|
İnsan
ve diğer canlıların yaşam ortamı olan su, hava ve toprağın endüstriyel
teknolojinin gelişmesine paralel olarak çeşitli sentetik maddeler
ve diğer toksik atıklarla hızla kirlenmeye yüz tutması daha şimdiden
Dünyanın bir çok yöresini yaşanmaz duruma getirmiştir. Çevreyi koruyucu
önlemler almadan gelişi güzel sanayileşen ülkelerde denetimsizlik,
düzensiz kentleşme, hızla artan nüfus ya da toplumun eğitimsizliğinden
kaynaklanan sorumsuzluk sonucu, sağlıklı yaşamamız için vazgeçilmez
bir gereksinim olan doğanın kirlenmesi alabildiğince artmaktadır.
Ne gariptir ki insanlar kendi yarattıkları bu manzara karşısında
panik içinde çare arayışına girişmekte ve sonuçta faturasını ağır
biçimde kendisine ve nesillerine ödetmektedir.
Son
gözlerde kamuoyunda radyasyon ve deterjanların doğaya dolayısıyla
insan sağlığına olan zararları merak ve endişeyle tartışılmaktadır.
İhmaller ve sorumsuzluklar sonucu ortaya çıktığına inandığımız çevre
kirlenmesi sorunu bugünün insanlarının gelecek nesillerine bırakacağı
kötü bir mirastır.
Çevre kirlenmesinde
rol oynayan organik ve inorganik maddelerin sağlık üzerine olan
olumsuz etkileri gıdalarla ya da diğer yollardan organizmaya alınmalarıyla
olmaktadır. Şimdiye kadar kurşun, civa, aspest insektisidler, plastikler
vb. gibi organik ve inorganik endüstri ve tarımda kullanılan maddelerin
doğa kirlenmesinde rol oynadıkları biliniyordu.
Son yıllarda
nükleer teknolojinin hızla yayılması, insanların şimdiye kadar korktuğu,
yukarıda sözünü ettiğimiz çevre kirleticileri gölgede bırakan bir
tehlikenin doğmasına yol açmıştır. Radyasyon kirlenmesi karşısında
çaresizlik son Çernobil olayında bütün çarpıklığıyla ortaya çıkmıştır.
Herhangi bir kaza ya da ihmal sonucu hızla kıtalararası geniş bir
alana yayılabilen radyoaktif maddeler gelecek nesillerin varlığını
daha şimdiden tehlikeye sokmuştur.
Bu
asrın başında sabun elde edilmesinde kullanılan yağların kıt bulunması,
temizleyici başka maddelerin bulunması için çalışmaların başlamasına
neden oldu. Hem petrolden sentetik yolla elde edilen deterjan üretilmesine
başlandı. Özellikle II. Dünya Harbi sırasında Avrupa ve Amerika'da
yaygın olarak kullanılan sentetik temizleyiciler bulaşıcı hastalıkalrın
yayılmasının önlenmesinde ve temizlik işlerinde büyük kolaylıklar
sağlamıştır. Ancak bu maddelerin rastgele üretilmesi ve çevreye
yayılmasıyla 1960'lı yıllarda A.B.D gibi bazı batı ülkelerinde deterjanların
doğa kirlenmesinde önemli rol oynadığı belirlenmiş ve bu konuda
bir dizi önlemler alma zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Deterjanlara
temizleyici özellik veren yapısındaki yüzey-aktif maddelerdir. Üreticiler
çoğunlukla deterjanlar içinde pahalı olan bu maddeleri düşük oranda
(%10-30) kullanmakta, onun yerine ucuz olan bentonit, kaolin, değişik
tuzlar, asitler ve silikatlar gibi temizleyici özellikleri olan
suda az eriyen inorganik maddeler karıştırmaktadırlar. Bir deterjanın
yapısındaki biyolojik bozulmaya (biyodegredasyon) uğratmayan maddelerin
oranı onun çevre kirlenmesi ve sağlığa olan zararlarının göstergesidir.
Bu maddelerin su ve toprakta bozulmadan kalıp, akarsularla göl ve
denizlere ulaşması buralarda yaşayan canlıları ve onlarla beslenen
insanların sağlığını tehdit etmektedir. Son 25 yıl içerisinde birçok
ülke deterjan üretiminde biyodegredasyonu hızlı yüzey-aktif maddeler
ve katkı maddeleri kullanmaktadırlar. Yüzey-aktif maddesi Lineer
alkil benzen (LAB) ve benzeri yapıda olan deterjanlar su ve toprakta
daha hızlı biyodegredasyona uğradığından deterjan üretiminde öncelikle
yeğ tutulmaktadır. Örneğin A.B.D 1963 yılından bu yana LAB dışında
yüzey-aktif maddenin deterjanlara katılmasına izin vermemektedir.
Ülkemizde üretilen
deterjanlara katılan dedosil benzen (DDB) yüzey-aktif maddesi kimyasal
yapısında sağlam halkalı gruplar içerdiğinden su ve toprakta bakteri
ve enzimlerin etkisiyle oldukça güç çözünmekte dolayısıyla doğada
giderek birikmektedir.
Deterjan
içerisinde bulunan yüzey-aktif madde dışında önemli oranda (%70-90)
bulunan temizleyici, beyazlatıcı, yumuşatıcı, köpürtücü, parlaklık
verici ya da antiseptik özellik veren katlı maddelerinin çoğu da
yüzey-aktif madde gibi insan organizmasına gıdalarda ve diğer yollardan
girdiklerinde dokularda iritasyon sonucu olumsuz etkilere neden
olabilmektedirler. Her ne kadar bu maddelerin kanserojen etkili
olduklarına ilişkin bilgi olmasa da bir çok kanser türünün dokuların
sürekli iritasyonu sonucu oluşabildiği literatürlerde vardır.
Çeşitli gıda
maddeleriyle vücudumuza giren miktarı yapacağı zarar yönünden önemlidir.
A.B.D'de bir günde insan vücuduna giren deterjan yüzey-aktif maddesinin
0.3-3 mg arasında olduğu belirtilmesine karşın ülkemizde bazı yörelerde
yapılan çalışmalar içme sularında çok yüksek miktarlarda deterjan
bulunduğunu ortaya koymuştur.
Her ne kadar
vücudumuza giren günlük deterjan miktarı bilinmese de, bunun çok
yüksek düzeyde olması güçlük bir olasılıktır. Bu nedenle biyodegredasyonu
en hızlı olan deterjan kullanılmasının özellikle ülkemizde önemi
büyüktür.
Sonuç olarak
medeniyet gereği olan temizlik işlerimizde kullandığımız deterjanların
vazgeçilmez yararlarının yanında çevre kirlenmesi ve özellikle sağlığımız
açısından zararlarından korunabilmek için üretimlerinin kontrol
altında tutulması zorunludur. Sağlık Bakanlığı tarafından sağlığa
ve çevre kirlenmesine en az zararlı bileşimlerin saptanıp bu standardın
dışında deterjan üretimine izin verilmemesi gerekmektedir.
|