1.6.3. ISI ARTIŞI VE SONUÇLARI

"2 milyon yıl önce yaşanan buzul çağından günümüze kadar, yerküre sıcaklığının 3 derece arttığı ve bu artışın orantılı olarak önemli bölümü olan 0.5 derecenin son 50 yılda gerçekleştiği saptanmıştır. Son 130 yılın en sıcak 7 yılı, son 11 yıl içinde yaşanmıştır" diyor Doçent Dr.Türkan GÖKSAL
Bu ne demektir ? 2 milyon yıl boyunca süregelen sıcaklık temposunun birdenbire 6666 misli büyümesi demektir.. Bu çılgınca artışın son 130 yıllık karşılaştırmalı temposu, son 11 yıla sıkışan en sıcak 7 yıla işaret ediyor. Bir uzaylı dostumuz bu ölçümlerden haberdar ise, hiç kuşkusuz şu günlerde kendi sonumuzu büyük bir iştahla hazırladığımızı düşünmektedir..

Kolaylıkla farkına varacağınız gibi, artan sıcaklıkla çoğalan klima sayısı, sadece bireysel ve geçici bir çözümdür. Hatta klimamız enerjisini fosil yakıtlardan elde ediyorsa onu da suçlular listesine dahil edebiliriz. Henüz önlenemeyen bu sıcaklık artışı sonucu ortaya çıkan iklim değişikliğinde olacaklar ise şunlardır. Yani, burnumuzun ucunu görmemekte direnerek sürdürdüğümüz aymazlığın doğal sonucu olarak başımıza gelecek olanların senaryosu aşağıdaki gibidir:

1. CO2 yoğunluğunun 1850 yılı değerlerine göre iki kat artması halinde dünyada ortalama sıcaklık 2.5 ....derece daha artacak.
2. Ada ve deltalar suya gömülecek.
3. Yarı kurak iklim bölgeleri çölleşecek.
4. Yer altı su rezervleri aşırı tuzlanacak.
5. Toprak neminin çekilmesi ve erozyon sonucu tarım toprağı kaybolacak.
6. Ekstrem iklim olaylarında artış görülecek.
7. Her gün artan orman yangınları olacak.
8. Tropik hastalıkların gittikçe kuzeye doğru yayıldığı gözlenecek. ( AİDS gibi )
9. Sıcaklığın ve tuz yoğunluğunun artışı yüzünden denizlerde sirkülasyon azalması görülecek.
10. Biyolojik çeşitlilikte de büyük azalma olacak. 22.yüzyılda %10-50 arası azalma ihtimali var.
11. Ekolojik sistemlerde istikrarın göstergesi olan böcek türleri de azalacak..

Bu senaryonun güncel işaretleri olan; "orta enlemlerde son 50 yıl içinde artan rüzgar hızı, ve % 5 artan yağışlar ile deniz seviyesinin yaklaşık 10 cm yükselmesi;" tehlike çanlarından gelen seslerdir..

"Doğayı cezalandırırsanız doğa da sizi cezalandırır. İnsan eliyle her yıl Güney Amerika'da 10 000 Km2 orman yok ediliyor. Bu yok ediş, dönüşümlü olmayan, kısa vadeli çıkarlar için, ekonomik nedenlerle yapılan ve çan seslerini güçlendiren bir katliamdır."

1.6.4. EKONOMİ VE EKOLOJİ

"Ekolojik" olmak aslında doğaya uyumlu yani "ekonomik" olmaktır. Bu konuyu 4.BÖLÜM de açmaya gayret ettim. Burada şimdilik, dünya genelinden bakalım konuya..

Dünya nüfusunun % 20 lik en zengin kesimi, 1997 yılında üretilen mal ve hizmetlerin % 86 sına sahipti. Varsıllarla yoksullar arasındaki bu uçurum, ekolojik dengesizlikleri körüklemektedir.. Yoksullar; yaşam savaşı uğruna doğa kıyımını bilinçsizce sürdürmekte, varsıllar; paranın satın aldığı bütün doğa nimetlerini acımasızca sömürme hakkını kendilerinde görebilmektedir.

