|
1.6.3. ISI ARTIŞI VE SONUÇLARI
"2 milyon yıl önce yaşanan buzul
çağından günümüze kadar, yerküre sıcaklığının 3 derece arttığı ve
bu artışın orantılı olarak önemli bölümü olan 0.5 derecenin son
50 yılda gerçekleştiği saptanmıştır. Son 130 yılın en sıcak 7 yılı,
son 11 yıl içinde yaşanmıştır" diyor Doçent Dr.Türkan GÖKSAL
Bu ne demektir ? 2 milyon yıl boyunca süregelen sıcaklık temposunun
birdenbire 6666 misli büyümesi demektir.. Bu çılgınca artışın son
130 yıllık karşılaştırmalı temposu, son 11 yıla sıkışan en sıcak
7 yıla işaret ediyor. Bir uzaylı dostumuz bu ölçümlerden haberdar
ise, hiç kuşkusuz şu günlerde kendi sonumuzu büyük bir iştahla hazırladığımızı
düşünmektedir..
Kolaylıkla farkına varacağınız gibi,
artan sıcaklıkla çoğalan klima sayısı, sadece bireysel ve geçici
bir çözümdür. Hatta klimamız enerjisini fosil yakıtlardan elde ediyorsa
onu da suçlular listesine dahil edebiliriz. Henüz önlenemeyen bu
sıcaklık artışı sonucu ortaya çıkan iklim değişikliğinde olacaklar
ise şunlardır. Yani, burnumuzun ucunu görmemekte direnerek sürdürdüğümüz
aymazlığın doğal sonucu olarak başımıza gelecek olanların senaryosu
aşağıdaki gibidir:
1. CO2 yoğunluğunun 1850 yılı
değerlerine göre iki kat artması halinde dünyada ortalama sıcaklık
2.5 ....derece daha artacak.
2. Ada ve deltalar suya gömülecek.
3. Yarı kurak iklim bölgeleri çölleşecek.
4. Yer altı su rezervleri aşırı tuzlanacak.
5. Toprak neminin çekilmesi ve erozyon sonucu tarım toprağı
kaybolacak.
6. Ekstrem iklim olaylarında artış görülecek.
7. Her gün artan orman yangınları olacak.
8. Tropik hastalıkların gittikçe kuzeye doğru yayıldığı gözlenecek.
( AİDS gibi )
9. Sıcaklığın ve tuz yoğunluğunun artışı yüzünden denizlerde
sirkülasyon azalması görülecek.
10. Biyolojik çeşitlilikte de büyük azalma olacak. 22.yüzyılda
%10-50 arası azalma ihtimali var.
11. Ekolojik sistemlerde istikrarın göstergesi olan böcek
türleri de azalacak..
Bu senaryonun güncel işaretleri olan;
"orta enlemlerde son 50 yıl içinde artan rüzgar hızı, ve %
5 artan yağışlar ile deniz seviyesinin yaklaşık 10 cm yükselmesi;"
tehlike çanlarından gelen seslerdir..
"Doğayı cezalandırırsanız doğa
da sizi cezalandırır. İnsan eliyle her yıl Güney Amerika'da 10 000
Km2 orman yok ediliyor. Bu yok ediş, dönüşümlü olmayan, kısa vadeli
çıkarlar için, ekonomik nedenlerle yapılan ve çan seslerini güçlendiren
bir katliamdır."
1.6.4. EKONOMİ VE EKOLOJİ
"Ekolojik" olmak aslında
doğaya uyumlu yani "ekonomik" olmaktır. Bu konuyu 4.BÖLÜM
de açmaya gayret ettim. Burada şimdilik, dünya genelinden bakalım
konuya..
Dünya nüfusunun % 20 lik en zengin
kesimi, 1997 yılında üretilen mal ve hizmetlerin % 86 sına sahipti.
Varsıllarla yoksullar arasındaki bu uçurum, ekolojik dengesizlikleri
körüklemektedir.. Yoksullar; yaşam savaşı uğruna doğa kıyımını bilinçsizce
sürdürmekte, varsıllar; paranın satın aldığı bütün doğa nimetlerini
acımasızca sömürme hakkını kendilerinde görebilmektedir.
