|

4. KOMİSYON
KARARLARI
4. KOMİSYON "SEKTÖREL ARAZİ KULLANIMI" SONUÇ RAPORU
Bu rapor, 6 Kasım 2000 yılı Pazartesi günü
saat 14 de, 4.Komisyon olarak bir araya gelen komisyon üyelerinin 7 Kasım
2000 saat 17.00 ye kadar yaptığı toplantılar içinde elde edilen görüşler,
görüşmeler ve değerlendirmeler sonucu hazırlanmış bulunmaktadır. Müsteşar
yardımcısı Sayın Melih Akalın'ın açış konuşmasından sonra komisyon, özgür
iradesi ile T.C. Çevre Bakanlığı Şura yönetmeliğine uygun olarak, Prof
Dr. Ümit ERDEM başkanlığında, Prof. Dr. Orhan KUNTAY' ın başkan yrd. Prof.
Dr. Şule KARAASLAN'ın ve Bakanlık temsilcileri Murat BAYAR' ın başkan
Yrd.lığı ve Raportörler Ömür ÖZDİL, Fuat KESKİN' den oluşan Divanı Komisyon
yönetimine seçmiştir. Komisyon çalışmalarına Sn. Prof. Dr. Orhan Kuntay
ve Sn. Dr. Mustafa Şahin' in çağrılı tebliğleri ile çalışmalarına başlamış,
Sn. Murat Bayar'ın komisyon ile ilgili olarak belirlenen "Sektörel Arazi
Kullanımı" Komisyonu konusunun kapsamını özetlemesi ile genel görüşme
ve tartışmalara geçilmiştir.
İki birleşim halinde yürütülen 6 Kasım 2000 tarihli çalışmalar, 7 Kasım
2000 tarihinde de programa uygun olarak sabah ve öğle sonrası oturumları
şeklinde devam etmiş, saat 17.00 sularında görüşmeler tamamlanmış, raporun
yazım aşamasına geçilmiştir.
Bu kapsamda 4.Komisyonun görüş, yorum ve
değerlendirmeleri aşağıdaki biçimde belirlenmiştir;
1- Öncelikle bu görüş ve çalışmaların ve değerlendirmelerin sektörel arazi
kullanımını, ETKİLEYEN-ETKİLENEN ya da PLANLAYAN-PLANLANAN kapsamında
ele alınması gerekliliği üzerinde durulmuş, bu çerçeve içerisinde KATILIMCILIĞIN
özellikle önde tutulması gerekliliği benimsenmesine,
2- Sektörel Arazi kullanımı konusunda önemli bir yetki karmaşası bulunduğu
belirlenmiş, bu durumun önlenmesi için ivedi çalışmaların başlanmasına,
3- Ziraat Mühendisleri Odası, Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Türkiye
Ziraatçılar Derneğinin üzerinde durduğu, Büyük Millet Meclisi' nin ve
bu kararın desteklenmesine,
4- Sektörel Arazi Kullanımına yönelik mevzuatın, yeniden irdelenerek,
çevre dostu ilke ve kuralların ortaya konulması ile ilgili çalışmaların
ivedilik ile tamamlanmasına,
5- Çevre Bakanlığı' nın çevre kullanım, koruma ve denetime yönelik olarak
ülke çapında sektörel arazi kullanımını içeren, "Duyarlı Alanların Belirlenmesi",
çalışmalarını ivedilikle başlatmasına,
6- Beşinci Madde ili ilgili olarak Bilgi İletişim Ağının (İnternet-GİS)
tüm plan kararları üreten kurumlar da dahil olmak üzere Çevre Bakanlığı
bünyesinde organize edilmesine,
7- Dolayısıyla konu ile ilgili taban veri oluşturmak üzere ilgili envanter
çalışmalarının öncelikli olarak başlatılmasına,
8- Yerel yönetimler özeline mahalli çevre kurulları gibi kurullarda çok
temsilcili (Halk Katılımlı) örgütlenmenin oluşturulmasına,
9- Sektörel Arazi Kullanımı Plan Kararlarında bütüncül yaklaşımla etkileşimin
ele alınarak, plan kararlarının üretilmesine,
10- Artı Değerin ancak ekolojik değerlerin korunabilmesi ile elde edilebileceği
noktasından hareketle SÜRDÜRÜLÜBELİR KALKINMA gerçeği de göz ardı edilmeden
Sektörel Arazi Kullanım Plan kararlarının oluşturulması gerekliliğine,
11- Gürültü Kirliliği Kontrol Yönetmeliği' ne Havaalanları gibi özgün
gürültü ortamlarının eklenerek, önlemlerin belirlenmesine, bu durum ile
ilgili olarak sektörel arası (Denge) Yönetimi gibi bir olgunun ele alınmasına,
12- Çevre ile ilgili olarak her türlü plan kararlarının, Sektörel Arazi
