6-8 KASIM 2000 Ýzmir
4.ÇEVRE ŞURASI İZLENİMLERİ

Bu yazıyı yazmaya başladığımda, tarih 10 Kasým, saat:23.44'tü. Tam 3 saat önce sevgili "sila_burcu" Çevre Þurasý izlenimlerimi yazacaðýmý anımsattı bana. "Bugün 10 Kasým olduðu için mi, yazmakta isteksiz davranýyorsun ?" dedi. Evet, gerçekten de,10 Kasım'da yazmak "içimden gelmedi". Yazsaydım, "özür dileriz Atatürk" demem gerekiyordu. O duyguyu da etkili ve yetkili kurumlar seslendirdi. Gerçekten bugün, ülkemizin içinde bulunduğu durumdan, yapılanlardan, yapılamayanlardan ötürü, bu yurdu, "türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar" sonucu kurtaranlardan, "özür" dilememiz gerekiyor. Üstelik "özrümüzün" kabul edilmeyeceğini de bilerek... Nasıl edilsin ki... Durumumuz, tam da Atatürk'ün "Söylev"inde dile getirdiği gibi: Günümüzde "gaflet, dalalet ve hatta hiyanet içinde bulunanlar" o denli çok ki. Ve biz aymazlara, hainlere karşı öyle bir uyku, uyuşukluk ve unutuş içindeyiz ki... Toplumumuzun büyük bir bölümü "üç maymunları" oynuyor: Görmüyor, duymuyor, konuşmuyor. Toplumun geri kalan bölümü ise, oynanan oyunun başaktörleri/aktristleri. Oyunun yazarı da kendileri, rol dağılımını yapan da, oynayan da... Alkışçıları da eksik değil: Bir ucundan oyuna girmeye çalışanlar. Ülke, "güllük, gülistanlık"mış... "Biraz daha sabredilirse düzlüğe çıkacak"mışız. "Tünelin ucundaki ışık görülmüş." "İstikrar bozulmazsa", aydınlığa çıkacağız "az sonra..." "Az sonra" enflasyonun belini bükeceğiz. "Az sonra" gelir dağılımını düzelteceğiz. "Az sonra" Avrupa'nın kapılarını açacağız. "Az sonra" siyasal,hukuksal reformları gerçekleştireceğiz. "Az sonra" kimse aç ve açık kalmayacak... Böyle bir durumda kolay olmasa da yazacağım.






 

 