Sosyal dengesizliğin körüklediği bu
"birbirinden kaçırma savaşı", sonunda ekolojik dengelerin
alt üst olmasını çabuklaştırmaktadır. Fransa'nın kendi ülkesindeki
çimento fabrikalarını tasfiye ederek başka ülkelerde çimento fabrikası
satın alması ve kurmasının ardında, yardımseverlik ya da ticari
karlılık düşüncesi değil, tamamen "enerji tasarrufu gerekçesi"
yatmaktadır.. Bir başka deyişle kendi kaynaklarını ilkel bir koruma
güdüsüdür bu. İlkelliği de, kendi kaynaklarını küresel olanlardan
ayırarak koruyabileceğini sanmasındadır..
Geleceğin ufkunu zaruretten ötürü
göremeyen yoksullar bu kıyımdan daha erken ve daha çok etkilenmekteler.
Buna karşılık, sebze ve meyveleri genetik oyunların malzemesi sanan
çok uluslu şirketler, kısırlaştırılmış tohumlarla doğal gelişimin
önünü tıkamakta, daha iri, daha renkli ürünler uğruna besin zincirinin
halkaları ile oynamaktadırlar. Kendilerini bu doğanın sahibi sanırken,
çoğunlukla yarattıkları soysuz ürünler ve tohum tekelciliği ile
aslında doğaya en büyük zararı verdiklerinin farkına varamamaktadırlar.
1.7. ENERJİNİN; MALİYETİ, TASARRUFU
VE ÖNERİLER..
1.7.1. MALİYET
"Genel bir ekonomik bakışla gayrı-safi
hasılanın yaklaşık üçte biri, enerji gerektiren mallarla elde edilir.
Bilindiği gibi enerji fiyatlarındaki en küçük değişiklik ise enflasyonu
derhal etkiler. Paranın değeri ile enerji fiyatları arasında daima
ters bir orantı vardır. Enerjinin üretimdeki ve hayatımızdaki payı,
bu konuda ulusça alınacak doğru ya da yanlış kararların geleceğimizi
ne denli etkileyeceğinin göstergesidir. Yakıtların toplam maliyeti
hesaplanırken göz önünde bulundurulması gereken en önemli parametrelerden
biri, çevre üzerindeki etkilerinin ve zararlarının da dikkate alınmasıdır."
"Basit bir muhasebe mantığı,
maliyet hesaplarını sadece fiziksel verilere ve güncel ( nominal
) değerlere dayandırır. Oysa ekonomi bağlamında hesaplama çok farklıdır.
Gerçek ( reel ), güncel
( nominal ) ve karşılaştırmalı değerlerin hepsi kullanılır. Varsayımlar
üretilir ve ekonomik maliyetler hesaplanır.. Bu da yetmez "sosyal
maliyetler" hesaplanır. Bu gün dünyanın tartıştığı temel konu
sosyal maliyetlerdir.
Eski mantığa göre ; "toplumun
kalkınması için azınlık feda edilebilir" anlayışı yerini şu
soruya bırakmıştır ; "azınlığı niye feda ediyoruz ki, buna
hakkımız var mı ?" Ayrıca toplumsal refaha yönelik projeler
zaten yüksek maliyetli yatırımlardır. Azınlığı kurtarmanın maliyeti
bunun yanında devede kulak kalırken neden karşılanmasın ?..
Sosyal maliyetlerin, herkesin mutluluğu
için göğüslenebilir olduğuna karar veren dünya çoğunluğu, bu yüzden
"sürdürülebilir kalkınma" dan "katılımcı kalkınma"ya
geçmiştir. Çünkü gerçek ve toplam katılımı sağlayamazsanız zaten
"sürdürülebilir" olamazsınız.. Sonuçlardan negatif etkilenenler
doğaldır ki olacaktır. Onlara da; katılımı izleme, denetim ve rehberlik
hizmetleri verilmeli böylece sistem içinde kalmaları sağlanmalıdır.
