|

2. KOMİSYON
KARARLARI
IV. ÇERE ŞURASI 2 NO'LU KOMİSYON ÇEVRE TEKNOLOJİLERİ
6-8 Kasım
2000 tarihlerinde İzmir'de düzenlenen IV. Çevre Şurasında Çevre Teknolojileri
Komisyonunun yaptığı çalışmalar sonucu aşağıdaki önerilerin hayata geçirilmesinin
gerekli olduğu sonucuna varılmıştır:
1. Çevre kirliliği azaltım sistemleri, tesis tasarımından başlayarak ele
alınmalı, bu amaçla yasal altyapı hazırlanmalıdır.
2. Çevre Kanunu gereği çıkartılan yönetmelikler Avrupa Birliği mütesabatı
da gözönüne alınarak revize edilmeli, revizyonda standartlar bulunabilir
en iyi teknolojiler gözönüne alınarak belirlenmelidir.
3. Çevre kirliliğini önleyici tedbir alan kurum ve kuruluşlara belirlenecek
standartlara göre teşvik edici muafiyet ve indirimler getirilmeli, teknik
destek verilmeli, mevzuatın ayarlanması ile çifte standarttan kaçınılmalıdır.
4. Çevre teknolojileri, temiz üretim ve çevre kirliliğini önleme konusunda
araştırma geliştirmeye verilen destek artırılmalıdır.
5. Temiz üretim de dahil olmak üzere çevre teknolojilerinin geliştirilmesi
için teşvikler sağlanmalı, bu konudaki araştırma ve geliştirme çalışmalarının
finansmanı için yeterli kaynak ayrılmalı, çalışmaların sonuçlarının değerlendirilmesinde
risk sermayesi yönteminin öncelikle bu tür çevre projeleri için uygulanması
sağlanmalıdır. 6. Sanayiden kaynaklanan kirlilikten yerleşim birimlerini
olumsuz etkilenmemesi için başta organize sanayi bölgeleri olmak üzere
mümkünse mevcut, mümkün değilse yeni kurulacak sanayi tesisleri etrafında
geniş koruma bantları oluşturulmalı ve bu koruma bantlarının ihlali engellenmelidir.
7. Ülkemizde kullanılan mevcut teknolojilerin ve uygulanabilir temiz üretim
teknolojilerinin envanteri çıkarılmalı, teknoloji değişikliğine gitmek
isteyen, temiz üretim teknik ve teknolojileri kullanmak isteyen veya yeni
yatırım yapacak olanları yönlendirmek ve Çevre Bakanlığına bu konularda
bilgi, doküman ve gerekli danışmanlık hizmeti verecek bir merkez oluşturulmalı,
pazarda pay alması istenmeyen geri, fazla kaynak tüketen ve kirletici
teknolojilerin ülkeye girişi engellenmelidir.
8. Çevre kirlenmesinin bertarafı amacıyla kullanılmaya başlanan genetik
yapısı değiştirilmiş mikroorganizmaların çevreye verilmesinin önlenmesi,
bunların kapalı kullanım standartları ve kurallarını belirleyen yasal
çerçeve oluşturulmalıdır.
9. Sanayide çevresel sorunların en aza indirilmesi, Avrupa Birliği uygulamalarına
uyum kapsamında, çevresel yönetim sistemleri (ISO-14000 gibi) ve gönüllü
sanayi taahhütlerini (kimya sanayiindeki gibi Üçlü Sorumluluk) yaygınlaştırılması
teşvik edilmeli ve desteklenmelidir.
10. Yerel yönetimlere yardımcı olma üzere arıtma ve katı atık bertarafı
konusunda uygun projeler geliştirilmelidir.
11. Teknolojik ilerlemeler çerçevesinde ölçme ve izleme altyapısı güçlendirilmeledir.
12. Gürültünün azaltılması teknolojik açıdan izlenerek, uygulanmalıdır.
Hava
13. Özellikle büyük şehirlerde trafikten kaynaklanan kirliliğin tespiti
amacıyla hava kalitesi ölçümleri uçucu organik birleşikler ve ozonu da
ölçecek şekilde etkinleştirilmelidir.
14. Enerji ekonomisinin sağlanması açısından ısı yalıtımına önem verilmeli,
enerji tasarrufunun teminen ilgili kuruluşlarca gerekli tedbirler alınmalıdır.