ÇEVRE ŞURASI İZLENİMLERİNE GİRİŞ OLABİLİR
iZLENİMLERİMDE DEĞİNMEYİ DÜŞÜNDÜĞÜM ÖNEMLİ BİR KONUYU 26 KASIM 2000 TARİHLİ HÜRRİYET GAZETESİNDE SAYIN BEKİR COŞKUN YAZDI. OKUYALIM MI? YAZININ BAŞLIĞI
"Geç olmadan...
" MUHTEMELEN bu ülkeyi yönetenler düşündüler-taşındılar, çevreyi korumak için Çevre Bakanlığı kurulmasına karar verdiler. Nasıl ki ormanları peşkeş çekip bitirsin diye Orman Bakanlığı'nı, çalışanlar huzur yüzü görmesin diye Çalışma Bakanlığı'nı, sağlık rezaleti bitmesin diye Sağlık Bakanlığı'nı, Hazine soyulsun diye Hazineden Sorumlu Devlet Bakanlığı'nı kurmayı akıl ettilerse... Ve çevreyi sevmeyenleri ise Çevre Bakanı yaptılar. Çünkü çevreyi seven ve koruyan bir çevre bakanı, SİT alanlarını, koruma altındaki bölgeleri, cennet köşeleri yağmalayanlara izin vermezdi. Oysa ülkeyi yönetenlerin niyeti neydi?.. Yağma... Çevre Bakanlığı'nın ÇED raporu diye bir belge vermesini de yasaya koydular. ÇED raporu şu demek: Ormanın göbeğine bir sanayi tesisi, nehre zehir akıtacak bir fabrika, doğanın içine edecek bir yapı, ya da çevreyi berbat edecek bir proje uygulanırken, Çevre Bakanlığı'na başvuruyorsunuz, inceliyor ve ‘‘Çok iyi ediyorsunuz’’ diye bir belge veriyor. Adı ÇED raporu... Şimdiye kadar kamuoyunun karşı çıktığı ne kadar doğa-çevre katliamı varsa, tümünün olumlu ÇED raporu vardı.. Burdur Gölü kıyısına kurulan Demirel'in sanayi çarşısından, siyanürle altın arayanlara... İstanbul'un bir avuç ormanını biçip üniversite kuran holdinglerden, yeşil alanların çokuluslu otomobil fabrikalarına peşkeş çekilmesine kadar... Tümüne olumlu ÇED raporu verdiler. İşte; yeryüzünde benzeri olmadığı için SİT alanı ilan edilen Fırtına Vadisi'ne hidroelektirik santralı yapma ahmaklığı, Danıştay tarafından önceki gün durduruldu. İnşaat firması ‘‘yapacağım’’ diyor. Çünkü elinde ne var?.. ÇED raporu... * Bence çevreyi kurtarmak için Çevre Bakanlığı hemen kapatılsın. Böylece doğayı-çevreyi talan etmek isteyenler, ÇED raporu alacak bir yer bulamayacaklar. Yoksa bir gün çok geç olacak. Cennet kadar güzel ülkemizi yağmalayıp bitirdiklerinde, çok geç olacak. Son orman yandığında, son damla su kirlendiğinde, son turna uçup gittiğinde, son yayla bittiğinde, son kuş vurulduğunda... Geç olacak..." EVET, SAYIN BEKİR COŞKUN'UN YAZISI "GEÇ OLACAK" DİYE BİTİYOR. SİZCE, "Geç olmadan" bir şeyler yapmak gerekmez mi? Örneğin, sizler, neler yapıyorsunuz? Bilmek isterim. Yazın, öğrenelim.

