yoktur ve bu gidişle olacağı da yoktur..
Ülke barajlarının dökümüne göz attıktan
sonra, hidroelektrik elde ederken beraberinde nelere katlanmak zorunda
kaldığımıza da bir göz atalım. Aşağıdaki bilgiler, bu sorunları
irdelemek için kurulan "Dünya Barajlar Komisyonu" WCD'nin
iki yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkan rapor kapsamında yürütülen
Ceyhan-Aslantaş Barajı Örnek Durum Çalışması proje yöneticisi Çiğdem
BAYKAL'ın aktardığı, genel bulgulardan derlenmiştir: Bulgular dünyadaki
çeşitli barajların incelenmesi sonucu ortaya çıkmıştır.
Bu sonuçların, ülke barajları içinde
toplam sayısı % 21'i geçmeyen "elektrik üreten" büyük
barajların incelenmesi ile elde edildiğini göz ardı etmemek gerekir.
Büyük çoğunluğu oluşturan küçük barajların etki alanları ve ölçekleri
ayrı bir araştırma konusu olmalıdır.
4.2.1.1.2 ÜLKEMİZİN BARAJLARI
"Halen mevcut 195 barajın % 21'i
olan 44 adedinde elektrik üretimi yapılmaktadır. Bunların içinde
sadece 6 tanesinin gücü 500 MW'ın üstündedir. Devam eden 111 barajın
da yine %21'ine karşılık gelen 23 adedi: enerji üreten Hidro Elektrik
Santrali ( HES )'dir. HES'ler içinde 7 adedi nehir ve kanal santralidir.
Bunlar dışında 33 adet özel kuruluşlarca inşa edilen HES var.
Yukarıdaki tüm projenin içinde yer
alan GAP'ın verileri ise şöyle :
Amaçlanan kurulu güç : 7476 MW
Enerji üretimi : 27.345 GWh
Sulama alanı : 1.693.027 hektar
Baraj adedi : 22
HES adedi : 19 ( % 86.4 )
99 yılı rayici ile yatırım bedeli 8436 trilyon TL yani yaklaşık
20 milyar dolar "
GAP'ın yatırım bedeli üretim miktarına
bölündüğünde, 1000MW için 2.7 milyar dolar gibi bir rakam çıkar.
Bu hesaplama, elektriğin baraj yapımında ancak bir yan ürün olarak
değerlendirilmesi halinde akılcı neden olabileceğini gösterir. Ayrıca
barajlardaki bu üretimin önemli bir bölümü de su pompalarını çalıştırmak
için yani kendi gereksinimi için kullanılmaktadır.
4.2.1.1.3. PLANLAMA SORUNLARI VE
EKONOMİYE ETKİLERİ :
1- Büyük barajların planlama
aşamasında çoğunlukla açıklık ve katılım sağlanmamaktadır.
2- Ekonomik fayda-maliyet analizleri yüzeysel yapılmakta,
çoğunlukla barajlar topluma tek seçenek dayatması ile sunulmaktadır.
3- Barajın yapımından sonra "izleme ve değerlendirme"
çalışmalarının eksikliği ders almayı engellemektedir.
4- Faydaları; daha çok, aşağı delta bölgesindekiler paylaşırken,
maliyeti; toprakları kısmen veya tamamen sular altında kalıp yerlerinden
edilenler ve ulusal düzeyde vergi mükellefleri paylaşmaktadırlar.
5- Hedeflenen enerji üretim tahminleri genellikle tutmamaktadır.
6- Büyük barajların çoğu, öngörülen tarihte bitirilememekte
bu yüzden önemli maliyet artışları yaşanmaktadır.
7- Finansal maliyetin çoğu projeden doğrudan faydalanmayan
vergi mükellefleri tarafından karşılanmaktadır.
8- Aşırı ve yanlış sulama ve buharlaşma etkisi ile toprakta
tuzlanma olmakta, uzun vadede verim düşüklüğü yaşanmaktadır.
9- Barajlar yaşlanmaya başladıkça bakım giderleri artmakta,
global iklim değişikliğinin etkileri yüzünden ek yatırımlar gerekebilmektedir.
10- Sedimantasyon ve uzun vadede su tutma kapasitesinin düşmesi
önemle üzerinde durulan bir sorundur.
11- Barajların bir ömrü ve bu bittiğinde yapılması gereken
şeyler vardır. Ülkelerin bir çoğu bu süreç için hiçbir çalışma başlatmamıştır
bile..
4.2.1.1.4. EKO SİSTEME ETKİLERİ
:
1- Baraj gölünün oluşması ile
sıcaklık, yağış, rüzgar rejimleri değişmekte, mevcut ekosistemler
ve biyolojik çeşitlilik zedelenmekte, yaban hayatını kurtarmak için
yapılan çalışmalar genellikle
başarılı olamamaktadır. Memeli hayvanlar uzak bölgelere göç etmektedir.
2- Yapılan geçitlerin başarılı olamaması nedeniyle göçmen
balıkların geçişi, dolayısı ile yaşam döngüler çoğunlukla engellenmektedir.