15. Enerjinin ekonomik kullanımının sağlanması için ülke bazında merkezi
ısıtma, küçük yerleşimlerde şehir ısıtmacılığı teşvik edilmeli, konutlarda
kullanılan ısının ölçülerek ısınma bedelinin bu çerçevede yapılabilmesi
için gerekli yasal altyapı oluşturulmalıdır.
16. Ülkemizde üretilen katı yaktılar kullanılabilir hale getirilmeli,
kömürlerimizde gazlaştırma yöntemlerinin araştırılması ve yaygınlaştırılması
teşvik edilmelidir.
17. Proses gazların artırılması ve/veya başka kimyasalların üretilmesi
için araştırma ve işletler için teşvik destek verilmelidir.
18. Sınır ticareti kapsamında ülkemize giren sıvı yakıtların kaliteleri
sıkı bir şekilde kontrol edilmelidir.
19. Hava Kalitesinin Kontrolü Yönetmeliğinden koku konusundaki emisyon
ve imisyon standartlarının eklenmeli, ölçüm ve analize ilişkin esaslar
belirlenmelidir.
İçmesuyu
20. Dezenfeksiyon metotları içmesuyu kalitesine bağlı olarak belirlenmelidir.
21. İçmesuyu standartları günün koşullarına bağlı olarak sürekli olarak
güncelleştirilmelidir.
22. Musluklardan akan suyun içilebilir niteliğe sahip olması için gerekli
tedbirler alınmalıdır.
23. Yer altı sularının kullanım ve korunumu ile ilgili mevcut durum belirlenerek
kirliliğin önlenmesi yönünde uygun teknolojiler yardımı ile gerekli tedbirler
alınmalıdır.
Atıksu
24. Fosseptiklerde toplanan atıksuların değerlendirilebilmesi için Sıvı
Atık Yönetimi Master Planı çalışmaları başlatılmalı, çağdaş "fosseptik
yönetimi" anlayışı doğrultusunda geçiş süreci içinde mevcut fosseptiklerden
denetimli olarak yararlanmaya ve böylece aksi halde geçici tesislere ayrılacak
finansmanın nihai projeye aktarmaya olanak veren yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
25. Alıcı ortamların özümleme kapasiteleri belirlenmeli, bölge ve yerleşim
koşulları da dikkate alınarak deşarj yapılacak ortamlara uygun altyapı,
arıtma sistem ve üniteleri oluşturulmalı, Yönetmeliğin ilgili hükümlerinin
uygulanabilirliği araştırılmalıdır.
26. Atıksu altyapı tesislerini kurmamış belediyelerin sorumluluklarını
yerine getirmeleri konusunda mali ve cezai yaptırımlar getirilmelidir.
27. Belediyelerin özel kanunla kurulmuş su ve kanalizasyon işleri ili
ilgili kuruluşlarının görev alanları ve sorumlulukları yeniden belirlenmelidir.
28. İMO Sözleşmesi uyarınca deniz araçlarından kaynaklanan sintine balast
suları ile atıkların alınması için atık kabül, artırım ve bertaraf etme
tesisleri kurulmalıdır.
Evsel
Katı Atık
29. Evsel katı atık yönetiminde yöresel pratik yönetim ve bertaraf uygulamaları
geliştirilmelidir.
30. Mümkün olduğunca atıklarında kaynağına ayrılarak toplanması için kampanya
başlatılmalı ve teşvik edilmelidir.
31. Katı atık yönetiminde (toplama, taşıma, bertaraf) çöp depolama alanı
yapılması, işletilmesi ve ileriye yönelik izlenmesi için finansman ayrılmalıdır.
32. Evsel atık bertarafı yönünde yeni deponi alanları geliştirme sıkıntıları
nedeniyle mümkün mertebe mevcutlar rehabilite edilerek kullanılmalıdır.
33. Büyükşehir belediyesi olmayan yerlerde birlik modelleri oluşturularak,
ortak evsel atık bertaraf tesisleri kurulmalıdır
34. Özellikle organik menşeli evsel katı atıklar için yakma metodu ile
bertaraf etme yerine bu atıklar kaynağından ayrılmalı, değerlendirilmeli
ve değerlendirilemeyenler deponilerde bertaraf edilmelidir.
Tehlikeli
Atıklar
35. Tek hastane bulunan yerleşimlerde tıbbi atıkların bertarafı hastane
bünyesinde çözümlenmeli, diğer yerlerde ortak bertaraf tesisi kurulmalıdır.
