|
11.500
km2’lik bir alana ve 3378 km3’lük bir hacme sahiptir Marmara Denizi.
Ülkemizin en yoğun nüfus ve sanayi yerleşimlerini kıyılarında barındıran
bir iç deniz konumundaki Marmara Denizi, başlıca beş kaynak tarafından
hızla kirletilmektedir: “Evsel atık sular, endüstriyel atık sular,
tarım alanlarından gelen yağmur suları ile akarsulara ve oradan
da denize ulaşan azot, fosfor ve zirai ilaçlar, Tuna, Dinyeper ve
Dinyester Nehirleri ile Karadeniz’e taşınan ve İstanbul Boğazı’ndan
Marmara Denizi’ne giren kirleticiler ve deniz taşıtlarından boşaltılan
atık sular. Zaman zaman yaşanan deniz kazaları ve ham petrolün bu
kazalar sonucu yayılması bu kirliliğin boyutlarını hızla arttırmaktadır.”
Günümüzde, Erdek-Avşa çevresi, Gemlik ve İzmit Körfezleri sanayi
atıklarıyla, İstanbul ve öteki yerleşim bölgeleri de ek olarak evsel
atıklarla aşırı biçimde kirlenmiştir. “Marmara Denizi, bir yandan
İstanbul Metropolü, İzmit Körfezi, Tekirdağ, Gemlik Körfezi etrafındaki
yoğun yerleşmenin diğer yandan da bu denize akan akarsulardan kaynaklanan
önemli çevresel baskılar altındadır. Tamamen Türkiye’nin bir iç
denizi konumunda olan Marmara’da görülen bu çevresel bozulma hızla
artmakta ve karşılığında hızlı ve etkili tedbirler alınmasını zorunlu
kılmaktadır.”
Marmara’da,
birçok kirletici sınır değerlerin üstündedir. 1980’de yapılan bir
araştırmada tüm kıyı sularında amonyak, nitrit ve nitrat iyonun
arastlanmış, özellikle amonyak ve nitrit iyonunun tehlikeli sınırı
aştığı saptanmıştır.
Kaldı ki, Prof. Dr. Fikret Baykut (İÜ
Müh. Fak. Kimya Müh. Bölüm Başkanı- İÜ Çevre Sorunları Ar. Mer.
Müd.), 1983-84-85 yıllarında yaptıkları araştırmaların sonuçlarıyla
1988-1989’da yaptıklarını karşılaştırdığında nitrat, silikat, fosfat
ortalama değerlerinde “ilk üç yıl ile son yıllar arasında oldukça
yüksek artışlar olduğu”nu ortaya çıkarmıştır. Ayrıca Baykut, “Marmara
sularında muhtelif derinliklerde yapılan O2 tayinleri”nin yaz ve
kış dönemlerinde farklılık gösterdiğini; yıllar geçtikçe O2 çözünürlüğünün
azaldığını; “balıkların yaşaması için gerekli olan 5.5 mg/L O2 içeren
su tabakasının” derinliğinin 1970’te 70 m iken, 1975’te 56 m’ye,
1982’de 40, 1983’te 13, 1984’te 10, 1988’de 5.5 ve 1989’da 5 m’ye
indiğini kanıtlamıştır araştırmalarıyla. Daha yakın yıllarda yapılan
araştırmalara dayanarak Doç. Dr. S. Çolpan Polat Beken, (İÜ Deniz
Bil. ve İşl. Ens.) Marmara Denizi’nin oksijen oranları konusunda
şu bilgileri veriyor:
“
Marmara, alt suyu (50 m), oksijence zengin (7-9 mg/L) Akdeniz suları
ile ortalama olarak 6-7 yılda bir yenileniyor. Ancak, Marmara Denizi
yüzeyinden alt kısımlara taşınan organik maddenin burada bakterilerle
parçalanması hızlı bir oksijen tüketimine yol açmakta ve sulardaki
oksijeni 1-3 mg/L seviyesine indirmektedir. Bu değerler, kıyı bölgelerinde
özellikle yaz aylarında 1 mg/L’nin altına kadar düşebilmektedir.”
Üst ve alt sular arasında kalan ara tabaka ile bunun hemen altındaki
sularda (30-50 m) ise oksijen düzeylerinin yıl içinde önemli farklılıklar
gösterdiğini hatırlatan Beken, yaz aylarında bu derinliklerdeki
çözünmüş oksijenin 0.1-0.3 mg/L düzeyine kadar düştüğünü belirtiyor.