Kullanımı Çerçevesinde de, ulusal çevre eylem planı başta olmak üzere,
günden 21 gibi tüm ulusal ve uluslar arası çevre anlaşmalarına uygun olmasına,
13- 12.Madde kapsamında gündem 21 konusunun geleceğe yönelik olarak her
bakanlık tarafından ayrıca ele alınmasına,
14- Turizm Teşvik Kanunun yeniden ele alınarak yeni bir turizm olgusunun
geliştirilmesine,
15- Turizm kapsamında Kültür Balıkçılığı gibi aykırı olguların irdelenme
ve denetimine yönelik bakanlık önlemlerinin alınmasına,
16- Sektörel Arazi Kullanım Plan Kararlarında, özellikle bilim, sivil
insiyatif, meslek odaları, medya gibi KAMUOYU BASKIKI nın sürekli gündemde
tutularak, işletilmesine,
17- Çevre kullanım, koruma ve denetimine yönelik olarak özgün alanda özgün
uzman kadro ile çalışmaların gerçekleştirilmesine,
18- Maden Kanunun ve Taş Ocakları Nizamnamesinin günün koşullarına uyularak
bir araya getirilmesi çalışmalarının başlatılmasını,
19- Turizm amaçlı plan kararlarında sektörel arazi kullanımı kapsamında
diğer sektörlerin uyumunun sağlanmasına,
20- Madencilik faaliyetlerinin Çevre Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlğı'nın birlikte hazırlayacağı kurallara göre yürütülmesine, Madencilik
sektörü ile ilgili olarak özellikle rehabilitasyon konusunda eksik olan
denetimle ilgili gerekli önlemlerin alınmasına,
21- Tüm plan kararlarının uluslar arası antlaşmalar ve yargı kararlarına
uyum göstermesine,
22- Maden çalışmalarından sonra, rehabilitasyona yönelik olarak Orman
Bakanlığı tarafından alındığı belirtilen ödeneğin ilgili valiliklere gönderilerek
çalışmanın gerçekleştirilmesine, (Orman Bakanlığı yapmadığı taktirde)
23- Yerel gündem 21 lerde de belirtildiği gibi yerel sorumluluklar arttırılmasına,
yerel güçlerin oluşturulmasına,
24- Sektörler arası entegrasyonun sağlanabileceği koruma kullanma dengesini
gözeten bir planlamaya yönelmesine,
25- Küçük sanayi sitelerinin kuruluş aşamasında arıtma tesislerinin proje
içinde yer alması ve yapımı ile işletiminin site yönetimine verilmesi,
26- Tarım alanlarının (1.2.3. sınıf) planlamada öncelikli olarak ele alınması,
27- Mevcut planların çevresel boyutu göz önüne alınarak, elden geçirilmesi,
bu çerçevede taşıma kapasitelerinin çevresel, fiziksel ve biyolojik açılardan
irdelenerek sonuçlarının uygulamalara yansıtılması ve çevre yönetim sisteminin
kurulmasına,
28- Teşvik mevzuatında çevrenin korunmasına ve rehabilite edilmesine yönelik
yatırımların "özel önem taşıyan yatırımlar" olarak yer almasına,
29- Teşvikten kimlerin hangi koşullarda hangi düzeyde yararlanacağının
belirlenmesine, karar sürecinde saydamlaştırılmasına ve kamu yararı önceliği
ilkesinin nesnel ölçütlere bağlanmasına,
30- Gündem 21 kapsamında Dünya Turizm Örgütü'nün turizm sektörü için önerdiği
önemlere göre;
- Sürdürülebilir turizm konusunda mevcut ekonomi uzmanlarının, karar vericilerin
ve gönüllü kuruluşların kadrolarını güçlendirilmesine,
- Uygulamalarda çevresel, kültürel, sosyal, ekonomik etkileşimleri değerlendirilmesine,
- Gelişmekte olan ülkelerle gelişen ülkeler arasında sürdürülebilir turizmde
teknoloji, uzmanlık konularında bilgi alışverişini kolaylaştırılmasına,
- Tüm sektörlerin katılımlarını sağlamak,
- Sürdürülebilir turizmi kalıcı kılmak için ortaklıkların oluşturulması,
- Sürdürülebilir turizme hizmet edecek yeni turistik ürünleri öngörülmesine,
sürdürülebilir gelişmenin sonuçlarının değerlendirilmesine,
31- Ülke genelinde tüm sosyal ve ekonomik girişimlerin gelir ve refah