Sosyal dengesizliğin körüklediği bu "birbirinden kaçırma savaşı", sonunda ekolojik dengelerin alt üst olmasını çabuklaştırmaktadır. Fransa'nın kendi ülkesindeki çimento fabrikalarını tasfiye ederek başka ülkelerde çimento fabrikası satın alması ve kurmasının ardında, yardımseverlik ya da ticari karlılık düşüncesi değil, tamamen "enerji tasarrufu gerekçesi" yatmaktadır.. Bir başka deyişle kendi kaynaklarını ilkel bir koruma güdüsüdür bu. İlkelliği de, kendi kaynaklarını küresel olanlardan ayırarak koruyabileceğini sanmasındadır..

Geleceğin ufkunu zaruretten ötürü göremeyen yoksullar bu kıyımdan daha erken ve daha çok etkilenmekteler. Buna karşılık, sebze ve meyveleri genetik oyunların malzemesi sanan çok uluslu şirketler, kısırlaştırılmış tohumlarla doğal gelişimin önünü tıkamakta, daha iri, daha renkli ürünler uğruna besin zincirinin halkaları ile oynamaktadırlar. Kendilerini bu doğanın sahibi sanırken, çoğunlukla yarattıkları soysuz ürünler ve tohum tekelciliği ile aslında doğaya en büyük zararı verdiklerinin farkına varamamaktadırlar.

1.7. ENERJİNİN; MALİYETİ, TASARRUFU VE ÖNERİLER..

1.7.1. MALİYET

"Genel bir ekonomik bakışla gayrı-safi hasılanın yaklaşık üçte biri, enerji gerektiren mallarla elde edilir. Bilindiği gibi enerji fiyatlarındaki en küçük değişiklik ise enflasyonu derhal etkiler. Paranın değeri ile enerji fiyatları arasında daima ters bir orantı vardır. Enerjinin üretimdeki ve hayatımızdaki payı, bu konuda ulusça alınacak doğru ya da yanlış kararların geleceğimizi ne denli etkileyeceğinin göstergesidir. Yakıtların toplam maliyeti hesaplanırken göz önünde bulundurulması gereken en önemli parametrelerden biri, çevre üzerindeki etkilerinin ve zararlarının da dikkate alınmasıdır."

"Basit bir muhasebe mantığı, maliyet hesaplarını sadece fiziksel verilere ve güncel ( nominal ) değerlere dayandırır. Oysa ekonomi bağlamında hesaplama çok farklıdır. Gerçek ( reel ), güncel
( nominal ) ve karşılaştırmalı değerlerin hepsi kullanılır. Varsayımlar üretilir ve ekonomik maliyetler hesaplanır.. Bu da yetmez "sosyal maliyetler" hesaplanır. Bu gün dünyanın tartıştığı temel konu sosyal maliyetlerdir.

Eski mantığa göre ; "toplumun kalkınması için azınlık feda edilebilir" anlayışı yerini şu soruya bırakmıştır ; "azınlığı niye feda ediyoruz ki, buna hakkımız var mı ?" Ayrıca toplumsal refaha yönelik projeler zaten yüksek maliyetli yatırımlardır. Azınlığı kurtarmanın maliyeti bunun yanında devede kulak kalırken neden karşılanmasın ?..

Sosyal maliyetlerin, herkesin mutluluğu için göğüslenebilir olduğuna karar veren dünya çoğunluğu, bu yüzden "sürdürülebilir kalkınma" dan "katılımcı kalkınma"ya geçmiştir. Çünkü gerçek ve toplam katılımı sağlayamazsanız zaten "sürdürülebilir" olamazsınız.. Sonuçlardan negatif etkilenenler doğaldır ki olacaktır. Onlara da; katılımı izleme, denetim ve rehberlik hizmetleri verilmeli böylece sistem içinde kalmaları sağlanmalıdır.