Yetkililer, bu süreç içinde, alt sulardaki çözünmüş oksijen konsantrasyonlarında
önemli değişim olmadığının görüldüğünü söylüyor. Özellikle, kış
aylarında ara tabaka derinliklerinde çok kritik azalmalar gösteren
çözünmüş oksijen göreceli olarak yükselmekte. Ancak, dış etkenlerin
yoğun baskısı altındaki Marmara’nın doğu bölgesi ile kıyı ve körfezlerin
ara ve alt sularında yaz başından Ekim sonuna kadar süren önemli
oksijen azalmasına son yıllarda periyodik olarak rastlandığına dikkat
çekiliyor.
Sudaki
yaşam için çok önemli bir ölçü olan çözünmüş oksijen miktar ve oranları
bakımından Marmara’ya bakıldığında, durumun “ne kadar endişe verici”
olduğu anlaşılmaktadır. Saptama Prof. Dr. Orhan Kural (İTÜ Öğr.
Üyesi)’ın: İstanbul Boğazı’yla Karadeniz’e, Çanakkale Boğazı’yla
Ege ve Akdeniz’e bağlı olan Marmara Denizi, su ürünlerinin geçiş
ve göç yolları üzerinde bulunmaktadır. “Son yıllarda, Marmara Denizi’nin
su kalitesinde ciddi bir kötüleşme meydana gelmiş ve ekolojik denge
bozulmuştur. 1960’lı yıllarda Marmara Denizi’nde yaşayan 125 çeşit
balıktan pek çoğu, bozulan su ortamı şartlarının etkisiyle her yıl
biraz daha kaybolmuş ve günümüzde hâlâ direnerek yaşam savaşı veren
istavrit ve lüfer gibi balıklar kalmıştır. Ancak bu balıkların da
miktarları azalmış ve genel özelliklerini kısmen kaybetmişlerdir.
Balık çeşidinin artık 10’un altına düştüğü anlaşılmaktadır”
Günümüzde,
Marmara Denizi kıyılarının pek çok yerinde denize girilememektedir:Özellikle
İstanbul sahilleri, İzmit, Gemlik ve Bandırma Körfezleri, yüzme
ve tatil amacıyla kullanılamaz duruma gelmiştir. Marmara’nın İstanbul
Boğazı’yla birleştiği yerde kara içine girmiş bir deniz uzantısı
olan Haliç, günümüzde tarihteki adına [Golden Horn (Altın Boynuz)]
yakışmayan duruma gelmiştir: Hızlı nüfus artışı, kuralsız, ilkesiz
kentleşme, plansız sanayileşme nedenleriyle çok kirle-nen Haliç’in
kurtarılması için tüm girişimler ve yapılan aşırı harcamalar sonuçsuz
kalmıştır. Evsel atıklar, endüstriyel sıvı ve atıklar, çöpler, dere
ve yamaçlardan gelen erozyon taşıntıları ve öteki atıklar Haliç’te
aşırı su kirlenmesine yol açmıştır ve artık durum “umutsuz”dur.
O kadar ki, Haliç’in doldurulup başka amaçlarla kullanılması bile
bazı bilim adamlarının aklına gelebilmektedir.
Son yıllarda yerel yönetimlerin aldığı
önlemler, Alibeyköy ve Kâğıthane derelerinin ıslah edilerek kimyasal
atıkların durdurulması, Haliç’e daha az kirli su girdisi sağlamış,
bu nedenle görece bir iyileşme olmuştur. Ancak hem Haliç’in hem
de Marmara’nın temizlenmesinin İstanbul ve Marmara kıyılarındaki
sanayilerin atıklarının tamamen durdurulmasından, evsel atıkların
önlenmesinden sonra mümkün olabileceği belirtilmektedir. İstanbul
metropolünün Boğaz’ın alt akıntısına verilen arıtılmamış evsel atıkları
dolayısıyla Karadeniz’i, Karadeniz’in de üst akıntılar yoluyla ağır
metal konsantrasyonlarını Marmara’ya gönderdiğinden Marmara’yı kirlettiği
bilinmektedir.
Ayrıca Marmara ve Boğazlar “her türlü
deniz taşıma araçlarının sintine ve balast sularından, rafineri
ve petrokimya komplekslerinin atık sularından, petrol dolum ve boşaltım
tesislerinden ve tanker trafiğinden kaynaklanan petrol kirliliği”
yüzünden besin zincirinde oluşan sorunlarla da karşı karşıyadır.
Petrol tankerlerinin Türk Boğazları’ndaki trafikte yarattıkları
sorunlar ve insanlık tarihinin görkemli kalıtı İstanbul’a verdiği/vereceği
olası zararlar da göz önüne alınması gereken önemli sorunlardır.
Kaynak : Yazarın "Çevre Kurtuluş Savaşı
Hemen Şimdi" adlı kitabından alınmıştır.
|