"Katılımcı" kalkınmanın;
bilinçli, iyi eğitilmiş, bilgilendirilmiş ve şeffaf toplumların
harcı olduğunu belirtmeye sanırım gerek yok. Bizim idolümüzün "sürdürülebilir"
basamağına takılı kalmasını da bu yüzden anlamak olası.." Ekonomist
Çiğdem BAYKAL'ın görüşlerinden özetlenen yukarıdaki açıklama, enerji
konusundaki maliyetlere hangi gözle bakmamız gerektiğini açıklıyor.
Elektrik enerjisinin sosyal maliyetler
dışındaki maliyetinin yarısını üretimin cinsi ve yatırım bedeli
etkiler. Geri kalanın % 20 si iletim hatlarından % 30'u da dağıtım
organizasyonundan kaynaklanır. Yani mahallinde üretim ve tüketim
demek olan çoğu alternatif enerji yöntemi daha işin başında % 50
lik bir bedel avantajına sahip olmaktadır. Çoğunlukla gözden kaçan
bu maliyet analizi, teknoloji seçiminde dikkate alınması gereken
en önemli etkenlerden biridir.
1.7.2. TASARRUF ÖNLEMLERİ
"Enerji tasarrufu demek, sobaları
yakmayıp, ısıtıcıları çalıştırmayıp soğuktan donmak, ampulleri kapatıp
önünü görememek veya sanayide makineleri çalıştırmayıp üretimi durdurmak
demek değildir.
Öncelikle ülke çapında etkin, hedefleri,
araçları ve amaçları belirlenmiş enerji tasarrufu programı belirlenip
çalışılma yapılmalıdır. Ülke içinde yerel ve bölgesel olarak merkezler
oluşturup eğitilmiş elemanlarla, gerekiyorsa tek tek fabrikalara
gidip ölçüm yapmak ve kayıp noktalarını belirleyip bunları gidermek
gerekmektedir.
Amerikan Enerji Bakanlığı 1974 petrol
krizinden sonra ülke çapında, bazı üniversitelerin bünyelerinde
( Energy Audit end Diognastic Center ) kısaca EADC denilen merkezler
kurmuş ve bu merkezlerin her birine bir sorumluluk alanı vererek
özellikle sanayideki enerji tüketimi kontrol altına alınmaya çalışılmıştır.
Bu proje ilk defa 1976 yılında uygulamaya konulmuş ve ilk yıl ABD
de % 1 civarında sanayi üretim artışı olmasına rağmen toplam sanayiin
enerji tüketimi % 16 azalmıştır. Tasarruf oranı başlangıç yılları
itibari ile bu gün % 40'lara ulaşmıştır. Bu merkezlerin parasal
kaynağını Amerikan enerji bakanlığı karşılamakta ve sanayi kuruluşlarından
hiçbir talepte bulunmamaktadır. " diyor Doçent Dr.Necdet ALTUNTOP.
Kişisel gayreti ile Erciyes Üniversitesinde
beş yıllık bir uğraş sonucunda, araç gereç ve elemanları ile kurulan
bu kapsamda bir merkez için 1999 yılında Enerji Bakanlığına yapılan
müracaatın hala sonuç vermediğini de ekliyor..Neden mi ? Gerekli
önlemlerin alınması ile çılgın enerji talepleri önlenirse, dev boyutlu
ihalelerin ve ihale boyutuna uygun komisyonların nedeni ortadan
kalkacak da ondan !..
Gelişmiş ülkelerde hatlarda kayıp
oranı en fazla % 8 ile 10 arasındadır.. Güzel bir benzetme ile "delikli
kovayla su taşıma örneği" olan; % 25'e varan kayıplara yol
açan nakil hatlarımızı ıslah etsek, % 10 kaçak kullanımın önüne
geçebilsek çok daha kestirmeden gitmiş olacağız. Yeni yapılan konutlar
ve fabrikalarda izolasyon ve tasarruf kurallarına uyabilsek ve de
diğer enerji üretme yöntemlerine eğilebilsek, nükleer tehlikesine
de fosil yakıt atıklarına da katlanmak zorunda kalmadan enerji sorunlarını
çözebileceğiz..