"Katılımcı" kalkınmanın; bilinçli, iyi eğitilmiş, bilgilendirilmiş ve şeffaf toplumların harcı olduğunu belirtmeye sanırım gerek yok. Bizim idolümüzün "sürdürülebilir" basamağına takılı kalmasını da bu yüzden anlamak olası.." Ekonomist Çiğdem BAYKAL'ın görüşlerinden özetlenen yukarıdaki açıklama, enerji konusundaki maliyetlere hangi gözle bakmamız gerektiğini açıklıyor.

Elektrik enerjisinin sosyal maliyetler dışındaki maliyetinin yarısını üretimin cinsi ve yatırım bedeli etkiler. Geri kalanın % 20 si iletim hatlarından % 30'u da dağıtım organizasyonundan kaynaklanır. Yani mahallinde üretim ve tüketim demek olan çoğu alternatif enerji yöntemi daha işin başında % 50 lik bir bedel avantajına sahip olmaktadır. Çoğunlukla gözden kaçan bu maliyet analizi, teknoloji seçiminde dikkate alınması gereken en önemli etkenlerden biridir.

1.7.2. TASARRUF ÖNLEMLERİ

"Enerji tasarrufu demek, sobaları yakmayıp, ısıtıcıları çalıştırmayıp soğuktan donmak, ampulleri kapatıp önünü görememek veya sanayide makineleri çalıştırmayıp üretimi durdurmak demek değildir.

Öncelikle ülke çapında etkin, hedefleri, araçları ve amaçları belirlenmiş enerji tasarrufu programı belirlenip çalışılma yapılmalıdır. Ülke içinde yerel ve bölgesel olarak merkezler oluşturup eğitilmiş elemanlarla, gerekiyorsa tek tek fabrikalara gidip ölçüm yapmak ve kayıp noktalarını belirleyip bunları gidermek gerekmektedir.

Amerikan Enerji Bakanlığı 1974 petrol krizinden sonra ülke çapında, bazı üniversitelerin bünyelerinde
( Energy Audit end Diognastic Center ) kısaca EADC denilen merkezler kurmuş ve bu merkezlerin her birine bir sorumluluk alanı vererek özellikle sanayideki enerji tüketimi kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Bu proje ilk defa 1976 yılında uygulamaya konulmuş ve ilk yıl ABD de % 1 civarında sanayi üretim artışı olmasına rağmen toplam sanayiin enerji tüketimi % 16 azalmıştır. Tasarruf oranı başlangıç yılları itibari ile bu gün % 40'lara ulaşmıştır. Bu merkezlerin parasal kaynağını Amerikan enerji bakanlığı karşılamakta ve sanayi kuruluşlarından hiçbir talepte bulunmamaktadır. " diyor Doçent Dr.Necdet ALTUNTOP.

Kişisel gayreti ile Erciyes Üniversitesinde beş yıllık bir uğraş sonucunda, araç gereç ve elemanları ile kurulan bu kapsamda bir merkez için 1999 yılında Enerji Bakanlığına yapılan müracaatın hala sonuç vermediğini de ekliyor..Neden mi ? Gerekli önlemlerin alınması ile çılgın enerji talepleri önlenirse, dev boyutlu ihalelerin ve ihale boyutuna uygun komisyonların nedeni ortadan kalkacak da ondan !..

Gelişmiş ülkelerde hatlarda kayıp oranı en fazla % 8 ile 10 arasındadır.. Güzel bir benzetme ile "delikli kovayla su taşıma örneği" olan; % 25'e varan kayıplara yol açan nakil hatlarımızı ıslah etsek, % 10 kaçak kullanımın önüne geçebilsek çok daha kestirmeden gitmiş olacağız. Yeni yapılan konutlar ve fabrikalarda izolasyon ve tasarruf kurallarına uyabilsek ve de diğer enerji üretme yöntemlerine eğilebilsek, nükleer tehlikesine de fosil yakıt atıklarına da katlanmak zorunda kalmadan enerji sorunlarını çözebileceğiz..