3- Orman yangınlarının ana nedeni olarak, yeni oluşan enerji
nakil hatlarının kaçakları, yine yeni oluşan piknik alanlarındaki
ihmaller ile kasıtlı davranışlar sayılmaktadır.
4- Genellikle su altında kalacak alanlar temizlenemediğinden,
bu alanda kalan ağaç, çalı benzerleri çürümekte ve havzadan karbon
akış sera gazı emisyonuna (SGE) neden olmaktadır. İlk tahminlere
göre küresel ısınmaya rezervuarlardan SGE katkısı %1- 28 arasındadır.
Tropikal bölgelerdeki barajlarda SGE nin daha fazla olduğu saptanmıştır.
İlk oluşum yıllarında ortaya çıkan bu etkinin termik santrallerle
yarışacak düzeyde olduğu, yeni bulgulardandır.
5- Taşkın kontrolünün yeterince yapılamadığı durumlarda,
yükselen su seviyesi yüzünden eskisinden daha yıkıc taşkınlar yaşanmaktadır.
6- Ekonomik etkilerde de belirtildiği gibi, baraj gölünün
geniş yüzey alanı, buharlaşmayı arttırmakta, bunun sonucu olarak
tarım arazilerinde tuzlanma ve çoraklaşma yaşanmaktadır.
7- Akarsuyun akış rejiminin ve fizikokimyasal parametrelerin
değişmesi, hesap dışı yeni hidrolojik etkiler oluşturmaktadır.
8- Su kütlesi, doğal fay hareketlerini etkileyerek deprem
oluşum riskini arttırmaktadır.
4.2.1.1.5. SOSYAL, KÜLTÜREL VE
SAĞLIK ETKİLERİ :
1- Yerlerinden edilen insanlar,
barajdan en çok etkilenenlerdir. Maalesef, bu işten yarar değil
zarar
gören kesimi oluşturmaktadırlar. Yaşamları, kültürleri ve ruhsal
yapıları üzerinde önemli negatif etkiler oluşmaktadır. Yer karşılığı
onlara verilen para bittiğinde vasıfsız işçi durumuna düşmektedirler.
2- Çiftçiler arasında en fazla fayda sağlayanlar büyük toprak
sahipleridir.
3- Proje sonrası sulama olanağına kavuşmuş çiftçilerin durumu,
yerini terk etmiş olanlardan daima daha
iyidir. Bu kurgusu ile barajlar, sosyal eşitsizliğe neden olmaktadır.
4- Tarım sektöründeki nüfusun, baraj yapımı ile göç etmeyeceği
ve belli bir miktar artacağı öngörülürken, birçok bölgede, göçler
ve değişen sosyal statüler yüzünden bu nüfusun azaldığı, dolayısıyla
kente göçün önlenemediği görülmüştür.
5- Barajların kalkınmaya ve dolaylı olarak yöresel sağlık
ve eğitim hizmetlerinin gelişmesine ve istihdama etkisi olmakla
birlikte, bunlardan daha çok kentsel kesim yararlanmaktadır.
6- Çevresel değişim ve sosyal yapı kesintileri nedeni ile
göl ya da nehir kenarındaki yerleşik topluluklarda ve yerlerinden
edilenlerde sağlık sorunları gözlenmektedir. Sudan kaynaklanan paraziter
hastalıklar artmaktadır.
7- Etkilenen topluluklarda cinsler arası farklılaşma körüklenmekte,
sosyal maliyeti ağırlıklı olarak kadınlar yüklenmekte, faydalardan
çok az pay almaktadır.
8- Su altında kalan mevcut kültür mirasını yeterince ve etkin
bir şekilde korumak mümkün olmamaktadır.
4.2.1.1.6. SONUÇLARIN YORUMU
İki düzine nedeni alt alta sıralayınca
sanırım bazı tereddütler zihnimizi bulandırmaya başladı. Zaten,
bütün bu karşı bulguların yoğunlaşması sonucu "Dünya Bankası"
gibi finans kuruluşları artık baraj yatırımlarına kredi vermemektedir.
Oysa çeşitli amaçlarla baraj yapımına yönelik kredi talebi fazladır.
Bu nedenle Dünya Bankası ve diğer uluslararası kuruluşlar yeni kriterler
ve normlar oluşturmaktadır. Bu sayılanların dışında, birden çok
ülkeden geçen su kaynakları üzerindeki sınırlayıcı yaptırımların,
global insan haklarını zedeleyen yanı, belki de tek başına yatırım
kararlarını etkileyecek boyuttadır. Bu konularda kuralları koyanların
da geriye yönelik özeleştiri yaparak hataları düzeltmeleri gerekmektedir.
Elinin altındakini kendisinin sanan, insanlık tarihi kadar eski
yanılgı, bizi bu konuda sağlıklı düşünebilmekten alıkoymuştur. Yanlışlar
doğrulara ağır bastığında vermemiz gereken kararı alırken, sağduyumuzu
kullanmayı ve tüm alternatifleri değerlendirmeyi bilmeliyiz.