düzeyi dengesizliklerini azaltıcı yönde turizm sektörünün de katkıda bulunması,
32- Yarışabilir ve verimli bir sektörel gelişmenin vazgeçilmez koşulu
olan nicel boyutlarını geliştirmeden önce tüm boyutları ile turizm ürün
niteliğinin yükseltilmesine,
33- Turizm sektörünün ülkedeki gelir ve refah düzeyi dengesizliklerinin
azaltılmasına katkıda bulunması,
34-
Sektörel gelişmenin çevreyi koruyucu ve geliştirici olmasına 35- Ürün
niteliğinin korunması ve iyileştirilmesinin önceliği ve nicel hedefler
uğruna bu öncelikten ödün verilmemesi için;
- mevcut arz kapasitelerinin iyileştirilmesine,
- yarım kalmış yatırımların tamamlanmasına,
- yan aktivitelerin geliştirilerek çeşitliliğinin arttırılmasına,
- başta ulaşım, enerji ve haberleşme altyapısı olmak üzere teknik alt
yapının geliştirilmesine,
36- Küçük sanayi sitelerinin yer seçiminde imar planlarının uygulayıcısı
olan belediyeler, ilgili bakanlıklar ve mesleki kuruluşları arasında (TESK
vb.) tam işbirliği sağlanmasına,
37- Çevre kirlenmesinden aktif ve pasif olarak en fazla etkilenen meslek
mensuplarının, üst meslek kuruluşlarının, çevre ile ilgili uygulamalarda
yer seçimi, planlama, inceleme ve değerlendirme komisyonlarında temsiline
olanak sağlanmasına,
38- İskan dışı alanlarda alınan ruhsatların amacına uygun kullanımında
sıkı denetimin getirilmesine, 39- Doğal ve kültürel kaynakların turizme
olumlu katkılarının arttırılması için yerel yönetimlere olanak tanınabilecek
düzenlemelerin getirilmesine,
40- Kamu yararı adı altında yalnızca özgün sektörlere hizmet düşüncesiyle
ele alınan yatırımların çevresel bütünlük içinde ele alınarak plan kararları
bütünün ulaşılması,
41- Yerli ve yabancı yatırımcılar irdelenmeli, Avrupa topluluğu tarafından
yasaklanan çevreye zarar verecek sanayilerin Türkiye' de de yasaklanmasına,
42- Organize Sanayi Bölgeleri dışında sanayi yerleşimine izin vermeyi
önleyecek gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasına,
43- Daha önce kurulmuş sanayi tesis ve alanları ile ilgili imar tadilatlarında
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Çevre Bakanlığı' nın görüşlerinin alınmasına,
44- Sanayi açısından gelişmiş bölgelerde depo amaçlı ruhsatların durdurularak
çarpık sanayileşmenin önlenmesine,
45- Türkiye' de Serbest Bölgeler sektörel arazi kullanım politikaları
dışında gelişmekte, mal ve hizmetlerin ulus ötesi hareketi ve karın maksimizasyonu
ön planda tutulduğundan, plan kararları ihlal edilmektedir. Serbest bölgelerin
planlaması ulusal ölçekte toplum yararı güden plan kararlarına dayandırılmak
zorundadır.
46- Türkiye' de enerji sektöründeki santral yatırımlarına ilişkin, sektörel
arazi kullanım planlaması, ekolojik çevrenin gelecekte de yaşanabilirliğini
ön koşul olarak ele almalıdır.
47- Çevre düzeni planlarının dinamik, stratejik plan anlayışı çerçevesinde
geliştirilmesine,
48- Sektörel yaklaşımların bütünlük içerisinde diğer sektörlerle ilişkilendirilerek
(Havza, Stratejik çevre etki değerlendirmesi, v.b.) Plan yönetim kararlarına
yönlenilmesine,
49- Tüm bu düşüncelere bağlı olarak çevresel merkezli plan kararları için
Çevre Bakanlığı başta olmak üzere bir şemsiye organizasyonu belirlenmesine
ve yapılandırılmasına,
50- Çevre Bakanlığı' nın kanun kapsamında yeniden ele alınarak daha etkin,
daha yetkili ve daha donanımlı bir bakanlık konumuna getirilmesi için
ilgili çalışmaların ivedilikle yerine getirilmesine, böylece çevre kapsamında
yetki karmaşasına son verilmesi ile ilgili çalışmaların başlatılmasına
karar verildi.