Genel enerji tüketimi içinde elektriğin payı % 35 'in üzerindedir. 2000'li yıllarda bu payın % 50 'ye kadar yükselmesi beklenmekte. Genel tüketimin değil, elektriğin payıdır yükselen. Bu tercihin nedeni, elektriğin elde ediliş sürecini göz ardı ettiğinizde, kullanımı en kolay ve atıksız yani temiz enerji olmasıdır.. Bu yüzden elektriğin elde edilme biçimi gittikçe önem kazanıyor. Yani bu temiz kullanma biçimine temiz bir üretim biçiminin karşılık gelmesi artık bir zorunluluktur.

Ülke genelinde dört milyonu aşkın sokak lambası varmış. Tasarruf gösterisi adı altında tüm sokak lambalarının yarısının söndürülmesi ile toplam tüketimin ancak % 1.25'i kadar tasarruf sağlayabileceğimizi TEDAŞ genel müdürü itiraf ediyor. Bu alaca karanlık yüzünden çukura düşenler, çoğalan kazalar ve yavaşlayan yaşam temposunun ülkeye ne kaybettireceğini iyi hesap etmek gerekiyor. Milleti canından bezdirecek tedbirler yerine, gerekenin 2 ila üç katı enerji kullanarak üretim yapan ve tüm elektriğin % 60'ını tüketen sanayie yönelsek toplam enerjinin % 20 si kadar tasarruf yapmamız çok mümkün.

"Flamanlı geleneksel ampuller yerine kompakt floresan kullanarak % 75-80'e varan tasarruf sağlama olanağı vardır. Geleneksel ampullere göre 15-20 misli daha pahalı, ama 8-10 misli daha uzun ömürlü olan bu ampuller, sağladıkları; sökme takmadan doğan işgücü ve enerji tasarrufu ile 8-12 ay arasında amortisman sağlamaktadır. Yapılan hesaplamalar ampulün 8-10 bin saatlik ömrü boyunca yaklaşık 20 dolarlık bir tasarrufun sağlandığını göstermiştir. Benzer biçimde, enerji etkin çalışan buzdolaplarında % 66, derin dondurucularda % 58, kurutucularda % 23 tasarruf olanağı elde edilmiştir."

"Tasarruflu ampulleri üretmek için kurulabilecek fabrika 7.5-10 milyon dolara mal olmaktadır. Basit bir hesaplama ile, üretilecek ampullerle, nerede ise bu yatırımın 600-700 misline yani, 6 milyar dolara mal olan iki nükleer santral üretimi kadar tasarruf sağlanabileceği görülecektir."

"Binaların ısıtılmasında ve sıcak su elde etmekte kullanılan değişik yakıtların yakıldığı kazanlarda otomatik kontrol ünitelerinin kullanımı % 5-10 civarındadır. Bir çok binada kazanların durdurulup çalıştırılması ve sıcaklık değerlerinin ayarlanması kapıcıların insafına bırakılmış durumdadır. Yapılan deneysel ve bilimsel çalışmalarda, kapıcı tarafından el ile kumanda edilerek ısıtma sistemlerinin çalıştırılması yerine otomatik kontrol elemanları ile sistemlerin çalıştırılıp durdurulması durumunda iç ortamlarda daha konforlu ısınma ve % 35 oranında yakıt tasarrufu sağlandığı belirlenmiştir.

Örnek olması açısından Ankara'da ve Berlin'de aynı büyüklükteki binaların ısıl enerji tüketimleri incelendiğinde Ankara'daki binanın Berlin'dekine göre 4.5 kat daha fazla enerji tükettiği belirlenmiştir. Yani Ankara'da bulunan 120 m2 lik bir konut ısınma için 150 DM harcamada bulunurken Berlin'de bulunan aynı büyüklükteki bir konut 35 DM ye ısınabilmektedir." Diyor yine Doçent Dr. Necdet ALTUNTOP ve Üniversite bünyesindeki uygulamalarından çarpıcı örnekler veriyor:

"Üniversitemizde bugünkü fiyatlarla 500 - 550 milyar TL./yıl tasarruf sağlayan merkezi kontrollü ısıtma sistemimiz var. Bu sistemde aynı zamanda Türkiye'nin en iyi baca gazı arıtma sistemlerinden biri çalışmakta. Enerji geri kazanımı ve yakıt tasarrufu için yapılmış olan ünitelerimiz var. Alınan tedbirler ve uygulanan çalışmalarla 1997 de kampüste bulunan 58 binayı ısıtmak için 32 ton/gün fuel-oil kullanılırken, şu anda 70 binada 30 ton/gün fuel-oil kullanılıyor."

1.7.3. ELEŞTİRİ VE ÖNERİLER

Yukarıda anlatılanlar, istenirse olabileceğini gösteren güzel örnekler.. Peki istemeyen kim ? Neden enerji bakanlığının asli görevi bu gibi çalışmaları teşvik etmek, desteklemek ve yüreklendirmek olacak iken engel olmayı ya da sessiz kalmayı tercih ediyor ?..

"Enerji tüketimi bir toplumda kalkınmanın ölçüsüdür" sloganı ve yükselen hayat standardı ile enerji ihtiyacının sürekli artmakta olduğu düşüncesi, batıyı ortalama 20 yıl geriden takip edebilen yöneticilerimizin ve bir kısım aydınlarımızın temel yanlışlarından biridir. Enerji, hangi kaynaktan elde edilirse edilsin bir tüketim olgusudur. Kaynağı sonsuz olsa dahi, kullanım biçimi az ya da çok malzeme sorunu yaratacaktır. Bunu anlayan çağdaş düşüncenin bundan böyle hedefi "daha az enerji harcayarak daha yüksek yaşam standardı" elde etmektir.

Henüz alternatif enerji biçimlerini öğrenme fırsatı bulamadığı demeçlerinden anlaşılan Enerji Bakanından alınan bilgilere göre, enerji yatırımları 2020 yılına kadar 100 milyar dolarlık ek borçlanma gerektirmekte imiş. Bu hesaplar, son beş yılın ortalaması olan % 8.5 enerji talebi artışının gelecek 20 yılda da aynı oranda devam edeceği varsayımından çıkmaktadır. Halbuki dünya enerji tüketimi 1950 den beri dört misli arttı fakat, bu artışın temposu giderek düşüyor. Artık kalkınmış ülkelerdeki yıllık talep artışları % 1 civarındadır. Tempo düşüyor. Çünkü artık bilimsel araştırmalar, daha düşük enerji ile imal edilecek endüstriyel ürünler ve daha az enerji tüketen araç gereçler üzerinde yoğunlaştı. Yani gelişmişlik arttıkça enerjinin optimum kullanım yöntemleri de gelişmekte ve ilave talepler azalmaktadır. Bu "hesap bilmez" varsayıma bakılırsa, Enerji Bakanının 20 yıl daha gelişmemizden ümit kestiği anlaşılmaktadır !. Ulusal kaynakları olabildiğince "küçük", talebi de alabildiğince "büyük" göstererek nükleer santral dayatmasını haklı göstermeye çalışanlar önce doğru hesaplardan yola çıkmalıdırlar..

"Enerji kullanan tüm sektörlerde, enerjinin verimli kullanımına yönelik gelişmeleri dikkate alan analizler 2020 yılında; nüfusun bugünün iki katı olmasına ve yaşam standardının küresel ölçekte yükselmesine karşın, enerji tüketiminin 1980'lerdeki seviyesine yani 11 TW'a düşeceğini ortaya koymaktadır.

Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere, kaynakları aşırı derecede tüketen, çevre kalitesini bozan, uzun dönemde pahalı, verimsiz teknolojileri satarak, bu ülkelerin sınırlı ekonomilerini ve çevresel kalitelerini olumsuz yönde etkileyebilecek girişimler içindedirler.