Bildiğiniz gibi 6-8 Kasım 2000 tarihleri arasında İzmir'de 4. Çevre Şurası toplandı. Bu toplantıya Karadeniz Kültür ve Çevre Derneği Genel Başkanı olarak Çevre Bakanlığı'nın çağrısı üzerine katıldım. İki yıl önce yapılan 3. Çevre Şurası'nda bu olanağı bulamamıştım. Bu şuraya bütün illerin Valileri, il ve ilçe belediye başkanları, il çevre müdürleri, işçi ve işveren sendikaları yetkilileri, kimi kamu kuruluşları yetkilileri, üniversitelerden bilimadamları, askeri yetkililer, kimi sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri çağrılıydı. Toplam katılan sayısını bilmemekle beraber, 600 kişiyi aşkındık. İzmir Efes ve Hilton Otellerini doldurduk. Şura hakkında önceden Çevre Bakanlığı'nca bilgilendirilmiştik. Organizasyon çok düzenliydi. 6 Kasım'da Çevre Bakanı Fevzi Aytekin'in konuşmasıyla başladı 4. Çevre Şurası. Aytekin, çevre sorunlarının giderek ağırlaştığını, bu sorunları çözmekte duyarlı ve bilinçli toplum katmanlarına gereksinim duyulduğunu vurguladığı konuşmasında, okullarda "çevre dersleri" konulması için Milli Eğitim Bakanlığı ile yapılan protokolu Talim Terbiye Kurulu'nun yaşama geçirmediğini söyledi. Daha önce yapılan Şura ve kongrelerin bilgi birikiminin ve kararlarının "tozlu
raflarda" kaldığını açıklayan Aytekin, bu şura kararlarının aynı yazgıyı paylaşmayacağını özellikle dile getirdi. Bakanlığın yapısal sorunlarına da değinen Bakandan sonra,toplumun çeşitli kesimlerini temsilen konuşmalar yapıldı.Sanatçı Ayten Gökçer, "çevre bilincinin geliştirilmesi gerektiğine" değinerek, "üstüme düşen her görevi yerine getirmeye söz veriyorum" dedi. Koç Topluluğu'ndan Koray Eti'nin topluluğun çevreye yaklaşımlarını özetleyen konuşması, yasaya aykırı olarak ormanlık arazide kurulan Koç Üniversitesi'ni akla getirdiğinden, sivil toplum kuruluşlarınca dikkatle dinlendi. TGRT Gen. Müd. Ali Baransel'in medyaya düşen görevlerin yerine getirilemediğine ilişkin saptamalarının ardından ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof.Dr.Metin Sözen, etkili bir konuşma yaptı: Sözen, bu ülkede yaşayan herkesin sorumluluklarının bilincinde olması gerektiğine, yitirilecek zamanımızın olmadığına değindi. Ege Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ülkü Bayındır ve İzmir Valisi Alaaddin Yüksel'in konuşmalarından sonra, komisyon çalışmalarına geçildi. Şuraya katılanlar 8 ayrı komisyona ayrıldı. Katılımcıların istekleri göz önüne alınarak önceden belirlenen çalışma grupları, 6-7 Kasım günleri 8 temel konuda kendi aralarında tartıştılar. Ben, "Çevre Eğitimi,Halkın Bilinçlendirilmesi ve Katılımı" komisyonunda görev aldım. Öteki komisyonların tartıştıkları konular şunlardı: "Adaylık Sürecinde Türkiye-AB İlişkileri." "Çevre Teknolojileri." "Doğal Hayatın Korunması ve Sürdürülebilir Yönetimi." "Sektörel Arazi Kullanımları." "Çevre Hakkı ve Yargının Rolü." "Çevresel Veri oluşturulması ve Bilgiye Erişim." "Yerel Yönetimlerde Çevre Mevzuatının Uygulanmasında Karşılaşılan Sorunlar. " Komisyonların çalışmaları için tüm altyapı hazırlanmıştı. Bütün çalışmalarda, sıkıntısı çekilen, zamandı. Bizim komisyonda, tam 105 kişi vardı. Tüm katılımcılar da, birikimlerinden, görüşlerinden ve yaşadıklarından öteki katılımcıları yararlandırmanın çabası içindeydi. Bu nedenle, konuşmaları sınırlandırmak, konunun dışına taşırmamak, komisyonlara katılanların kendi aralarından seçtiği, daha çok da, Çevre Bakanlığı'nın önceden belirlediği komisyon divan kurullarının üstün gayretlerini gerektirdi. Zamana karşı yarış, katılımcıların duygu ve düşüncelerini istedikleri gibi sergileyememe sonucunu doğurdu. Kimi konuşmacıların, her şeyi birden söyleme isteği ve ısrarı da bu sonuçta etkiliydi. Bu yüzden, ben, konuşmamı olabildiğince konuyla sınırlı ve kısa tuttum. Ancak, verilen aralarda ve komisyon çalışmaları dışında ikili ve daha çoklu gruplar halinde konuşmalarda, özellikle küreselleşme, kitle iletişim araçlarının çevreyle ilgili sorunları ele alışını sınırlayan yapılanmalar, Karadeniz'in sorunları ve çözüm yolları hakkındaki düşüncelerimi dile getirme fırsatı buldum.

8 KASIM 2000 TARİHİNDE, 4. ÇEVRE ŞURASI'NIN SON TOPLANTISI YAPILDI. KOMİSYONLARDA ALINAN KARARLAR BÜTÜN ŞURA ÜYELERİNİN ONAYINA SUNULDU. TARİHE NOT DÜŞMEK VE TÜM DUYARLI KİŞİLERE OLAYLARI, YAPILANLARI İZLEYEBİLMEK AMACIYLA ONAYLANAN KOMİSYON KARARLARINI BURAYA AKTARIYORUM.