36. Bazı tehlikeli atıkların uygun teknik donanımına sahip çimento fabrikalarında
kontrollü olarak yakılması konusunda mevzuat çalışmaları tamamlanmalıdır.
37. Tehlikeli atık üreten ve bertaraf edilen tesisler için yönetim planlarını
yapılmasında sanayicilere yardım edilmelidir.
38. Tehlikeli atık yönetiminde çevresel sorumluluk kavramı ve çevre sigortası
oluşturulmalıdır.
39. Atık deponi alanlarından kaynaklanan sızıntı sularının yer altı su
kaynaklarına karışmaması için deponiler gözlem kuyuları izlenmelidir.
40. Tehlikeli atık yönetiminde lisanslı (toplama, taşıma, bertaraf) tesisleri
geliştirilmelidir.
41. Kullanılmış atık piller ayrı toplanarak bertaraf edilmelidir.
Enerji
42. Varolan enerji planlamasına hidrojen enerjisi gibi diğer yeni ve yenilenebilir
nitelikteki kaynaklar süratli bir biçimde yansıtılmalı, ve yerel anlamda
enerji üretim tesisleri desteklenmelidir.(**)
(*) Bu
maddeye Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü temsilcisi çekince koymuştur.
(**) Bu maddeye Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile Türkiye
Atom Enerjisi Kurumu temsilcileri çekince koymuştur.
3.KOMİSYON
KARARLARI
DOĞAL
HAYATIN KORUNMASI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR YÖNETİMİ III. KOMİSYON RAPORU
Türkiye, coğrafi konumu itibariyle pek çok
konuda olduğu gibi biyolojik çeşitlilik yönünden ve yeryüzünün en önemli,
aynı zamanda da en stratejik konuma sahip ülkelerinden biridir.
Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasındaki
geçiş noktası üzerinde bulunması, üç tarafının farklı ekolojik karakterdeki
denizlerle çevrili oluşu, deniz seviyesinden 5000 metreyi aşan yükseklik
farklılıkları ve bunun neticesinde ortaya çıkan iklim çeşitliliği, Türkiye'
ye önemli ölçüde biyolojik zenginlik kazandırmıştır.
Avrupa kıtasının tamamında bitki türü sayısı
12.000 civarında iken sadece Türkiye' deki bitki türü sayısı 10.000'e
yaklaşmaktadır. Yapılan yeni araştırmalar bu sayının daha da artacağını
göstermektedir. Bu türlerden 3000'i endemik olup, sadece ülkemizde bulunmaktadır.
Ülkemizde 80.000 civarında hayvan türü olduğu kabul edilmektedir. Bu sayı
tüm Avrupa'daki hayvan türü sayısının hemen hemen 1.5 katıdır.

Türkiye, aynı zamanda yeryüzünün en önemli
gen merkezlerinden biridir. Beslenmemizde önemli yer tutan pek çok türün
anavatanı Anadolu'dur. Örneğin badem, armut, erik, incir, asma, kiraz,
vişne, nar gibi meyveler; soğan, sarımsak, pırasa, bakla, bezelye, gibi
sebzeler buğday, yulaf, çavdar gibi tahıl ürünleri Anadolu'dan yeryüzüne
yayılmıştır.
Biyolojik kaynaklar, gıda, giyim, barıma,
ihtiyaçlarının karşılanmasında; ilaç ve kozmetik sanayisinde vazgeçilmez
bir önem arzetmektedir. Biyoteknolojide kaydedilen ilerlemelere paralel
olarak bu önem her geçen gün daha da artmaktadır. Bu nedenle biyolojik
çeşitliliğinin zenginliği ülkelerin geleceği açısından büyük bir avantaj
oluşturmaktadır.
Bu zenginliğe ve biyolojik çeşitliliğin öneminin
her geçen gün artmasına karşın, ne yazık ki ülkemizde tüm kamu kurumlarınca
kabul edilmiş ve kamuoyu tarafından benimsenmiş bir doğa koruma politikası
geliştirilememiştir.
Ülkemizdeki hızlı nüfus artışının yanı sıra,
1950'li yıllarda başlayan sanayileşme ve altyapı yatırımları, tarımda
modern tarım alet ve tekniklerinin kullanılması, köylerden kentlere göç
ve artan turizm faaliyetleri doğal kaynaklar üzerindeki baskının artmasına
neden olmuş; kıyılar büyük ölçüde tahrip edilmiş; sularımızın bir kısmı
kullanılamaz hale gelmiş; deniz ve göller kirlendiği için balık üretimi
düşmüş, tarım alanlarının önemli bir kısmı sanayi ve yerleşime açılmıştır.