Ülkemiz ne yazık ki, beyinsel enerjisinin tümüne yakın bölümünü, gündemine genellikle gelişmiş ülkeler tarafından sokulan konuların tartışmasına harcadığından "1973 enerji devrimi"nin kapılarından geçip yeni dünyalara açılamamış, enerji sorununun çözümünde öz kaynaklarının değerini kavrayamamıştır." diyor Prof. Dr. Tuncay NEYİŞÇİ.. Ben de sade bir vatandaş olarak altını imzalıyorum..

Türkiye 70 yılda 80 milyar dolar borçlanmış ve bu yükün altında ezilirken, yanlış teknoloji seçimleri, yanlış öngörüler ve yatırım kararları ile altına girmeye hazırlandığımız bu yeni yükün, ekonomik köleliğimizin fermanı olacağını görmemek mümkün müdür ?.. Bu tablo; "Ülkemizde enerji krizi mi yoksa yönetim krizimi var ?" sorusunu akla getirmektedir..

"Siyasetle hemen hemen her şeyi değiştirebilirsiniz, ancak bilim ve tekniği asla !. Enerji konusu bir memleketin çağdaşlaşabilmesinde en önemli temel unsurdur. Kısaca, enerji o memleketin birinci derecedeki milli menfaatidir. Memleketin milli menfaatleri söz konusu olduğu zaman siyaset oyunlarına yer yoktur." Diyor Prof.Dr. İ.Adnan SARAÇOĞLU ayrıca son yıllarda dört elle sarıldığımız Rusya'dan gelen ve istikbalimizi bağladığımız "doğal gaz" konusunda çarpıcı bir açıklama yapıyor :

"Rusya'nın bu günkü sanayi tesisleri birer hurda durumundadır. İşsizlik had safhadadır. 65 Milyon parasız Rus Avrupa'ya turist olarak gitmek istiyor, ancak bir şekilde vize gibi sebepler ile engel olunuyor. Bu turistler Avrupalının korkulu rüyası. Rusya, son birkaç aydır çok güçlü ekonomik ve sanayi kalkınma stratejisi uygulamaktadır. Amerika, Avrupa ve Dünya Bankası Rusya'nın kesinlikle kalkınması gerektiğini ifade etmekte. Bu kalkınma döneminde ve sonrasında Rusya'nın tabiidir ki enerji ihtiyacı çok fazla artacaktır. Bu nedenle Ukrayna üzerinden gelen doğal gaz kaynakları ve diğer enerji hatları Türkiye'ye yeteri kadar enerji sağlamakta zorlanacaktır. Hatta diğer tür enerji nakillerinde de kısıtlamalar olacağı kesindir. Bu ve daha başka nedenlerden dolayı Türkiye bir an önce çok güçlü bir enerji stratejisi ve politikası uygulamak zorundadır. Aksi taktirde ülkemizi çok karanlık günler beklemektedir."

1.8. ÇEVRE ŞURASI VE SONRASI..

Kasım 2000 de İzmir'de toplanan Çevre Şurasında 42 numaralı komisyon kararı aynen şöyle : "Varolan enerji planlamasına, hidrojen enerjisi gibi diğer yeni ve yenilenebilir nitelikteki kaynaklar süratli bir biçimde yansıtılmalı, ve yerel anlamda enerji üretim tesisleri desteklenmelidir."

Doğru ve akılcı bir tavsiye değil mi ? Peki buna çekince koyan yani katılmayan iki kuruluşu merak ediyor musunuz ? Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile Atom Enerjisi Kurumu temsilcileri !..

Çevre şurasının, şirketler arası kar paylaşım toplantısı ile karıştırıldığı kuşkusuz. Bu kurumları bir şirket olarak kabul eder ve karlılıklarının tehlikeye düşmesi telaşı ile çekince koyduklarını düşünürsek belki bu yaklaşımlarını anlayabiliriz. Fakat, dünyada olup bitenden bu kadar bihaber olmaları, adeta bezirgan menfaati uğruna global ve ulusal çıkarları ve de insani beklentileri hiçe saymalarını anlamak mümkün değildir.