Genel enerji tüketimi içinde elektriğin
payı % 35 'in üzerindedir. 2000'li yıllarda bu payın % 50 'ye kadar
yükselmesi beklenmekte. Genel tüketimin değil, elektriğin payıdır
yükselen. Bu tercihin nedeni, elektriğin elde ediliş sürecini göz
ardı ettiğinizde, kullanımı en kolay ve atıksız yani temiz enerji
olmasıdır.. Bu yüzden elektriğin elde edilme biçimi gittikçe önem
kazanıyor. Yani bu temiz kullanma biçimine temiz bir üretim biçiminin
karşılık gelmesi artık bir zorunluluktur.
Ülke genelinde dört milyonu aşkın
sokak lambası varmış. Tasarruf gösterisi adı altında tüm sokak lambalarının
yarısının söndürülmesi ile toplam tüketimin ancak % 1.25'i kadar
tasarruf sağlayabileceğimizi TEDAŞ genel müdürü itiraf ediyor. Bu
alaca karanlık yüzünden çukura düşenler, çoğalan kazalar ve yavaşlayan
yaşam temposunun ülkeye ne kaybettireceğini iyi hesap etmek gerekiyor.
Milleti canından bezdirecek tedbirler yerine, gerekenin 2 ila üç
katı enerji kullanarak üretim yapan ve tüm elektriğin % 60'ını tüketen
sanayie yönelsek toplam enerjinin % 20 si kadar tasarruf yapmamız
çok mümkün.
"Flamanlı geleneksel ampuller
yerine kompakt floresan kullanarak % 75-80'e varan tasarruf sağlama
olanağı vardır. Geleneksel ampullere göre 15-20 misli daha pahalı,
ama 8-10 misli daha uzun ömürlü olan bu ampuller, sağladıkları;
sökme takmadan doğan işgücü ve enerji tasarrufu ile 8-12 ay arasında
amortisman sağlamaktadır. Yapılan hesaplamalar ampulün 8-10 bin
saatlik ömrü boyunca yaklaşık 20 dolarlık bir tasarrufun sağlandığını
göstermiştir. Benzer biçimde, enerji etkin çalışan buzdolaplarında
% 66, derin dondurucularda % 58, kurutucularda % 23 tasarruf olanağı
elde edilmiştir."
"Tasarruflu ampulleri üretmek
için kurulabilecek fabrika 7.5-10 milyon dolara mal olmaktadır.
Basit bir hesaplama ile, üretilecek ampullerle, nerede ise bu yatırımın
600-700 misline yani, 6 milyar dolara mal olan iki nükleer santral
üretimi kadar tasarruf sağlanabileceği görülecektir."
"Binaların ısıtılmasında ve sıcak su elde etmekte kullanılan
değişik yakıtların yakıldığı kazanlarda otomatik kontrol ünitelerinin
kullanımı % 5-10 civarındadır. Bir çok binada kazanların durdurulup
çalıştırılması ve sıcaklık değerlerinin ayarlanması kapıcıların
insafına bırakılmış durumdadır. Yapılan deneysel ve bilimsel çalışmalarda,
kapıcı tarafından el ile kumanda edilerek ısıtma sistemlerinin çalıştırılması
yerine otomatik kontrol elemanları ile sistemlerin çalıştırılıp
durdurulması durumunda iç ortamlarda daha konforlu ısınma ve % 35
oranında yakıt tasarrufu sağlandığı belirlenmiştir.