Yine yanlış politika ve uygulamalar sonucunda biyolojik çeşitlilik ve
ekolojik dengenin korunması yönünden son derece önemli olan orman alanları
daralmış, mera alanlarının %50'den, sulak alanların %40 ' dan fazlası
kaybedilmiş, kalanlarında ise ekolojik denge bozulmuştur.
Ülkemizdeki doğa koruma faaliyetlerinin tarihi
1950'li yıllara uzanmasına karşın, hukuki ve idari alanda gereken önem
verilmediği ve yeterli kaynak ayrılmadığı için çabalar etkisiz kalmış
ve arzulanan hedeflere ulaşmak mümkün olmamıştır.
Bu süreç içerisinde çok sayıda yasa çıkarılmış;
ancak, bu yasalar farklı zamanlarda ve farklı ihtiyaçlara cevap vermek
üzere hazırlandığı için, birbiriyle çelişen hükümleri içermekte, aralarında
organik bir bağ bulunmamaktadır.
Doğa koruma ile ilgili çıkarılmış uluslar
arası sözleşmelerin tamamına taraf olunduğu halde ulusal mevzuat uluslar
arası sözleşmelerle uyumlu hale getirilmediğinden uygulamadaki dar boğazları
aşmak mümkün olamamıştır. Uluslar arası sözleşmelerin yanısıra ulusal
mevzuat gereği birden fazla koruma statüsünün olduğu alanlarda bile etkili
bir koruma ve yönetim sağlanamamıştır.
Planlama ve projelendirmelerde, kurumların
kendi öncelikleri, görev, yetki ve sorumlulukları çerçevesinde bağımsız
hareket etmeleri, işbirliğinden kaçınmaları uygulamada kaynak israfının
yanısıra, telafisi mümkün olmayan zararların yaşanmasına neden olmuştur.
Doğal yaşam alanlarının ve biyolojik çeşitliliğin korunması ve yönetiminde
yukarıda belirtilen temel sorunların yanısıra, ülkemizde aşılması gereken
önemli darboğazlar vardır:
.
Yasaların yetensizliği ve var olan yasaların birbiriyle çelişen hükümler
ihtiva etmesi, kurumlar arasındaki yetki karmaşası,
. İlgili kurum ve kuruluşlar arasında eşgüdüm
ve işbirliğinin yeterince sağlanamaması,
. Karar vericiler ve planlamacılar dahil
olmak üzere ilgili kesimlerde doğa koruma bilincinin yetersizliği,
. Kurumların gerek altyapı ve teknik donanım
gerekse alanların ekolojik işleyişini değerlendirebilecek, yorumlayabilecek
ve planlama yapabilecek teknik personel yönünden yetersizliği,
. İlgili tüm kurumlarca benimsenmiş, uygulanabilir
bir planlama ve yönetim anlayışının olmayışı,
. Yasaların gerektirdiği tedbirlerin uygulanamaması
ve etkili denetim yapılmayışı,
. Alanlarda düzenli bir izleme yapılmaması;
sağlıklı ve doğru değerlendirmelere olanak verecek ölçü ve nitelikte
veri tabanının bulunmayışı.
ÖNERİLER
Politika ve Stratejiler
. Doğal yaşama ortamları ve biyolojik çeşitliliğin
korunmasına ilişkin ulusal ve uluslar arası amaç ve prensipler, başta
DPT tarafından yapılan 5 yıllık Kalkınma Planları olmak üzere tüm sektörel
plan ve programlara entegre edilmeli; Günden 21, Ulusal Çevre Eylem
Planı, Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı, Bitki Genetik
Çeşitliliğinin Yerinde Korunması Ulusal Planı hayata geçirilmelidir.
. Doğa koruma politikaları; eğitim, bilim,
ekonomik araçlara dayalı uygun yasal düzenlemeler üzerine oturtulmalıdır.
. Sürdürülebilir ve organik tarımın (ekolojik
tarım) desteklenmesi için ulusal politikalar belirlenmelidir.
. Genetik yapısı değiştirilmiş (transgenik)
canlılara ilgili Cartagene Biogüvenlik Protokolü hükümlerinin ulusal
düzeyde uygulanması için gerekli kurumsal, idari ve hukuki yapı ivedilikle
oluşturulmalıdır.