5. KOMİSYON
KARARLARI
"ÇEVRE HAKKI VE YARGININ ROLÜ" KONULU
5. KOMİSYON SONUÇ RAPORU
Çevre hakkı Anayasamızın 56. maddesi de dahil
olmak üzere çok sayıda ülkenin Anayasalarında dolaylı ya da doğrudan yer
almıştır. Bu hak bölgesel nitelikli insan hakları sözleşmelerinde yer
aldığı gibi, bu konuda doğrudan çevre ile ilgili uluslar arası metinlerde
de hükümler bulunmaktadır. Uluslar arası düzeydeki temel insan hakları
sözleşmelerinde de yer almasına ilişkin çalışmalar hızlanmıştır. Birleşmiş
Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonunca hazırlanarak 1998 yılında imzaya
açılan "Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Çevresel Karar Verme Süresine
Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus sözleşmesi" nin
2. maddesi bu hakkı tanımıştır.
Ulusal ve uluslar arası düzeyde bu konuya
verilen önemin sonucunda çevre hakkının pratiğe aktarılmasının yolları
olarak da "usule ilişkin haklar" ın (bilgiye erişim, katılım, yargıya
başvuru hakları) tanınması zorunlu olmuştur. Ülkemizde de Anayasamızdaki
tanınmanın, uygulamada etkili bir şekilde kullanılmasına ilişkin hukuki
düzenlemelerle tamamlanması kaçınılmazdır.
Yukarıdaki gerçekler karşısında çevre hakkının
etkili bir şekilde kullanılabilmesi ve uygulanabilmesinin yolları olarak
aşağıdaki önerilerin hayata geçirilmesinin gerekli olduğu sonucuna varılmıştır.
1- Çevre hukukunun temel ilkelerinin, bunların anlamları kuşkuya yer verilmeyecek
şekilde açıklanmak suretiyle, Çevre Kanununa yansıtılması ve bunları hayata
geçirecek hükümlerin getirilmesi gerekmektedir. Bu ilkeler; önleyicilik,
kirleten öder, ihtiyat, işbirliği ve eşgüdüm. Entegrasyon ve katılım ilkeleri.
2- Sürdürülebilir kalkınma kavramının anlamı, farklı yorumları önleyecek
şekilde ilgili mevzuata yansıtılmalıdır.
3- Çevre hakkının uygulanmasında güçlük yaratması nedeniyle mevzuattaki
karmaşa ve çelişkiler giderilerek bütünlük sağlanmalıdır.
4- Aarhus Sözleşmesi imzalanmalı; Sözleşmenin uygulanabilmesine ilişkin
gerekli alt yapı oluşturulmalıdır.
5- Yukarıdaki genel öneriler çerçevesinde çevreye özgü yargılama usullerinin
geliştirilmesi gerekli görülmüştür. Bu kapsamdaki somut önerilerimiz aşağıda
sıralanmıştır.
a) Çevre ili ilgili davalarda, ileride ihtisas mahkemeleri sistemine geçilmesi
olasılığı da dikkate alınarak, gecikilmeden yetkili mahkemeler arasında
bu davalara bakmak amacıyla görev bölümü yapılmalıdır.
b) Gerek çevreye verilecek zararın büyümemesi, gerek planlanan yatırım
faaliyetlerinin doğru şekilde yapılmasının gecikmemesi bakımından, yargı
önüne getirilen çevreye ilişkin uyuşmazlıkların süratle sonuçlanabilmesini
sağlayacak usul hükümleri getirilmelidir.
c) Çevre ile ilgili uyuşmazlıklarda, objektif, tarafsız ve sorumlu çalışmayı
sağlayacak ayrı bir "bilirkişilik sistemi" oluşturulmalıdır.
d) Kişilerin, çevre sorunları ile ilgili olara, adli yargı da dahil olmak
üzere dava açma hakkının genişletilmesine yönelik hükümler Çevre Kanununda
yer almalıdır. Bu düzenlemede hakkın kötüye kullanılmasını önleyecek yöntemler
de dikkate alınmalıdır.
e) Kamu yararına açıkça tehdit oluşturan durumlarda idari yargıya başvuru
süresinin aşılıp aşılmadığı hususunda yargıcın takdir hakkı olduğuna ilişkin
hüküm Çevre Kanununda yer almalıdır.