Örnek olması açısından Ankara'da ve
Berlin'de aynı büyüklükteki binaların ısıl enerji tüketimleri incelendiğinde
Ankara'daki binanın Berlin'dekine göre 4.5 kat daha fazla enerji
tükettiği belirlenmiştir. Yani Ankara'da bulunan 120 m2 lik bir
konut ısınma için 150 DM harcamada bulunurken Berlin'de bulunan
aynı büyüklükteki bir konut 35 DM ye ısınabilmektedir." Diyor
yine Doçent Dr. Necdet ALTUNTOP ve Üniversite bünyesindeki uygulamalarından
çarpıcı örnekler veriyor:
"Üniversitemizde bugünkü fiyatlarla
500 - 550 milyar TL./yıl tasarruf sağlayan merkezi kontrollü ısıtma
sistemimiz var. Bu sistemde aynı zamanda Türkiye'nin en iyi baca
gazı arıtma sistemlerinden biri çalışmakta. Enerji geri kazanımı
ve yakıt tasarrufu için yapılmış olan ünitelerimiz var. Alınan tedbirler
ve uygulanan çalışmalarla 1997 de kampüste bulunan 58 binayı ısıtmak
için 32 ton/gün fuel-oil kullanılırken, şu anda 70 binada 30 ton/gün
fuel-oil kullanılıyor."
1.7.3. ELEŞTİRİ VE ÖNERİLER
Yukarıda anlatılanlar, istenirse olabileceğini
gösteren güzel örnekler.. Peki istemeyen kim ? Neden enerji bakanlığının
asli görevi bu gibi çalışmaları teşvik etmek, desteklemek ve yüreklendirmek
olacak iken engel olmayı ya da sessiz kalmayı tercih ediyor ?..
"Enerji tüketimi bir toplumda
kalkınmanın ölçüsüdür" sloganı ve yükselen hayat standardı
ile enerji ihtiyacının sürekli artmakta olduğu düşüncesi, batıyı
ortalama 20 yıl geriden takip edebilen yöneticilerimizin ve bir
kısım aydınlarımızın temel yanlışlarından biridir. Enerji, hangi
kaynaktan elde edilirse edilsin bir tüketim olgusudur. Kaynağı sonsuz
olsa dahi, kullanım biçimi az ya da çok malzeme sorunu yaratacaktır.
Bunu anlayan çağdaş düşüncenin bundan böyle hedefi "daha az
enerji harcayarak daha yüksek yaşam standardı" elde etmektir.
Henüz alternatif enerji biçimlerini
öğrenme fırsatı bulamadığı demeçlerinden anlaşılan Enerji Bakanından
alınan bilgilere göre, enerji yatırımları 2020 yılına kadar 100
milyar dolarlık ek borçlanma gerektirmekte imiş. Bu hesaplar, son
beş yılın ortalaması olan % 8.5 enerji talebi artışının gelecek
20 yılda da aynı oranda devam edeceği varsayımından çıkmaktadır.
Halbuki dünya enerji tüketimi 1950 den beri dört misli arttı fakat,
bu artışın temposu giderek düşüyor. Artık kalkınmış ülkelerdeki
yıllık talep artışları % 1 civarındadır. Tempo düşüyor. Çünkü artık
bilimsel araştırmalar, daha düşük enerji ile imal edilecek endüstriyel
ürünler ve daha az enerji tüketen araç gereçler üzerinde yoğunlaştı.
Yani gelişmişlik arttıkça enerjinin optimum kullanım yöntemleri
de gelişmekte ve ilave talepler azalmaktadır. Bu "hesap bilmez"
varsayıma bakılırsa, Enerji Bakanının 20 yıl daha gelişmemizden
ümit kestiği anlaşılmaktadır !. Ulusal kaynakları olabildiğince
"küçük", talebi de alabildiğince "büyük" göstererek
nükleer santral dayatmasını haklı göstermeye çalışanlar önce doğru
hesaplardan yola çıkmalıdırlar..
"Enerji kullanan tüm sektörlerde,
enerjinin verimli kullanımına yönelik gelişmeleri dikkate alan analizler
2020 yılında; nüfusun bugünün iki katı olmasına ve yaşam standardının
küresel ölçekte yükselmesine karşın, enerji tüketiminin 1980'lerdeki
seviyesine yani 11 TW'a düşeceğini ortaya koymaktadır.
Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan
ülkelere, kaynakları aşırı derecede tüketen, çevre kalitesini bozan,
uzun dönemde pahalı, verimsiz teknolojileri satarak, bu ülkelerin
sınırlı ekonomilerini ve çevresel kalitelerini olumsuz yönde etkileyebilecek
girişimler içindedirler.