T.C. ÇEVRE BAKANLIĞI

IV. ÇEVRE ŞURASI

6-8 KASIM 2000, İZMİR

1. KOMİSYON KARARLARI

ADAYLIK SÜRECİNDE TÜRKİYE-AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ 1.KOMİSYON SONUÇ ROPORU

Helsinki'de 9-10 Aralık 1999 tarihlerinde gerçekleştirilen Avrupa Birliği Konseyi Devlet ve Hükümet Başkanları Zirve Toplantısı'nda alınan kararla ülkemizin birliğe aday 13. ülke olarak tescil edilmesi, Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder M. Kemal Atatürk'ün koyduğu çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma yolunda önemli bir adımdır.
Aday ülke statüsü ile birlikte, 13 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması ile başlayan Türkiye-AB (o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu) ilişkileri yeni bir ivme kazanmıştır.
Türk mevzuatının Birlik müktesebatına uyumlaştırılması amacıyla 5/1722 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile oluşturulan "Türk-AT Mevzuat Uyumu Sürekli Özel İhtisas Komisyonu" ilk olarak 1993 yılında toplanmış ve çalışmaları ve çalışmaları yürütmek amacıyla 12 alt komisyon oluşturulmuştur. Bu komisyonlardan biri olan Çevre Alt Komisyonunca, ilk etapta 1995 yılı sonuna kadar AB tarafından yayınlanmış olan çevreye ilişkin müktesebat incelenmiş, Türk mevzuatı ile uyum durumu değerlendirilmiş ve mevzuat uyumunu gerçekleştirecek kurum/kuruluşların saptanmasının ardından çalışmalara başlanmıştır.
DPT Müsteşarlığı tarafından Çevre Bakanlığına iletilen ve sayısı Ağustos 1998 tarihi itibariyle 174'ü bulan mevzuata yönelik uyumlaştırma çalışmaları halen sürdürülmektedir. Bu direktifler, yatay mevzuat (ÇED ve çevresel bilgiye erişim), hava kalitesi, atık yönetimi, su koruması, doğa koruma, endüstriyel kirlilik kontrolü ve risk yönetimi, kimyasallar ve genetik yapısı değiştirilmiş organizmalar, gürültü, sivil halkın korunması ve nükleer güvenlik konularını kapsamaktadır. Bu çerçevede, Türk ve Avrupa Birliği Çevre Mevzuatı karşılaştırılarak yapılması gereken düzenlemeler belirlenmiştir. Adaylık sürecinde yukarıda gereken düzenlemeler belirlenmiştir. Adaylık sürecinde yukarıda sıralanan mevzuat uyum çalışmalarının tamamlanması ve takibini teminen Çevre Bakanlığı bünyesinde bir "Çalışma Grubu" oluşturulmuştur. Bu grup halen AB mevzuatı doğrultusunda mevcut yönetmeliklerin revizyon çalışmalarını yürütmektedir.
AB Komisyonu tarafından hazırlanıp bugün kamuoyuna duyurulması beklenen Katılım Ortaklığı belgesinde belirtilen esaslar doğrultusunda ülkemizce hazırlanacak Ulusal Programda çevre ile ilgili olarak gösterilecek hedefler Çevre Bakanlığınca tespit edilecektir.
Bilginin AB standartlarında elde edilmesini ve elektronik ortamda ilgili tüm kesimlerin kullanımına sunulmasını sağlayacak "Türkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa Çevre Ajansı'na ve Avrupa Bilgi ve Gözlem Ağı' na Katılım Anlaşması" 9 Ekim 2000 tarihinde Brüksel' de gerçekleştirilen AB'ye Aday Ülkeler Çevre Bakanları II. Toplantısı'nda Çevre Bakanı Sayın Fevzi AYTEKİN tarafından imzalanmıştır.
Avrupa birliği politikaları ve hukuku ile uyum sağlama sürecinde çevre alanında Türkiye'nin öncelikli olarak ele alması gereken hususlar şu şekilde özetlenebilir.