Dönüşümlü "alternatif" kaynaklara, prensip olarak nükleer yanlılarının bile gönülden karşı gelmediğini ve çoğunun tarafsız bir gözle bakabildiğini biliyorum. Fakat bu konuların, duyarlı ve bilgili kişilerin tarafsızlığına değil desteğine ihtiyacı var.. Bir yanda Tanrı vergisi tükenmez ve sorunsuz kaynaklar, diğer yanda bizlere verilmiş bilgi ve vicdani değerler.. Gelin gücümüzü birleştirelim, hızla sürat kazanan temiz enerjiler kulvarındaki bayrak yarışına biz de katılalım. Bu yarışın ödülü; sadece enerji sorunlarına bölgesel çözümler üretmek değil, "dünya barışına ve sosyal dengelerin adaletli oluşumuna" en güçlü ivmeyi sağlamak olacaktır.

Enerji kulvarında güçlü ve etkin olabilmek için önce el ele vermek ve bir "takım" olmak gerekiyor. Çeşitli platformlarda bu konuyu gündeme getiren ve yükünü bunca zaman severek taşıyanları sevgi ile anarak ben elimi uzatıyorum !..

"Ben ne yapabilirim ?" sorusunu herkes önce kendisine sormalı, sonra bu çabaya katabileceği kaynakları başkaları ile birleştirmelidir. Bu çabaların; sonuçları rafta kalan "Çevre Şurası" gibi değil, alınan kararları ülke politikasına etkin olacak bir "Enerji Şurası" doğurması ümit edilir.

1.9. ENERJİDE DÖNÜM NOKTASI

Şimdi, Almanya'da 1998 den beri, Çevre, Doğayı Koruma ve Reaktör Güvenliği Federal Çevre Bakanı olan Jürgen TRİTTİN' e kulak verelim. Aynı zamanda Sosyal Bilimler Ekonomisti ve Gazeteci. Kendisi ile yapılan bir röportajda bakın neler anlatıyor:

"Her nükleer santrale belirli bir miktar bakiye elektrik üretme hakkı tanıdık. Bu üretimin sonunda işletme ruhsatı kendiliğinden sona erecek. Eski santraller üretim haklarını yenilerine devredebilmekte, böylece güvenlik arttırılabilmekte..

Karbondioksit üretmemesine rağmen reaktörlerden vazgeçilme nedeni şudur : Atom enerjisi ancak çok yüksek kapasiteli tesislerde üretilebilmektedir. Bu yüksek güç, hem enerji tüketimini körüklemekte hem de merkezi yapıya sahip olmayan alternatif temiz enerji kaynaklarının geliştirilmesine engel olmaktadır.
Sadece Almanya'da yoğun enerji yutan cihazlar yerine tasarruflu cihazların kullanılması ile iki nükleer santral kapasitesinde enerji tasarrufu elde etmek mümkündür.

2010 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklarını iki katına çıkarmak istiyoruz. Bu çalışma aynı zamanda binlerce kişilik yeni istihdam yaratacaktır.

Ekolojik vergi reformu ile yükü, çevreyi kirletenlere yüklüyoruz. Bundan sağlanan gelir emeklilik sigortası aidatlarını düşürmekte kullanılıyor. Enerji tasarrufunu ödüllendiriyoruz. Bu da, doğal kaynakları zorlamayan ürünler ve üretim yöntemlerinin geliştirilmesini teşvik ediyor."

Darısı başımıza diyelim !. Çevre ve Enerji bakanlarımızın ferasetine kalan mesajlar bunlar..

Enerji politikamızdaki kör döğüşünün, yerini doğru projeksiyonlara ve alternatif, "dönüşümlü" enerji yatırım kararlarına bırakması, 2001 yılının en önemli beklentisi ve enerjide dönüm noktası olacaktır..

Devam ediyor...

<1>  -  <2>  -  <3>  -  <4>  -  <5>  -  <6>