Ülkemiz ne yazık ki, beyinsel enerjisinin
tümüne yakın bölümünü, gündemine genellikle gelişmiş ülkeler tarafından
sokulan konuların tartışmasına harcadığından "1973 enerji devrimi"nin
kapılarından geçip yeni dünyalara açılamamış, enerji sorununun çözümünde
öz kaynaklarının değerini kavrayamamıştır." diyor Prof. Dr.
Tuncay NEYİŞÇİ.. Ben de sade bir vatandaş olarak altını imzalıyorum..
Türkiye 70 yılda 80 milyar dolar borçlanmış
ve bu yükün altında ezilirken, yanlış teknoloji seçimleri, yanlış
öngörüler ve yatırım kararları ile altına girmeye hazırlandığımız
bu yeni yükün, ekonomik köleliğimizin fermanı olacağını görmemek
mümkün müdür ?.. Bu tablo; "Ülkemizde enerji krizi mi yoksa
yönetim krizimi var ?" sorusunu akla getirmektedir..
"Siyasetle hemen hemen her şeyi
değiştirebilirsiniz, ancak bilim ve tekniği asla !. Enerji konusu
bir memleketin çağdaşlaşabilmesinde en önemli temel unsurdur. Kısaca,
enerji o memleketin birinci derecedeki milli menfaatidir. Memleketin
milli menfaatleri söz konusu olduğu zaman siyaset oyunlarına yer
yoktur." Diyor Prof.Dr. İ.Adnan SARAÇOĞLU ayrıca son yıllarda
dört elle sarıldığımız Rusya'dan gelen ve istikbalimizi bağladığımız
"doğal gaz" konusunda çarpıcı bir açıklama yapıyor :
"Rusya'nın bu günkü sanayi tesisleri
birer hurda durumundadır. İşsizlik had safhadadır. 65 Milyon parasız
Rus Avrupa'ya turist olarak gitmek istiyor, ancak bir şekilde vize
gibi sebepler ile engel olunuyor. Bu turistler Avrupalının korkulu
rüyası. Rusya, son birkaç aydır çok güçlü ekonomik ve sanayi kalkınma
stratejisi uygulamaktadır. Amerika, Avrupa ve Dünya Bankası Rusya'nın
kesinlikle kalkınması gerektiğini ifade etmekte. Bu kalkınma döneminde
ve sonrasında Rusya'nın tabiidir ki enerji ihtiyacı çok fazla artacaktır.
Bu nedenle Ukrayna üzerinden gelen doğal gaz kaynakları ve diğer
enerji hatları Türkiye'ye yeteri kadar enerji sağlamakta zorlanacaktır.
Hatta diğer tür enerji nakillerinde de kısıtlamalar olacağı kesindir.
Bu ve daha başka nedenlerden dolayı Türkiye bir an önce çok güçlü
bir enerji stratejisi ve politikası uygulamak zorundadır. Aksi taktirde
ülkemizi çok karanlık günler beklemektedir."
1.8. ÇEVRE ŞURASI VE SONRASI..
Kasım 2000 de İzmir'de toplanan Çevre
Şurasında 42 numaralı komisyon kararı aynen şöyle : "Varolan
enerji planlamasına, hidrojen enerjisi gibi diğer yeni ve yenilenebilir
nitelikteki kaynaklar süratli bir biçimde yansıtılmalı, ve yerel
anlamda enerji üretim tesisleri desteklenmelidir."
Doğru ve akılcı bir tavsiye değil
mi ? Peki buna çekince koyan yani katılmayan iki kuruluşu merak
ediyor musunuz ? Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile Atom Enerjisi
Kurumu temsilcileri !..
Çevre şurasının, şirketler arası kar
paylaşım toplantısı ile karıştırıldığı kuşkusuz. Bu kurumları bir
şirket olarak kabul eder ve karlılıklarının tehlikeye düşmesi telaşı
ile çekince koyduklarını düşünürsek belki bu yaklaşımlarını anlayabiliriz.
Fakat, dünyada olup bitenden bu kadar bihaber olmaları, adeta bezirgan
menfaati uğruna global ve ulusal çıkarları ve de insani beklentileri
hiçe saymalarını anlamak mümkün değildir.