f) Çevreye ilişkin yargı karalarının idare tarafından "üstün kamu yararı"
oluşturan çevreyi korumak amacıyla açılacak davalarda masraf, kanıt yükü,
nedensellik gibi dava koşulları konularında özel hükümler Çevre Kanununda
yer almalıdır.
g) Çevre sorunlarına ilişkin olarak kişiler tarafından "üstün kamu yararı"
oluşturan çevreyi korumak amacıyla açılacak davalarda masraf, kanıt yükü
ve nedensellik gibi dava koşulları konularında özel hükümler Çevre Kanununda
yer almalıdır.
h) ÇED sürecine ilişkin olarak " Çevresel Etkileri Önemsizdir" ve "ÇED
Olumlu Kararı" alınmadan gerçekleştirilen faaliyetlere karşı açılan davalarda,
"yürütmenin durdurulması kararı"nın davacının istemine bağlı olmaksızın
dava açılır açılmaz hakim tarafından resmen verilmesine ilişkin bir hükme
Çevre Kanununda yer verilmelidir.
6- Kişilerin çevreyi kirletme ve bozmaları önlemek için çevreye duyarlı
bireylerden oluşacak "gönüllü çevre müfettişliği" sisteminin kurulması
amacıyla hukuki düzenlemeler yapılmalıdır.
7- Proje düzeyindeki ÇED uygulamasında bütün kesimler bakımından ortaya
çıkabilecek uyuşmazlıkların önüne geçmek için stratejik ÇED sistemi benimsenmeli
ve gerekli hukuki düzenleme yapılmalıdır.
8- ÇED Yönetmeliği başta olmak üzere çevre ile ilgi diğer yönetmeliklerdeki
asli önlem taşıyan hükümlere doğrudan Çevre Kanununda yer verilmelidir.
9- Kişilerin çevresel bilgiye erişim ve katılım olanakları genişletilmeli
ve yürürlükte olan yasalar bu konuda hükümler konulmalıdır. ÇED sürecinde
daha erken aşamada ve daha etkili katılım usulleri geliştirilmelidir.
ÇED İnceleme Değerlendirme Komisyonlarına sivil toplum örgütlerinden de
temsilcilerin katılmasına ilişkin bir hüküm ÇED Yönetmeliğine eklenmelidir.
Mahalli Çevre Kurallarına yerel halktan ya da sivil toplum örgütlerinden
temsilci katılmasına ilişkin bir hüküm de 443 sayılı Çevre Bakanlığının
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye eklenmelidir.
10- Katılım mekanizmasının etkili olmasını ve çevreye ilişkin uyuşmazlıkların
yargı önüne götürülmesine gerek kalmadan çözümlenmesini sağlamak amacıyla
"Çevre Ombudsmanı" kurumu oluşturulmalıdır.
11- Yukarıdaki önerilerin gerçekleşebilmesi amacıyla TBMM Komisyonları
gündeminde bulunan "Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı" ile Çevre Bakanlığı' nın Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun Tasarısı",
bu öneriler de dikkate alınarak, daha da gecikmeden yasalaştırılmalıdır.
12- Çevre mevzuatının uygulanmasını sağlamak için Valilikler bünyesinde
halen var olan denetim sistemi etkili bir "Çevre Zabıtası" oluşturma doğrultusunda
geliştirilmelidir.
13- Yukarıdaki önerilerde belirtilen katılım olanaklarının kullanılmasında
temel rol oynamaları nedeniyle çevre ile ilgili Sivil Toplum Örgütlerinin
eğitilmeleri konusunda disiplinlerarası nitelikte, özel bir eğitim programı
saptanıp uygulanmalıdır.
14- Katılım ilkesinin uygulanmasına yönelik bütün somut önerilerin etkili
bir şekilde gerçekleştirilebilmesinin temel koşulu çevre bilincinin geliştirilmesidir.
Bu nedenle çevre eğitimine ilişkin etkili yöntemlerin toplumsal yapıdaki
tüm kesimler açısından ayrı ayrı saptanması ve "Ulusal Seferberlik" anlayışı
çerçevesinde uygulanması zorunludur. Bu kesimler; okul öncesi ile ilk
ve orta öğretim ve yüksek öğretim öğrencileri, işçiler, işverenler, gençler,
kadınlar, çiftçiler, köylüler, yöneticiler, bürokratlar, milletvekilleri,
askeri personel, mesleki örgütler, medya çalışanları gibi toplumsal yapının
her düzeyinde bulunan ve sorumluluk taşıması gereken kişi, grup, örgüt
ve kurumlardır.
[Geri]
[yazinin devami]

|