CIA'nın 1996 da hazırladığı rapora
göre 21.YY da yaşanması muhtemel savaşların en büyük nedeni; su
paylaşımı ve doğal kaynakların kullanım biçimi olacak.. Pek de büyük
kehanet değil.. 4.5. deki karşılaştırma tablosunu incelediğinizde,
güneş enerjisine göre 1150 kat fazla su harcayan nükleer enerji
ve 800-900 kat su harcayan termik santrallerin de bu çorbada tuzu
olacağı anlaşılacaktır.
Başka bir konuya geçmeden, GAP projesi
uğruna tüm değerleri ile yok olan Halfeti ve Adıyaman'ın yerleşkelerinden
dört bir yana saçılan halkın sesine kulak verelim. Kaybolan insan
ilişkilerinin ve kuşaklar boyu sahiplenilmiş toprakların yerine
sunulan eksik gedik ve yapay olanakların benimsenmeyişinden doğan
dramı dinleyelim. Dinleyelim ve kaybolan insani değerlerin yerini
kaç MW enerjinin dolduracağını hesap edelim birlikte.. Sadece enerji
amaçlı kurulması halinde ekonomik elektrik üretim biçimi sayılamayan
barajlar, ancak sulama gibi tarımsal çözümlerle entegre olduğunda
yatırım rantabilitesi sağlamaktadır. GAP projesi sonuçlarına baktığımızda,
enerji hedeflerinin ortalama % 80'ine ulaşıldığı fakat sulama beklentilerinin
ancak % 10'unun gerçekleşebildiği görülmektedir.Yani GAP bu hali
ile henüz ekonomik bir yatırım değildir. Sosyal, kültürel ve psikolojik
sorunların dışında ekonomik sorun yaratarak tüy diken bu yönetimsel
yaklaşım, barajların yükünü büsbütün taşınamaz hale getirmektedir.
Bir başka örnek de, turizm gelirleri
ve etkileri açısından öncelikli bölgelerimizden, Antalya'dan.. "Köprüçay
ırmağı ile gündeme gelen ve Alara çayı, Karpuz çayı, Dim çayı ile
sürmesi muhtemel "hidroelektrik santralı inşa baskısı"
bölgeyi, enerji sorunundan çok daha yüksek seviyede etkileyecektir.
Çünkü turistlerin gelme nedeni ortadan kalktıktan sonra kesintisiz
enerji sağlama gereği de kalmayacaktır. Kendi kuyusunu kazar duruma
düşmemek için, bölgenin diğer alternatif kaynaklarına yönelmek zarurettir.
Akarsuların ve denizin akıntı enerjisi, güneş, rüzgar ve biyokütle
enerjiler; kaynak çeşitliliği, kaynak güvenliği ile bölgeyi olumlu
yönde etkileyecektir." diyor Prof. Dr Tuncay NEYİŞÇİ..
4.2.1.4. JEOTERMAL ENERJİ
4.2.1.4.1. KAYNAKLAR VE KAPASİTELER
Türkiye, elektrik ve elektrik dışı
jeotermal uygulama potansiyeli açısından dünyada 7. durumdadır.
Ülkemizde 40 derecenin üzerinde 170 adet saha bulunmaktadır. Mevcut
kaynaklara göre ispatlanmış kapasite 2628 MW , muhtemel teorik potansiyel
ise 31.500 MW tır. Yani 5 milyon konut eşdeğeri ısıtma kapasitesi
söz konusudur. Şu anda sadece 52 bin konutluk yani 493 MW lık ısıtma
yapılabilmektedir. Toplam jeotermal gücümüzün ancak % 2-3 ü
değerlenmektedir. Bu hali ile dünya 7'incisi
olan Türkiye 2010 yılında ilk 3'e girmeyi hedeflemektedir.
Dünya genelinde 95'den 2000'e kadar
jeotermal elektrik üretiminde % 17, elektrik dışı uygulamalarda
% 87 artış olmuştur.
Yeraltındaki sıcak bölgelerde, gözenekli
ve çatlaklı kayaç kütlelerinin, yağmur, kar ve deniz suları ile
beslenmesi sonucu oluşan jeotermal rezervuarlar, atmosfer koşulları
devam ettiği sürece yenilenebilir ve sürdürülebilir özelliklerini
korurlar. Isıtma uygulamalarında jeotermal suyun enerjisi temiz
suya aktarıldıktan sonra veya endüstriyel uygulamalarda su ile birlikte
gelen kimyasal maddelerin ayrışabilen ve işe yarayan bölümü alındıktan
sonra, kalan suyun çevreye zarar vermemesi ve dönüşüme katılması
için tekrar yer altına gönderilmesi zorunludur..
Reenjeksiyon (yeraltına geri basım)
denen bu yöntem birçok ülkede yasal zorunluluktur. "Özellikle
sondaj çalışmaları sırasında oluşabilecek çevresel etkilerin, bilinçli
bir özen ve alınacak tedbirlerle ortadan kaldırılması mümkündür."
Devam ediyor...
<1> -
<2>
-
<3> -
<4> -
<5>
-
<6>
|