Dönüşümlü "alternatif" kaynaklara,
prensip olarak nükleer yanlılarının bile gönülden karşı gelmediğini
ve çoğunun tarafsız bir gözle bakabildiğini biliyorum. Fakat bu
konuların, duyarlı ve bilgili kişilerin tarafsızlığına değil desteğine
ihtiyacı var.. Bir yanda Tanrı vergisi tükenmez ve sorunsuz kaynaklar,
diğer yanda bizlere verilmiş bilgi ve vicdani değerler.. Gelin gücümüzü
birleştirelim, hızla sürat kazanan temiz enerjiler kulvarındaki
bayrak yarışına biz de katılalım. Bu yarışın ödülü; sadece enerji
sorunlarına bölgesel çözümler üretmek değil, "dünya barışına
ve sosyal dengelerin adaletli oluşumuna" en güçlü ivmeyi sağlamak
olacaktır.
Enerji kulvarında güçlü ve etkin olabilmek
için önce el ele vermek ve bir "takım" olmak gerekiyor.
Çeşitli platformlarda bu konuyu gündeme getiren ve yükünü bunca
zaman severek taşıyanları sevgi ile anarak ben elimi uzatıyorum
!..
"Ben ne yapabilirim ?" sorusunu
herkes önce kendisine sormalı, sonra bu çabaya katabileceği kaynakları
başkaları ile birleştirmelidir. Bu çabaların; sonuçları rafta kalan
"Çevre Şurası" gibi değil, alınan kararları ülke politikasına
etkin olacak bir "Enerji Şurası" doğurması ümit edilir.
1.9. ENERJİDE DÖNÜM NOKTASI
Şimdi, Almanya'da 1998 den beri, Çevre,
Doğayı Koruma ve Reaktör Güvenliği Federal Çevre Bakanı olan Jürgen
TRİTTİN' e kulak verelim. Aynı zamanda Sosyal Bilimler Ekonomisti
ve Gazeteci. Kendisi ile yapılan bir röportajda bakın neler anlatıyor:
"Her nükleer santrale belirli
bir miktar bakiye elektrik üretme hakkı tanıdık. Bu üretimin sonunda
işletme ruhsatı kendiliğinden sona erecek. Eski santraller üretim
haklarını yenilerine devredebilmekte, böylece güvenlik arttırılabilmekte..
Karbondioksit üretmemesine rağmen
reaktörlerden vazgeçilme nedeni şudur : Atom enerjisi ancak çok
yüksek kapasiteli tesislerde üretilebilmektedir. Bu yüksek güç,
hem enerji tüketimini körüklemekte hem de merkezi yapıya sahip olmayan
alternatif temiz enerji kaynaklarının geliştirilmesine engel olmaktadır.
Sadece Almanya'da yoğun enerji yutan cihazlar yerine tasarruflu
cihazların kullanılması ile iki nükleer santral kapasitesinde enerji
tasarrufu elde etmek mümkündür.
2010 yılına kadar yenilenebilir enerji
kaynaklarını iki katına çıkarmak istiyoruz. Bu çalışma aynı zamanda
binlerce kişilik yeni istihdam yaratacaktır.
Ekolojik vergi reformu ile yükü, çevreyi
kirletenlere yüklüyoruz. Bundan sağlanan gelir emeklilik sigortası
aidatlarını düşürmekte kullanılıyor. Enerji tasarrufunu ödüllendiriyoruz.
Bu da, doğal kaynakları zorlamayan ürünler ve üretim yöntemlerinin
geliştirilmesini teşvik ediyor."
Darısı başımıza diyelim !. Çevre ve
Enerji bakanlarımızın ferasetine kalan mesajlar bunlar..
Enerji politikamızdaki kör döğüşünün,
yerini doğru projeksiyonlara ve alternatif, "dönüşümlü"
enerji yatırım kararlarına bırakması, 2001 yılının en önemli beklentisi
ve enerjide dönüm noktası olacaktır..
Devam ediyor...
<1> -
<2> -
<3>
-
<4> -
<5>
-
<6>
|