* Çevreye ilişkin görev ve yetkileri olan tüm kamu kurum ve kuruluşlarının uyum sürecini etkin bir şekilde gerçekleştirebilmeleri için yönetsel, teknik ve mali kapasitelerinin artırılması gerekmektedir. İlgili kamu kurum ve kuruluşları arasında bir tür "subsidiarite" ilkesinin (yetki ikamesi) uygulanması, yani göreve ilişkin yetki ve sorumluluğun Çevre Bakanlığının eşgüdümü altında o görevi en iyi yerine getirebilecek birime verilmesi gerekmektedir. Merkezdeki eşgüdümün taşrada da aynı şekilde sürdürülebilmesi için gerekli bilgi akışı ve alışverişi sağlanmalıdır.
* T.B.M.M Komisyonlarının gündeminde bulunan Taslak Çevre Kanunu'nun AB ile uyum sürecinin gereklerini yerine getirmek üzere yeniden gözden geçirilerek ivedilikle yürürlüğe konması gerekmektedir.
* Uyum sürecinde çevre konusunda yetki ve sorumluluğu olan tüm kamu kurum ve kuruluşları arasında etkin bir koordinasyon için yetkilerin paylaşımının açıkça tanımlanması gerekmektedir.
* Çevre koruma ve geliştirmede teşvik unsuru olarak, ülkemizde yaygın
olarak kullanılmayan ekonomik ve mali araçların çeşitlendirilmesi ve uygulanması gerekmektedir.
* AB'ye üyelik sürecinde ve GB kararları kapsamında, ülkemizdeki öncelikli çevre koruma amaçlı sanayi yatırımları desteklenmelidir.
* Çevre mevzuatının uygulanmasının takibi için gerekli eğitim ve denetimin Türkiye çapında yapılabilmesi amacıyla yeterli altyapının oluşturulması gerekmektedir. Bu alanda, en büyük potansiyel devlet kuruluşları dışında akredite edilecek kuruluşlardır. Dolayısıyla bu sistemde kamu kesimi mevcut imkanlarıyla daha geniş bir eğitim ve denetleme olanağına sahip olacaktır. Bu da gerek gönüllü kuruluşların, gerekse özel hukuk tüzel kişilerin ve bireylerin yönetim ve denetime katılmasının yolunu açacaktır.
* Sektörel bazda örgütlenen gönüllü kuruluşların, meslek odalarının, sendikaların çevre yönetimi çerçevesindeki gönüllü girişimlerini desteklenmesi ve bu tür uygulamaların Türkiye genelinde var olanların dışında diğer sektörlere de yayılmasının teşvik edilmesi, gönüllü kuruluşların etkin katılımını sağlayacaktır. Kimya sanayiindeki "üçlü sorumluluk girişimi" ile çimento sektöründeki "kalite ve çevre kontrol kurulu" bu gibi gönüllü girişimlerin başarılı örnekleridir.
* AB müktesebatına uyum sürecinde global düzeyde çevresel standartları yakalayabilmemizi teminen, AB tarafından onaylanmış ancak ülkemizin henüz onaylamadığı çevreye ilişkin aşağıda sıralanan uluslar arası sözleşmelerin süratle onaylanması gerekmektedir.
- Akdeniz'in Kirliliğe Karşı Korunmasına ilişkin Barselona Sözleşmesi ve Ek Protokollerinde yapılan değişiklikler;
- MARPOL Sözleşmesini tadil eden sözleşme;
- Londra Sözleşmesi,
- Deniz kirliliği ve kimyasallardan doğan zararların tanzimi ile ilgili sözleşmeler;
- Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyon (AEK) sözleşmeleri ve teknik protokolleri;
- Uluslar arası Çalışma Örgütü (ILO)'nün çevre ile ilgili sözleşmeleri.
* Helsinki Zirvesi'nde de ifade edildiği gibi, Türkiye'nin AB programlarında (Sokrates, Leonardo v.b.) diğer aday ülkelerle eşit düzeyde yararlandırılması gerekmektedir. Ayrıca, LIFE gibi Avrupa programlarından yararlanılabilmesi için, ülkemiz kurumları arasındaki koordinasyon eksikliğinin giderilmesi ve işbirliğinin sağlanması gerekmektedir. Bu bağlamda, uyum sürecine aktif olarak katılacak uzman personelin AB Komisyonu veya üye ülkelerdeki meslektaşlarıyla bilgi alışverişi sağlanmalıdır.