. Türlerin risk değerlendirmesi yapılmadan
ekonomik nedenlerle dahi olsa yabancı ve yayılmacı türlerin doğal ekosistemlere
girişi önlenmelidir.
. Doğal ortamlardaki insan baskısının azaltılması
için alternatif geçim kaynaklarının temini amacıyla, havza bazında kırsal
kalkınma planları yapılmalıdır.
Yasal Durum
. Doğa koruma ile ilgili kurumların yetki
görev ve sorumluluklarını belirleyen yasalar; kurumlar arasındaki yetki
karmaşasını ortadan kaldıracak ve kurumlar arasında işbirliği ve koordinasyonu
güçlendirecek şekilde yeniden düzenlenmelidir.
. Ulusal mevzuat, AB Doğa Koruma Mevzuatı
ve uluslar arası sözleşmelere uyumlu hale getirilmelidir. Uluslar arası
sözleşmelerin ulusal düzeyde uygulanmasını destekleyecek yasal düzenlemeler
ivedilikle gerçekleştirilmelidir.
. Doğal alanların kaybına neden olan yasal
düzenlemeler yürürlükten kaldırılmalı, koruma alanları dışındaki biyolojik
çeşitliliğin ve yaşama ortamlarının koruması için yasal düzenlemeler
yapılmalıdır.
. Kamu yararı gözetilirken sadece sosyal
ve ekonomik değerlerin değil, ekolojik fonksiyonlarında değerlendirmeye
katılması sağlanmalıdır.
. Çevre Bakanlığının yetkilerin arttırmalı,
kadro ve bütçe imkanları güçlendirilmelidir.
. TBMM'inde bekleyen doğal yaşamı etkileyecek
yasalar (Çevre Bakanlığı Kuruluş Kanunu Çevre Kanunu, Hayvanları Koruma
Kanunu, Kara Avcılığı Kanunu vb. ) ivedilikle çıkarılmalıdır.
. Kıyı ve dağ alanlarındaki biyoçeşitliliğin
tahribatının önlenmesi için Kıyı Kanunu ve Turizmi Teşvik Yasasında
gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
· Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları oy hakkına sahi bireylerden
oluşan çok disiplinli (mültidisipliner) bir yapıya kavuşturulmalıdır.
. Kara Avcılığı kanununda değişiklik yapılarak
Merkez Av Komisyonlarında bilimsel kuruluşlardan ve Çevre Bakanlığı'ndan
temsilcilerin oy hakkına sahip olarak katılımı sağlanmalıdır.
. Hava kirliliğinin orman ağaçları üzerindeki
olumsuz etkilerinin azaltılması amacıyla, Hava Kalitesinin Korunması
Yönetmeliğindeki değerlerin vejetasyonunun korunmasına yönelik değerlere
indirilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.
Kurumsal Kapasite
. İlgili kurumlar, gerek altyapı ve teknik
donanım olarak, gerekse doğal alanların ekolojik işleyişini değerlendirebilecek,
yorumlayabilecek ve planlama yapabilecek personel yönünden güçlendirilmelidir.
Bu amaçla genel bütçeden daha fazla kaynak ayrılmalıdır.
. Personelin güçlendirilmesi için yönetim
planlaması, envanter metodolojileri, izleme, çevresel etki değerlendirilmesi,
acil eylem planları gibi konularda eğitim programları geliştirilmeli
ve uygulanmalıdır.
Bilinçlendirme ve Halkın Katılımı
. Politikacılar, karar vericiler ve planlamacıların bilgilenmeleri
ve ilgilerinin artırılmasına yönelik programlar geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.
. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere belirlenen hedef
kitlelerin medya, eğitim kurumları, silahlı kuvvetler, diyanet işleri
ve sivil toplum örgütleri gibi kurum ve kuruluşlar vasıtasıyla doğa
koruma bilinçleri artırılmalı; doğa koruma faaliyetlerine aktif olarak
katılımları sağlanmalıdır.
. Planlama ve karar süreçlerine yerel halkın
ve sivil toplum örgütlerinin katılımı için çabalar artırılmalıdır.
. Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir
kullanımı için gerekli bilgi ve veriler toplanmalı ve dağıtımı sağlanmalıdır.
. Doğa Tarihi Müzeleri kurulmalıdır.
. Yerel sivil toplum kuruluşları Çevre
İl Müdürlükleri tarafından teknik ve lojistik açıdan desteklenmelidir.
Envanter
. AB Doğa Koruma Mevzuatı ve Uluslar arası
Sözleşmelerde öngörülen kriterler dikkate alınarak, nadir ve risk altındaki
alanlar ile yüksek düzeyde biyolojik çeşitliliği destekleyen yaşam ortamlarının
envanteri çıkarılmalı; yine aynı kriterler çerçevesinde nesli tehlikede
veya tehdit altında, nadir ve lokal endemik olan türlerin listeleri
hazırlanmalı; resmi belge olarak yayımlanmalı ve ilgililere ulaştırılmalıdır.
. Natura 2000 ve Avrupa Ekolojik Bilgi
Ağı (Emerald Network) esas alınarak Ulusal Korunan Alanlar Ağı hazırlanmalıdır.
Özel İhtisas Komisyonları (bilim adamları ve ilgili kurum ve kuruluşların
uzmanlarından) kurulmalı; bu komisyonlar vasıtasıyla yukarıdaki hedeflere
ulaşmak için uygun bir strateji ve çalışma programı hazırlanmalı ve
ilgili kurumların işbirliği ile uygulanmalıdır.
Planlama ve Yönetim
. Avrupa Birliğince geliştirilen ve üye
ülkelerce uygulanan "Doğal Alanlar İçin Yönetim Planı Rehberi"nin ilgili
tüm kurumlarca ve akademik çevrelerce benimsenmesi için ulusal düzeyde
çalışmalar başlatılmalı ve yaygınlaştırılmalıdır. Anılan rehber esas
alınarak öncelikli alanlardan başlanarak yönetim planları hazırlanmalı
ve uygulanmalıdır.
- Doğal hayatın korunması ve sürdürülebilir yönetimi için yaşam alanı
öğelerinin biyolojik ve ekolojik ilişkileri saptanmalıdır.
- Bu saptanan veriler ülke, bölge ve yerel alan plan hiyerarşi içinde
özelden genele irdelenerek ekolojik mastır planı yapılmalıdır. Bu plana
dayalı sektörlere bağlı fonksiyon alanlarının planlamasını içeren arazi
kullanım mastır planı elde edilmelidir. Arazi kullanım mastır planına
uygun sosyo-ekonomik kalkınma politikaları yürütülmelidir.
. Uygun koruma alanlarında yönetim merkezleri
kurulmalı; yerinden yönetim izleme ve denetimin yapılabilmesi için çabalar
arttırılmalıdır.
. Dağ alanlarını sürdürülebilir kullanımını
sağlayacak planlama ve yönetim ilkeleri tespit edilmelidir.
. Nesli tehlikedeki türler için eylem planları
hazırlanmalı ve uygulanmalıdır.
. Ülkemiz genelinde korunan alanları orta
vadede %10'a çıkartacak şekilde, her il ve ilçenin doğal özelliklerini
yansıtan insan kullanımından uzak doğal yaşam alanları ayrılmalıdır.
. Sınai ve teknolojik kalkınma nedeni ile
küresel ısınma sonucu ortaya çıkan kuraklık ve çölleşme ile ilgili alınacak
tedbirler üzerinde önemle durulmalıdır.
İzleme ve Denetim
. Sağlıklı ve doğru değerlendirmelere olanak
verecek ölçü ve nitelikte (öncelikli alanlar ve türlerden başlanarak)
ulusal veri tabanı hazırlanmalıdır.
. Korunan alanların ekolojik ve karakterinde
olabilecek değişiklikler tespit etmek ve zamanında gerekli müdahaleleri
yapabilmek için izleme programları geliştirilmeli ve uygulanmalıdır.
. CITES Sözleşmesi hükümleri gereğince,
sözleşme kapsamındaki türlerin tanımlanması amacıyla veri tabanı hazırlanmalı
ve ticaretinin kontrol altına alınabilmesi için teknik altyapı güçlendirilmelidir.
. Yasaların gerektirdiği tedbirlerin uygulanması
için etkin denetim mekanizmaları geliştirilmeli; var olanlar ise güçlendirilmelidir.
Rehabilitasyon ve Restorasyon
. Türlerin sürekliliği açısından geçmişte
anahtar konumunda olan kaybedilmiş alanların yeniden oluşturulması ya
da bozulmuş ekosistemlerin iyileştirilmesi için ulusal programlar geliştirilmeli
ve uygulanmalıdır.
Şura Kararlarının İzlenmesi
. Şura kararlarının uygulanması ve izlenmesi
için İzleme Komisyon kurulmalıdır.
[Geri]
[yazinin devami]
 |