* Uyum süreci içerisinde Türkiye'nin öncelikli olarak ele alması gerekli çevre konuları, hava kalitesi, su kaynaklarının yönetimi, doğa koruma, kentsel çevre ve kıyı alanları, entegre kirlilik kontrolü, atık ve kimyasallar yönetimi olarak belirlenmiştir. Bu sürecin tamamlayıcısı olarak temel ekonomik sektörlerde; sanayi, enerji, ulaştırma, tarım ve turizmde çevresel uyum politikalarının belirlenmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
* Özellikle ÇED mevzuatının revizyonu ve kısaca fiziki planların ÇED kapsamı içinde değerlendirilmesi anlamına gelen Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD) kavramında mevzuatımızda yer verilmesi ve etkin bir şekilde uygulanması sağlanmalıdır.
* Çevreye ilişkin AB müktesebatının Türk mevzuatına entegrasyonu sırasında, mevzuatın etkin bir şekilde uygulanmasına yönelik yöntemler, ilgili tarafların katılımıyla belirlenmeli ve uygulanması hususunda gerekli özen gösterilmelidir.
* Türkiye'nin kıyıdaş olduğu denizlerin jeolojik, biyolojik, fiziksel ve kimyasal özellikleri açısından Akdeniz ekosisteminin önemli bir bölümünü oluşturduğu gerçeğinden hareketle, taraf olduğumuz Akdeniz ve Karadeniz ile ilgili Sözleşmeler ve deniz kirliliği düzenlemeler göz önünde tutularak;
- Deniz kirliliği izleme merkezlerinin oluşturulması, bu aşamada üniversitelerden destek sağlanması,
- Kirlilik izleme ve kayıt sistemlerinin geliştirilmesi,
- Ulusal ve uluslar arası kalibrasyon çalışmalarına katılımın sağlanması,
- Deniz kirliliği felaketlerinden uygulamaya konulmak üzere acil yardım ve müdahale plan ve programların hazırlanmasına dair hukuki çalışmaların tamamlanması, Öncelikle ele alınması gereken konulardır.
* Karadeniz Eylem Programının bir an önce hayata geçirilmesi için, Bükreş Sözleşmesi'nin uygulanması amacıyla İstanbul' da kurulan Sekreterya nezdinde girişimlerde bulunulmalı, ayrıca Karadeniz' de kirliliğin ana kaynağını tekil eden Tun Nehri'nde kirliliğin önlenmesi amacıyla faaliyette bulunan Komisyon çalışmalarına gözlemci statüsünde katılım imkanları araştırılmalıdır.
* Özellikle bir iç deniz olan Marmara denizi için ulusal eylem planı ivedilikle hazırlanmalıdır.
* Deniz kirliliğinin önemli kaynaklarından biri olan nehir havzalarının ıslahını teminen bölgesel projelerin yerel aktörler tarafından hazırlanarak, uygulamaya konulması teşvik edilmelidir. Örneğin, Yeşilırmak Havza Gelişim Projesi gibi bölgesel projeler ülke genelinde yaygınlaştırılmalı ve özendirilmelidir.
* Çevre konusunda mevzuat uyumunun sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi ve takibini teminen Ab tarafından daha önce kabul edilmiş olan AB teknik mevzuat hazırlama komisyonuna Türk tarafı uzmanlarının gözlemci statüsünde katılımına işlerlik kazandırılmalıdır.
* Türkiye'nin uluslar arası alanlarda karşılaşabileceği çevre kökenli ihtilaflarda kendi tezlerin savunabilecek milletlerarası çevre hukukuna vakıf elemanların ivedilikle yetiştirilmesi gerekmektedir.

Kaynak : Yazarın "Çevre Kurtuluş Savaşı Hemen Şimdi" adlı kitabından alınmıştır.